İçeriğe geç

Özgürlüğün Ömrü

Bölüm 3 · 15 dk okuma

Özgürlüğün Ömrü

Bölüm 3

3.Bölüm:Tozlu Sayfalardaki Yabancı Kelimeler

3.Bölüm:Tozlu Sayfalardaki Yabancı Kelimeler

*Ben onunla içimden konuşuyorum."

Akşamdan çıkarmadığım,üzerimde olan okul formamla birlikte yatağımda rahatsızca kıpırdandım.Saçım başım dağılmış şekilde sürekli yüzümde geziniyordu.Aşağıdan yukarıya doğru gelen gürültü ses ise son 5 dakikadır duyduğum ama önemsemediğim bir durum olduğu gibi fena halde sinirlerimi de zıplatıyordu.Evin kapısına hayvan gibi vurulduğu halde art ardına zile de basılıyordu.

Dayanamayacak hale geldiğimde öfkeneme yenilip yataktan atladığım gibi aşağı kata indim.Elimle hafiften tutulmuş boynumu ovarken kırılacak kadar çalınan kapıyı tek bir hamlede açtığımda Batı tekrar vurmak için kaldırdığı elini indirdi.Gözleri benim üzerimde hızlıca gezindiğinde şaşkınca kısa bir kahkaha attı.Bense karşıdan vuran güneşin ışığından dolayı rahatsız olan gözlerimi kısıp Batı'ya baktım.

"Kusura bakmayın madam!Sizi güzellik uykunuzdan uyandırmak istemezdim ama uçağınız kaçacak."dedi sahte bir ciddiyetlikle.Dakikalar önce uyandığım için Batı'nın dediklerini bir gram olsun anlayamıyordum.Susuzluktan kurumuş olan boğazımı ıslatmak için yavaşça yutkundum.

Sonra başımı küçük hareketlerle sağa sola yatırıp"Ne diyorsun Batı?Hiç bir halt anlamıyorum vallahi."

Batı hayretle yüzüme bakıp tekrar güldü.

"Okul diyorum,geç kaldık diyorum,

annem az sonra basar burayı diyorum."

dediğinde içeri girdim.

Batı da arkamdan girip kapıyı kapattı.Duvardaki antika saate baktığımda 09.00'a geldiğini gördüm."Ya tamam çıkarız şimdi."

dediğimde üzerime baktım.

"Hazırım zaten.Saçımı toplayıp geliyorum."

Merdivenlerden ikişer ikişer çıkıp banyoya gittim.Hızlı bir şekilde elimi yüzümü yıkadıktan sonra vakit olmadığı için saçlarımı dünkü gibi dağınık topuz yapıp odama geçtim.Telefonum ve yerde sürünen çantamı alıp odadan çıktım.

Bugünün derslerinin kitaplarını bile koymamıştım çantaya.Okula okumak için

değil halam peşimi bıraksın diye gidiyordum resmen.Bana kalsa;Okula 5 dakika geç kaldık,boşver zaten yok yazıldık,girmeyelim derse der sıyrılırdım.Ama işin ucunda halam vardı işte.Halam vardı.

Aşağı indiğimde Batı telefonla konuşurken bana bakıp"Evet anneciğim,

yapmış kahvaltısını.Yemiş bir şeyler işte.

Ne yapacaksın ne yediğini anne ya!Neyse bak biz derse gireceğiz şimdi.Kapattım."

deyip kapattı.

Düz bir surat ifadesiyle Batı'ya bakıp güldüm.Bunu niye yaptım bilmiyorum ama komik bir duruşu vardı.

"Acaba neye gülüyorsun sen?Senin yüzünden anneme yalan söyledim.

Var ya,bu söylediğim yalanları bir öğrensin,"deyip alt dudağını ısırdı.

"Biterim.

Batı'nın kısa süren yakınmasından sonra kapıdaki akşamdan çıkarıp attığım,sağa sola uçmuş olan postallarımı giyip dışarı çıktım.Batı'da arkamdan çıkıp kapıyı kapatacağı sırada dış kapıdan"Anahtarı al!"diye bağırmış bulundum.

Gözlerime dik dik bakıp anahtarları almak için geri içeri girdi.Bende onu beklemeden yavaş yavaş yürümeye başladım.

