2.Bölüm: Kirpikli
*Güzelmiş...*
İnsanlar acıtır.Acıtmayı severler.Bu böyle ilerleyen bir döngüdür ve insanlar bu gereksiz döngünün içerisinde usulca kaybolup ilerlerler.Küçük bir paradoks;
Acıtırlar,çünkü acırlar.Acırlar çünkü acıtılmışlardır.
Nerdeyse bu saate kadar girdiğim derslerin kitaplarını evde birebir çıkarmıştım.Elimde bir kalem ki onun da ucunun bitmesi çok olası bir durum olmakla beraber saatler koluma desteklemek için kullandığım sırayı çizim tahtasına çevirmiştim.
Yok,güzel şeyler çizdiğimden değil,can sıkıntısından oluşturduğum birkaç saçma karalamaydı sadece.Şuan teneffüsdeydik.
Teneffüsün başında Batı 5 dakikalığına yanıma uğrayıp hemen gitmek zorunda kalmıştı.Bense saatlerdir üzerimden atamadığım boğucu karamsarlıkla nefes alıp duruyordum.
Ta ki beni her boş vakitte rahatsız eden Kubilay yanıma gelip önümdeki sıraya oturana kadar.
Kubilay yönünü bana çevirdiğinde yüzünden hiç eksiltmediği gülümsesi sürekli kaşlarımı çatıp ters ters ona bakmamı neden oluyordu.Ama bu sefer sessiz kalmayıp,daha doğrusu kalamayıp
dudaklarımı araladım."Ne var yine?"
Hafifçe omzunu silkip"Hiç."dedi tek kelimeyi uzatarak."Sadece çekici bir kız gördüm de kendisine çekildim."
dediğinde karizmatik bir gülüşle yüzüme bakmaya devam etti.
Kurumuş dudaklarımı nemlendirip gözlerimle sınıfta gezindim.Teneffüs olduğu için sınıfın yarısından fazlası sınıfta değildi.
Sadece iki kız cam kenarında aralarında bir şeyler fısıldaşarak dikiliyorlardı.Bir erkek de başını sıraya koymuş uyuyordu.
Birde onlar vardı işte.Şeyler...
Kubilay,Demirli ve Kirpikli.
Kubilay hariç diğer ikisine neden böyle lakaplar verdiğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu.Sadece isimlerini bilmiyordum ve bu onları ayırt etmem için gerekli bir çözümdü.
Demirli;küpesi yüzünden demirliydi.
Kirpikli ise;kirpiklerinin gürlüğü ve kıvrıklığı bariz belli olduğu içindi.
Hâlâ karşımda oturmaya devam eden
Kubilay'a bakıp"Ne istiyorsun?"
diye sordum medeni bir şekilde.Kendimi pili bitik oyuncak bebekler gibi hissediyordum ve en ufacık olayla bile ilgilenecek gücüm yoktu.
Hafifçe omzunu dikleştirip karizmatik olduğunu düşündüğü gülümsemesini yüzüne yerleştirdi ve dudaklarını araladı."Benimle çıkmanı!"dediğinde acıyarak yüzüne baktım.Bu arkadaş aklını peynir ekmekle mi tüketiyordu acaba?Çünkü bir aklı olsaydı böyle saçma cümleler sarf etmezdi diye düşünüyorum.Sertçe yutkunup gözlerimi kıstım.
"Bak Kubilay,sana bir kere söyleyeceğim ve umarım anlarsın ki ben anlayacağından hiç emin değilim ama yine de söylüyorum.Beni rahat bırak!Anladın mı?"diye sorduğumda gülümsemesi daha fazla büyüyüp "Anladım."diye mırıldandı.
"Yani bana bir şans veriyorsun,öyle değil mi?"
Ne diyor bu?
Sinirle yanağımın içini ısırıp geri bıraktığımda tekrar dudaklarımı aralamıştım ki benim konuşmamı engelleyen Demirli olmuştu.
"Oğlum kıza niye iş atıyorsun lan? İstemiyor işte."
Kubilay omzunu silkip oturmaya devam etti.Boş ifadelerle yüzüne bakarken"İlla kabaca mı telaffuz etmem gerekiyor kardeşim?"diye sordum son kelimemde bastırarak.Ama o karizmatikliğinden ödün vermeden"Kardeşim deme lazım olur."diyerek konuyu tekrar kendi tarafına çekmeye çalıştı.
