Gözlerini bile kırpmadan bana bakıyordu ve harelerinde yoğun acıyla birlikte öfke görebiliyordum. Haklıydı, farkındaydım. Ve pişmandım da ama zamanı geriye alamazdım, ne yazık ki böyle bir yeteneğim yoktu. Lâkin o da beni biraz anlasın isterdim, o an ne hissettiğimi biraz anlasın.
İkimizde kendimizce haklıydık bu yüzden bunu daha fazla tartışmanın bir manası yoktu. Artık konuşup halletmemiz gerekiyordu.
Göz temasımızı kesip öfkeyle arkasını döndü. Benden en uzak köşeye geçip bakışlarını yere çevirdi. Derin derin aldığı nefes seslerini duyabiliyordum.
O böyle sinirliyken sağlıklı bir konuşma yapabileceğimizi sanmıyordum. Çünkü muhtemelen konuştuğumuz zaman daha çok sinirlenecekti.
Konuşmaya nasıl başlayacağımı bir an kestiremedim. Aslında bu konuşmanın gerçekleşeceği çoktan belliydi ama ben hiç ne söyleyeceğimi zihnimde toparlamamıştım. Doğaçlama konuşacaktım artık. Zaten onunla konuşmaya başladığımda hiçbir zaman planladığım gibi gitmiyordu.
Ben kelimeleri birleştirmeye çalışırken o aniden bana döndü. Hâlâ olduğum yerde duruyor ve kapının önünde dikiliyordum.
"Tamam söyle, dinliyorum." Arkasına döndüğü an kısacık bir zaman dilimi boyunca gözleri gözlerime değdi. Sonra hızlıca bakışlarını kaçırdı. Bulunduğumuz durumdan memnun değildi, gitmek istediği açıkça belliydi.
"Ben..." deyip konuşmak için ilk adımımı attım. Ama titreyen sesim şimdiden hiç kolay olmayacağını bana anlatıyordu. Boğazımı temizleyip derin bir nefes aldım.
"Özür dilerim." Etrafta dolaştırdığım bakışlarımı ona çevirdim ve gözlerimi gözlerine odakladım. Onun ise bakışları asla bana uğramıyordu. "O gün hiçbir şey söylemeden gittiğim için özür dilerim. Sadece düşünmeden hareket ettim. Ne yapacağımı bilemedim."
Sözlerimin onda tesiri yok gibiydi. Kollarını göğsünde bağlayıp belini tezgaha yasladı. Bir tepki versin diye bekliyordum ama hiçbir tepki yoktu. Sol ayağını ritmik bir şekilde sallamaya başladığında bakışlarını havaya kaldırdı. Gözlerini lambaya dikmişti.
"Ben sana abi dedim, abim gibi gördüm. Hiç başka türlü düşünmedim,"dediğimde sonunda gözleri gözlerime değdi. O an saf bir acı gördüm gözlerinde. Bunları duyduğunda canı acıyacak kadar çok seviyor muydu beni gerçekten?
Destek aldığı tezgahtan uzaklaşıp bana doğru yürümeye başladı. Önüme geldiğinde "Tamam,"dedi. "Bittiyse çekil şimdi, çıkacağım."
Bir elim refleksle kapı kulpuna tutundu. "Bitmedi,"diyebildim sadece. Şimdi konuşmaya başlamıştım bir daha bu cesareti bulamazdım. Gereken her şeyi söyleyip bu konuyu burada bırakmam gerekiyordu.
"Ben senin duygularına karşılık veremem." Boyum ancak omzuna geldiği için karşımda durduğunda başımı kaldırıp ona bakmam gerekiyordu. Ama ben şu an konuşacak cesareti bulsam da gözlerine bakacak cesareti bulamıyordum. Başını bana doğru eğdiğini hissettim.
Kapı kulpunu tutan elimin üstündeki sıcaklıkla onun göğsündeki bakışlarımı elime çevirdim. Elimin üstüne elini koymuştu. "Çekil kapının önünden çıkayım."
Ses tonunu duyunca dayanamayıp başımı kaldırdım. Karşılaştığım şey kıpkırmızı gözler olmuştu. Sevgisinin sıcaklığı ellerimden kalbime doğru yol alırken sadece baktı bana. Bakışlarında duydum söylemediği her şeyi. Gözlerinde gördüm hissettiği duyguları. Saf aşktı gözlerinde barınan şey. Peki ben şimdiye kadar nasıl kör olabilmiştim bu bakışlara?
Elimin üstündeki sıcaklık hâlâ yerini korurken boş olan eliyle göğsünü işaret etti."Bu da kalp be kızım, acıyor."
