İçeriğe geç

Papatya Yankısı

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Papatya Yankısı

Bölüm 2

1.1

Anımsadığım şeyden emin olmaya çalışıyordum. Gerçek bir anı mı ona bile daha karar vermemiştim. Benim yüz ifademde bir değişiklik olduğunu anlayan ağabeyim ve Ozan bana döndüler. "Tanıyor musun?" Ozan'ın sorusuna cevap bile veremedim. Gözlerimi sabit tutamıyordum etrafta gezinirken beynim durmuştu. İsimde bana tanıdık gelmeye başladıktan sonra ardı ardına hatırlamaya başladım. Yine de adamın beni suçladığı gibi büyük bir soruna neden olduğumu düşünmüyordum. Saçmalığın daniskası olurdu.

Otobüs durağında aniden yanıma oturup birkaç dakika sevgili rolü yapmasına bir şey demediğim o adamı hatırladım. Gizlemeye çalıştığı bir telaş vardı. "Sevgilim dersin ne zaman bitti? Beni niye beklemedim?" dediğinde karşılık vermemiştim aynı zamanda aksine bir davranış da sergilememiştim. Yanımızdan kabadayı denilen takım elbiseli ama kravatsız adamlar geçerken gözleri ile yalvarıyor gibi gelmişti. "Sorun değil." deyivermiş bulundum.

Onun uzun kirpikleri arasındaki kahverengi gözlerindeki panik mi titreyen elleri mi bana bunu yaptırdı bilmiyorum. Sorun değil dedim ve beklediğim otobüse benimle birlikte bindi. Hemen yanımda ayakta yolculuk ederken onu ilk ve son kez gördüğümü bile düşünmüştüm. "Ben Aral." diyerek kendini tanıtıp konuşmaya başlamıştı ama sonrasında teşekkür etmesini bile dinleme zahmetine girmeden kulaklığımı takmıştım.

"Benimle ne alakası var? Ben onu bir kez gördüm."

Adam bir şey yapacağından değilde yerinde duramayınca bana doğru atılıp sonra kendini durdurdu. "Bir kez gördüğünden mi gidip hamile olduğunu o piçlere yetiştirdin." Yeni bir şok sonrası düşüncelerimi değişti. Farklı kişilerden konuşuyorduk, isimler karışmıştı. Hatırladığım adamın bile konuyla bir alakası olamazdı.

"Yok birader sen karıştırıyorsun. Benim alakam yok." Uzaktan bize bakan insanları fark edince tavrımı net koyduğuma inanarak arkamı döndüm. Arkamda bir hareketlilik yaşandı, ağabeyim ve Ozan adamı uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.

Benden hesap sormakta kararlı olan adamı zapt ederlerken ben bu fırsatı uzaklaşmak için kullandım. Ama fazla gidemeden yürüdüğüm kaldırımın yanında ambulans durdu. Aracın arka kapısı hızla açılınca bir telaşın içine çekildim. Ben olduğum yerde kalakalırken inen hemşire yanına gitmem için seslendi. Ambulansın içini net bir şekilde göremesem bile sedyeye uzanmış kişinin ayakkabılarını görebiliyordum. Siyah renkte olan ayakkabı bir erkeğe ait olacak kadar büyüktü. Gözlerim sabit tutamıyordum, kirpiklerin sürekli birleşiyordu. Bir şeyler göremediğim için değil, gördüğümü anlayamadığım için. Elim omzumda asılı çantanın kulpunu daha sıkı kavrarken erkek hemşire bana yaklaştı. Ne istediğini bilmiyorum ama beni acele ettirmeye çalışıyordu. "Hanımefendi hızlı olun, kan kaybediyor."

Onun yönlendirmesi ile kendimi adım atarken buldum. Kalbim deli gibi atıyordu ve sudan çıkmış bir balık gibi etrafa bakıyordum. Bir kafesin içinde sıkışmıştım, etrafımda dolanan bir olay vardı ama ben hareket edemiyordum. Ne kaçabiliyordum ne de tepki verebiliyordum. Ambulansın içinde hemşirenin uyarılarını dinlemeden doğrulmaya çalışan adamı fark ettim.. "Hadi gel." deyip bana doğru elini uzattı. O an yaşananların içine düşmediğimi bizzat çekildiğimi fark ettim. Çünkü simasından tanıdığım o adam durakta 'sorun değil' dediğim kişiydi. Derin ve zarif hatlarıyla bezenmiş yüzünde uzun kirpiklerinin çevrelediği gözlerinde yine aynı panik ve endişeyle doluydu.