Öfke solunumu ile şişen göğüs kafesimdeki havayı tek bir nefesle dışarı verdim.Elimle küçük bir ritim tutup yüzüne doğru eğildim.
"Defolup gider misin kardeşim!?"diye sorup sırtımı dikleştirdim.
Aslında bu bir soru değildi,bir cümleydi.
Bizi duyan Demirli keyifle gülmeye başladı.Kubilay'ın düşen surat ifadesine bakılırsa gerçekten çok bozulmuştu.
Ama ben ona git demiştim.Ben ona beni rahat bırak demiştim.
Kubilay serseri bir yüz ifadesi ile Demirli ile Kirpikli'ye bakıp"Abi,resmen
ilk defa bir kız tarafından,bakın tekrar ediyorum bir kız tarafından reddediliyorum."dediğinde hafifçe tebessüm ettim.
Ben?
Evet ben,gereksiz birinin gereksiz tavırlarına ciddi ciddi tebessüm ettim.Bunu şuan ki boğucu ve karışık ruh halime bağlıyorum ve üzerimde durmamaya karar veriyorum.
Kubilay gülümsediğimi görünce heyecanla"Aha,bizim cam güzeli de gülümsedi."dedi ve ben usulca yüzümdeki gülümsemeyi yok ettim.Ama o kolunu kırıp masaya koyduğu gibi çenesini de üzerine yerleştirdi.Aslına bakılırsa yakışıklı bir yüzü vardı.Saçları ona ayrı bir hava katıyordu.Sanırım yakışıklı olmasının en büyük yardımcılarından biri.
"Sen hiç 17 yaşında gibi durmuyorsun?"diye konuşup kıstığı gözlerinin ardındaki soruya boş boş bakarak yanıt verdim.
Dudaklarımı birbirine bastırıp kendimi dinginlemeye çalıştım.Sanırım bununla uğraşmak istemiyordum.Başımı sıraya koyacağım sırada eli ile başımı geri kaldırarak bunu engelledi.
Sinirle derin bir nefes alıp geri verdim."Ne istiyorsun?"diye sordum kısık ve sabırsız bir sesle.Az önceki sorusunu yenileyerek"Kaç yaşında olduğunu?"dedi.
Ciddi ciddi bir cevap bekliyordu.
Dudaklarımı yalayıp"19.Anladın mı?19 yaşındayım."dediğimde sınıfta bağırarak
"Demiştim işte ya demiştim.Ne oldu Alp bebeğim?Ben kazandım işte."deyip sırada iyice yayıldı.
Ne yani?Benim yaşım hakkında Demirli'yle iddiaya mı girmişti?Her neyse.
Eliyle saçlarını karıştırıp"E o zaman burda ne işin var?Yoksa sende bizim gibi heyecan arayanlardan mısın?"deyip gözleri diğer ikisine kaydı.
"Hayır."dedim düz bir sesle.Tekrar bir soru soracağını anladığımda başlamadığı cümlesini kesip "Sınıfta kaldım.İki kez."dediğimde müthiş bir soğukkanlılık vardı üzerimde.
Bu saçma konuşmanın ne zaman biteceğini bilmiyordum.Zaten bu nasıl bir teneffüs ki böyle?Maşallah yarım saattir teneffüsteyiz.
"Aa bizde!Ya aslında ben ve benim Alpdemir biraderim 20 yaşındayız.Özgür biraderim de 21 yaşında ve onlar benim için ikinci kez 12.sınıf okuyorlar."
İsimlerini söylediğinde başımı onlara doğru çevirdim.Görünüşe bakılırsa Demirli Alpdemir,Kirpikli de Özgür oluyordu.
Alpdemir ilk önce alayla Kubilay'a bakıp"Senin için değil kardeşim,senin yüzünden."deyip bakışlarını bana doğru çevirip hafifçe gülümsedi."Ve tanıştığıma memnun oldum Ömür."Kısık sesimle beraber"Bende Alpdemir."dedim ve memnuniyetine medeni bir şekilde cevap vermiş oldum.Kirpikli,yani Özgür hiç oralı bile olmamıştı.