"Şirinim?"Batı'nın seslenmesiyle birlikte gözlerimi yerdeki desenleri taşlardan ayırmadan"Hım?"diye karşılık verdim.

Bir anda durup"Oha!Kızmadın lan!?"

diye bağırdı.

Verdiği ani tepki ile adımlarımı durdurup bedenimi Batı'ya doğru çevirdim.Gözlerinin içine boş boş baktıktan sonra"Batı,ne diyorsun?Yemin ederim sabahtan beri konuştuğun dili anlamıyorum."dediğimde Batı'da benim gibi boş gözlerle baktı.

Anlamadı.

Ciddi bir konuşmaya girecekmişim gibi

kaşlarımı çatıp boğazımı temizledim.

"Bak,seni anlayabilmem için türkçe konuşman gerekiyor.Tamam mı Batıcancığım?"

O dediklerime gülüp yanıma geldi ve kolunu omzuma attı."Tamam Şirinim ya!Kızma."deyip saçlarımdan öptü.

Bu halimize gülüp Batı'nın ayağına bastım.Yalandan bir acıyla bağırıp yüzünü buruşturdu ve"Ah!En sevdiğim ayağım!"diye acısını sesli bir durumla belli etmeye çalıştı.

Bu seferde hafifçe bacağına vurdum."Abartma!Hafifçe bastım birkere.Sende her şeye ağlıyorsun ya!"deyip güldüğümde bilerek kafasına da vurmuş bulundum.

Batı'yı seviyordum.Hatta bana 'Şirin.'diye hitap etmesi da arada hoşuma gidiyordu.Ama bunu ona pek belli etmiyordum.

Beni güldürüyor,üzüldüğümde yanımda oluyordu.Zaten ondan başka pek konuştuğum kuzenlerim yoktu.

Batı gerçekten iyiydi.Komikti ve onunla eğleniyordum.Yeri gelince beni bile anlıyordu.Batı benim tek çocukluk arkadaşımdı.Tabi evlerimizin yakın olması da aramızdaki bu kuzen,arkadaş bağını güçlendiriyordu.Ta ki ben annemi babamı kaybedip İngiltere'ye uçana kadar.

Doğduğum evden,şehirden ayrılmak zorunda kaldığım zaman...

Kolunu hemen omzundan çekip"Kızım sen ne kadar şiddet yanlısı biri oldun ya?

Kimsenin görmeyeceğini bilsen şuracıkta öldürürsün beni."dediğinde omzumu silkip yürümeye başladım.

O sırada Batı arkamdan gelip eliyle saçlarımı dağıttı.Zaten dağınık ama bir şekilde toplu kalmaya çalışan saçlarım artık dağınık topuz değil dağınık saç olarak kalmıştı.

Kaşlarımı çatıp"Ne yapıyorsun ya?Aptal."

deyip saçlarımı tekrar topladım.Batı büyük bir keyifle tekrar kolunu omzuma attığında sallana sallana sözde okul yollarını aşındırmaya başladık.

İkimizde sınıf kapılarımızın önünde dikiliyorduk.Okula oyalana oyalana geldiğimiz için 1 saat geç kalmıştık.

Ne kadar komik!Halam bizi derste sanıyordu.

Batı kapıyı çalmak için elini kaldırdığında"Teneffüste görüşürüz Şirinim."dedi ve kapıyı çaldığı gibi içeri girdi.

Bense koca koridorda tek başıma kalmıştım ve sınıfa herkesten sonra girmek en nefret ettiğim şeylerden biriydi.Ve ben nefret ettiğim şeyleri yapmayı tercih etmiyordum.Ne de olsa halam burda değildi ve benim derse girmediğimi öğrenebileceği bir durum göremiyordum.

Hızlı adımlarla koridorun sonundaki tuvalete girdim.Zaten zilin çalmasına yarım saat vardı.Yarım saat boyunca burda sıkıntıdan ölecek değildim.

Tuvalet kabinlerinden birine girip klozetin kapağını kapattım ve üzerine oturdum.Cebimdeki telefonu çıkarıp vakit öldüreceğim zaman eş zamanlı olarak tuvaletin kapısı açıldı.

