İçeriğe geç

Özgürlüğün Ömrü

Bölüm 1 · 15 dk okuma

Özgürlüğün Ömrü

Bölüm 1

1.Bölüm:Görülemeyen Prangalı Hisler

1.Bölüm:Görülemeyen Prangası Hisler.

*Dünyanın sonuna doğmuşum.*

Hayatımda değişmeyen olayların en büyük sebebi benim değişemememdi.

Sanırım bazı bilinenlerinin ilerisine değil tersine doğru yol alıyordum ve bundan gayet memnundum.Diğerlerine göre yürüdükleri yollarda hayat vardı ama benim hayatım en başından beri prangalarından kurtulmamakta ısrar ediyordu.Ben alışmıştım.Aslında çevremdekilerde yavaş yavaş bu durumu kabul ediyorlardı.Yani,sanırım.

19 yaşındayım ve hayatımın son 9 yılını çevreme ayak uydurarak geçirdim.

İlk 4 senesi İngiltere'de dayımın yanında ortaokulu bitirerek devam eden hayatım diğer 4 senesini Eskişehir'de amcamın yanında liseyi okuyarak ilerledi.

Aslında tam olarak ilerlemiş sayılmaz.Okul hayatımın ilk iki senesi iyi geçti.Ama öyle herkesin ki gibi normal değil.

Çalışmadım,dersleri dinlemedim,

sınavları umursamadım,hocaları bile

takmadım ve son 2 sene yani 11.sınıfta kaldım.Onuda bir şekilde atlatıp 12.sınıfa geçtim.Ama onda da kaldım.Kafama göre yaşadım.Herşeyin dikine gittim.Amcam bile önümde duramıyordu.

Kızgındım,kırgındım,eksiktim.Kısacası bu zamana kadar hiç iyi bir yeğen profili çizememiştim ve sonunda amcam da benimle baş edemeyip İzmir'e,halamın yanına gönderdi. İzmir;doğduğum ama büyüyemediğim şehir.Buraya geleli 2 hafta oluyor.Ama bu sefer birinin evinde değil yıllar önceki çocukluğumun evindeyim.Tek başımayım.

Hatıralarımlayım.Hatırlananlarlayım.

Annem...

Yok.

Babam...

Yok.

Ben...

Tek.Sadece tek.

10 yaşındaydım.Hayata daha yeni yeni ısınıyordum.Acı çekmek nedir bilmiyordum.Gülüyordum.

Eskiden...

Büyüklere göre benim küçücük olan pembe hayallerim,bana göre çok büyüktü ve ben onları diri tutmak için herşeye inat hayal kurmaya devam ediyordum.Bu hayallerimin sonu hep annem ve babama çıkıyordu.O kadar güzel cümleler,kelimeler besliyorum ki onlara karşı içimde bazen yüzlerine bakıp söylemek istiyordum.Ama söyleyemiyordum işte.

Annem;O kadar güzeldi ki bana göre o yaşımda prensesler gibiydi.Benim ve babamın prensesi.Bizim küçük üç kişilik ailemizin muhteşem prensesi...

Babam;Benim en güçlü kahramanımdı.

Belki bir pelerini yoktu omuzlarında ama o benim en büyük süper kahramanımdı işte.

10 yaşındaydım.Herşey o kadar toz pembeydi ki hayatımda,ben nerden bilebilirdim ki birgün gerçekten de hayatımın pembe değil ama toz olacağını?Birgün annem ve babama karşı onlara söylemeye utandığım cümlelerin boğazıma bir yumru gibi oturacağını?

Ben nerden bilebilirdim ki güzel prensesin ve güçlü kahramanın beni bırakıp uzaklarda hayat kuracağını?

Bilemezdim işte,bilemezdim.O zamanlar annem ve babamın Şiriniydim.

Artık 19 yaşındayım ve annemle babamın göremedikleri Ömürüyüm.

Çocukluğumun tebessümü yok artık yüzümde.Hayallerim gömdü kendini yeryüzünde bir yerlere.Eskiden ileriyi düşünerek yaşardım hayatımı,şimdi ise sonunda ne olacağını bilmeden yaşıyorum.

