OYUNCAK
3. Bölüm — Kızım
O geceden sonra kadın bir daha aynı rüyayı görmedi.
En azından uzun bir süre.
Fakat oğlunun söylediği son cümle zihninden hiç çıkmadı.
“Onu kız kardeşime götürme.”
Hangi kız kardeş?
Oğlunun kız kardeşi yoktu.
Hiç olmamıştı.
Kadın bunu kendisine defalarca söyledi.
“Rüyaydı.”
Başka bir şey değildi.
Sadece bir rüya.
Ama o rüyadan birkaç hafta sonra hamile olduğunu öğrendi.
Elindeki test çubuğuna uzun süre baktı.
İki çizgi.
Gözleri doldu.
Bir eliyle ağzını kapattı.
Sonra istemsizce gülümsedi.
— Oğlum…
Fısıltısı odada yankılandı.
Bir süre sonra karnına dokundu.
— Bana bir kardeş mi gönderdin?
Hamileliği boyunca oğlunu çok sık rüyasında gördü.
Her seferinde aynı yaştaydı.
Beş yaşında.
Ne büyüyor ne küçülüyordu.
Bazen uzaktan bakıyordu.
Bazen annesinin elini tutuyordu.
Bazen de hiçbir şey söylemeden kahverengi ayıyı kucağında taşıyordu.
Ama her rüyanın sonunda aynı şey oluyordu.
Çocuk annesinden uzaklaşıyor ve arkasında karanlık bir koridora giriyordu.
Kadın peşinden koşuyordu.
Fakat ona yetişemiyordu.
Bir gece oğlunu yine gördü.
Bu kez yanında küçük bir bebek vardı.
Bebek yerde oturuyordu.
Oğlan ayıyı onun önüne koydu.
Kadın şaşkınlıkla baktı.
— O kim?
Oğlan cevap vermedi.
Bebeğin başını okşadı.
Sonra annesine döndü.
— Ben ona bakarım.
Kadın korkuyla uyandı.
Elini karnına götürdü.
Bebeği tekme atmıştı.
Kadın gözyaşları içinde güldü.
— Kızım…
O an ilk kez bebeğinin kız olduğunu düşündü.
Doktora gittiklerinde gerçekten de bir kız bebek beklediklerini öğrendiler.
Kadın eve dönerken bütün yol boyunca sessiz kaldı.
Kız doğduğunda yağmurlu bir geceydi.
Kadın bebeğini ilk kez kucağına aldığında ağlamaya başladı.
O kadar küçüktü ki.
Minicik elleri vardı.
Gözlerini açıp kapatıyordu.
Kadın alnından öptü.
— Hoş geldin kızım.
Bir süre bebeğin yüzüne baktı.
Sonra aklına oğlunun rüyadaki sözleri geldi.
“Kız kardeşime…”
Kadın gözlerini kapattı.
— Seni çok sevecek.
Eve döndükleri gün kadın yıllardır açmadığı kutuyu çıkardı.
Kutunun içinde birkaç eski fotoğraf vardı.
Oğlunun küçüklüğünden kalan kıyafetler.
Bir çift minik ayakkabı.
Ve…
Kahverengi oyuncak ayı.
Kadın oyuncağı eline aldığında parmakları titredi.
Yıllar önce oğlunun elinden hiç bırakmadığı ayıydı.
Bir kulağındaki küçük sökük hâlâ duruyordu.
Kadın oyuncağı temizledi.
Sonra kızının odasına götürdü.
Beşiğin yanındaki küçük masanın üzerine bıraktı.
— Ağabeyinden sana.
Bebeğin gözleri o tarafa çevrildi.
Kadın gülümsedi.
— Biliyor musun?
Bebek küçük bir ses çıkardı.
Kadın eğilip yanağını öptü.
— O da seni çok merak ediyor.
O gece kızını uyuttuktan sonra salona geçti.
Eşi de çoktan uyumuştu.
Ev sessizdi.
Kadın mutfağa gidip su içti.
Sonra kızının odasından hafif bir ses geldi.
Bir şeyin yere düştüğünü düşündü.
Hemen odaya gitti.
Kızı hâlâ uyuyordu.
Kadın etrafa baktı.
Masaya göz gezdirdi.
Oyuncak ayı orada değildi.
Kaşlarını çattı.
— Nereye gitti bu?
Beşiğe baktı.
Ayı, bebeğin yanında duruyordu.
Kadın birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı.
Sonra kendi kendine güldü.
— Ben koydum herhalde.
Ayıyı aldı.
Tekrar masanın üzerine bıraktı.
