Çok uzaklara gitse de insan kendisinden kaçamazmış. Ben de kendimden ne kadar kaçmak istesem de kaçamıyordum, bu ruhuma bambaşka bir ağırlıktı. Kendimden kaçmak isterken kendi içimde kayboluyordum. Ve aslında kaçarken kendime yakalanıyordum.
Yine yeni güne yerimden sıçrayarak uyandım. Bir yıldır tek bir gün şaşmadan gördüğüm bu rüya artık uyumaktan korkmama neden oluyordu. Her gün aynı saatte, aynı rüya yüzünden nefes nefese kalkıyordum.
Rüyamda gördüğüm o kara gözlerden başka bir detay kalmıyordu hatırımda. Ne kadar kendimi zorlarsam zorlayayım başka detay bulamıyordum. O tenime değen eller sanki canlı dokunuşlarmış gibi her uyandığımda elimi boynuma götürmeme sebep oluyordu.
Ama elbet bunun da bir sonu olacaktı. Bu böyle nereye kadar devam edebilirdi? Her günüm korku içinde başlıyordu.
Uyanır uyanmaz komodine sarılıp aldığım suyu içtim ve banyoya doğru yol aldım. Elimi yüzümü yıkayıp aynada kendimi izlemeye koyuldum.
Onun gözlerine bakarmış gibi hissettiğim kara saçlarım, onun ellerinin her dokunduğunda tenimde izi çıkmaması imkansız olacak derece beyaz ve hassas cildim. Ve de bu rüyalar yüzünden, uykusuz kaldığı her halinden belli mor göz altlarım...
Artık uykusuz kalmaya alışmış gibiydim. İnsanlar kötüye ne kadar alışır orası da muammaydı.
Sadece elimi yüzümü yıkamayla rahatlayamayacağımı anlayıp duşa girdim. Soğuğa yakın bir suyla yıkandığım zaman tüm zihnim açılmış bir şekilde uykudan uzaktım.
Duştan çıktıktan sonra havlularıma sarılıp makyaj masama oturdum. Elime aldığım tarakla saçlarımı yavaş yavaş taramaya başladım. Galiba tek hassas noktam saçlarımdı. Saçlarımın acısına bir türlü dayanamıyordum, tek bir tel dahi azalması üzülmeme sebep oluyordu.
Saçlarımı tarayıp ev kıyafetlerimi giydikten sonra mutfağa gittim, kahvaltılık bir şeyler çıkarıp sandviç yaptım.
Elimde kahvem ve sandviçimle balkonuma çıktım ve elimdekileri masama koydum. Odama dönüp bilgisayarımı aldıktan sonra geri balkona çıktım.
Bir yandan kahvaltımı ederken diğer yandan da okulumdan gelen maillerimi kontrol ediyordum. Yeditepe Üniversitesinde tam burslu mimarlık son sınıf öğrencisiydim. Okula daha yeni yavaş yavaş gitmeye başlamıştım. Okulum geçirdiğim kazadan sonra bana anlayış tanımış, bir süre uzaktan devam etmemde sakınca görmemişlerdi.
"İnci"
Yan balkondan gelen ses ile yerimden sıçradım ve elimdeki kahvemden birkaç damlanın bilgisayarıma dökülmesine engel olamadım.
Elimde peçetemle bilgisayarımı silerken hayıflanmaya başladım.
"Bir kerede korkutmasan beni Polat. Kalbime inecek bir gün göreceksin."
"Yok yok inmez sen bana lazımsın. Hem nasıl korkutmayabilirim acaba sen dalıp gidiyorsun suç bana kalıyor."
"Yine ne isteyeceksin sabah sabah?"
Polat iki balkonu sözde 'ayırmak için' konulan, bir insan boyunun yarısı bile etmeyen çitlerden atlayıp yanımdaki sandalyeye oturdu.
"Bir şey istemeyeceğim canım sadece ödev varmış da.."
Polat'ın mahcup hallerine kıkırdamadan edemedim.
"Dur dur tahmin edeyim matematik mi yoksa? Aa ne kadar şaşırtıcı ben bu sahneyi yaşamış gibiyim. Dejavu mu dersin?" dedim sahte bir oyunculukla.