Elinin karnına, kanlar içindeki tişörtüne bastırıyordu. Bıçaklanan kişi oydu ve sanki yarasına şifayı ben verecekmişim gibi elini uzatmıştı. Hemşire beni itip ambulansa yaklaştırırken sımsıkı kapalı dudaklarımı nefes almak için açtım. Orada öylece uzun bir süre kalabilirdim.

Fakat hemşire kolumdan tutup sarstı ve bana hesap soran tıknazda ona yardım etti. Apar topar ve ben onlara karşı koyamadan ambulansa tıkıverdiler. Söylediğim durun, ne yapıyorsunuz gibi cümleler ağzımdan hiç çıkmamış gibi etkisizdi. Ambulansın içine girip kapılar kapandığında kutunun içine kapatılmış bir çiçek gibi, yapraklarım güneşsiz ve ben nefessiz kaldım.

Elim ayağın titriyordu, hapsolmuştum. Avazım çıktığı kadar bağırmak ve en dibe gidip burada olduğum kimseye hissettirmemenin arasında kalmıştım.

Hemşireler yaralı adamı sedyeye yatırdığında benimde hemen olan oturma yerine geçmem için eliyle gösterdiler. Neredeyse söylenenleri ve tüm sesleri duyamayacak haldeydim. Kulaklarımdan kendi nabzım kilitlenmişti. Hayatımda ilk kez bir ambulanstaydım, gözlerimde etrafta gezinirken beynim çanlarını çalıyordu.

Elime biri dokununca titredim. Gözlerimi kucağımda stresten dolayı sımsıkı kapattığım ellerime indirdim. Kanlı ve ıslak elini sedyeden uzatıp benim ellerimin üzerine koymuştu. Çekinerek ellerimi kandan uzak tutmak istediğimde sağ elim yakaladı ve sıkı sıkı tuttu.

Gözlerimi onunkilere sabitlediğimde badem rengi gözlerinde biriken yaşı gördüm. Yattığı yerden kafasını çevirmiş bana bakıyordu. Ağlamıyordu ama onun yerine bunu yapabilecek durumdaydım. Kim ne istemişti ondan ya da neye karıştı hiç bilmiyordum. Fakat derin ifadeli gözleri masum olanın kendisi olduğunu bağırıyordu. İnanmak tercih meselesiydi ama gözleri yoğun bir baskı kurabilirdi.

"Sakın elimi bırakma." Canının acıdığı sesinden belli oluyordu. Ondan ve olanlardan çok uzağa kaçmak isterken elimi sıkıca tutup benden elini bırakmamamı istedi. Parmakları daha da sıkılaştırıp kuvvetle elimi sıktı. Bir Şüheda gelecek ve onun yerini aldığım için kızacakmış gibi diken üstündeydim. Neler olduğunu asla kavrayamıyordum. Telefonum çalıyordu ama ben hareket bile edemiyordum. Sık nefeslerim ve hızlı atan nabzım beni kilitlemişti. Kaslarımın sertleştiğini hissedebiliyordum.

Elimi tutan kanlı elinden diksinmek istiyordum ama yarasına şefkat gerekiyor gibi bana bakıyordu. "Özür dilerim." diye fısıldadı. Bıçaklanmıştı ve yarası kanıyordu. Şu an ona sorular sormak bulunduğum bu durum kadar acayip olurdu. Ama tüm bunlara sebep olduğunu biliyordu. Özür dileyecek bir şey yapmıştı. Tam olarak ne olduğunu bilmesem bile beni büyük bir sorunun beklediğini hissediyordum. Olası her sorun benim gibi sıradan insanlar için büyük ve beklenmedik olabilirdi ama bundan daha fazlasını gibiydi.

Yol boyunca elimi çekemedim, hemşire onunla ilgilenirken ben mide bulantımı ve başımın dönmesini durdurmaya çalışıyordu. Bunların hepsi benim için fazlaydı. Yutkunup boğazımdan çıkmak isteyen mide asidimi geri yolladım. Kanın ve daha önce hiç karşılaşmadığım ambulansın kokusu bile beni mahvediyordu.

Sonunda hastahaneye vardığımızda teni beyazlayan ve gözlerindeki canlılığın azaldığı yaralı adamın parmakları gevşedi. Araç sarsılarak durunca göz kapaklarını zorladı ve iyice açmaya çalıştı. Kendini uyandırmaya ve gücünü toplamaya çalışıyordu.

Göz kapaklarını ağır ağır açıp bana tembihte bulundu. "Sakın yanımdan ayrılma." Biri ona bir şey yapar diye korkuyor muydu? Bu ihtimal bile beni korkudan titretiyordu. Onu koruyamam ya da herhangi bir şey yapamam. Tek istediğim duran ambulanstan inip eve gitmek.