Kirpikleri titriyordu. Tamam o aşıktı bana, canı yanıyordu. Peki ben şu an neden kalbimin sızladığını hissediyordum? Bu konuşmayı yapmak neden zorlaşıyordu? Gözlerinde gördüğüm duygunun boyutu kalbimi sıkıştırıyordu. Bütün sözcüklerim beni terk etmişti, tek yapabildiğim titreyen kirpikleri ve hissettiği duyguların büyüklüğü altında ezilmekti.
Bu duygu yoğunluğundan çıkmamı sağlayan şey içeriden gelen şiddetli kapı sesi olmuştu. Gürültüyle birlikte o da gözlerini benden çekti. Ama eli hâlâ elimin üzerindeydi.
"Kapıyı aç,"deyip bekledi. Gelen sesler şiddetini arttırmıştı. Oysa kafenin kapısına asılı olan yazıdan kapalı olduğunu anlamaları gerekiyordu. Anlamazlarsa da çalar çalar giderlerdi. Yapacak bir şey yoktu artık.
Kapıyı açmadığım fark ettiğinde sinirli bakışlarının yeniden hedefi olmuştum. "Defne yeter artık, çekil şuradan. Kapı yumruklanıyor farkındaysan."
Başımı iki yana salladığımda sessiz bir şekilde la havle çektiğini duymuştum. Zaten söyleyecek pek bir şeyim kalmamıştı. Onları da söyleyecek ve her şeyi bitirecektim.
"Bizden olmaz,"dedim söylediklerini kulak ardı edip. Odaklandığım konu buydu ve şu an sadece bununla ilgileniyordum.
"Sen kendi yoluna bak, ben de kendi yoluma. Unut beni. Böylesi ikimiz için de daha iyi."
Dudağının kenarı hafifçe yana kaydı. Sahte bir gülümsemeydi bu. "Sana söylemesi kolay, unut demesi kolay. Benim bütün yollarım çıkmaz sokak. Bütün yollarım sen."
Elimin üstündeki sıcaklık yok olurken telefonun zil sesi yankılanmaya başladı. Masanın üstünde duran telefonunu aldığında sırtı bana dönüktü. Aramayı cevapladı. Bir süre karşı tarafı dinleyip "Mutfaktaydık, tamam bekle açıyorum."deyip telefonu kapattı. Arkasını döndüğünde ayaklarımı zorlukla harekete geçirip kapının önünden çekildim. Önümden geçip giderken ben bakışlarımı yere dikmiştim. Çıkıp sert bir şekilde kapıyı kapattı.
Konuştuktan sonra her şey daha kolay olur sanmıştım. Ama şimdi yine kalbim ağrıyordu. Bu çok saçmaydı? Ben niye üzülüyordum? Onun acısı benim niye canımı yakıyordu?
Bir süre olduğum yerde hislerimi sorguladıktan sonra dakikalardır açmadığım kapıdan çıkıp yavaş adımlarla ilerledim. Gittikçe yaklaşan ve kalabalıklaşan sesler kaşlarımı çatmama sebep oldu.
Sandalyelere kurulan kişileri gördüğümde kendi aralarında konuşuyorlardı.
"Bugün kafeyi açıyorsun diye geldik ama kafe kapı duvar kardeşim. Hayırdır?" Yusuf abi alayla karışık sorusunu sorarken diğerleri de masaya yerleşmişti. Yanlarına yaklaştığımda ilk olarak Pelin'le kesişti gözlerim. Abim ve Ceren de karşılıklı oturmuşlardı.
"Temizlik işleri vardı biraz. Müşteri almıyoruz bu yüzden."
Abimin yanındaki sandalyeye kurulduğumda Poyraz abi sağ çaprazımda kalıyordu. Pelin'in gözleri ikimizin arasında gidip gelirken "Cenk yok mu?"diye sordu.
"Ailesiyle ilgili bir durum varmış, gitti o."
Poyraz abi her soruyu cevaplarken ben sessiz sessiz oturuyordum. Ta ki abim bana dönüp elime uzanana kadar. "Eline ne oldu senin?"
Gözlerimi ona çevirmemek için direnirken "Bardak kırıldı, camları toplarken elimi kestim."diyerek açıkladım.
Abim ilgiyle elime bakarken kaşları çatılmıştı. "Bu iki oldu Defne. Kendine dikkat etmeyeceksen çalışma kızım!"
"Önemli bir şey değil abi, sorun yok." Elim sızlamaya devam ediyordu fakat bunu tabiki abime söylemeyecektim. Dikkatli ve kızgın bakışları elimdeki sargıda oyalandıktan sonra "Sen niye camları topluyorsun hem?"diye söylendi. Bu konu ne zaman kazanacaktı? İyi olduğumu söylemiştim zaten sadece bir kesikti.