"Dalga geçme İnci yapamıyorum işte biliyorsun, yardım edecek misin?"
Polat iki elini çenesine yerleştirip tatlı olması için uğraştığı bakışlarını kırpıştırdı.
Elimle yanağından makas aldım.
"Tamam dikme o maviş gözlerini bana. Yardım ederim ama artık sende öğrenmek için çabala. Matematik mühendisliği okuyorsun sen."
Polat bir elini masaya uzatıp başını koluna yaslarken masamdaki küçük kaktüsümün saksısıyla oynamaya başladı.
"Lise matematiğine güvendim de seçtim ne bileyim bu kadar zor çıkacağını. Matematiği bulan adam gelse geçemez bu dersten."
Polat dersine söverken bende maillerimi cevapladım.
"Pişt kime diyorum?"
Polat'ın seslenmesiyle kafamı bilgisayardan kaldırıp ona baktım.
"Ne oldu?"
"Diyorum ki bugün ne yapacaksın?"
"Doktor kontrolüm var ona gideceğim." Dedim bakışlarımı yeniden bilgisayara odaklarken.
"Hangi doktor, şu sana her şeyi yeniden yaşamış bir şekilde hatırlatacağına söz veren psikolog mu?" dedi alayla.
Kazadan sonra bir süre hiçbir şeyi hatırlayamamıştım ama bu durum normal olduğunu yaşadığım travmanın bir yan etkisi olduğunu söylemişlerdi. İlk zamanlar yaşadıklarım bu rüyadan ibaret değildi. Psikolojimin uğradığı zarar harici bu işin bir de fiziksel boyutu vardı. Hem ruhsal hem de fiziksel çok zarar görmüştüm.
O günler aklıma geldikçe gözlerimin dolmasına engel olamıyordum. İlk defa bu rüyayı görüp uyandığımda hastane odasındaydım. Uyandığım an her şey çok bulanıktı.
Başımda kır saçlı, kalın sesli, yüzündeki kırışıklıklardan bu mesleğe yıllarını verdiğini belli eden bir doktor vardı.
Onlar bana ilk uyandığım an yaşadığım şeylerin özetini geçmeye çalışsalar da her şey bir uğultuydu. Odaklanmaya çalışsam odaklanamıyorum, bir şeyleri düşünmeye çalışsam düşünemiyordum.
Gözlerim etrafı tarıyor o bir çift kara gözleri hedef almak istiyordum. Sanki o ne derse inanacağım, o derse anıma odaklanacağım.
Yaşadığım sinir krizleri, o beyaz duvarların arasında geçirdiğim günler ve saatler bir cehennemden ibaretti. Her zaman kafamızın bir köşesinde resmedilmiş o cehennem figüründen apayrı ama anlatılan o can yakıcılığına yakın bir histi tüm olanlar.
Bu zor durumu aşmak için eve geldikten bir süre sonra ablam bana iyi olduğunu garanti ettiği bir meslektaşını bulmuş onunla irtibata geçmemi sağlamıştı. Bende bir yıla yakın bir süredir o doktora gidip geliyordum.
Şu ana kadar anlatabileceğim bir ilerleme olmamıştı. Zaten doktorumun amacı bana her şeyi açıklamak, yaşadıklarımı bir sonuca bağlamak değildi. Benim tek derdim her gecemi kabus yapan rüyamdan, o kara gözlerden kurtulmaktı.
"İnci?"
Polat'a döndüğümde ne zamandır aktığını anlamadığım gözyaşlarımı silmek için yeltendiğini gördüm.
Uzattığı elini kafamı geri çevirerek uzaklaştırdım ve kendi göz yaşlarımı kendim sildim. Ben bu zorluktan tek başıma kalkacaktım bunu biliyordum. Kimseye ihtiyacım yoktu.
"Polat ben hazırlanacağım zaten ödevlerini akşam atarsın yaparım olur mu?" dedim masamdaki eşyalarımı toplarken.
"Ama inci-" Polat konuşmasını laptopumun kapağını sert bir şekilde kapatmamla sonlandırdı. Kabul edercesine kafasını sallayıp geldiği gibi çitlerden ayrılıp evine döndü.