Gerçi sonunda olanlar hep bana karşı eksi bir puan oluyor ama gerçekten umrumda da olmuyor.Hayal kurmaktan çok kurmamayı seviyorum artık mesela.Ben aslında yaşamıyorum sadece vakit geçiriyorum bu dünyada.Dümdüz ilerliyorum.Dümdüz, başıboş yollarda bir iki adım da kendim için atıyorum.Bir akraba orda bir akraba burda.

Takılıyorum kendi kendime.Ne okul,ne gelecek umrumda olmuyordu ama sevgili akrabalarım öyle düşünmüyordu.

"Ömür,hadi hemen kalkıyorsun.Çabuk ol!Bak onu bunu bilmem bugün o okula gidilecek.Hadi!Bak hâlâ yatıyor!?"

Halamın sertçe belimi dürten elini kendimden uzaklaştırabilmek için hafifçe yana kaydım.Ama bütün çabalarım boşunaydı çünkü halamın üzerimdeki yorganı hızla çekmesiyle çok ısrarcı olduğunu anlamıştım.

Tabi ne olacak kadına iki haftadır okula yok şu gün gideceğim,yok bugün gideceğim diye oyalayıp duruyordum.Hayır,şu koca evde tek başıma kafa izni yapmama bile izin vermiyorlardı.Nedir yani bu sene okula gitmesem?

4 senede bitmesi gereken lise hayatım benim yüzümden 6 seneye un çuvalı gibi yayılmıştı.Üniversite doktorluk okusam yeriydi yani.Tabi şuan yıldönümü olduğu için 6.senesine yeni giriyordum.Her sene aynı terani ve ben hiçbir halt anlamıyorum.Sorun bende değil,benim geleceğimle ilgilenenlerde.Dayım,

amcam,yanında hiç kalmasamda sürekli beni arayıp halimi hatrımı soran teyzem,

dedemgiller ve şimdide beni zorla kaldırmaya çalışan halam...

9 yıllık hayatımın tamamı bunlarla geçti.

Şimdide zorla gönderilmeye çalıştığım bir lise son sınıf vardı ve ben bu sınıfı önceden okuyup geçemeyenlerdendim.

Zaten bu okul yüzünden halama gönderilmiştim.

Halam...

Asla peşimi bırakmaz.Ben bıkarım onu bıktırmaktan ama o bıkmız.Halam çünkü.Baskın biri.Amcama, dayıma yada teyzeme benzemez.Onlara iki masum bakış atarım iş tamam.Ama halam...

Ona saatlerce yalvarsam,cık kabul etmez.Üstüne dikine gider.

"Ömür,kalk hadi!Bu evin hali ne böyle ayrıca?Yok böyle olmaz,ben seni bize götüreceğim ya!Bu ne böyle?Nerden geldiği belli olmayan şeyler tükeniyorsun öyle.Mutfak hazır yiyecek çöpleriyle dolu."diye başımda baş bas yakındığında ellerimle kulaklarımı tıkamaya çalıştım.Baskıcı bir akraba sendromu daha yaşamak istemiyordum.

Yüzümü gömdüğüm yastığı kendimle birlikte çevirdiğimde halam elinde iki gün önce çıkartıp bir kenara fırlattığımı hatırladığım mavi t-hişörtümü tutuyordu.Kaşlarını bilerek sert görünümle çatmış gibi gözükmeye çalışarak bir elinide beline koymuştu.

Yatakta yatmaya devam ederken halamın bakışlarıda üzerimde gezinmeye devam etti.Uzun bir izleme ve uyku sersemliğinin ardından gülümseyerek halama baktım.Gözlerini kısıp o da gülümsedi.Ama böyle şey gibi,nasıl desem.Böyle az sonra görürsün sen der gibi bir şey.Yani,heralde öyledir.Belki de değildir.Bilemiyorum.

Dudaklarımı aralayıp bugün de okula gitmemek için birkaç yalvarma cümlesi kuracakken halam elindeki iki parça kıyafeti suratıma fırlattı.Elimle suratıma atılan pardon fırlatılan kıyafetleri kucağıma koyup yatakta doğruldum.

Ekşiyen suratıma birlikte halama baktığımda daha yeni yüzüne yerleştirdiği imâ dolu gülümsemenin nedenini şimdi anlıyordum.