Ses çıkarmamaya devam ederek oturduğumda kızlardan biri"Seninkinin baktığı kızın adı neydi ya?"diye sordu ince sesiyle.

Musluk açılıp geri kapandığında diğeri"Ne bileyim unuttum."diyerek genişçe üfledi.

Sesi sinirli çıkıyordu.İki ergen kızın boş muhabbetlerini çekemeyecek kadar müsait bir durumda olmadığımdan bakışlarımı tekrar telefona çevirdim.

"Bir iki kez yakaladım bakışlarını Özgür'ün.Ayrıca birinde gülümsüyordu."

Özgür?

Hangi Özgür?Kirpikli olan mı?

Kızın sitemle ettiği birkaç cümle onları tekrar dinleme gereksiniminde bulundurdu.

İnce sesli olan kız kısık çıkan sesiyle"Bu yeni gelen kız değil miydi ya?Alt sınıflar konuşurken duydum.Galiba 19 yaşındaymış.İki kere sınıfta mı kalmış ne?"dediğinde gözlerimi tek bir noktaya odaklayıp nefesimi tuttum.

Benden bahsediyorlardı.E o zaman Kirpikli bana mı bakıyordu?

Bir dakika bir dakika.

Şuan da ben o dizilerde izlediğimiz,

yetmeyip kitaplarda okuduğumuz o klişe tuvalet anını mı yaşıyorum?

Takıldığım noktaya bak!Kız benim sicilime kadar öğrenecekmiş az daha kalsa!

"Bilerek kalmıştır bu sınıfta.Hani var ya yaşı büyük erkekleri tavlamaya çalışan cinsler.Ondandır.Sürtük!Ne olacak?Ama Özgür'ü benden alamaz.Ayrıca,ayrıca Özgür sarışınlardan hoşlanır."diye arkadaşına öfkesini kustuğunda bana,benden habersiz ettiği laflara sinirlenmiştim.

Ayrıca gerçekten böyle cinsler var mı?

Ama sinirlerine hakim olmak için elimdeki telefonu sıkıca sıktım.Sessiz olup onları dinlemeye devam ettim.

İnce sesli kız itici bir kahkaha atıp"Yalnız Parlacığım sen bu kızı ezer geçersin, pek takılma."dedi.

Parla nasıl bir isimse böyle?

Her neyse.

"Zaten takılmıyorum tatlım,sadece etrafta olması sinirimi bozuyor.Kaangilin dilinden de düşmüyor kız!"

Yuh yani!Daha dün geldim.Okul okul değil dedikodu kazanı resmen.

Dakikalar önce isminin Parla olduğunu öğrendiğim kız her cümlesinde beni lanse ediyordu.

Pardon da tanışıyor muyuz?

"Kaangil mi?Ne diyorlar ki?"diye sordu tekrar arkadaşı meraklı bir şekilde.

Parla'dan çıktığına emin olduğum gürültü bir nefes verme sonunda üfleyerek"Ne yapacaksın acaba Nil?Şuan konumuz Kaan ve gerizekalı arkadaşları mı?"dedi ve ekledi;

"Neyse,hadi yürü.Nöbetçi hoca yok yazacak yoksa."

Kapının açılma ve kapanma sesleri son duyduklarım olmuştu.

Kızlar gittikten birkaç dakika sonra zil çalmıştı zaten.Yarım saatim onların boş muhabbetlerini dinleyerek geçtiği gibi tuvalette oturmaktan bacaklarım uyuşmuştu.

Dışarı çıkmadan önce bacaklarım açılsın diye biraz egzersiz yaptım.Kan akışım sağlandığında ise tuvalet çoktan dolmaya başlamıştı.

Artık sınıfa gitsem çok iyi olacaktı çünkü bir ders daha yok yazılırsam benim için her şey kötü olabilirdi.

Sınıfa girdiğimde herkes yine kendi halinle takılıyordu.Normal,sıradan liseli ergenler gibi.Sınıfın en arka köşesindeki üçlüye takıldı gözlerim.Kubilay sıranın üzerine oturmuş telefonunda oynadığı oyunu heyecanlı bir vaziyette Alpdemir'e

anlatıyordu.Alpdemir oralı bile değilde.

Kendi telefonundan başka bir şeye bakıyordu.Özgür ise kollarını sıranın üzerinde birleştirip kendine bir yastık yapmış ve başını koymuştu.