"Kardeşin söz dinlemiyor da ondan." Abimi cevaplayan ses tam da sağ çaprazımdan geliyordu. Bakışları masanın üzerindeyken sol bacağı ritmik bir şekilde sallanıyordu. Sanırım bu sinirlenince yaptığı bir hareketti. "Camlara dokunma dedim, dinlemedi." Abime bir bakış atıp yeniden önüne döndü. Benim hakkımda konuşuyor hatta beni şikayet ediyordu ama bana bakmıyordu.
"Ay yeter artık! Bir şeyim yok diyorum. Sadece elim kesildi. Ne abarttınız!" Dakikalardır bana uğramayan hareleri sonunda gözlerimle buluştu. Pelin'in bakışları ikimizin arasında gidip gelirken o bana bakmayı sürdürdü. Şimdi neden gözlerini dikmiş bana bakıyordu, hem de herkes buradayken? Ne söylemiştim de bu kadar ilgisini çekmişti?
Pelin küçük bir öksürükle dikkatleri kendine çevirdi. "Ee daha daha nasılsınız?" Sırıtarak hepimize baktı. Konu değiştirme konusunda üstüne yoktu gerçekten. Tam bir markaydı(!)
Abim hâlâ alttan alttan elime bakarken Poyraz abi kardeşinin sözlerinden sonra gözlerini devirmiş ve sanki hiç görmemiş gibi kafenin duvarlarını incelemeye başlamıştı. Ceren sessiz sessiz oturmuş sadece olanları izlemekle meşgulken Pelin'i ciddiye alan tek kişi Yusuf abi oldu. "Ben geldim diye mi kasıldınız?"
Yusuf abinin ritmik bir şekilde çıkan sesiyle tüm bakışlar ona döndü. Pelin aldığı cevapla kahkaha atarken abim bile Yusuf abiye dönmüş kaşları havalanmış bir şekilde bakıyordu.
Pelin kahkahaların arasından yumruğunu havaya kaldırmış ve Yusuf abiye uzatmıştı. İkisi yumruk tokuştururken abim inanamayan bir sesle "Sen bunları mı dinliyorsun Yusuf?"dedi.
"Dinlemesem ne fayda oğlum? Her yerde olan şarkı, geldi takıldı dilime ne yapayım? Ama birkaç kez açıp dinlemiş olabilirim. Hem bakıyorum sen de sözlere hakimsin yoksa sen de mi dinledin?"
Abim başını hızla iki yana salladı. "Hiç tarzım değil."
"Ceren'le bir gün açmışız bu şarkıyı sesi de sona ayarlamışız söylüyoruz tamam mı? Tam kaptırmış gidiyorken anneme yakalandık. Bu kadar ses açılır mıymış? Valla bu yaşta azar işittik." Yusuf abi hafif sitemle başını iki yana sallarken abimin bakışları bu defa Ceren'e döndü. Tek kaşı şaşkınlıkla havalandı. Ceren'in bu şarkıyı dinlemesi onu şaşırtmış olmalıydı. Zaten geldiğinden beri sessiz sakin oturan Ceren iyice yerinde küçüldü. Bakışlarını kaçırıp duruyordu.
Pelin'in telefonunun bildirim sesi duyulduğunda masaya bıraktığı telefonunu alıp baktı. Baktıkça kaşları daha da çatılıyordu. "Hayır ya!"diye yakınıp telefonunu masaya bıraktı.
Telefonun masada çıkardığı sesle Poyraz abi Pelin'e döndü. "Ne oldu?"
"Arkadaşımla buz patenine gidecektik gelemiyorum yazmış."
"Olabilir,"dedi Poyraz abi. Hâlâ anlamaya çalışır gibi kardeşine bakıyordu.
"Olamaz işte! Heves etmiştim ben. Ne güzel gidecektik, eğlenecektik."
"Ya da düşüp bir yerinizi kıracaktınız." Sonunda dizini sallamayı bıraktığında dirseklerini masaya yaslayıp ellerini birleştirdi. Tüm ilgisi kardeşinin üzerindeydi. Pelin ise gözlerini devirmekle yetindi. Sadece birkaç saniye sonra yüzünde oluşan gülümseme ve gözlerindeki parıltılar bir fikri olduğunu gösteriyordu. "Neden hep birlikte gitmiyoruz?"
Kimse bu fikri ciddiye almamıştı, bir kişi dışında. Bu kişi tabiki Yusuf abiydi. "Aslında güzel fikir, ben varım."
Yusuf abi ve Pelin'in karakterleri biraz birbirine benziyordu. Bu yüzden düşünceleri uyuşuyordu.
"Ne işimiz var bizim buz pateninde şimdi?" Her zaman her şeye itiraz etmek de abimin ruhunda vardı.