"Hiç boşuna uğraşma Ömürcüğüm,ben seni senden daha iyi tanıyorum.Şimdi kalk ve okul kıyafetlerini giyip aşağı gel.Sana kahvaltı hazırladım.İlk günden okuluna geç kalmak istemezsin diye düşünüyorum."deyip odadan çıktı.

Bense yediğim laflarla ve elimdeki az önce suratıma fırlatılan,okul forması olduğunu öğrendiğim kıyafetlerle kalakaldım.

Gözlerimin önünde halamın kararlı bakışları ve o bittin sen! der gibi gülümseyen yüzü vardı.Kafamın içinde ise benim gerçekten bittiğim gerçekleriyle yüzleşen beynim.

Aynada son kez kendime baktım.Sanırım o okula dair seveceğim tek şey bu okul forması olurdu.Siyah,dar bir kargo pantolon,kırmızı bir sweet,sweetin üzerinde sağ köşede yer alan orta büyüklükte okul amblemi ve amblemin üzerinde yazan okulun ismi;"KARAL KOLEJİ"

Hiç uğraşmadan elimdeki siyah tokayla saçlarımı dağınık bir topuz yapıp aşağı indim.Halam elindeki çay bardağını masaya bırakıp bana baktı.

Kendiyle gurur duyarmış gibi başını sallayıp"Hah!Çok güzel olmuş işte.Eteği de vardı bunun.Eteğini mi alsaydım acaba ya?"diye son cümlesini kendine vurgulayarak sorduğunda yavaş adımlarla masaya oturdum.

Kesilmiş salatalıklardan bir tane alıp ağzıma attım ve sonra halama bakmadan onu düşüncelerinden kurtardım."O eteği alsaydın giymezdim zaten.Kendini böyle saçma şeyler için yorma hala."deyip ılımış çayımı karıştırdım ve bir yudum aldım.Halam da karşımdaki sandalyeye kuruldu.

Sakince kahvaltımızı yapmaya devam ederken halam kısa bir nutuk çekeceğini boğazını temizleyerek belli etmişti.

Bakışlarımı halama yönelttiğimde onun da gözlerinin benim üzerimde olduğunu gördüm.Hiç uzatmadan başımı sallayıp konuşması için önünü açtım.O da zaten direk konuşmaya girdi.

"Ömür bak bu konuşmayı bir kere yapmak istiyorum ve tekrarlanması hiç istemeyeceğim bir konuşma olacak halacığım.Bu yüzden söylediklerimi çok iyi dinleyip uygulamanı istiyorum.

Tamam mı kuzum?"diye ilk uyarısını çoktan belirttiğinde usulca gözlerimi açıp kapattım.O da yüzüne ufak bir tebessüm yerleştirip dudaklarını araladı.

"Ömür,lütfen okulunu,derslerini,

geleceğini önemse.Bak, hayatından 2 yıl çaldın ve sen bu duruma üzülmediğin gibi umursamıyorsun da."

Evet, ne olmuş yani 11.sınıfı iki kere okuyup 12.sınıfta kaldıysam?Yani,evet normal bakımdan cümleyi kısa bir özetle anlatırsam iki kere sınıfta kalmıştım.Ne yapayım?Ben bir sene boyunca dersleri dinliyorum ama tekrar olsun diye sınavları geçmeyip bir sene daha okuyorum.

Hayır,ne olmuş yani?

"Ama ben,biz seni çok seviyoruz ve daima önü açık bir geleceğin olsun istiyoruz.Umursuyoruz seni.Şuan çok güzel bir üniversite öğrencisi olabilirdin.Ama bunu kendine sen yaptın Ömür!Halacığım lütfen kendini derslerine ver.Ne kadar o okulu okumak istemesen de gitmek zorundasın.

Sınavları umursamak zorundasın.Lütfen kendin için değilse bizim için çabala,lütfen."dediğinde başımı salladım.

Halam sanki hâlâ bir cevap beklermişcesine yüzüme baktığında düz çıkan sesimle"Tamam."dedim.O kadar ciddi bir ortamın içerisindeydik ki kendimi yadırgamıştım.

Kendimi bildim bileli bu kadar ciddi bir konuşmanın konusu olmamıştım aslına bakılırsa.Zaten bugüne kadar benimle bu kadar ciddi konuşan kimse olmamıştı.