Sanırım uyuyordu.

Seri adımlarla dünkü oturduğum sıraya doğru hemen gelip oturdum.Elimdeki dünden kalma ve içinin dolu yada boş olması umrumda olmayan çantayı yan tarafıma bıraktım.

"Ooo,cam güzeli,gelmişsin?"diyen Kubilay'a baktım ters ters.O sırada Özgür'ün mekanik bir şekilde başını kaldırıp buraya baktığını gördüm.Kısa bir bakışmanın ardından Kubilay keyifle gülerek oturduğu sıradan zıpladı ve benim sırama doğru yaklaştı.

"E aramadın dün?"Sorduğu soruya göz devirip"Niye,aramam mı lazımdı?"diye karşılık verdim.Yüzüne karizmatik bir gülüş takınıp fısıltılı bir cümle kurdu.

"Niye,takılırdık."dedi ve gülmeye başladı.

Acaba bu kendi kendine ne yaşıyordu?

Derin bir nefes verip"Beni rahat bırak."dedim.Yoksa az sonra sinirlenip gerilmek elle tutulur bir şey olmayacaktı.

Daha okula geleli iki gün olmuşken atılmak,isteyeceğim en son şey olurdu.

Sıranın üzerinde olan ellerimi birbirine kenetleyip Kubilay'ın başımdan gitmesini beklemeye başladım.Ama o inadına başımda dikilmeye devam ediyordu.

Önümdeki dolu ama şuan boş olan sıraya oturduğunda Özgür'ün uyarıcı ses tonunu işittim.

"Kubilay,uğraşma."dediğinde kaşlarımı çattım hafifçe.

Gözlerimi masada duran ellerimden ayırmadan durdum.Kubilay"Tamam abi ya!Takıldım biraz."dedi ve elini bana doğru uzatıp"Hadi baştan tanışalım.

Kubilay ben.Arkadaşlar bana Kubi der,kızlarsa taş.Çünkü taş gibiyim.

Sende?"dedi ve elini ısrarla önümde tutmaya devam etti.

Başımı kaldırmadan gözlerimin üstünden Kubilay'a baktım.

Ciddi gibi duruyordu.Dudaklarımı birbirine bastırdım ve konuştum.

"Ömür."diyerek önüme doğru uzattığı elini kavrayıp sıktım.Kubilay kaşlarını kaldırıp"Bu kadar mı?İsmini zaten biliyordum."deyip yüzüme baktı.

Bense kaşlarımı çatıp"Nerden biliyordun ki?Biz az önce tanışmadık mı?Ben seni daha önce gördüğümü hatırlamıyorum."dedim ve elimi geri çektim.

Alpdemir'in kahkahasını duyduğumda Kubilayla aynı şekilde Alpdemir'e baktık."Kubi kız sana laf soktu yalnız."dedi ve gülmeye devam etti.Özgür'ün yüzünde ise küçük belli belirsiz bir tebessüm vardı.Hiçbir tepki vermeden önüme geri döndüm.

Kubilay sıradan kalkıp ayakta dikildi.Alpdemir'e bakıp"Ne alakası var abi?Tanışıyoruz şurada dur iki dakika ya!Ayrıca sen mesajlarına baksana.Yenge kızmasın, sonra bize patlıyor niye sevgilimi rahat bırakmıyorsunuz diye.Ne olacak işte,kılıbık."dediğinde Alpdemir kaşlarını çatıp oturduğu yerde dikleşti.

"Bak Kubi,yiyecen dayağı."dedi ciddi bir ses tonuyla.Kubilay küçük bir çocuk gibi elini kaldırıp Alpdemir'e gel işareti yaptı.

"Hadi,hadi gel.Gelsene hadi.Gelsene abi."

dedi.Alpdemir hızla bir şekilde oturduğu sırada ayaklanmaya yeltendiğinde Özgür eliyle omzunu sıkıp"Sakin ol,kızdırmaya çalışıyor."dedi ve uyarıcı bakışlarla Kubilay'a baktı.O ise omzunu silkip dilini çıkardı.

5 dakika sonra Kubilay'ın Alpdemir'in yanına gidip zorla kafasından öptüğünü görmesem asla bir daha konuşmayacağım sözlerine inanabilirdim.

