“Bazı insanlar sevgiyi dokunarak değil, zarar vermemeye çalışarak gösterir.”
“Ne baba?” Duyduğum sesle kendime geldim. “Hiç...” diyerek odaya girdim ama sigara kokusu gittikçe ağırlaşıyordu. Kim bilir kaç tane içmişti. “Rahatsız mı oldun?”
“Hı?” Şaşkınlıkla ona baktım. “Neyden?”
“Sigara kokusundan.”
“Şey... Yok, olmadım.”
Bana birkaç saniye baktı. Belli ki pek inanmamıştı. Yine de hiçbir şey söylemedi. Sessizce yürüyüp odadaki bütün kapalı pencereleri açtı. Odaya dolan temiz havayla birlikte sigara kokusu yavaş yavaş dağılmaya başladı.
Bu sabah evlenmiştim, gelinlik saç ve makyajdan kurtulmam saatlerimi almıştı. Deli gibi karnım ağrıyordu fakat ne zaman stres olsam ya karnım ağrırdı ya da midem bulanırdı. Pek önemsemedim. Yatağa uzanıp kendi kendime oyalanırken birden kapı iki kez tık tıklandı. “Gir” İçeriye gelen ortanyaşlı bir hizmetliydi. “Yalın Bey, Efil Hanım... Gurur Bey'in emri üzerine Bodrum yolculuğunuz için tüm hazırlıklar tamamlandı. Uçağınız iki saat sonra kalkacak. Bavullarınız araca yerleştirildi. Dilediğiniz zaman yola çıkabilirsiniz.” Yalın öfkeyle komidinin üstündeki sigara paketini ve çakmağı eline aldı. Ne zaman sinirlense sigaraya sarılıyordu, tıpkı babam gibi. Paketten bir sigara çıkarıp dudaklarının arasına sıkıştırdı. Çakmağı yakmak üzereyken göz göze geldik. Birkaç saniye bana baktı. Ardından öfkeli bir nefes verip çakmağı cebine attı. Elindeki sigarayla birlikte tek kelime etmeden odadan çıktı. Kapının önünde bekleyen hizmetliye hafifçe gülümsedim. “Çok teşekkür ederim, gidebilirsiniz.”
“Peki Efil Hanım.” diyerek başını eğdi ve uzaklaştı. Gelen telefon sesi ile telefonumu açtım. 'Saremmm 💕 arıyor'
“Alo efendim ablacığım?”
“Nasılsın diye aradım, özledim seni.” Kıkırdadım. “Bende seni özledim Sare”
“Peki napıyorsun Efil?”
“Balayına gideceğiz birazdan işte büyük ihtimalle üstümü değiştireceğim.”
“Ne bodrumu ne yapacaksınız ki bodrumda?” İç çektim.
“Sen birde Gurur Bey'e sor. Balayı yapacakmışız.” Kulağıma kas kas gülmesi geldi.
“Nasıl hissediyorsun?”
“Niçin?”
“Gerdek gecesi için.”
“Sare beni oraya getirtme! Lise üç değil misin ya sen? Yaptığı şakaya bak!” dedim sinirle.
“Tamam kızma ya.” Bir an durdu, bir şey diyecekti tereddüt etti.
“Efil...”
“Efendim Sare?”
“Şey Mert bana çıkma teklifi etti.”
“Şu sarışın çocuk mu?”
“Evet”
“Kızım ben ondan olmaz demedim mi, neyse ne dedin bari?”
“Şey kabul ettim” Dediğinde sinir oldum. O çocuktan olmazdı, abazanın tekiydi. Sare uzun süredir ondan hoşlanıyordu ve her anlatışında abazanın teki olduğu anlaşılıyordu.
“Salak ya”
“Abla biliyor musun sinirlenirken bile sesin nazik çıkıyor” dedi kırkırdayarak.
“Sare kapa aşkım.”
“Tamam tamam.” dedi gülerek. “Bodrum'dan döndüğünde her şeyi anlatacaksın ama.”
“Anlatacak bir şey olursa.”
“Olur olur. Hadi kendine dikkat et.”
“Sen de.” Telefon kapandı. Dolabımı açtım. Zaten birkaç kıyafetten fazlası yoktu. Yaz olmasına rağmen kollarımdaki morlukların görünmesini istemiyordum. Bu yüzden toz pembe kapüşonlu kazağımı giydim. Altına siyah ispanyol paça pantolonumu geçirdim. Saçlarıma yukarıdan sıkı bir atk kuyruğu yaptım. Aynaya son kez baktım. Hazırdım.
Odamdan çıkıp merdivenlerden aşağı indim. Malikanenin içi sessizdi. Bahçeye çıktığımda siyah araç çoktan hazırdı. Bavullar bagaja yerleştirilmişti ama benim dolabımdaki bir kaç parça şeyden başka kıyafetim yoktu ki.
Yalın arabanın yanında bekliyordu. Elinde az önce yakmaktan vazgeçtiği sigara vardı. Beni görünce kısık bir sesle bir şeyler mırıldanıp onu cebine geri koydu. Bence küfür etmişti ama pek anlamamıştım. “Hazırsan çıkalım.” dedi. Sessizce başımı salladım.