Kubilay bana ısrarla bir şeyler sormaya devam ederken bende her sorusuna dalgınca cevap veriyordum.Kapıdan içeri giren sarışın kızla göz göze geldik sonra.
Okul eteğini iyice yukarı çekmiş ve üzerindeki sweeti de eteğin içine yerleştirmişti.Boyalı olduğu belli olan sarı saçlarını elleriyle omzundan itekleyip itici bir gülümsemeyle Özgür'ün yanına doğru yürüdü.Yürüyüşü "Sakin olun!Küçük dağları ben yarattım." tavrındaydı.
Zaten üzerine sıktığı parfüm burdan bütün İzmir halkına değer geçerdi vallahi.
Özgür'ün yanına gittiğinde elini omzuna koyup iyice dibine girdi.
Sevgilisi gibi.
Belki de sevgilisi.
Bence kesinlikle sevgilisi.
Özgür'ün yüzünde bariz olarak belli olan değişim Alpdemir ve Kubilay'da da vardı.Ama ikisinin gözleri de Özgür'ün üzerindeydi.
Tetikte gibi.
Oysaki cılız ve hiçbir şey yapacak gücü bulunmayan bir kızdan neden bu kadar soğuk ve despot olarak bulunuyorlardı ki!?
Kız hafifçe eğilip Özgür'ün kulağına yaklaştığında dudak hareketlerinden fısıldamasına şahit oldum ki bunu bir anda bölen durum Özgür'ün başını eğip öksürmeye başlaması oldu.
Ve o tetik gerçekleşti.
Kubilay tabiri caizse sıradan uçtuğu gibi karşı tarafa geçti.Alpdemir'de ayağa kalkıp sarışın kızı kapıya doğru itti.
"Kızım yaklaşmasına lan!Üzerine boşaltmışsın resmen parfüm şişesini."
Kubilay ters ters kıza bakıp"Bacım bir git ya!Uzak dur biraderimden."
İkiside ani tepki verdiğinde kız şaşkın bakışlarla Özgür'e baktı.Sonra sahte bir ilgiyle"Özgür,iyi misin?"diye sordu.
Birde anlamamış gibi yaptığı belli olan tavrından yanına doğru yaklaşmak için bir adım attı.Alpdemir büyük bir endişeyle Özgür'ün yanında duruyordu.
Öksürmekten boğazı kızarmış ve damarları belirginleşmişti.Zor durumda gibi duruyordu.Bense olanlara kaşlarımı çatarak seyirci kalıyordum.
Kubilay ciddi bir tavırla"Lan bana bak çakma barbie,yemin ederim sana kız mız demem çakarım bir tane."dediğinde kız sert adımlarını yere vura vura çıkmıştı sınıftan.Bizden başka kimse yoktu zaten.
Kubilay hemen camları açıp hızlıca Özgür'ün yanına geri döndü."Kardeşim iyi misin? İstersen ilac-"
"Kapa çeneni Kubilay!"diyerek hızlı nefeslerinin ardından cümlesini kesmişti.
İlaç?
Derin derin nefesler aldıktan gözleri gözlerime değdi tekrardan.Gözlerinin içi kızarmıştı resmen.Kaşlarım düz bir çizgi hâlini aldığında çekinerek"İyi misin?"
diye sordum.
Belli bir süre sorumu cevapsız bırakıp gözlerime bakmaya devam etti.Havada asılı kalmış olan soruma cevap vermek için dudaklarını aralayıp"İyiyim,"dedi ve ekledi;
"Ömür."
Adımı söylemişti.Biraz önce tanışmamıştı bile ama adımı söyleyip soruma cevap vermişti.Güzel.
Yumuşak ses tonu hala kulaklarımda yer alıyordu.Ela gözleri kızarıklığın yarattığı bulanıklıkla farklı bir renge bürünmüşken içimdeki iyi niyet beni mutlu etmişti.
Demek ki isteyince bende iyi biri olabiliyordum.
Aradan tam tamına bir saat geçtiğinde
öğrenciler sınıfa girmeye başladı ve ben işte o zaman anladım koca öğle arasını teneffüs diye geçirdiğimi.Öğretmenler zili daha çalmamıştı.O sırada Batı sınıfa girip yanıma geldi.