Birkaç dakika önce sınıfa giren edebiyat öğretmenin elinde tuttuğu kitapla bize yazdırdıklarına odaklanmıştım.Yıllardır kalem tutuyormuş hissine kapılmamaı sağlayan sürekli aynı pozisyonda duran parmaklarımın ağrımasıyla birlikte ortaya çıkmıştı.Yazmaya devam ettikçe yazım çirkinleşiyor ve hatta okunmayacak bir hale geliyordu.

Cebimdeki titreyen telefonumu alıp sıranın altından kimin mesaj attığına baktım.Mesaj Batıdandı.Hocayı birkez kontrol edip hemen mesaja girdim.

Telefonumu tekrardan yakalatmak gibi bir düşüncem yoktu.

Kimden:Batıcan

Şirinim beni çıkışta bekleme öğleden sonra derslere girmeyeceğim.Arkadaşlarla gündüzlere akacağız;)

Yazdığı mesaja göz devirip onaylayıcı bir mesaj attım.

Kime:Batıcan

Ne yaparsan yap.

Telefonumu geri cebime koyacağım sırada içi boş olan çantam sıradan kayıp

düştü ve haliyle yine boş olduğu için ses bile çıkmamıştı.Bu benim işime gelirdi.

Herkesin gözünün üzerimde olması istemeyeceğim bir şeydi.

Hafifçe eğilip düşen çantamı almak için kolumu uzattım.Telefonum tekrar mesaj sesiyle titrediğinde refleks olarak birden başımı kaldırıp telefona bakma ihtiyacı duydum.Duydum duymasına ama başımı hızla kaldırırken sert bir şekilde sıranın altına vuracağım hiç aklıma gelmemişti.

Başımın acısıyla yüzümü buruşturduğumda hocanın ve bütün sınıfın bakışları üzerimdeydi.En son istemeyeceğim bir şey mi diyordum ben?

Sanırım öyle bir şeyler saçmalıyordum.

Çatık kaşlarıyla ne olduğuna anlam vermeye çalışan Mehmet Hoca"İyi misin kızım?"diye sordu.

"İstersen revire inip bir göster başını.

Okulda revir mi var?Yuh!

Başımı gerek yok anlamında sallayacağım sırada önümdeki bir sayfası tamamen dolmuş ve yazmaya devam edeceğimizi gösteren kaleme bakıp"Olur hocam.Çok acıdı."dedim ve ayağa kalkıp kapıya yöneldim.Halbuki fazla acımamıştı.Ne yapalım,hoca sözü de mi dinlemeyelim?Çok ayıp.

Sınıfın kapısından çıkarken Özgür'ün üzerime kitlediği bakışlarıyla birkaç saniyeliğine göz göze geldim.Yüzünde dersten kaçmak için çıktığımı anlamış bir ifade vardı.Daha fazla oyalanmadan sınıftan çıkıp boş koridorda bir üst kata çıkmaya başladım.Sabah kızlar konuşuyordu.Galiba yukarı katta; laboratuvar,müzik sınıfı,resim sınıfı,

kütüphane gibi bu tarz sınıflar vardı.

Adımları hızlandırıp hemen yukarı çıktım.Müzik odasından gelen enstrüman sesleri dolu olduğunu birkaç sınıf öteden beri belli ediyordu.

Labovatuarda yapacak birşey yoktu.

Resim sınıfı kesin doluydu.Çünkü Batı sabah bu saatlerde resim dersi olduğunu söylemişti.En iyisi kütüphaneye gidip raflardaki kitaplar gibi bir rafa sıkışıp beklemekti.

Kütüphaneye girdiğimde hayatımda daha önce bu kadar büyüğünü görmediğimi anımsadım.Kimse yoktu.Sessizdi.Arka raflara doğru ilerleyip en dibine oturdum.Burada beklemekten başka bir seçeneğim şuan da yok gibi duruyordu.Ayaklarımı uzatıp telefonumu açtım ve ilk defa instagram hesabımdan bu kadar bildirim geldiğini gördüm.Bildirimleri açtığımda kullanıcı adı herşeyi açıklamaya yeterli olmuştu.

@karalkolejitirafsayfasi bildirimleriniz var.