Arka koltuğa biniyordum ki şoför olduğunu düşündüğüm adam arka kapıyı nazikçe kapatıp ön koltuğu bana açtı. “Efendim Yalın bey karısı ile özellikle tek gitmek istedi. Buraya oturmanız daha makül.” Nazikçe gülümsedim. Ön koltuğa oturduğumda Yalın yerleşene kadar Hüseyin abiye mesaj attım. “Abi sizi aramayadım kusuruma bakmayın ne olursunuz. Uçaktayım şimdi inince haber ederim. Ayşe Ablaya da söyle olur mu abi?”
Yaklaşık yarım saat boyunca aşırı sessiz bir yolculuk geçirmiştik fakat sonunda havaalanına varmıştık iyice mayışmıştım üstelik bugün oldukça yorucu geçmişti. Henüz uçağın kalkmasına bir buçuk saat vardı. İşlemleri halledip bekleme salonuna geçtiğimizde iyice mayışmıştım. Uyumamak için kendimi zor tutuyordum gözlerim kapanıyordu.
Yalın bana ne zaman baksa şaşkın duruyordu. O üstünde ince kumaşlı kısa kollu bir tişörte rağmen sıcaklamışken ben kot pantalon ve kazakla üşüyordum. Yaklaşık on yedi yıldır ısınmıyordum bir türlü.
Yavaş yavaş gözlerim kapanmaya başladığında koltukta kendimi dikleştirip biraz o pozisyonda kestirmeye karar verdim.
Yalın Kandemir
Babam yüzünden bu sabah evlendiğim 'müstakbel eşim' ile balayına çıkıyorduk. Üstelik öylesine garip bir kadındı ki haziran ayında üstüne kazak altına da pantalon giymişti.
İlk başta üşüyen biri sanmıştım fakat öyle değildi. Arabaya biner binmez camı kapatmış, klimayı açtığımda ayarı kısmıştı. Ben sıcaktan onun sayseinde pişerken benim aksime onun yüzü bembeyazdı. Üstelik sabah da sigara kokusunu duyunca donakalmış 'baba' diye sayıklamıştı. Bacakları titrerken ona rahatsız olup olmadığını sorunca 'hayır' demişti. Anlamıyordum. Bu kadının hiç bir harketini pek anlayamamıştım. Sessiz bir kızdı, korkağın tekiydi ama kız kardeşiyle konuşurken çocuk gibi gülüyordu. Erhan Seher'in kızı aynı babası gibi garipti.
Göz ucuyla yanımda oturan Efil'e baktım. İstemsizce üçüncü kez dudağımı yalayınca kısık sesle küfrettim. O lanet fotoğraf çekiminden sonra bunu farkında olmadan yapıyordum.
Havaalanını turlamak istiyordum ama tek gitmem hoş olmazdı. Efil'e doğru döndüğümde başı bir öne, bir arkaya düşüyordu. Kafamı eğip baktığımda uyuduğunu fark ettim. Etrafta bu kadar gürültü varken nasıl uyuyabiliyordu? Başı yeniden öne düşeceği sırada istemsizce elimi uzatıp tuttum. Uyandırmamak için hareket etmedim. Birkaç saniye öylece kaldım. Sanki bunu fırsat bilmiş gibi başını yavaşça avucumun içine yasladı. Hafifçe kıpırdandı ama uyanmadı. Derin bir nefes verdim. Elimi çekmeye çalıştığım an kaşlarını hafifçe çattı. Söylenerek yeniden avucuma yaslandı.
“Bir de rahatını buldu...” diye homurdandım.
Birkaç dakika boyunca aynı şekilde oturdum. Kolum uyuşmaya başlamıştı. Tam elimi yavaşça çekmeye hazırlanıyordum ki bu kez uykusunda kıpırlandı. Başı yavaşça avucumdan kayıp dizimin üzerine düştü.
Olduğu yerde derin bir nefes aldı. Sanki en rahat yastığı bulmuş gibi yüzünü dizime doğru çevirdi.
Kıpırdamadan öylece kaldım.
“Şaka gibi...” diye mırıldandım, başımı koltuğun arkasına yasladım. Ağır değildi zaten. Sürekli kıpırdanması dışında pek bir problemi yoktu. Saatime göz attım. Neyse, bir saat kalmıştı. Bir şekilde idare edebilirdim.
🦋
Son elli dakikadır yaptığım gibi yine saatime baktım. Kolumu biraz dinlendirmek için uzatmıştım. Hanımefendi ise uykusunda koluma sarılmıştı, bırakmaya da hiç niyetli görünmüyordu. Neyse ki bir buçuk saatlik bu koca fedakarlık son buluyordu. Uçağın son on dakikası var vardı, birazdan onu uyandıraktım.
“Sayın yolcularımızın dikkatine... Bodrum seferini gerçekleştirecek uçağımızda operasyonel nedenlerden dolayı gecikme yaşanmaktadır. Uçağımızın tahmini kalkış saati bir saat ertelenmiştir. Anlayışınız için teşekkür ederiz.”