Birinciliği de şuan da halam almış oluyordu.Amcamın beni buralara göndermesinin en büyük nedeni.Ah amca ah!Rahatça yaşayıp gidiyorduk işte.En azından beni bu kadar sıkmıyordun.Yani,sıkıyordun da ben takmıyordum.

Kahvaltım bittiğinde ayağa kalkıp mutfakla beraber olan salona geçip kendimi koltuğa attım.Saat 09.00'a geliyordu ve sanırım biz bu gidişle geç kalacaktık.Hiç umursamadan koltuğun kenarına sıkışmış olan kumandayı alıp televizyonu açtım.Kanalları yavaş yavaş gezinmeye başladığımda halamın dik dik bakan gözlerini üzerimde hissetmem çok uzun sürmedi.

"Ömür daha yeni ne konuştuk biz seninle?"dediğinde derin bir nefes alıp koltuktan kalktım."Tamam hala ya!"deyip odama çıkmak için merdivenlere yöneldiğim sırada halam arkamdan"Televizyonu kapat!"diye bir uyarıda bulundu.Bıkkınca oflayarak arkamda bıraktığım televizyonu kapatıp sinirle aşırdığım yolları tekrar yürüdüm.

İkişer ikişer merdivenleri çıkarken halamın arkamdan"Böyle böyle yola geleceksin Ömür Hanım!"dediğini duymamla birlikte kendimi bir hışım odaya attım.

Elimde tuttuğum siyah sırt çantasına ne koysam diye bakıyordum iki saattir oturduğum yatağın üzerinde.Halam kapıyı çalıp içeri girince bana ve elimdeki çantaya baktı uzun uzun.

Sonra kaşlarını çatıp olanları anlamak için"Ne yapıyorsun?"diye sordu.Başımı umutsuz bir vakaymışım gibi sallayıp

"Çantaya ne koysam diye düşünüyorum."

dedim.Halam da olduğu yerden hemen ayrılıp yanıma geldi.Gerçekten şuan ki davranışıyla benim koca bir vaka olduğumu içten içe hissettiriyordu.

Derin bir nefes verip"Ah Ömür ah!Kızım okula gidiyorsun.Çantaya ne koyabilirsin acaba?"diye sorduğunda ise bende ciddiye alıp düz çıkan sesimle"İşte bende onu soruyorum."dedim.Halam kendine kendine birşeyler söylenip çalışma masama yöneldi.

Daha önce orda olduklarının farkına bile varmadığım ders kitaplarının bazılarını alıp çantaya koydu.Elinde tuttuğu beyaz küçük kağıt ders programıydı sanırım.Ne zamandır ordalardı hiç haberim yoktu.

Bu halime gülmem kadar normal olan bir durum yoktu sanırım.

Etrafına bakınıp bir şey aradığını belli eden bir tavırla gözlerini masanın üzerinde gezdiriyordu.Yatakta bağdaş kurup halama"Ne arıyorsun?"diye sordum.Elleriyle masanın üzerindeki fazlalıkları kenara itmeye başladığında

"Kalem!"diye cevap verdi.

2 haftadan beri masanın altındaki kalemi ne zaman kaldıracağımı düşünüp dururdum.Galiba o gün bugündü.

"Hala,"

dedim dikkatini üzerime çekerek."Bak masanın altında var bir tane."

Halam elindeki çantayla eğilip masanın altındaki kalemi aldı.

Sonra bana bakıp hafif sinir hafif bıkkınlıkla"Kalk Ömür kalk.Okula geç kaldık.Seni sorumsuz lise öğrencisi." dediğinde son cümlesinde hafifçe gülüp çantayı bana uzattı.Bende sessizce gülümseyip çantayı aldım.

Yatakta hızlıca doğrulup çantayı sağ omzuma taktım.Dağınık topuz yaptığım saçlarım çoktan kenarlardan çıkmış hafif hafif rahatsız etmeye başlamıştı.Halam bu halimi görüp yakınarak"Bari saçlarını tarasaydın."dedi.Elimle saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdığımda

"Taradım zaten."diye mırıldandım.

İmâyla kaşlarını kaldırıp"Tabi canım.

Nasıl da güzel taramışsın öyle sen."dedi.