Hesabın üstüne basıp gelen bildirimleri inceledim.Nerdeyse son gönderilerin yarısından çoğu beni etiketlenerek atılmıştı.Son atılan gönderileri açıp okumaya başladım.

@karalkolejitirafsayfasi

Gençler yalnız yeni gelen kızı kıskanmayan kız kalmadı merak ediyorum?Bunu adminin kendi paylaşmıştı ve yorumlar.

@karalkolejitirafsayfasi

Yeni gelen kız kesin benim admin.

Haberiniz olsun:)

Hadi ama!?Saçmalık.

@karalkolejitirafsayfasi

Adı Ömür olan kızlar Gökhanlara bayılır;D

Bunun gibi birçok saçma gönderiler vardı.Eminim bunu yeni gelen her kişiye yapıyorlardı.

"Sabah tuvalet,şimdi de burası.Yeni mekanın neresi olacak?"

Kitaplığın sonundan gelen sesle beraber başımı mekanik bir şekilde kaldırıp sesin sahibine baktım.Karamel rengi dalgalı saçları,ela gözleri.İki raf arasında olan birkaç mesafelik adımlar,oturan bir ben,ayakta dikilen bir o.

Özgür?

Kısa bir bakışmanın ardından şaşkın gözlerimi kapatıp açtım ve söylediği cümleyi kafamda tartıp ne dediğini anlamaya çalıştım.Sabah?Tuvalet?Mekan?Bunları kafamda cümleler halinde oluşturup konuştum.

"Anlamadım?"

Bu kadar süre konuşmayıp bekledim ve bir tek cevap verdim ve bunun sonucu Özgür'ün gülümsemesi olmuştu.

Gülümsüyordu.

Güzel gülümsüyordu.

Eliyle saçlarını arkaya doğru atıp adımlarını bana doğru atmaya başladı. Önceki gibi oldu yine.Elaları kahverengilerime karıştı.Birkaç adımlık mesafe aramızda dağları yarattı.

Yüzünden silmediği gülümsemesi ise bu dağların en güzel yanıydı.

Hayırdır,ne oluyoruz ya?Kendine gel Ömür.

Oturduğumu yerde biraz toplanıp sırtımı dikleştirdim.O da çoktan yanıma oturup başını arkasındaki rafa yasladı.

Konuşmuyordum,konuşmuyordu.

Bakmıyordum,bakmıyordu.

Sadece gülümsüyordu ve de ben bunu hissediyordum.Yavaş aldığı nefes alışverişlerini ise bana yakın oturduğu gerçekliğini hatırlatıyordu.Bense nefes almıyordum.Doğru ya,ben neden nefesimi tutuyordum?

"Sanırım niyetin telefonunu parçalamak?"Sorduğu soruya saçma bir şekilde reflekse cevap verdim.

"Ne?"Başını öne doğru getirip eliyle ellerimi gösterdi.Ellerime baktığımda parmak boğumlarımın bembeyaz olduğunu gördüm.Ne zamandan beri telefonumu ellerimle sıkmış olduğumu bilmiyordum.Gerildiğim için mi olmuştu bu?Yoksa o geldiği için mi?O geldiği için gerilmiştim işte.Niye o geldiği için gerilmiştim ki?Ne oluyor ya?

Sıkmakta olduğum telefonumu serbest bırakıp aynı pozisyonda dakikalarca kalan parmaklarımı açmaya çalıştım.

Kemiklerimin kendine gelme aşaması şuan çok canımı acıtıyordu.

Parmaklarımın uyuşukluğunun geçmesini beklerken bir anda Özgür elleriyle ellerimi tutup yavaş yavaş masaj yapmaya başladı.Masaj yaparken o kadar ciddiydi ki neyse ki benim şaşkın ve garip bakışlarımı görmüyordu.

Ama ben onun ellerine dokunuyor,yüzünü görüyor,kalp atışlarını hissediyordum.

Rahatlayan ellerim bizi şu andan bile soyutlayamıyordu.Ne ben tamam diyordum ne de o bırakıyordu.

Kendime gelebilmek için boğazımı temizleyip ellerimi yavaşça çekmeye yeltendim.O da sanki yeterli olduğunu en başından beri biliyor ama bırakmak istemiyordu.Ya da ben sadece yine saçmalıyordum.