Sinirle yüzüne bakıp"Batı,neden bana öğle arası olduğunu söylemiyorsun?Senin yüzünden bütün öğle arasını teneffüs diye geçirdim."dediğimde
genişçe gülümseyip"Şirinim sen bilmiyor muydun ya?"dedi ve sınıftaki kızlara poz kesmeye başladı.
Masanın üzerinde duran elini cimdiklediğimde hızla elini kendine çekip kızaran yere baktı."Şirin ne yapıyorsun ya!Acıdı vallahi."
Kısık ve sinirle çıkan sesimle"Eğer bana bir daha herkesin içinde Şirin diye seslenirsen bende herkesin içinde şu Batı'nın ablasıyım diye bağırırım."diye tehditkâr bir şekilde konuştuğumda dudaklarını sarkıtıp"Ama adın Şirin."dedi.
Ya sabır!
"Batı,defol git!"diye tısladım dişlerimin arasından.O da gözlerini kısıp gülümsemeye devam ederek geri geri yürümeye başladı sınıfın kapısına doğru.
Çıkmak için bir adım daha atacağı sırada
elini havaya kaldırıp beni göstererek yüksek desibelli sesiyle"İyi dersler Şirin!"deyip sınıftan hızla çıktı.
Sınıftaki herkesin gözü benim üzerime toplanmıştı resmen.Sabah ki olanların öcünü alıyordu.
Dudaklarımı sinirle birbirine bastırıp yutkundum.Ön sıralarda oturan siyah saçlı kız bakışlarını üzerimden ayırmadan"Senin adın Şirin miydi ya?"
diye sordu.Ah Batı,şu sınıftan bir çıkayım senin o gülen suratını dağıtmazsam bana da Şirin aman Ömür demesinler.
Bütün sınıf kızın sorduğu sorunun cevabını bekliyordu.Başımı hafifçe yana doğru çevirip üçlüye baktım ve diğerlerinin aksine Özgür'ü başını önüne eğmiş gülümsüyor olduğunu gördüm.
Ne?
Beni rezil ettin aptal Batı.
Kubilay boğazını temizleyip konuşmaya başladığında dikkatimi üzerine çekmişti."Zaten sende vardı bir şirinlik."dedi keyifli sesiyle.
Yanlış bir olaya hızlıca el koyarak gözlerimi sınıftaki herkes de gezdirdim.
"Yok,Şirin falan yok!Ömür,sadece Ömür."
diyerek kısa bir açıklama yaptım.
Neden bilmiyorum ama başımı tekrar duvar kenarına çevirdim.
Bu sefer yüzüme bakarak gülümsüyordu.
Sağ yanağında oluşan çukur dikkatimden kaçamayacak kadar derin ve güzeldi.Kaşının hemen altında,şakağına yakın bir yerde duran küçük bir ben vardı.Bu da dikkatimden kaçacak kadar küçük bir detaydı ama kaçmamıştı işte.
Ne diyorum ben ya?
Ne yapacağımı bilemeyerek başımı önüme çevirdim.Ama ela gözleri üzerime çökmüştü sanki.Nefes alamıyormuşum gibi hissettiğimde ciğerlerim dolana kadar nefes aldım.Önümdeki sırayı sergide açılmış bir tablo gibi izlemeye başladığımda birkaç dakika sonra hoca sınıfa girip derse giriş yaptı.
İçi boş olan siyah sırt çantamı alıp omzuma taktığım gibi sınıftan çıktım.
Sonunda dersler bitmişti ve benimde beynim resmen kafamın içinde çılgınca eror veriyordu.Okuldan çıkıp bahçenin önünde Batı'yı beklemeye başladı.
Ayağımla hafif bir ritim tutturduğumda okul yavaş yavaş boşalıyordu.
Neredeyse 7 dakikadır Batı'yı bekliyordum ama okuldan hâlâ çıkmıyordu.Sinirlerim iyice tavan yaptığında pantolonumun kargo cebindeki telefonumu elime alıp açma tuşuna bastım.Ana ekran açıldığında %5 yazan bir telefon şarj uyarısı geldi.
Hemen rehbere girip Batıcan'ı aradım.