"Zaten o yüzden topuz yapıp işi bitirdin değil mi?"

Boşta kalan omzumu silkeleyep odadan çıktım.Halam da ardımdan gelip dış kapıya yöneldi.Saat çoktan 09.00'u geçmiş 10.00'a yaklaşıyordu.Büyük ihtimal ilk iki dersi çoktan kaçırmıştım.

Vestiyerdeki siyah postallarımı hızlıca ayağıma geçirip askıda duran deri ceketimi aldım.

Ceplerimi yokladığımda telefonumu içerde unuttuğum için parmak uçlarımla yürüyüp mutfak tezgahının üzerinde duran telefonu aldım ve pantolonumun arka cebine sıkıştırdım.Halam dışardan hızlı olmam için seslenip duruyordu. Yemin ederim şu kısacak zaman diliminde saçlarım beyazlamıştı.Resmen yaşlanmıştım.

Omzumdan kayıp kollarımdan aşağı düşmeye hazırlanan çantayı aşağı indirip fermuarını açtım.Zaten çok ağırdı.

Omzum ağrımıştı bunun yüzünden.

İçinden iki çok kalın,üç az kalın olmak üzere beş kitabı çıkarıp masaya bıraktım.

Sonra da daha fazla oyalanmayıp çantayı elimle aldığım gibi dışarı fırladım.

"Okuldan başka hiçbir yere gitmiyorsun Ömür.Dersleri dinliyorsun,gerekirse önemli yerleri çizip not alıyorsun.Zaten dersle ilgilenmediğin anda hocaların benimle irtibata geçecek.O yüzden ayağını denk al!"diye yol boyunca beni alttan alttan tehdit eden konuşmalarından birini daha sonlandırmış oldu.

Bense dediği herşeye otobüsde camın önüne koyulan oyuncak süs köpekleri gibi başımı sallayıp duruyordum.

"Okuldan çıktıktan sonra Batıcan'la birlikte bize geliyorsunuz.Sakın eve falan gitme.Tamam mı Ömür?"

Ben eve giderim hala.Ayrıca Batıcan'la uğraşamayacak kadar uykulu bir bedene sahibim.

"Tamam hala,geliriz."

Aklım ne diyor,dilim neler söylüyor...

Sonunda okula gelmiştik.Arabadan inip okulun girişine kadar yürüdüm.Halam da arabanın camını indirip"Benimde gelmemi ister misin?"diye sordu.

Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı iki yana salladım.Genişçe gülümseyip"İyi dersler."dedi ve arabasıyla yanımdan uzaklaştı.

Resmen halamın dalga konusu olmuştum.Gözlerimi sabah formada da görmüş olduğum okul isminin tabelasına diktim."İyi dersler.Bana çok iyi dersler."

diye kendi kendime homurdanıp okulun bahçesine böylece ilk adımımı sert bir şekilde atmış oldum.

Güzel,geniş bir bahçeye sahip olan okulun belirli yerlerinde renkli banklar vardı.Kocaman bir basketbol ve futbol sahası okulun neredeyse sadece 4/1 alanlık kısmını kaplıyordu.Okul zaten yorum yapılamayacak kadar gösterişli,

güzel ve büyüktü.Adımlarımı seri bir şekilde atarak okula girdim.Okulun içi dışından bin kat daha güzeldi.Yani biraz boşa masraf gibi duruyordu.Dışarda olan banklardan içerde de vardı.İnsanın burada sıkılmasının imkanı yok gibi duruyordu.

Karşımda duran merdivenlere doğru ilerlediğimde şubemin ne olduğunu halamdan öğrenmediğim için ne yapacağımı bilmiyordum.Zaten istemediğim bir yerde rezil gibi hareketler yapıyordum.Birde başıma bunlar geliyordu.Telefonumu çıkarıp halama mesaj atacağım sırada kulaklarıma bile uğramadan beynimde deprem etkisi yaratan okul zili sabırla gözlerimi kapatıp açmama neden olmuştu.Daha okula geleli 15 dakika olmasına rağmen içten bir duyguyla bu okuldan nefret etmiştim.Şimdi buraya geldiğim dakikaları,saniyeleri ve saliseleri kendime yedirip bir güzel hayatıma devam etmeyi düşünmem sadece iki buçuk saniyemi almıştı.

