"Hayır uzak dur benden yaklaşma nolur yaklaşma" Yalvarışlarımla biraz daha koştum içimde kalan son güçlerle. O ise yorulduğumu anlamış olmalı ki koşarak attığı adımlarını neredeyse yürüyüş adımlarına çevirmişti. Ciğerlerime dolan soğuk hava iyice koşmamı engellemiş, ağzımdan alıp verdiğim nefeslerle boğazım cayır, cayır yanıyordu.
Biraz daha arkama bakmadan koşmaya devam ettim. Arkama bakarsam hızımın yavaşlayacağından korktuğumdan ne kadar hızlı o kadar iyi diye düşünerek bakışımı minimuma indirdim.
Artık ağzımdan alıp verdiğim nefesler ciğerlerime yetmemeye başlamıştı. Bacaklarım zaten durduğum an yere yıkılacağımın habercisiydi.
Biraz zaman sonra onun da yorulduğunu düşünerek dümdüz yaptığım koşumda aniden yön değiştirip ağaca yaslandım. Derince aldığım nefesler, kalbimin ritmini şaşırmış halde attığı göğsümü delen vuruşları beni iyice güçsüz yapıyordu ama direnmeliydim.
Kendimi ona yem edemezdim...
Birkaç dakika sonra ağzımdan aldığım solukları düzene sokabilmiş sonunda nefeslerimi burnundan alıp vermiştim. Ellerimi arkamdaki ağaca yaslayıp gözlerimi sımsıkı yumdum. Biri beni bu kabustan kurtarsın nolur.
Nereden geldiğini anlamadığım ıslık sesleri dalga geçercesine kulaklarımı tırmaladığında korkuyla yerimde sıçradım. Zar zor ritmini sağlamış kalp atışlarımı ise yeniden heyecan ve korku ele almış eski haline dönmüştü.
'Ne olur' diye fısıldadım belli belirsiz. 'Ne olur kurtulayım bu cehennemden.'
Islık sesleri iyice yakınıma gelmişti ve ben arkama bakmaya deli gibi korkuyordum. Şu an kaçıp koşmam gerekirdi ama bacaklarımın dermanı kalmamıştı. Olduğum yerde ayakta duruyor olmam bile mucize sayılacak cinstendi.
Ellerimin ayalarını daha sıkı yasladım arkamdaki ağaca. Biraz daha kendimi bastırırsam ağacın gövdesi beni kendine misafir ederdi belki de..
Artık ayak sesleri durmuş ıslık sesi çok az geliyordu. Ne olmuştu? Yoksa gerçekten özgür mü olmuştum? İçimde yeşermeyi umutla bekleyen bu his kalbimin korku ve heyecanla attığı hızına ufak bir mutluluk kırıntısı da eklenmişti. Biraz da kalbimiz mutluluktan deli gibi atsaydı, olamaz mıydı?
Gözlerimi yavaş yavaş aralayıp zifiri karanlık ormanda bir şeyleri seçmeye çalıştım. Dolunayın ışıkları ağaçların yapraklarını zorlayıp ormanda hakimiyet kurmaya çalışıyor, güneşten çaldığı ışıkları kendi kaynağıymış gibi büyük bir kendini beğenmişlikle etrafına saçıyordu. Biraz daha kafamı kaldırdım ve ayın yanındaki bir yıldıza kilitledim bakışlarımı.
Ne güzeldi.. Orada kimseden kaçmak istemezcesine varlığını sürdürüyordu. Ay'a ne kadar yakın dursa da aslında aralarında çok fazla mesafe vardı. Ay'ı takip edip, Ay geceye hükmünü sürerken varlığını belli ediyordu, sadece Ay varken oradaydı , bu onun için yazılmış bir kuraldı.
Yıldız bu durumu kabullendiği için orada durup ışıldıyordu. Ama ben kimsenin gölgesi, kimsenin kuyruğu olmak istemiyordum.
Birileri varken var olmak ve onların peşinde ben de sürüklenmek istemiyordum. Zaten bunun için kaçmak durumundaydım. Beni hapseden o şeyler er ya da geç beni özgürlüğüme kendi elleriyle kavuşturacaktı.
Er ya da geç bu hayat benim olacaktı...
Islık sesleri iyice kesilmişti. Artık adım sesleri de gelmezken ağzımdan derin bir soluk verdim. Tam ellerimin ağaca olan baskısını çekecekken bir el sardı iki kolumu ağacın arkasından. Gözlerimi yeniden kapatmış yakalanmanın verdiği kabullenişle gözlerimden düşen bir yaş bu soğuk ormanda beni ısıtan tek şey olmuştu.
Ellerimden başlayarak tüy dokunuşlarını omuzlarıma çıkarttı ve boynumun yanlarındayken durdu...
Ben kaskatı kesilmiş bir şekilde iyice kendimi ağaca bastırdım.
"Bırak beni gideyim lütfen."
O ise beni duymamış bir şekilde saçlarımı bir omuzumda toplayarak bir elinin parmağını saçımın açıkta bıraktığı boynumda garip şekiller çiziyordu. Gözlerimi daha sıkı yumarken nefesini boynuma verdi ve sinirle soludu.
Soluğu saçlarımdan vücuduma dağılmış sanki soluk sadece boynuma üflenmemiş gibi beni tamamen içine çekmişti.
Kafasını ağır ağır saçlarıma yaslayıp derin bir nefes aldı bu sefer.
Ellerini boynumdan çekip suratımda dolandırıyor, parmak uçlarını yüzümde kendi haritasını belirleyip geçilmemiş sokak bırakmıyordu. Gelen hışırtı seslerinden yerini değiştirdiğini anlamıştım. Ayaklarıma değen ayakkabı burnuyla ise tam karşımdaydı.
Göz altlarımda durduğunda sımsıkı kapattığım gözlerimi önce serbest bıraktım sonra da yavaşça araladım.
En karasındaydı bakışları. Bu kara, kararlı bakışlar yüzünde başka detaylara bakmama izin vermeden sadece kendine odaklıyordu.
Yavaşça yüzünü bana biraz daha yaklaştırdı.
"SOBE"