Aradım aramasına ama telefon bir kez bile çalmadan küfreder gibi kapandı suratıma.Şarjı bitmişti.Kendi kendime sabır dileyip telefonu geri cebime koydum.
Sinirden ayağımla yaptığım ritim seri bir duruma ulaşmıştı.Hayır yani,ben bunu niye bekliyordum ki?Hiç takmadan adımlarımı okulun çıkışına doğru atmaya başladım.Okul'un bahçesi bile boşalmıştı.Geriye tek tük insanlar,
sinirli bir ben ve ileriye park edilmiş siyah arabaya doğru ilerleyen üçlü vardı.
Bakışlarım onların üzerindeyken bir anda Kubilay arkadan gelip Alpdemir'in sırtına atladı.Alpdemir nerden geldiğini anlamadığı Kubilay'ı sırtından atmaya çalıştı ama bir koalanın
ağacına sarıldığı gibi sarmıştı kollarını boynuna.
Bu hallerine tebessüm edemeden geçemedim.
O sırada gözlerim tekrar ve tekrar ela gözlerle kesişti.Gülümsemem ufaktan yüzümden silinirken çattığı kaşlarının altındaki gözüme gözüme çarpan ela gözleri bakışlarımı kaçırmama izin vermedi.Aramızda uzun adımlardan oluşan bir mesafe vardı ama ben onu sanki yanımdan izliyormuşum gibi hissettim.Derin bir nefes alıp verdiğimde bakışlarımı kaçırdım ve çıkışa doğru yürümeye devam ettim.
Alpdemir zorda olsa Kubilay'ı arabanın yanına kadar götürmüştü.
Özgür onların aksine çok gerilerinde kalmıştı ve varlığını sanki bana çok yakından hissettiriyordu.Son bir umut Batı'nın çıkmasını umarak okulun kapısına bakmak için arkamı döndüm.
Döndüm dönmesine ama karşımda geniş omuzlu bir vücuttan başka bir şey göremedim.
Boyu benden biraz uzundu.Parmak uçlarımla kalksam anca yetişirim cinsinden.Hafiften çıkmış sakalları yüzüne ayrı bir hava katıyordu.Kemikli yüzü ise başlı başına tek kişilik bir
başroldü.Uzun kıvrımlı kirpikleri bir gölge gibi düştü ikimizin de üzerine.
Birbirimize ifadesiz yüzlerle bakmaya devam ederken dudaklarını yavaşça ıslatıp başını bana doğru eğdi.
Ilık ılık esen rüzgar dalgalı saçlarını savuruyordu yüzüme doğru.Hiçbir şey yapmadan bekliyordum.Başını kulaklarıma doğru getirip iki kelime fısıldadı sonra.Benim sinirlenmeme onun ise keyiflenmesine sebep olan iki kelime."İsmin güzelmiş,"dedi ve ekledi.Sabah ki yaptığı gibi.Ama bu sefer tek bir farkla.
"Şirin."
Ben Ömür Şirin KARA.Kahraman Kara ve Çiçek Kara'nın tek kızlarıyım ve onlar beni 9 yıl önce bırakmak zorunda kaldıklarında bende Şirin olmayı bıraktım.Ömürdüm artık.Sadece Ömür.
Yavaşça geri çekildiğinde dişlerimi sıkmaya başlayıp gözlerinin içine diktim gözlerimi.Dudaklarının kenarında bir kıvrılma meydana geldiğinde yanağında oluşan çukur tekrar dikkatimi çekti.
Ama bu sinirimin daha fazla bozulmasına yol açmaktan başka bir işe yaramamıştı.Arkasına dönüp arabaya doğru yürümeye başladığında sinirimi bir yerlerden çıkarmak istercesine ayağımın ucunu sertçe yere vurup
"Kirpikli!?"diye homurdandım.
İlerden koşarak gelen Batı'yı görmemle birlikte sinirden dakikalardır ciğerlerimde tuttuğum havayı sertçe dışarı verdim.Sinirden dudaklarımı ısırmaya başladığımda birinin yani Kubilay'ın bana ithafen bağırdığını duydum."Pişt,cam güzeli?Yarın görüşelim ya!Telefon numaramı kaydettim telefo-"diyerek cümlesini bitirecekken bitirmesine izin vermeyen, şoför koltuğunda oturan Özgür olmuştu.