Bütün sınıf kapılarının gürültü ile açılmasıyla resmen öğrenciler okulu başımıza yıkmak istercesine koridorlara fırlamalarını hayvan gibi ses gelen ayakkabılarından anlamıştım.Sanırım şuan üst kata çıkıp sınıfımı bulmam gerekiyordu ama ben hızlı olan adımlarımı bu okuldan defolup gitmek için dışarı atmak istiyordum.

Birkaç adım atıp merdivenleri tırmanmaya başladığımda elimde olan telefonum titremeye başladı.Adımlarımı durdurmadan çıkmaya devam ederken arayan kişinin Batıcan olduğunu gördüm.

Batıcan...

Halamın biricik oğlu,benimse biricik neyseki aynı sınıfta bulunmayacağımı bildiğim kuzenim.

Telefonu sıkıntılı bir nefes verdikten sonra açıp kulağıma dayadım.Karşı taraftan gelen neşeli sesle durdum öylece."Şirinim ne yaptın ya? Nerelerdesin?Annem okula bırakmış seni.Nerelerde geziniyorsun söyle bakayım,abin seni almaya gelsin."

dediğinde kaşlarımı çatıp yüzümü buruşturdum.

Arkadan gelen seslere bakılırsa arkadaşlarının yanında hava atmaya çalışıyordu.Ağzımın içinde ettiğim argoları sanırım sonlandırmalıydım.

"Giriş kattayım."deyip telefonu yüzüne kapattığımda merdivenleri yavaş yavaş çıkmaya devam ettim.

Koridorların başından koşarak yanıma geldiğinde kollarını boynuma sardı.

Sinirli okuldaki oksijen miktarının hepsini soluduğumda Batıcan'ı zorla itekleyip"Bırak."diye mırıldandım.

O ona karşı aldığım despotça tavrımın aksine gülerek kolunu omzuma attı."Sonunda kızım ya!Valla hiç okula gelmeyeceksin sandım."dediğinde

düz bir sesle"Bana kalsa gelmezdim zaten.Halam yüzünden burdayım."

dedim ve Batıcan'ın kolunu omzumdan çektim.Sınıf koridorlarından yavaş adımlarla yürümeye başladığımızda son sınıf öğrencilerinin gözü üzerimizdeydi.

Sürekli çatık olan kaşlarım yüzünden alnım ağrımıştı.Sıktığım çantamın kemeri ise bunların cabasıydı.Ama elimde olan birşey değildi.Gergin ve sinirli olduğum zamanlar bu yaptıklarıma engel olamıyordum.

Ve şuan sinirden daha fazla gerginlik içerisinde yürüyordum.Saçma ama geriliyordum işte.Yabancı bir insan topluluğunun içerisindeydim ve bütün hepsinin bakışları bizim üzerimizdeydi.

Hayır,ne var ki bakıyorsunuz?

Benim sınıfım olduğunu öğrendiğim kapıya gelince yan tarafta dikilen,en küçük öğrenci topluluğu dediğimiz üç kişi yanımıza geldi.Gözlerini Batıcan'a diken kumral saçlı çocuk gülerek"Kanka manita yapmışsın,haberimiz yok lan!"

dediğinde yanındaki iki kişide gülmeye başladı.Batıcan elleriyle saçlarını karıştırıp onlar gibi gülerek"Yok oğlum,o benim kuz-" "Ablasıyım!"diye atladım konuşmanın esas karakteri olarak.

Gözlerimi kısarak keyifli gülümsememle

Batıcan'a bakıp"Değil mi ablacığım?"diye sordum.Gülümsemesi biranda yerle bir olduğunda boğazını temizleyip arkadaşlarına baktı.Gülenlerden biri olan sarı saçlı hani derler ya mavi gözlü önce bana sonra Batıcan'a bakıp"Kanka senin ablan mı vardı ya?Oğlum niye söylemedin lan?"dediğinde tekrar güldüler.

Bende bana hava atmak için yaptığı saçma abicilik oyununu ablacılık oyununa çevirmiştim.Batı'yı göz önüne sürerek"Utangıç bir yapısı vardır onun."

dediğimde tekrar gülmeye başladılar.