Sırtını doğrulttuğunda belli belirsiz bir mırıltı çıktı dudaklarımdan."Teşekkür ederim."

Batı bunları duysa çoktan vermişti bana taktir belgesini.

Benim sessiz teşekkürüme rağmen Özgür gayet net bir sesle "Rica ederim."dedi.

Şimdi ikimizde sırtımızı bir rafa dayamış karşımızda ki rafı izliyoruz.

Elimle sessiz bir ritim tutturduğumda önüme bakmaya devam ederek en başından beri sormam gereken soruyu sordum.

"Neden buradasın?"

Düz bir ses,basit bir soru,kolay anlaşılabilecek kadar bilindik kelimeler.

"Çünkü burası kütüphane ve sen buradasın."

Düz bir ses,karışık bir cevap,zor mu yoksa kolay mı anlamadığım ama yinede bilindik kelimeler.

Tek sorun ondan gelen cevabın bana karşı olması ve benim bu kelimelere kendimi bildiğimden beri yabancı olmam.Damarlarıma işlenen cesaretle konuşmaya devam ettim.

"Bu bir cevap değil.Evet burası bir kütüphane ve ben burdayım.Ama sen neden burdasın?Derste olman gerekmiyor mu?"dediğimde başımı ona doğru çevirdim.

Yandan profilini bu kadar yakından görmek farklı hissettirmişti.

Beklemediğim bir anda başını o da bana doğru çevirdi.

Aramızdaki mesafe bu sefer 400 sayfalık 3 kitaptan ibaretti.Dudaklarını hafifçe aralayıp bir bir döktü cümlelerini cümlelerime.

"Hayır,bu bir cevap.Ve dediğim gibi burası bir kütüphane ve sen burdasın.

Ama ben neden burdayım?Derste olmam gerekmiyor mu?"dedi ve ela gözlerini kıstı,başını hafifçe yana yatırıp rafa yaslamaya devam etti.

"Merak ettiklerin bunlarsa eğer neden burda olduğumu bilmiyorum ve dersten senin gibi çıkmak isteyen birde kendimi biliyorum.En azından bu sefer tuvalete gitmediğin için sana bir teşekkür borcum var."

Hafifçe yutkunup kurumuş boğazımı ıslattım.Bulunduğumuz durumdan sıyrılmak için kaşlarımı çatıp"Ne tuvaleti,ne teşekkürü?"diye sordum.

Yarım ağızlı bir gülüş gönderip kaşlarını kaldırdı."Gerçekten mi?"der gibi.

"Sabah ki derse girmeme planından bahsediyorum Şirine."dediğinde duvar gibi bir surat ifadesiyle cümlesine karşılık verdim.

Derin bir nefes alıp"Aslında tuvalet iyi bir seçenek olmasa da bu durumda senin için iyi bir seçenek olmuş."diyerek cümlelerini raflarda duran kitapların tozlarını üfler gibi sonlandırdı.Kirpikli'ye bak sen.Birde Şirine diye dalga geçiyor.

Başımı önüme doğru çevirip kızgın çıkacağına emin olduğum ses tonumu ayarlamadan yanımda oturan kişiyi umursamadan tersledim.

"Gitsene sen?"dedim ve gözlerimi raflardaki kitapları yakmak derecesine gelen,halk arasında gözlerinden ateş çıkmak anlamında olan deyimi birazdan acemi bir birey olarak gerçekleştirmek ister gibi bir tavırla.

"Niye gideyim ki ben?"dediğinde ılık nefesini resmen sorduğu sorunun her harfinde hissetmiştim.

Göz ucuyla bakıp tekrar kitaplara döndüm.Kısa bir nefes aldıktan sonra aramızdaki bu saçma bu saçma diyaloğu inadına devam ettirdim.

"Niye gitmeyesin ki sen?"

Yanımda oturuşunu doğrulttuğunu farkettiğimde gideceğini düşünmüştüm ama hiç de öyle olmamıştı.Bana bakıyordu.Yüzü tamamen bana dönüktü.

Benim ki ise raflara.

"Gitmemi mi istiyorsun yani?"diye sordu sonra.

Ve ben sustum.Niye susuyordum ki?

