İçeriğe geç

Oyuncak

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Oyuncak

Bölüm 4

4. Bölüm

BÖLÜM 4 — TAMİR

Kadın o sabah bebeğinin odasına girdiğinde önce hiçbir şey anlamadı.

Perdenin arasından içeri süzülen soluk gün ışığı odanın yarısını aydınlatıyordu. Beşiğin üzerindeki dönence yavaşça sallanıyor, odada geceden kalma hafif bir bebek kokusu vardı.

Sonra gözleri sandalyeye takıldı.

Kahverengi ayı oradaydı.

Dün gece onu dolabın en üst rafına koyduğuna emindi.

Üstelik ayının yüzü bu kez bebeğe dönük değildi.

Pencereye dönüktü.

Kadın birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

“Ben seni oraya koymadım…”

Kendi sesini duyunca bile ürperdi.

Bebeği beşikte sakince uyuyordu.

Kadın yavaşça sandalyeye yaklaştı. Ayıyı eline aldığında ilk fark ettiği şey, oyuncağın tüylerinin hâlâ kirli olduğuydu.

Üzerinde yılların tozu vardı. Bir kulağında açılmış dikiş, yüzünde çizikler, gözlerinden birinde ise eski, siyah bir düğme duruyordu. Diğer gözün çevresi tamamen yıpranmıştı.

Kadın ayıya baktı.

Sonra bebeğine.

“Sen benim oğlumun oyuncağıydın,” diye fısıldadı. “Ama seni böyle bebeğimin yanına bırakmam.”

Ayıyı odadan çıkardı.

Mutfakta büyükçe bir leğen hazırladı. Ilık suyun içine biraz deterjan koydu. Ayının üzerindeki kirleri dikkatlice temizlemeye başladı.

Suyun rengi kısa sürede değişti.

Kadın birkaç kez suyu yeniledi.

Sonra ayının açılmış kulağını inceledi.

“Bunu da dikeceğim.”

Bir süre sonra eski oyuncak, yıllardır ilk kez gerçekten temiz görünüyordu.

Kadın onu havluya sardı ve kaloriferin yanına bıraktı.

Fakat tam arkasını dönecekken bir şey gördü.

Ayının sağlam olan gözü ona bakıyordu.

Kadın kaşlarını çattı.

“Ne var?”

Kendi kendine konuştuğunu fark edip başını iki yana salladı.

“Deliriyorum herhalde.”

Öğleden sonra ayı tamamen kurumuştu.

Kadın dikiş kutusunu çıkardı.

Önce yırtılmış kulağını dikti.

Sonra gövdesindeki açılmış yeri kapattı.

Sıra gözüne geldiğinde elinde iğneyle uzun süre bekledi.

O göz, oğlunun ölümünden sonra ayının üzerinde kalan en belirgin izlerden biriydi.

Hatırlıyordu.

Oğlu o ayıyı nereye götürse yanında götürürdü.

Arabada.

Parkta.

Markette.

Uyurken bile kolunun altında tutardı.

Kadın gözün çevresindeki kumaşı dikkatlice düzeltti.

“Senin yüzünden onu hatırlıyorum,” dedi.

Bir an sustu.

“Belki de seni atamadığım için her şey böyle oldu.”

Cevap gelmedi.

Elbette gelmedi.

Kadın yeni bir göz taktı.

Ayının yüzü bir anda değişmişti.

İki gözü de yerindeydi artık.

Temizlenmiş tüyleri, dikilmiş kulağı ve yeni gözüyle neredeyse eskisinden daha düzgün görünüyordu.

Kadın onu karşısına alıp uzun uzun baktı.

Ve o anda garip bir şey oldu.

Ayının yüzünde çok kısa bir süreliğine oğlunun yüzünü gördüğünü sandı.

Beş yaşındaki haliyle.

Kırmızı tişörtü.

Siyah şortu.

Elinde ayısı.

“Anne…”

Kadın gözlerini kapattı.

Açtığında karşısında yalnızca oyuncak vardı.

“Özlüyorum seni,” diye fısıldadı.

Ayıyı bebeğin odasına götürdü.

Fakat bu kez beşiğin içine koymadı.

Pencerenin yanındaki yüksek rafa yerleştirdi.

“Burada duracaksın.”

Ayının başını düzeltti.

“Bebeğime oyuncak olarak vermeyeceğim seni. Ama ağabeyinden kalan tek şeysin.”

Bir an durdu.

“Kirli kirli de bebeğimin yanına sokulmak yok.”

İlk kez kendi söylediğine hafifçe gülümsedi.

Sonra odadan çıktı.

O gece çok yorgundu.

Bebeğini emzirdi.

Altını değiştirdi.

Uyuttu.

Kendisi de yatağa uzandığında gözlerini kapatmasıyla uykuya dalması bir oldu.

