OYUNCAK
2. Bölüm — Son Gece
Ertesi sabah ev, her zamanki gibi oğlunun sesiyle uyandı.
— Anne!
Kadın yatağından doğruldu.
— Ne oldu?
— Ayım yok!
Kadın gözlerini ovuşturup saate baktı.
Sabahın erken saatleriydi.
— Yatağında değil mi?
— Değil!
Kadın hemen kalkıp oğlunun odasına gitti.
Kapının önünde durduğunda gördüğü manzara karşısında gülümsedi.
Kahverengi ayı, yatağın hemen altında duruyordu.
— İşte burada.
Çocuk yatağın altına eğilip oyuncağını aldı.
— Ben buraya koymadım.
— Uyurken düşürmüşsündür.
— Hayır.
Çocuk ayının üzerindeki tozu eliyle temizledi.
— O kendi düşmez.
Kadın güldü.
— Tabii canım.
Çocuk ayıyı göğsüne bastırdı.
— Ben uyurken bana bakıyor.
Kadın bir an durdu.
— Ne?
— Ayı bana bakıyor.
Kadın bunun üzerine biraz daha dikkatli baktı.
Oyuncağın tek sağlam gözü çocuğa dönüktü.
Ama diğer gözü zaten hafif aşağıdaydı.
— Oyuncak o.
— Biliyorum.
Çocuk ciddi bir ifadeyle annesine baktı.
— Ama yine de bana bakıyor.
Kadın oğlunun saçlarını dağıttı.
— Hadi hazırlan. Bugün sana bir sürprizim var.
Çocuğun yüzü bir anda değişti.
— Ne?
— Söylersem sürpriz olmaz.
— Söyle.
— Hayır.
— Anneee…
Kadın gülerek odadan çıktı.
Çocuk arkasından koştu.
— Çok büyük mü?
— Belki.
— Oyuncak mı?
— Belki.
— Çikolata mı?
— Belki.
— Lunapark mı?
Kadın kapının önünde durdu.
Çocuk onu yakalamıştı.
Kadın istemeden gülümsedi.
— Belki.
Çocuk çığlık atarak ayıyı havaya kaldırdı.
— LUNAPARK!
Öğleden sonra hazırlanırlarken çocuk ayısını bir an bile bırakmadı.
Annesi saçlarını tararken ayı banyoda onun yanında durdu.
Üstünü değiştirirken ayı yatağın üzerinde bekledi.
Ayakkabılarını giyerken ayıyı kucağında tuttu.
Kadın sonunda dayanamadı.
— Oğlum, onu da mı lunaparka götüreceksin?
— Evet.
— Kaybolursa?
Çocuk bir an sustu.
Sonra ayıyı daha sıkı tuttu.
— Kaybolmaz.
— Nereden biliyorsun?
— Çünkü ben onu bırakmam.
Kadın çocuğunun yanağından öptü.
— Peki. Ama çok dikkat edeceğiz.
— Söz.
— Bir de benden uzaklaşmayacaksın.
— Söz.
— Elimi bırakmayacaksın.
— Söz.
Çocuk elini uzattı.
Kadın serçe parmağını onun küçük parmağına doladı.
— Söz mü?
— Söz.
Lunapark akşamüstü kalabalıktı.
Her yer ışıklarla doluydu.
Dönme dolap gökyüzüne doğru yükselip alçalıyor, atlıkarıncanın müziği kalabalığın uğultusuna karışıyordu.
Çocuk annesinin elini tutarak ilerliyordu.
Diğer elinde kahverengi ayısı vardı.
— Anne! Şuna bak!
— Gördüm.
— Ona binebilir miyim?
— Önce şuna bakalım.
— Sonra ona?
— Sonra.
— Sonra dönme dolaba?
— Belki.
— Sonra pamuk şeker?
— Çok fazla şey istiyorsun.
Çocuk güldü.
— Çünkü bugün lunapark.
Kadın da güldü.
Oğlunun yüzündeki mutluluğu izlerken içi sıcacık oldu.
Bir süre sonra çocuk küçük bir oyuncağa bindirildi.
Ayısını da yanına oturttu.
— Anne!
— Buradayım.
— Ayı da biniyor!
— Görüyorum.
Çocuk oyuncağın hareket etmesiyle kahkahalar atmaya başladı.
Kadın telefonunu çıkarıp fotoğraf çekti.
Bir tane.
Sonra bir tane daha.
Sonra birkaç tane daha.
Çocuğun kırmızı tişörtü ışıkların arasında parlıyordu.
Küçük kahverengi ayı kucağındaydı.
Kadın o an çektiği fotoğraflardan birinin hayatında kalan son fotoğraf olacağını bilmiyordu.
Akşam biraz daha ilerledi.
Çocuk yorulmuştu ama eve gitmek istemiyordu.
— Bir tur daha.
— Sonra eve.
— Bir tur.
— Tamam.
Kadın oğlunun elini tuttu.
Kalabalığın arasından ilerlediler.
Tam dönme dolabın olduğu bölüme geldiklerinde çocuk bir anda durdu.
— Anne…
— Ne oldu?
Çocuk lunaparkın biraz ilerisindeki karanlık bölüme bakıyordu.
— Orada biri var.
Kadın baktı.
Kimseyi göremedi.
— Kimse yok.
— Var.
— Nerede?
Çocuk parmağıyla gösterdi.
— Orada.
Kadın tekrar baktı.
Yalnızca birkaç kapalı oyun makinesi ve karanlık bir geçit vardı.
— Hadi.
Çocuğun elini tuttu.
— Beni bırakma.
Çocuk annesine baktı.
— Bırakmam.
Bir süre yürüdüler.
Sonra çocuk dönme dolabı gördü.