Hızlı bir gazla beraber okulun bahçesinden çıktılar.Geriye sadece arkalarında bıraktıkları sert rüzgarları ve benim sıktığım dişlerimden dolayı ağrıyan çenem kalmıştı.
"Ne olmuş biraz geciktiysem?"Bir iki adım arkamdan gelen Batı'ya ters bir bakış atıp"Biraz mı? Senin yüzünden orda kök saldım yetmezmiş gibi birde sonbaharı getirip yaprak döktüm."dedim öfkeyle.Okuldan çıktığımızdan beri özür dileyip duruyordu.
Yarım saat boyunca okulun önünde beni beklettirmiş birde utanmadan kendini haklı çıkartmaya çalışıyor.
"Ya Şirinim tamam ya!Valla ben suçluyum.Hadi gel öpüşüp barışalım."
diye kollarını bana doğru uzattığında elimle kollarını itekleyip"Bak hâlâ Şirin diyor!"diye yükseldim.Dudaklarını sarkıtıp masum durmaya çalıştığında omzumdan düşmeye hazırlanan çantamı sabitleyip hızlı adımlarla yürümeye devam ettim.
Aslına bakılırsa belki sınıfta beni rezil ettiği için ona pek fazla kızmazdım ama o son anda Özgür'ün yaptığı şey Batı'yı gözümde çıra gibi yakmıştı.Batı'ya her kızışımda aklıma o geliyordu.
Galiba ben ona olan sinirimi Batı'dan çıkarıyordum.
Neden bu kadar kafamı takıp sinirlerimi bozuyordum,bilmiyordum.
Bu zamana kadar kimse ikinci ismimle dalga geçmemişti.Batı dışında.
Batı dalga geçmiyordu aslında.Sadece bu isimle bana hitap etmeyi daha çok sevdiğini söylemişti.Ne kadar doğru bilmiyorum.
Yol boyunca Batı onu affetmem için yalvarıp durmuştu,bense hiç ilgilenmeyip sadece susarak karşılık vermiştim bu yalvarmalarına.
Sonunda halamın evine geldiğimizde derin bir nefes alıp zile bastım.Hemen arkamdada Batı vardı.Halam kapıyı açtığında bizi görüp genişçe gülümsedi.
Halam da ne kadar mutlu bir insandı ya!
Halam bana baktığında kaşlarını çatıp birde Batı'ya baktı.Arkamdan yaptığı el işaretlerini hissedebiliyordum.Hafifçe bedenimi ona doğru çevirip ters ters baktım yüzüne.Havada olan elleri yavaşça yere indi.Alt dudağını ısırıp gülümsemeye çalıştı.Kendi kendime homurdanıp halamın yanından geçerek içeri girdim.Ayağımdaki postalları hoyratça çıkarıp çantayı da yanına attım.
Halam ile birlikte Batı'da içeri girdiğinde sinirle bir daha baktım Batı'nın masumane yüzüne.O ise bakışlarını kaçırıp merdivenlere doğru geri geri yürümeye başlamıştı çoktan.
Halam aramızdaki bu soğuk rüzgarları hissettiğinde bir bana bir Batı'ya bakıp bağırdı."Ay ne oluyor ya?Neyiniz var sizin?Kapıdan içeri girene kadar birbirinizi yiyecekmişsiniz gibi bakıp duruyorsunuz."
Gözlerimi Batı'dan ayırmadan dudaklarımı aralayıp"Bir şey yok hala."
dedim.Halam aldığı cevaptan memnun olmamış bir tavırla Batı'ya baktı bu sefer.
Batı gözlerini birkez gözlerime değdirip"Abartıyor anne!"diye konuştu.
Üzerinde tuttuğum gözlerim irileştiğinde
hemen yükseldim.
"Abartıyor muyum?
Batıcan'a doğru bir adım attığımda hemen halamın arkasına saklanıp küçük bir çocuk gibi beni halam'a şikayet etti.
Ama halam çok iyi tanıyordu oğlunu.
Büyük adımlarla yanıma gelip beni ikili krem rengi koltuğa oturttu."Ömür bir sakin ol!Ne oldu anlat şimdi bana."deyip gözlerime baktı.Batı'da ayakta,kaçmak için fırsat kolluyordu kendince.