Olduğum yere geri çökerken ellerimle yüzümü kapattım.
Bana anlayış göstermek bu kadar mı zordu? Yaşadığım sıkıntının boyutunun farkında değiller miydi?
Kaza olmadan önce ablamla yaşıyordum. Güzel bir ev arkadaşıydı bana, ablam üniversite zamanı evden ayrılmış İstanbul da kendine küçük çok tatlı bir ev tutmuştu.
Bir süre sonra ablamı arayıp onu özlediğimi söylemiştim o da beni yanına almıştı bende burada lise okuyup buradan üniversite kazanmıştım ve bu sene staj zamanımdı. Okul ne kadar dersler konusunda anlayış gösterse de staja gitmem konusunda ellerinden bir şey gelmiyordu.
Gelecek haftaya kadar bir yer bulmuş olmam gerekiyordu. Şu ana kadar birkaç yere başvurmuştum. Hangisinden sonuç alacaktım bende merak etmiyor değildim. İlk iş hayatım değildi fakat yeni hayatımda kendi ayaklarımın üstünde duracak olmam mutluluk vericiydi. Yeni güzel anılarım olsun istiyordum çünkü şu an eski iyi günlerime çok ihtiyacım vardı.
Yakın zamanlardaki çoğu olayı hatırlamıyordum. Polat, ablam ve Beren bana kazayı anlatmışlardı. Öyle ahım şahım bir hikaye değildi.
Trafik canavarı bir adam ben okul için evden çıktığım zaman ben karşıda karşıya geçerken, üstelik kırmızı ışık yanıyorken bana çarpıp kaçmıştı. Çok kez polise gittik ama şahitlik yapamadığım için pek de bir ilerleme kat edemiyorduk. Çünkü bana çarpan aracın ne üzerinde plakası, ne de bir görgü tanığı vardı. Üstelik aracın camları siyah filmlerle kaplıymış.
Kaza anını bana izletmediler, psikolojim açısından iyi olamayacağı için doktorum izlememi önermemişti. Bende zorlayacak değildim ama ablam anlatmıştı.
Kafamdaki düşünceleri silmek adına oturduğum yerden doğrulup giyinme dolabımın karşısına geçtim.
Uzun zamandır süslenmek için geçmemiştim bu aynanın karşısında, zaten dışarı çıkmam sadece doktor görüşmelerinden ibaretti, daha fazlasını bünyemin kaldıracağını düşünmüyordum.
En azından şimdilik..
İçime, yeni normalimde attığım ilk adımlar adına garip bir heyecan düşmüştü. Normalde tüm gün ki ruh halimi sabah uyanışım belirliyordu ve her günüm aynıydı.
Yeşermeye başlayan o heyecanı görmezden gelmeyip aynadan kendimi izlemeyi bıraktım, dolabımın kapaklarını açtım. Beyaz renkli bol bir pantolon ve krem tonlarında bir hırka aldım.
Hırkayı kazak şeklinde giyerken hırkanın önünü pantolonumun içine soktum.
Makyajmasama oturup göz altlarımı kapattım ve yüzümü canlandırmaya çalıştım. Sırtçantamı alıp içerisine cüzdanımı ve telefonumu attım.
Dışarı çıkmadan evvel doktoruma ne anlatacağımı kafamda tartmaya çalıştım.
İlk zamanlar kimseyle konuşmak istemediğimden rüyamdan kimseye bahsetmiyordum ama bir süre sonra anlattığımda pek şaşırmışa benzemiyorlardı.
Nedenini Polat'a sorduğumda kaza zamanı hastanede uyutuluyorken rüyayı sayıkladığımdan bahsetmişti. Bana dair hastane ve kaza zamanı olaylarını dinlemek istemiyordum.
Ben durumumun farkındaydım evet ama başkasından duymak beni çok rahatsız ediyordu.
Dışarı çıktığımda sonbaharın hafif soğuk rüzgarlarının saçlarımı dileceğinde savurmasını izin verdim. Derin bir nefes alıp huzurla gözlerimi kapattım.
Gözlerimi araladığımda karşıdan gelen arabayla olduğum yerde çakılı kaldım.
Yolun ortasındaydım ve ben adım atamıyordum.