Bende az önceki gibi başımı rezillikten yerin dibine sokan Batı'ya çevirip"Değil mi ablacığım?"diye sordum.Batı ise benim keyifli halim dışında dişlerini sıkıp ciddi bir tavırla"Ömür!"diye tısladı.

Bende eski halime dönüp kaşlarımı çatarak kısık çıkan sesimle"O zaman bana bir daha abicilik oynama!Tamam mı kardeşim?"deyip iki saattir önünde durduğumuz sınıfa girdim.

Bilmem kaçıncı saat,kaçıncı ders,kaçıncı

sıkıntıdan ölme vakti.Tabi kafası havalimanı gibi açılmış kel bir hocanın telefonumu yakalayıp el koymasından sonra oluşan etkenlerden birkaçı bunlar sadece.Cam kenarında oturduğum en son sırada kendi kendime öfke problemi yaşayıp duruyordum.Salında gidelim artık!Yani o derece vahim bir durumun içerisindeyim.

Daha derse gireli 20 dakikadan az oluyordu ama ben bileklerimi dikine dikine kesip,yetmeyecekmiş gibi kendimi bir kova suyla boğup şu sınıfın tavanında sallandırmak istiyordum.

Ben bu düşüncelerle kendimi sınıftan soyutlamaya çalışırken tabiri caizse kapı hayvan gibi çalındı.Tahtanın önünde elinde geometri kitabı ile dikilen isminin Akif olduğunu öğrendiğim hava limanı kaşlarını çatıp gür sesiyle"Gel!"diye seslendi.Kapı yine aynı hayvani şekillerle açıldığında içeri kıvırcık olacakmış ama son anda dalgalı olmuş gibi duran hafif sarışın hafiften araya kumral karışmış saçlı biri girip gülümseyerek hocaya baktı.

Ardından iki kişi daha girdi.Düz,siyah

saçları,kulağındaki gümüş renkte ki demir küpe ile rahat bir tavır takınmış olan ellerini siyah kargosunun cebine koyup beklemeye başladı.En arkadaki ise karamel saçlarının yanına yakışan ela gözlerini gözlerime değdirdiğinde ifadesizce bakmaya devam ettim.

Ne yani,liseli ergenler gibi durduk yere bir erkekle göz göze geldim diye heyecanlanıp bakışlarımı sağa sola mı kaçıracaktım?

Diğerlerinin aksine daha ciddi bir duruş sergiliyordu ama o da gizli rahatlığından ödün vermiyormuş gibi duruyordu.

Ama üçüde 17 yaşında yada 18 yaşındaymış değilmiş gibi gözüküyorlardı.Diğerleri gibi değillerdi.

Akif Hoca kaşlarını çatmaya devam ederken dudaklarını aralayıp sınıfa ilk giren açık kumral saçlıya ithafen konuşacağı sırada son model olmayan ki yenisini alması için önünde hiç bir engel bulunmayan,sadece yeni modellerden anlamadığı için bunu kullanmak zorunda kaldığı mini telefon sinir bozucu bir zil sesiyle çalmaya başladı.

Akif Hoca masaya yaklaşıp telefonu direk açtığı gibi kulağına dayadı.Bir süre karşı tarafı dinleyip"Tamam Kenan Hocam,geliyorum."deyip elindeki kitabı masaya bırakmasıyla birlikte adımları kapıya doğru yöneldi.

Kapının önünde dikilenlere tekrar bakıp"Sizinle gelince görüşeceğim.Şimdi yerlerinize geçin."deyip seri adımlarla sınıftan çıktı.

Millet de saatlerdir bunun olmasını bekliyormuş gibi bazıları direk telefonlara sarıldı,bazıları ayaklanıp saçma sapan sınıfta gezinmeye başladı, bazıları ise kafayı sıralara koyduğu gözlerini kapatmıştı.Bense ayağa kalkıp masanın üzerinde duran telefonumu aldığım gibi sırama geri döndüm.

Şarjı %7 kalmış olan telefonumu sinirle kapatıp kenara koydum.Zaten insan bu sınıfta nefes alabilmek için olabildiğince fazla çaba göstermesi gerekiyordu.