Aptal!
Gram eksilmeyen sinir halimle dişlerimi üst dudağıma geçirdim.Zaten çok yorulmuştum birde bu konuyu tartışmak istemiyordum."Yok hala birşey ya!"deyip geçiştirmeye çalıştım.Batı benim aksime inadına inadına olayı ben kapattıkça ısrarla geri açıyordu."Anne vallahi ben haklıyım ya!"dediğinde hiç durmadan açtım bende ağzımı.
"Ne haklısın ya ne haklısın!?Zaten okulda
bunalmışım birde gelip sınıfta geriyorsun beni.Bunlar yetmezmiş gibi yarım saat bekletiyorsun okulun önünde."deyip bakışlarımı halama değdirip tekrar baktım Batı'nın yüzüne.
"Kızlardan başka birşey görmüyor gözün.Beni alıp okulun köşesinde bir yerlerde kesip atsalar anca kızlarla gelip başımda geyik muhabbeti
yaparsın."
"Seni mi kesip atarlar?Ay neremle gülsem bilemedim vallahi.Kızım sen onları kesersin,yinede sana bir şey olmaz." deyip gülmeye başladı.Ayağa kalktığım gibi Batı'ya doğru hızlı adımlarla gittiğimde halam kolumdan tutup ters ters oğluna baktı.
"Ömürcüğüm,hadi elini yüzünü yıka kendine gel,hadi.Ben çekerim bunun kulağını."deyip beni yukarı gönderdi.
Hızlı adımlarla merdivene yönelip bir iki kat çıktığımda Batı arkamdan bilerek"Şirin!"diye bağırdı.
Sabırla gözlerimi kapatıp açtığımda bu sefer sabır uğramadı ve ben öfkeyle soluduğum nefesi vermeden"Seni var ya!"deyip üzerine yürüdüm.O da hemen diğer koltuğun arkasına geçip mavi çantasını önüne siper etmişti.
Halam da benim önüme geçip uyaran bakışlarla Batıcan'a baktı.
Bütün sinir sistemim bir gün içerisinde çökmüştü resmen.İki hafta evde yaşadığım rahatlığın bedelini mi ödüyordum acaba?Bu sefer hiç durmadan yukarı çıkıp kendimi lavaboya attım.
"Ee,okul nasıl geçti?"diye sordu halam elindeki doldurduğu çorba kaselerini önümüze bırakırken.Ben omzumu silkip hiçbir şey demezken Batıcan'da hiç oralı olmayıp çorbasını içmeye başlamıştı.
Halam kendi çorbasını alıp ikimizin de çaprazına oturduğunda dik dik bize baktı."Size diyorum, duymuyor musunuz beni?"diye konuştuğunda ben sadece"İyi geçti."diye yanıt verdim.Sonra da uzun zamandır içmediğim çorbayı yudumlamaya başladım.
Batıcan hiç umursamadan"Babam nerede?"diye sordu.Halam bir yudum su içip"Davası var yarın onun,o yüzden Kocaeli'ye gitti."dedi.
Evet,eniştem avukattı.Babam gibi...
Uzun süren bir akşam yemeğinin ardından sanki ilk defa ev yemeği yiyormuşum hissine kapıldım.
İçerde Batı ve benim sağlıklı sinir sistemimle beraber oturmuş televizyon seyrediyorduk.Aslına bakılırsa televizyona koydukları komik olmayan komedi filmine boş gözlerle bakıyordum.
Sıkıntıdan başımı arkaya doğru eğip koltuğa yasladığımda Batıcan'ı iki saat önce şarja taktığım telefonumla oynarken gördüm.Kaşlarımı çatıp"Ne yapıyorsun benim telefonumla?"diye sordum.
Hayret!Sinirlenmedim.
O da rahat bir tavırla"Instagramında geziniyorum."diye cevap verdi.
Evet,bir hesabım vardı ayda yılda bir aktif olduğum.Pek ilgilenmem ama.
"Bizim okulun itiraf sayfasına aldım seni."deyip telefonu bana doğru tuttu.
Takipçi sayısına baktım.İlk sınıflardan son sınıflara kadar herkes vardı herhalde.Yani kısacası okulun tamamı.