"Egemen abi biz eğlenmeyelim mi?" Pelin ciddiyetle bir siyasetçi edasıyla masada dinleşince abim bu kavgadan galip çıkamayacağını anlayıp "Eğlenin tabi,"dedi.
Başlamadan biten tartışmadan sonra Pelin yeniden sandalyesinde geriye yaslandı. Ceren'e bakıp "Sen geliyor musun?"diye sordu. Ceren uzatmadan başını sallayarak onayladığında bu defa soran gözlerle bana baktı.
"Valla ben mesai saatleri içerisindeyim gelemem,"dediğimde Pelin'den önce Poyraz abi konuşmuştu.
"Gidebilirsin sorun yok. Zaten burada yapacak bir işin de yok."
Beni başından atmaya çalışıyor olabilir miydi? Çünkü bu cümleleri kurarken gitmemi istediği sesinden anlaşılıyordu. Pelin beklentiyle bana bakarken başımı olumsuzca salladım.
"Kızım sen niye gelmiyorsun şimdi?" O bana sinirli sinirli bakarken omzumu silkmekle yetindim. Derin bir nefes verip umutsuzca abime döndü. "Egemen abi son kararın mı? Gelmiyor musun?"
Abim boğazını temizleyip "Çok ısrar ettin madem, tamam gelirim."dedi. Pelin beklemediği bu cevap karşısında şaşırdı.
"Defne, Egemen abi bile geliyor bak. Hadi sen de gel ne olur?"
"Gelemem mutfakta bir sürü iş var Pelin. Siz gidin biz başka zaman gideriz."
Pelin elini saçlarından geçirip oflarken yine Poyraz abi konuştu. "Git dedim ya iş falan yok. Elin o hâldeyken ne iş yapmayı düşünüyorsun?"
Söz konusu ben olduğumda sanki yeniden sinirleniyor gibiydi. Az önce Pelin'le konuşurken daha sakindi. Yeniden omzumu silktim."Gitmeyeceğim."
"Tuttu yine inadı,"diyen kişi Pelin'di. Poyraz abi derin bir nefes alıp bakışlarını benden çekti. Kısa bir süre sonra sandalyesini geriye itip ayaklandı. "Tamam kalkın hadi, hep beraber gidiyoruz."
İlk kalkan Pelin oldu. "Abim yaa! Cansın sen."
Ardından herkes tek tek kalkarken en son ben kalmıştım. Onlar kapıya doğru yürümeye başladığında Poyraz abi gitmemiş ve bana bakıp "Yine mi gitmeyeceksin?"demişti. Cevap vermeden ayağa kalktım. Bakışları üzerimdeyken yanından geçip önden yürümeye başladım. Arkamdan homurdanarak geldiğini duymuştum. Kafeden çıkmadan önce duyduğum son şey Pelin'in neşeyle çıkan sesiydi.
"Allah'ım ben bir arkadaşımla gidemedim diye üzülüyordum şimdi altı kişi gidiyoruz! Eğlencenin dibine vuracağız be!"
•••
"Ah Pelin ah! Sana ben gelmeyeyim dedim, rezil olacağım şimdi! Biz bunların üstünde nasıl dengede duracağız?"
Bu defa Pelin'e sitem eden kişi Azra ablaydı. Yoldayken Pelin bu grupta bir kişi eksik deyip Azra ablayı aramış ve tıpkı bize yaptığı gibi onu da zorlayarak gelmeye ikna etmişti. Şimdi ise ayağımıza patenleri giymeye çalışıyorduk. Herkes bir tarafta söylenirken eğlenen sadece Pelin ve Yusuf abiydi. Umarım Azra ablanın da dediği gibi günün sonunda rezil olmazdık. Daha önce yine Pelin'in ısrarıyla bir kez gelmiştim ama pek başarılı olamamıştım. Şimdi de pek eğleneceğimi sanmıyordum.
Paten alanının kenarına tutunarak ayakta durmaya çalışırken diğerlerine baktım. Hâlâ uğraşıyorlardı. Başımı paten alanına çevirecekken gördüğüm tanıdık simayla duraksadım. Ferit az ileride oturmuş buz pateni için hazırlanıyordu.
Bu tesadüfün verdiği şaşkınlıkla kaşlarım havalandı. O anda Ferit de başını kaldırdığında göz göze gelmiştik. Bizi yeni fark ediyor olsa gerek şaşırmıştı. Gözlerimi hızla ondan kaçırırken bu defa başka bir noktaya takıldım.
Az önce benim baktığım Ferit'e biri daha gözlerini dikmiş bakıyordu. Aramızdaki fark şuydu ki ben şaşkınlıkla bakarken o her an saldıracakmış gibi öfkeyle bakıyordu. Bu kişi Poyraz abiden başkası değildi.
Şimdiden belli olmuştu, kesinlikle çok eğlenecektik (!)