Niye söylemiyordum?Neden evet demiyordum.İstemiyor muydum?

İstiyordum.

İstemiyordum.

Bilmiyordum.

Cevap vermeden susmaya devam ettiğimde elime değen elle birlikte gözlerim elime kaydı.Kargo pantolonumun cebini sıkacağım hiç aklıma gelmezdi doğrusu.

Pantolonumdan uzaklaştırdığı elimi avuçlarının içine alıp küçük dokunuşlarla masaj yapmaya başladı. Hiçbir şey söylemeden masaj yapmaya devam etti.Bu sefer gözleri ellerimde gözlerim ellerimdeki gözlerindeydi.

Gözlerimi dâhi kırpmayıp onu izlediğim süre şuan da hâlâ devam ediyordu.

Beklemediğim bir anda başını kaldırıp bana baktığında göz göze gelmiştik.Yani kısacası onu izlediğimi görmüştü.

Küçük bir heyecan ve endişeyle ellerimi ellerinden kurtarıp stresle ensemi kaşıdım.Baya heyecan yapmıştım sanırım.Hızla dudaklarımı yalayıp önüme döndüm.Özgür benim aksime rahat bir tavırla bana bakmaya devam etti.

"Sakin ol.Sadece beni izlediğini gördüm.Tamam mı?"diyerek beni sakinleştirmeye çalıştığını zannetmesini umarken yüzümü yüzüne çevirdiğimde güldüğünü görmem ile birlikte bunun bir imâ olduğunu anladım.

Bütün sinir mekanizmam o saniye içerisinde hareketlendi ve benden bağımsız çalışmaya başladı.Kaşlarımı çatmam ve nefes almadan konuşmaya başlamam tamamen onun hatasıydı.

"Bana bak kirpikli,ben senin bildiğin o barbie bebeklere benzemem.

Bu konuda bir anlaşalım.Ayrıca seni falan izlediğim yoktu.Ha ama eğer egonu tatmin etmek istiyorsan teneffüste koridorda birkaç dakika yürü o zaman hiç merak etme savaşmak için orduya çok kız götürürsün."dedim ve öfke dolu bir nefes bıraktım boşluğa doğru.

Kısa bir sessizlikten sonra Özgür konuştu.

"Sen bana Kirpikli mi dedin?"

Takıldığı yere bak ya!Ben ne diyorum o ne diyor?

Kızgınlığımdan ödün vermeden

"Evet,Kirpikli dedim."deyip dalga geçer gibi gülümsedim.

"Zaten ben sana hep böyle diyorum."dediğimde yanlış anlamasın diye küçük bir ekleme yapmak durumunda kaldım.

"Yani içimden konuşurken böyle diyorum."

İnanamazmış gibi bakıyordu yüzüme.

Ciddi bir yüz ifadesine büründü sonra bakışları.Sonra öyle bir soru sordu ki gözlerimin içine baka baka bakışlarımı çeviremedim bile.

"Sen benimle içinden mi konuşuyorsun?"

Gözbebeklerimin titrediğini hissettim.

Sonra kalp atışlarımın hızlandığını,

ellerimin buz gibi olup vücudumun kaskatı kesildiğini hissettim.Cevap vermedim.Verecek bir cevap bulamadım.Bende konuyu değiştirmekte buldum çözümü.

"Peki sen?Sen hiç içinden konuşmuyor musun?"

Ne alaka şuan Ömür?

Film mi çeviriyoruz kızım!?

Saçma bir dönüş yapmıştım.Ama aklıma başka bir soru gelmemişti.Dalga geçeceğini düşünerek sormuştum ben aslında.Ama o tam aksine benim gibi beklemedi.Gözbebeklerini gözlerime kilitleyip küçük bir tebessümün ardından benim kafamı karıştıracak kelimeler sarf etti.

"Ben bir tek seni tanıdığımdan beri içimden konuşabiliyorum,Ömür."

dediğinde yutkundum.

Devamını getireceği cümlenin ne olacağını bilmeden beklemeye devam ettim.Ciddiyeti bir duvar gibi asılı kaldığında devamını getirdiği cümle titrememe neden oldu.

"Dışımdan konuşsam,bir daha susmam,susamam..."

---

Bölüm Sonu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.