Gözlerimi kapatıp alnımın bir kısmını sıraya dayadığımda sağ ayağımla sıkıcı bir ritim tutmaya başladım.Bu böyle devam ederken yanımda hissettiğim hareketlilikle başımı kaldırıp gözümün ucuyla yanıma oturan kişiye baktığımda bunun biraz önce sınıfa giren kumral ama sarışın olduğunu gördüm.

Karşımda sırıtmaya başladığında bir eliyle saçlarını karıştırıp"Selam,

n'aber?"diye konuştu. Umursamaz bakışlarım altında yatan meraklı gözlerimi yüzüne çevirdim.Sorduğu soruyu hissiz bir tavırla cevapsız bıraktığımda elini uzatıp"Ben Kubilay.Sende?"deyip beklemeye başladı.Galiba şuan ona adımı söylemem gerekiyordu.Ama bunu yapmayacaktım.

Sırıtmaya devam ederken"Adını söylemeyecek misin?"diye sordu.

"Evet."dedim düz çıkan sesimle.Küçük sesli gülüşünün ardından uzattığı elini geri çekip"Bir an hiç konuşmayacaksın sandım."deyip ellerini tekrar saçlarına götürdü."Yani benim gibi muhteşem,

karizmatik bir erkeği geri çevirseydin çok pişman olurdun.Ayrıca benim de şu küçücük pamuk şeker gibi olan kalbim kırılırdı."

Ego?

Az önceki ses tonumda hiç bir değişiklik uygulamadan karşımdaki ego yığınını yumuşakça terseledim."Banane senin şu küçücük,pamuk şeker gibi kırılmaya müsait kalbinden?"

Gülümsemesi iyice genişlediğinde yüzünü yüzüme yaklaştırdı ve"Sevdim seni.Sert ve ters!Aradığım ikili."deyip geri çekildi.Yüzümü buruşturarak"Gider misin?"dedim ve rahatsızca yerimde kıpırdandım.

Sırıtmaya devam ederken biranda dudaklarını sarkıtıp"Ama daha adını söylemedin!"dedi.Bu kendi kendine ne yaşıyordu acaba içinde?

Neden konuşmam için beni zorluyordu ki!?Mesela neden şuan rahat bırakılmıyorum?

Hadi ama bu kadar zor olmamalı.

İsmimi söylediğimde gideceğinden emin değilim diyor sevgili iç ses arkadaşım.

Sabırlı gözlerimi kapatıp açtığımda az önce gözlerime değen ela gözlerle tekrar karşılaştım.Duvar kenarında en son sırada oturuyordu.Hafif kalın olan dudaklarını birbirine bastırmış gözlerini gözlerime dikmişti.Ela gözleri camdan içeriye vuran güneşle birlikte keskin bir bıçak gibi gözüme çarpıyordu.

Yanımda oturup hâlâ bir cevap arayaşın da olan ve ismini biraz önce öğrendiğim Kubilay'a bir kez gözlerimi değdirip ismimi söyledim.Neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum ama o an bunu yapmam gerekiyormuş gibi hissettim.O an sadece yıllar önce bilinen duygularımı farklı şehirlere gömdüğüm ben,bir kez olsun o duyguları hissetmek istedim.

Nasıl bir duygu içimdeki biliyor musunuz?

Karmakarışık.İçime yavaştan dağılan bir yumuşaklık,serin ortama rağmen beni terletecek sıcaklık,gülümseme isteği,

uysallık,hakimiyet,uyum ve adını henüz koyamadığım bir çok duygu.Ben bunları hissettim.Ya da hissettiğimi sandım.

Bilemiyorum.

Bana bunları bir çift ela göz hissettirdi.

Hani şu filmlerde olan;ilk görüşte ne bileyim bilmem ne.İnanmadığım,hatta kendi kendime dalgasını geçtiğim olay var ya şuan da onu yaşıyordum sanki.

İnanmamam mı gerekiyordu,yoksa kendimle dalga geçmem mi?Bir his olduğunu kabul ettim etmesine ama ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu.

Bu saçma hissin bir tabiri yoktu benim sözlüğümde.Daha önce ortaya çıkmamış bir şeydi.Acayip bir şeydi.

Acayip ve farklı.

Evet,farklı.Hangi açıdan bakılırsa bakılsın bana göre çok farklı, içimdeki hissiyata göre ise çok,çok...

Saçmalama Ömür.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.