Ona bir şey söylemem için gözlerimin içine bakıyordu. "Sorun yok. Hastahaneye geldik." Benim kurduğum bu iki cümle havada kalırken onu dışarı çıkardılar ve sedyenin tekerlekleri aceleyle döndü. Arkada kalmaktan rahatsız hissedip indim. Ben nerede olduğumu ve eve nasıl gidebileceğimi düşünürken yaralı adam hastahaneye sokulurken bile elini bana uzattığını fark ettim.

Elimi yüzüme sürüp terimi silmek istiyordum ama kurumuş kanın izleri engelledi. Öne uzatıp parmaklarıma, avucumu baktım. Sanki yıllardır benimle değillerdi, onları ilk defa görüyordum. Kan benim olanı benden uzaklaştırmıştı.

Acil girişi arabalarla doluydu beni ezmesinler diye kenara çekildim ve bizi getiren ambulansın arkasından uzun uzun baktım. Açık hava daha iyi hissettiriyordu, derin derin nefes alıp göğsümü şişirdim. Mide bulantım azalırken oradan uzaklaşmak için yürümeye başlamıştım ki bir kadının temkinli sorusu beni durdurdu.

"Şüheda kızım sen misin?" Beni yoklayan teyzeye doğru döndüğümde gözleriyle beni sıkladı. Ben yalanlamak üzereydi. Bugün adımı bilmek istemiyordum. Tanımadığım insanlardan duymak istemiyordum. Bir bela adımın etrafında dolanıyordu ve kendi ismimden vazgeçebilirdim. Fakat orta yaşlardaki boyu kısa, kilolu ve beyaz tenli teyze emin olmuş gibi kararlı bir bakış gözlerinden geçince bana sarıldı. Aniden geri çekildim ve artık yeterince yaşadığım şokla öfke gösterebileceğimi düşünüyordum.

"Sen kimsin?" Kadın boyun eğen mahcubiyetle konuştu. "Kuzum ben Aral'ın annesiyim."

Ağlamaklı sesim gözyaşlarımın sinyalleriydi. Yalvarır gibi sordum ve onu tanımadığımı yüz ifademle belli ettim. "Aral kim!" Kollarımı iki yana açıp sersenişte bulunurken artık kendimi tutmak zordu. Kadın afalladığında yanındaki adam beni işaret edip sanki ben duymuyormuşum gibi hakkımda konuştu. "Hala görmüyor musun, kız hiç iyi değil? Korktu herhalde."

Halasının hiç geri çekilmeye niyeti yoktu. "Batu'nun annesiyim ben. Ah yavrum ne haldesin!" diyerek kendini tanıtma derdindeydi. Ne varmış halimde diyemeden ellerimdeki kanı da bulaştırdığım bez çantamı, şu baş belası adamın elimi tutarken dizlerime bulaştırdığı kandan sesim çıkmadı. Gerçekten de bir kazazede gibi görünüyordum.

Pasif bir insan olduğumu kabul ediyorum ama bu benim için bile fazlaydı.

"Benim konuyla bir alakam yok." demeye kalmadan uzakta duran arabadan inenler de etrafta toplanmaya başladı. Siyah arabalar, siyah takım elbiseli adamlar... Sanki herkes günün ne kadar karanlık olacağını önceden tahmin etmiş gibi üstüme geliyordu.

Bacaklarım titriyordu. Herkes bir telaşta içinde olmasına rağmen yaralı adamın yanında gitmeyip tüm odaklarını bana çevirmişlerdi. Nabzımın atışından başım dönüyordu ve terliyordum. Paniğe kapılmamak elde değildi. Kem küm ederken ağzımdan doğru bir cümle çıkaramadım. Zaten ben sesimi çıkarmaya kalmadan diğerlerinin arasından sıyrılan kızın tokatı kulağımı çınlattı.

Yanağım acıyla alev aldı. Hiç tanımadığım sarışın, güzel bir kızının gözlerindeki nefreti gördüm.

Olmasına hiç imkan vermeyeceğim ama yerli yerinde bir şey oldu. Bedenim ipte düşen bir çamaşır gibi yere serilirken hiçbir şey yapamadım. Ağır bedenim kaldırıma serilirken hissedeceğim acıya olan endişem bir anda gündüzü kaplayan gece gibi silindi. Hiçbir şey anlayamadım gözlerim kapandı ve sesler bulanıklaştı.

Herkese selam. Hikâyeme bir şans verdiğini için teşekkür ederim. Umarım beğenirsiniz. Yorumlarını merakla bekliyor olacağım. Belirtmekten çekinmeyin. İyi ve mutlu kalın...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.