Kenarlara yakın alanlarda kaymaya başladığımda hep diken üstündeydim çünkü buz pateninde pek iyi olduğum söylenemezdi. Daha önce geldiğimde düşme tehlikesi atlattığım için şimdi önlemimi almaya çalışıyordum.
Alanın en kenarına geldiğimde tutunup etrafıma baktım. O sırada Yusuf abi artistik hareketler yaparak yanımdan geçmişti. Havalı bakışlar atmayı da ihmâl etmiyordu. Benim aksime o bu konuda baya başarılıydı. Tıpkı Pelin gibi. Zaten burada gelmek isteyen ikisiydi ve şu an en çok eğlenen de yine onlardı.
Beni şaşırtan Poyraz abi olmuştu çünkü oldukça profesyonel bir şekilde kayıyordu. Suratındaki gergin ifadeye tezat sakin bir şekilde kayıyordu. Yusuf abiden gelen meydan okumaları ise ters bakışlar eşliğinde reddediyordu çünkü gözlerinin hedefinde sadece Ferit vardı. Alana girdiğimizden beri dikkatli bakışları sürekli onun üzerindeydi ve her hareketini izliyordu. Ferit ve benim aramdaki mesafe azaldığını anda bir anda ikimizin arasından geçiyor ve onun bana yaklaşmasına bile müsaade etmiyordu.
"Kızım bit müsaade et ya, senin yüzünden doğru dürüst kayamıyoruz!" Yusuf abinin havalı bir şekilde yakınmasıyla Azra abla ateş eden gözlerini ona çevirdi. Sinirinden gözleri alev almıştı ama hiçbir şey yapamıyordu çünkü kımıldadığı an düşecek gibi oluyordu. Bu yüzden dakikalardır dikildiği yerde durmaya devam etti. Ceren onu tutarak yardımcı olmak istese de bu konuda biraz cesaretsiz olduğu için reddediyordu. "Yaktım seni Pelin!"dediğinde Pelin Azra ablayı pek de umursamıyor gibiydi.
Onlar bir yandan söylenip bir yandan da kaymaya devam ederlerken tutunduğum yerden elimi çekip kaymaya çalıştım. Her an düşme tehlikesine karşı tetikteydim.
"Dikkatli olmalısın, sanırım acemisin?"
Yan tarafımdan gelen sesle yerde tuttuğum bakışlarımı çevirdim. Ona cevap vermeden önce gözlerim arkasında kalan bizimkilere kaydı. Herkes kendi hâlindeydi, Poyraz abi de sırtı bize dönük bir şekilde onların yanına ilerliyordu. Bu tarafa bakmadığı bir an yakalayan Ferit ise soluğu benim yanımda almış olmalıydı. Zira dakikalardır bakışlarının üzerimde oluşundan fırsat kolladığını anlamıştım. "Önerin için teşekkürler,"deyip yeniden gözlerimi yere çevirdim. Cidden her an düşecekmiş gibi hissediyordum. Umarım bir yerimi kırmadan eve gidebilirdim.
Ferit aslında gayet iyi kaymasına rağmen bana ayak uydurmuş ve yavaş bur şekilde yanımda ilerliyordu. Bu durum beni rahatsız etmişti. Yönümü değiştirip ondan uzaklaşmak istediğimde korktuğum başıma gelmiş ve dengemi bir anlığına kaybetmiştim. Kollarımla dengemi kurmaya çalışırken Ferit kolumdan tutmuştu. "Aman dikkat," dediğinde onun da yardımıyla düşme tehlikesini atlattım.
Kolumdaki elini çekmedi. "İstersen sana öğretebilirim,"dedi. "Düşüp incinmeni istemem."
Daha ben cevap vermeden kolum sert bir şekilde çekilerek Ferit'ten uzaklaştı. "Yardımına ihtiyacı yok! Hareketlerine dikkat etsen iyi olur yoksa incinen sen olacaksın."
Kolumu sert bir şekilde çektiği için tabandaki kaygan zemin bana yine dengemi kaybettirdiğinde refleksle Poyraz abinin koluna tutundum. Ferit'in yanıma geldiğini şimdiye kadar fark etmemiş olması bile şaşırtıcıydı. Yani aslında bu beklediğim bir durumdu.
"Poyraz sana ne oluyor?" Ferit konuyu uzatırken Poyraz abinin boynundaki damar belirginleşti. Ferit çok yanlış sularda yüzüyordu.
"Yok ben bugün sınanıyorum!" Mırıltıyla söylediği sözleri muhtemelen sadece ben duymuştum. Sakin kalmaya çalışıyor gibiydi.
"Hayır yani abisi değilsin, sevgilisi değilsin. Bu kıza niye bu kadar karışıyorsun?"
Poyraz abinin bedeni kısılırken bir eli yumruk olmuştu. "Ferit,"dedi tıslar gibi. "Belanı arama. Bas git!"
"Bana git diyebilecek kişi sen değilsin. Defne gitmemi istiyorsa giderim sen değil."