Bebeğinin üzerini örttü.
Odasından çıktı.
Sabah olduğunda ilk iş kızının odasına gitti.
Bebeği uyuyordu.
Ayı yine beşikteydi.
Kadın durdu.
Oyuncağa baktı.
Sonra masaya.
Masada hiçbir şey yoktu.
Ayı tekrar beşikteydi.
Bu kez yüzündeki gülümseme kayboldu.
Oyuncağı eline aldı.
Bir süre inceledi.
Sonra salona götürüp koltuğun üzerine bıraktı.
— Burada kal.
Kendi kendine konuştuğunu fark edip başını salladı.
Kızının odasına döndü.
Bebeğini kucağına aldı.
Tam odadan çıkacakken bebeğin gözleri açıldı.
Küçük kız başını annesinin omzunun üzerinden salona doğru çevirdi.
Sonra gülümsedi.
Kadın da gülümsedi.
— Ne oldu?
Bebek bir ses çıkardı.
Kadın onun baktığı yöne döndü.
Kahverengi ayı koridorun ortasındaydı.
Kadın dondu.
Az önce onu salondaki koltuğun üzerine bırakmıştı.
Bebeğini daha sıkı tuttu.
Oyuncağa doğru yürüdü.
Eğilip aldı.
Bu kez ayıyı yatak odasına götürdü.
Dolabın içine koydu.
Dolabın kapağını kapattı.
Üzerine de küçük bir sandalye çekti.
Sonra kızının yanına döndü.
— Şimdi bakalım.
Gece saat üçe doğru bebek ağlamaya başladı.
Kadın gözlerini açtı.
Bir süre ne olduğunu anlayamadı.
Sonra kızının ağladığını duydu.
Yataktan kalktı.
Kızının odasına gitti.
Bebek beşikte huzursuzca kıpırdanıyordu.
Kadın onu kucağına aldı.
— Tamam, tamam…
Bebeğin sırtını okşadı.
— Anne burada.
Kız bir anda sustu.
Ama annesine değil, odanın köşesine bakıyordu.
Kadın da oraya baktı.
Hiçbir şey yoktu.
— Ne oldu?
Bebek gözlerini köşeden ayırmıyordu.
Sonra küçük eliyle havayı işaret etti.
Kadın ürperdi.
— Orada bir şey yok kızım.
Bebek gülümsedi.
Kadın onu tekrar göğsüne çekti.
Tam o sırada arkasından küçük bir ses geldi.
Tak.
Kadın yavaşça döndü.
Dolabın kapağı açıktı.
Sandalyenin biri yana devrilmişti.
Kadın birkaç saniye boyunca nefesini tuttu.
Sonra dolaba baktı.
Kahverengi ayı yoktu.
Kadın kızını yatağa bıraktı.
Ayıyı aramak için eğildi.
Yatağın altında yoktu.
Dolabın içinde yoktu.
Koridorda yoktu.
Salonda yoktu.
Sonunda mutfağa gitti.
Ayı mutfak masasının üzerinde duruyordu.
Kadın olduğu yerde kaldı.
Bu kez emindi.
Oyuncağı dolaba kendisi koymuştu.
Dolabın önüne sandalye çekmişti.
Kapağı kapatmıştı.
Ama ayı şimdi mutfaktaydı.
Kadın oyuncağı eline aldı.
Tam o sırada kızının odasından ağlama sesi geldi.
Koşarak odaya girdi.
Kızı beşikteydi.
Ama yanında…
Oyuncak ayı vardı.
Kadının elindeki ayıya baktı.
Sonra beşiğe baktı.
Elindeki oyuncağın tüyleri soğuk ve nemliydi.
Beşikteki ayının ise üzerinde küçük bir şey vardı.
Kadın eğildi.
Ayının patisinin arasına sıkışmış minicik bir kırmızı iplik gördü.
Kırmızı tişört…
Kadının nefesi kesildi.
Çünkü o kırmızı ipliği tanıyordu.
Oğlunun öldüğü gün üzerinde olan tişörtün ipliğiydi.
Kadın bebeğini kucağına aldı.
Gözleri doldu.
— Hayır…
Kahverengi ayıya baktı.
— Sen nasıl…
Bebeği bir anda gülmeye başladı.
Kadın dondu.
Kızının bakışları onun arkasındaydı.
Kadın yavaşça döndü.
Koridor boştu.
Ama yerde…
küçük, ıslak bir ayak izi vardı.
Bir tane.
Sonra bir tane daha.
Ve üçüncüsü…
Kızının beşiğinin hemen yanında bitiyordu.