— Anne, buna binelim.
Kadın tereddüt etti.
— Çok mu istiyorsun?
Çocuk başını hızla salladı.
— Çok.
— Peki.
Kadın bilet aldı.
Kabine bindiler.
Çocuk pencerenin yanına oturdu.
Ayısını kucağına aldı.
Dönme dolap yükselmeye başladığında çocuk heyecanla aşağı baktı.
— Anne! Her şey küçücük oldu!
Kadın gülümsedi.
— Korkuyor musun?
— Hayır.
Biraz daha yükseldiler.
Çocuk ayısını pencereye yaklaştırdı.
— Bak ayı. Aşağıda her şey var.
Kadın çocuğuna bakıyordu.
Sonra bir şey fark etti.
Oğlunun yüzündeki gülümseme kaybolmuştu.
— Ne oldu?
Çocuk aşağı bakıyordu.
— Anne…
— Efendim?
— Az önce gördüğüm kişi burada.
Kadının yüzü gerildi.
— Nerede?
Çocuk kabinin dışını gösterdi.
— Aşağıda.
Kadın aşağı baktı.
Kalabalığın arasında gerçekten bir siluet vardı.
Ama yüzünü seçemiyordu.
Dönme dolap yeniden hareket etti.
Kabine hafifçe sallandı.
Çocuk ayıyı kendine çekti.
— Anne, eve gidelim.
— Tamam.
Kadın oğlunun elini tuttu.
— Birazdan ineceğiz.
Çocuk başını annesinin omzuna yasladı.
Bir süre sessiz kaldılar.
Dönme dolap yavaş yavaş aşağı inerken çocuk birden ayağa kalktı.
— Ayım!
Oyuncak yere düşmüştü.
Kadın hemen eğildi.
— Dur, ben alayım.
Ama çocuk ondan önce uzandı.
Ayıyı yerden aldı.
Tam o sırada kabin sarsıldı.
Çocuk dengesini kaybetti.
— Anne!
Kadın oğlunun koluna uzandı.
Bir eli çocuğundaydı.
Diğer eli kabinin demirine.
Bir saniye.
Sadece bir saniye.
Ama bazen bir insanın hayatını değiştirmek için bir saniye yeterdi.
Çocuğun parmakları annesinin elinden kaydı.
Kahverengi ayı yere düştü.
Kadın çığlık attı.
— OĞLUM!
Lunaparkın gürültüsü bir anda ona çok uzak geldi.
Müzikler devam ediyordu.
Işıklar yanıyordu.
İnsanlar konuşuyordu.
Ama kadın yalnızca tek bir şeye bakıyordu.
Aşağıya.
Ve yerde, çocuğunun kırmızı tişörtünün yanında…
kahverengi oyuncak ayı duruyordu.
O gece eve sessizlikle döndü.
Ayıyı da yanında götürdü.
Onu elinden bırakmadı.
Çünkü oğlundan geriye kalan son şey oydu.
Kadın gece boyunca salonda oturdu.
Oyuncağı karşısındaki koltuğa koydu.
Saatlerce ona baktı.
Sonra fısıldadı:
— Seni de koruyamadım.
Ayının tek sağlam gözü ışığın altında parlıyordu.
Kadın gözlerini kapattı.
Oğlunun sesini duyduğunu sandı.
“Anne…”
Gözlerini açtı.
Salon boştu.
Ama kahverengi ayı artık koltukta değildi.
Kadın ayağa kalktı.
Evin her yerini aradı.
Mutfak.
Koridor.
Oğlunun odası.
Banyo.
Hiçbir yerde yoktu.
Sonunda yatak odasına girdi.
Yatağın kenarında durdu.
Başını kaldırdığı anda nefesi kesildi.
Kahverengi ayı…
Oğlunun yatağının üzerinde duruyordu.
Kadın birkaç saniye kıpırdayamadı.
Sonra yavaşça yaklaştı.
Oyuncağı eline aldı.
— Sen…
Cümlesini tamamlayamadı.
Ayıyı göğsüne bastırdı.
Ve o gece ilk kez, oğlunun ölümünden sonra uyumayı denedi.
Uykuya daldığında karşısında oğlunu gördü.
Beş yaşındaydı.
Her zamanki kırmızı tişörtü üzerindeydi.
Elinde kahverengi ayı vardı.
Çocuk annesine baktı.
Ama bu kez gülümsemiyordu.
— Anne…
Kadın ağlayarak ona doğru yürüdü.
— Oğlum…
Çocuk geri çekildi.
— Ayımı neden aldın?
Kadın elindeki oyuncağa baktı.
— O artık bende.
Çocuk başını iki yana salladı.
— Hayır.
— Ne demek hayır?
Çocuk arkasındaki karanlığa baktı.
Sonra annesine döndü.
Sesi titriyordu.
— Onu kız kardeşime götürme.
Kadın dondu.
— Hangi kız kardeşin?
Çocuk cevap vermedi.
Elindeki kahverengi ayıyı yere bıraktı.
Sonra karanlığın içine doğru yürüdü.
Kadın arkasından bağırdı:
— Oğlum!
Çocuk dönüp son kez baktı.
— Anne, onu yalnız bırakma.
Kadın çığlık atarak uyandı.
Kendi evindeydi.
Nefes nefeseydi.
Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi.
Bir süre ne olduğunu anlamaya çalıştı.
Sonra gözleri yatağın yanındaki komodine kaydı.
Kahverengi ayı oradaydı.
Kadın oyuncağa baktı.
Sonra farkında olmadan karnının üzerine elini koydu.
Henüz kimse bilmiyordu.
Ama o gece…
Kadın ilk kez, yıllar sonra hayatına girecek olan kızını rüyasında görmüştü.