Koluna tutunan elimi çekip bileğimden tuttu. "Sana git demek için bile seninle konuşmayacak. Sen de yerini bil bundan sonra, ben bildirmeyeyim!"
Ferit'in bir daha konuşmasına izin vermeden tuttuğu bileğimden çekerek beni oradan uzaklaştı. Hızla kaymaya başladığımda hissettiğim korkuyla koluna sıkıca tutundum. "Yavaş olsana düşeceğim!"
"Korkma tutarım seni. Ama biraz daha burada kalırsak beni kimse tutamayacak ve onun kemiklerini kıracağım!" Ses tonundan ne kadar ciddi olduğu belli oluyordu. Alanın yine kenar kısmına geldiğimizde aniden durup arkasını döndü ve ben hızımı alamayıp göğsüne çarptım. Sırtıma yerleştirdiği elleriyle bana destek olurken "Yavaş,"dedi. Sanki beni çekiştiren kendisi değilmiş gibi. Kendimi geriye iterek ondan uzaklaştım. "Senin yüzünden çarptım, zaten kaymayı bilmiyorum çekiştirip duruyorsun ne yapayım?"
Bir elimi tutup kenara tutunmamı sağladı. "Madem kaymayı bilmiyorsun burada uslu uslu dur. Ha öğrenmek istiyorsan da ben varım. Başkasına gerek yok."
"İstemiyorum,"dedim ters ters. "Sen git kay."
Bana cevap vermeden arkasını dönüp etrafını kontrol etti. O sıra alandan çıkmış giden Ferit'i görünce dudaklarına gülümseme yerleşti. Tekrar etrafına göz gezdirdiğinde gördüğü birkaç gençle kaşlarını çatıp bana döndü. "Sen en iyisi burada durma. Bizimkilerin oraya gidelim, gel hadi."
Kısa bir an duraksadım ama haklıydı. O söyledi diye değil kendim istediğim için yanlarına gidecektim. Yanımdaki demire tutunarak ilerlemeye başladığımda "Korkma, yanındayım."dedi. "Düşmene izin vermem."
•••
Alışveriş merkezinden çıktıktan sonra hepimiz bitkin hâldeydik. Bir an önce eve gidip dinlenmenin hayalini kuruyordum. Diğerleri de yorgun olsa gerek ki sesleri çıkmıyordu. Mahalleye geldiğimizde ilk olarak Azra ablanın evine gelmiştik zaten onun dışında hepimizin evleri aynı yerdeydi. Onun evi de bizimkilere uzak değildi.
"Azra abla bir dahaki sefere daha çok eğleneceğiz merak etme!" Pelin'in alaylı sesine karşın Azra abla gözlerini devirdi. "Bir dahaki sefer mi?"dedi inanamayan bir ses tonuyla. "Hiç sanmıyorum. İlk ve sondu Pelin."
Pelin küçük bir kahkaha atarken Azra abla eve girmişti biz de yolumuza devam edip kendi evlerimize doğru yürüdük.
Evin önüne geldiğimizde çantamdan anahtarımı çıkarıp kapıyı açtım. Herkese iyi akşamlar diledikten sonra önden içeriye girdim. Abim de girince kapıyı kapatıp anahtarı yeniden çantama attım.
Salondan gelen televizyon sesleriyle adımlarımı oraya yönelttim. Annem ve babam çaylarını içerken dizi keyfi yapıyorlardı. Annemin takip ettiği ve bu sebeple babamın da istemese bile onunla birlikte izlediği dizi.
Onların keyfini hiç bozmadan doğruca odama gittim. Hızlıca üstümü değiştirip pijamalarımı giydim. Günün yorgunluğunu güzel bir uykuyla atmayı planlıyordum. Yatağıma uzanıp gözlerimi kapattım. Zihnime üşüşen düşünceleri bir kenara itip derin bir uykuya daldım.
•••
Beynimin içinde yankılanan sesle gözlerimi zorlukla araladım. Hâlâ uykuluyken sesin kaynağını bulmaya çalıştım. Gittikçe yaklaşan sesin ne olduğunu anladığımda yüzümü buruşturup ofladım. Yatağımdan kalkıp sersem adımlarla odamın kapısını araladım. Tama karşımda elinde elektrikli süpürgeyle annem temizlik yapıyordu. Süpürgeyi düğmesine basarak kapattım. Bana dönüp baktığında "Anne sabahın köründe ne temizliği bu?"diye yakındım. Üstelik bugün benim izin günümdü. Öğlene kadar yatacaktım ben! İşe giderken bile bu kadar erken uyanmıyordum.
"Amcanlar gelecek kızım mecburen yapmam gerekiyordu. Yengenin ağzına laf veremem, dip bucak temizlenecek ev."
Asla şanslı bir insan değildim. Her izin günüm iş gününden daha yorucu geçiyordu. Ben dinlenemeyecek miydim? Hadi temizliği kabullendim ama ya yengem? O diliyle ömrümden ömür götürecekti yine!