Fakat bu kez rüya diğerlerinden farklıydı.

Kendini bir lunaparkın ortasında buldu.

Her yer sessizdi.

Ne müzik vardı ne de insan.

Dönme dolap hareketsizdi.

Lunaparkın ışıkları tek tek yanıp sönüyordu.

Kadın arkasından gelen ayak sesini duydu.

Döndü.

Oğlu oradaydı.

Yine beş yaşındaydı.

Kırmızı tişörtü üzerindeydi.

Siyah şortu vardı.

Ama bu kez elinde ayı yoktu.

Kadın ona doğru koştu.

“Sen…”

Çocuğun yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

“Anne.”

Kadın dizlerinin üzerine çöktü.

“Sen gerçekten geldin mi?”

Çocuk başını salladı.

“Ben hep geliyorum.”

Kadının gözleri doldu.

“Beni görüyor musun?”

“Evet.”

“Peki kardeşini?”

Çocuk bir süre cevap vermedi.

Sonra dönme dolabın arkasındaki karanlığa baktı.

“Onu da görüyorum.”

Kadının yüzündeki ifade değişti.

“Kız kardeşini mi?”

Çocuk başını salladı.

“Çok küçük.”

Kadın titreyen bir sesle sordu:

“Sen onun yanına mı gidiyorsun?”

Çocuk bu kez doğrudan annesine baktı.

“Bazen.”

“Nasıl?”

Çocuk cevap vermedi.

Kadın ona yaklaşmak istedi.

Fakat çocuk geri çekildi.

“Anne…”

“Ne?”

“Kız kardeşime iyi bak.”

“Bakıyorum.”

“Onu yalnız bırakma.”

“Bırakmam.”

Çocuk birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra arkasını işaret etti.

“Ben de bırakmıyorum.”

Kadın arkasına döndü.

Hiçbir şey yoktu.

Tekrar oğluna baktığında çocuk elinde kahverengi ayıyla duruyordu.

Kadın şaşkınlıkla ayıya baktı.

“Az önce elinde yoktu.”

Çocuk ayıyı göğsüne bastırdı.

“Artık var.”

Kadın bir adım attı.

“Onu bana ver.”

Çocuk başını iki yana salladı.

“Hayır.”

“Neden?”

Çocuk ayının yüzüne baktı.

Sonra annesine.

“Çünkü onunla kalacağım.”

Kadının kalbi hızla çarpmaya başladı.

“Ne demek o?”

Çocuk cevap vermedi.

Sadece ayının başını okşadı.

Ve fısıldadı:

“Merak etme anne.”

Bir an sonra çocuğun sesi değişti.

Daha uzaktan geliyormuş gibi oldu.

“Ben onu koruyacağım.”

Kadın gözlerini aniden açtı.

Karanlık odada nefes nefese kalmıştı.

Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi.

Yanındaki saate baktı.

03.17.

Bir süre tavana baktı.

“Rüyaydı…”

Kendi kendine bunu söylemeye çalıştı.

“Rüyaydı.”

Sonra bebeğinin odasından çok hafif bir ses geldi.

Tık.

Kadın doğruldu.

Bir saniye sonra tekrar:

Tık.

Yataktan kalktı.

Koridorda yürüdü.

Bebeğinin odasının kapısını yavaşça açtı.

İlk gördüğü şey bebekti.

Uyuyordu.

Sonra gözleri pencerenin yanındaki rafa kaydı.

Ayı orada değildi.

Kadının nefesi kesildi.

Odanın içine baktı.

Yerde yoktu.

Sandalyede yoktu.

Dolapta yoktu.

Sonra beşiğin yanındaki küçük sandalyeyi gördü.

Ayı orada oturuyordu.

Temizlenmişti.

Kulağı dikilmişti.

Gözü tamir edilmişti.

Ve yüzü bebeğe dönüktü.

Kadın yaklaşamadı.

Çünkü ayının hemen arkasında, duvarın üzerinde küçük bir gölge vardı.

Ayıya ait olması mümkün olmayan bir gölge.

Kadın gözlerini kıstı.

Gölge sanki bir çocuğun siluetine benziyordu.

Küçük bir baş.

İnce omuzlar.

Ve yanında…

Bir başka, daha uzun gölge.

Kadın bir adım geri çekildi.

O anda bebek gözlerini açtı.

Karanlığın içine baktı.

Ve ilk kez ağlamadı.

Aksine gülümsedi.

Kadın bebeğinin baktığı yere döndü.

Duvar bomboştu.

Gölge kaybolmuştu.

Ama ayı hâlâ oradaydı.

Ve yeni dikilmiş gözlerinden biri, sanki az önce ağlamış gibi ıslaktı.

Bölüm sonu

2 yorum