Oflayarak bana doğru uzattığı telefonumu elinden çekip aldım."Üf hiç sevmem böyle şeyleri.Niye takip ediyorsun ya!?"
Batı hafifçe omzunu silkip kendi telefonunu aldı.Bende direk telefonumu kapatıp hâlâ üzerimde olan okul formamın cebine koydum.
Sabahtan beri bir kere bağlayıp açmadığım ama her yerinden çıkmış olduğuna emin olduğum saçlarımı ellerimle geriye doğru yapıştırdım.
Saat 21.30'a geliyordu.Oturduğum koltuktan kalkıp tekli koltuğa attığım deri ceketimi üzerime geçirdim.Batı elindeki telefonu indirmeden gözlerinin üstünden bana baktı."Nereye?"diye sordu yayıldığı koltukta biraz doğrularak."Eve."diye cevap verdim düz çıkan sesimle.
"E kalsaydın burada.Ayrıca annemin
göndereceğini hiç sanmıyorum Şirinciğim."deyip gıcık gıcık gülümsedi.
Bu cümlesine gözlerimi devirerek karşılık verdim.Kapıya doğru yürüyüp vestiyerdeki postallarımı gelişigüzel ayağıma geçirdiğimde Batıcan dağılmış saçlarını eliyle daha fazla dağıtıp esnedi.
Merdivenlerden gelen adım seslerini duyunca Batı"Vallahi annem geliyor.Çık hemen."dedi.Küçük ve gereksiz telaşımı ardımda bırakarak hemen dışarı fırladım.
Bahçeden koşar adım çıkarken arkamdan Batı kısık sesle bağırarak"Şirin,çantan!?"deyip eliyle tuttuğu sırt çantamı kucağıma doğru fırlattı.
Kılpayı yere düşürmekten son anda kurtardığım çantamı elimde tutarak ordan uzaklaştığımda halamın bir iki kere arkamdan çağırdığını duymuştum. Ama duymamazlıktan gelip yoluma devam ettim.
Zaten burası müstâkil evlerden oluşan bir siteydi.Yakamoz Sitesi...
Halamgilin evi ile benim evimin
arasında;yavaş yürürsem 20 dakika,hızlı yürürsem 10 dakika,normal yürürsem tam tamına 15 dakika vardı.
Burası gerçekten çok büyük bir siteydi.
Hayır,aramızdaki mesafeden belli...
15 dakika sonra eve geldiğimde direk odama geçip kendimi yatağa attım.
Gözlerimi boş tavanda oyaladığımda hafiften gidip geliyorlardı.Uyku çoktan üzerimde vardı ama etkisini yeni yeni
gösteriyordu.Üzerimdeki kıyafetleri umursamadan gözlerimi kapattığımda cebimdeki telefondan gelen mesaj bildirim sesiyle dalgınca cebimden çıkarıp mesajı atan kişiye baktım.
*Batıcan*
Annem sabah kahvaltıya gelmezsen orada olacağını kabaca bir cümle ile bana açıkça anlattı Şirinim. (21.56)
*Ömür*
Off!Sende halama beni bir salmasını nazikçe bir cümle ile uzunca açıkla.
Tamam mı Batıcığım? (21.58)
*Batıcan*
Bilemeyeceğim:/ Annemi biliyorsun Şirinim!Ama senin bu biricik şahane kuzenin senin için bir şeyler ayarlamaya çalışacak;) (22.01)
Uykum hafiften kaçmaya başladığında bunun olmasını istemediğim için olayı kısa kesmeye çalıştım.
*Ömür*
Tamam. (22.02)
Ama Batı bunun aksine hâlâ uzatıyordu.
*Batıcan*
Tamam mı?Ya Şirinim ben senin için resmen karşıma Roma İmparatorunu alıyorum senin dediğin şeye bak.
Tamammış:( (22.04)
Gece gece beni uğraştırıyordu birde ya!
*Ömür*
Yat zıbar Batı,sabah benim evin önünde buluşuruz. (22.05)
Son mesajı attığım gibi telefonu sessize aldım.Zaten uyku bedenimden yavaş yavaş çekilirken hiç vakit kaybetmeden gözlerimi kapatıp kendimi ve bedenimi uykuya teslim ettim.
---
Bölüm Sonu.