"Madem kalktın git ekmek al da kahvaltı yapalım bari. Sonra da temizliğe yardım et." Emirlerini sıralayıp cevap vermemi beklemeden süpürgeyi çalıştırdı. Belli ki itiraz etme hakkım yoktu.
Odama girip kapıyı kapattım. Birkaç saniye kendime kabullenmek için zaman verdim. Kapının arkasından "Hadi Defne!" diye seslenen annemi duyduğumda kabullenme aşamasını hızlandırdım. Annem ne derse oydu! Kaçış yoktu.
Kısa sürede hazırlanıp odamdan çıktım. Annem mutfakta kahvaltı için hazırlık yapıyordu. Babam ortalarda görünmezken abim salonda oturmuş televizyon izliyordu. Neden ekmek almaya ben gidiyordum?! İçimde oluşan bu isyanı dışarı yansıtmamayı tercih ettim. Zaten hazırlanmıştım hem bugün annemin gözüne çok batmak istemiyordum. Muhtemelen fazlasıyla gergindi.
Bir miktar parayı cebime sıkıştırıp evin kapısını açtım. Terliklerimi ayağıma geçirdikten sonra başımı kaldırdığımda yine içimden şansıma güzel(!) sözcükler sıralıyordum. Güne harika başlamıştım, devamı gözümü korkutmuyor değildi.
Poyraz abi de evden çıkmış tam karşımda duruyordu. Göz göze geldiğimizde ben gözlerimi kaçırmamak için direnirken o "Günaydın,"dedi. Sıkıca tutunduğum kapıyı çekip kapatırken "Günaydın,"diye mırıldandım.
İleri doğru bir adım atıp gitmeyi planlarken konuştuğu için durmak zorunda kaldım. "İzin gününde niye bu kadar erken uyandın sen?"
Elektrikli süpürge yüzünden demek istesem de demedim. "Bünyem alışmış sanırım,"demekle yetindim.
"Peki nereye bu saatte?" Bu defa cevap vermek yerine sorgulayan bir ifadeyle baktım. "Merak ettim sadece,"deyip omzunu silkti.
"Ekmek alacağım,"dediğimde hafifçe başını salladı. Gitmek için sabırsızlanan ayaklarımı harekete geçirdiğimde yine duraksadım. Ama bu defa durmamak sebep olan Poyraz abi değil az ileriden aceleci bir şekilde bize yaklaşan Aslı ablaydı. Gördüğüm manzara karşısında kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken o yanımıza gelmişti bile.
"Günaydın!" diye sırıtarak konuşurken gözleri sadece Poyraz abinin üzerindeydi. Beklediği cevabı alamadığında başını bana çevirip "Sana da günaydın Defne'ciğim. Senin ne işin var burada sabah sabah?"
Kaşlarım istemsizce çatılırken sakin olmak için üstün çaba gösteriyordum. "Günaydın Aslı abla da burası benim evimin önü zaten. Sana sormalı asıl senin ne işin var burada?"
Gözlerini süze süze Poyraz abiye bakıp "Ne işim olacak canım?"dedi. "Poğaça yapmıştım sıcak sıcak getireyim dedim. En iyi yaptığım şey sarmadır sana da yapmıştım zaten ama bu da güzel oldu bence."
Elinde tuttuğu tabağı Poyraz abiye uzatırken Poyraz abinin bakışları ikimiz arasında gidip geliyordu. Sarma deyince gözüm seğirmeye başlamıştı. "Aslı abla sen mutfaktan çıkmıyor musun?"
Sesimdeki tavır kendini belli ederken buna engel olamadım. Sinirlenmiştim. "Ama iyi yapmışsın. Poyraz abi sarmaları afiyetle yemişti eminim poğaçayı da çok beğenir."
Aslı abla bana cevap vermeyip hülyalı hülyalı Poyraz abiye bakarken o ise sadece gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Sesimdeki tavrı değiştirmeden "Değil mi Poyraz abi?"diye sordum. Şu an bu tribi yapmam yersizse bile içimde engel olamadığım bir dürtü vardı.
Daha fazla burada kalmak istemiyordum. Onlara arkamı dönüp kendinden emin adımlarla yürümeye başladım. Sadece birkaç adım atmışken sesini duymuştum.
"Pelin! Al şu poğaçaları, siz yersiniz."
Ardından yankılanan adım sesleri kulağıma ulaştı. Biraz daha hızlı yürümeye başlasam da kısa sürede bana ulaşıp kolumdan tuttu. "Bekle."
"Niye? Acelem var benim,"deyip kolumu çektim. Yeniden yürümeye başladığımda tekrar bana yetişti. Bu defa beni durdurmayıp adımlarıma eşlik etti.
"Defne,"dediğinde fırına yaklaşmıştık. Adımlarımı daha da hızlandırıp bu yolun bir an önce bitmesi için çabaladım.
"Hayatımda yediğim en güzel sarma senin yaptıklarındı."
Az önce hızlanan adımlarım şimdi aniden durduğunda o da benimle birlikte durdu. "Senin yaptığın yemek neyse en güzeli odur benim için. Kıyaslanamaz bile."