Anons biter bitmez sinirle doğrulacaktım ki dizlerimde yatan aklıma geldi.
“Hay sizin...” diye dişlerimin arasından söylenip başımı koltuğa yasladım. Harika ya bir saat daha dizimde uyuyacaktı.
O sırada yanımızda yaşlı bir adam durdu, Bir Efil'e baktı, bir bana. Bir bana baktı, bir Efil'e. Neyimize bakıyor Efil'in yüzünde bir şey de yok, gül gibi kız. “Evli misiniz delikanlı?”
“Evet abi, yeni evliyiz.” Adam altmışlarında gözüküyordu. Bize doğru daha çok yaklaşıp Efilʼe baktı. Kaşlarım istemsizce çatıldı, neyine bakıyordu. Piç bir de öyle bakıyor ki içi gidiyor.
“Eşimi kaybettim geçen sene. Rahmetli ile sizin gibiydik. Rabbim bizi hep bir yastık da kocattı. Hanım kız eşime çok benziyor, sende gençliğime benziyorsun delikanlı. Rabbim bir yastıkta kocatsın mutluluğunuz daim olsun inşallah.” dediğinde istemsizce güldüm. “Amin abi, başın sağ olsun bu arada.” Efil dizimde son iki saatir yaptığı gibi kıpraşıp sürtündü. “Ee delikanlı, seviyor musun bari?” İstemsizce Efil'e baktım. Kumral saçları toplu olduğu için pek dağılmamıştı. Yüzü buz gibiydi, bu havada dizimde olduğu için serinleyebilmiştim. Garip bir kızdı ama iyidi galiba. “Seviyorum be abi.” dedim onu inandırmak için. Adam bize bir sürü dua edip gittiğinde dizlerimde uyuyan ve kolumu sürekli çekiştiren Efil'e baktım. Ben bu kızla ne yapacaktım?
“Sayın yolcularımız, Bodrum uçuşumuz için uçağa biniş işlemi başlamıştır. Lütfen biniş kartlarınızla birlikte belirtilen kapıya ilerleyiniz. İyi yolculuklar dileriz.” Sonunda tatlı mı acı mı anlamadığım çilem bitmişti. Karımın bana bıraktığı tek yerim olan sol elimle nazik olmaya çalışarak Efil'i dürtüm. Biraz kıpraştı ama uyanmadı. Tekrar dürtmeyi denedim. “Efil, uyan.” Bu sefer hiç kıpraşmayıp aksine kafasını daha çok batırdı dizlerime. “Efil uçak kaçacak.” Bir türlü uyanmıyordu. Uykusu ağır falan değildi. Bildiğin kış uykusuna yatmıştı.
“Efil.” dedim bu kez biraz daha yüksek sesle. Ses yoktu. Omzunu hafifçe silkeledim. Sadece kaşlarını çattı. Uyanacağına dizime biraz daha sokulup koluma daha sıkı sarıldı. “Ya sabır...” diye homurdandım. “Uçak kaçacak hanımefendi.” Yine tık yoktu. Derin bir nefes verdim. Bir kez daha omzunu silkeledim. “Efil, uyan.” Bu sefer kirpikleri hafifçe kıpırdadı. Gözlerini aralamaya çalıştı ama birkaç saniye sonra yeniden kapattı. “Yok artık...” diye söylenip başımı iki yana salladım. “Sen uyumuyorsun ki kızım resmen kış uykusuna yatmışsın.” Tam o sırada son biniş anonsu bir kez daha yapıldı. İç çekerek eğildim. “Efil.” dedim bu kez biraz daha sert bir sesle. “Gerçekten uçağı kaçıracağız.”
“Efil.”
“Bak gerçekten uçağı kaçıracağız.” Kaşlarını hafifçe çattı. Dudaklarının arasından anlaşılmayan birkaç kelime mırıldandı ama gözlerini açmadı. “Pes... Vallahi kızım sana pes.” diye söylenip bir kez daha omzunu hafifçe silkeledim. Kirpikleri yavaşça aralandı. Etrafına boş boş baktı. Belli ki nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sonra gözleri yavaşça bana kaydı. “Uçağa bineceğiz.” dedim kısa bir ses tonuyla. Birkaç saniye daha yüzüme baktı. Ardından başını kaldırmak isterken hâlâ dizlerimin üzerinde olduğunu fark etti. Bir anda doğrulup birkaç adım geri çekildi. “Özür dilerim...” dedi telaşla. “Ben... Ben istemeden... Uyuyakalmışım.” Sesinde öyle bir panik vardı ki sanki dünyanın en büyük suçunu işlemiş gibiydi. Altarafı kocasının dizinde yatmıştı. “Fark ettim.” dedim ayağa kalkarken. “Hadi, son çağrıyı da kaçırmadan gidelim.”
Bavulunu almak için eğildi. Elini uzattığı anda bavulu elinden aldım. Şaşkınlıkla yüzüme baktı ama tek kelime etmedi. Bavulu alıp yürümeye başladım. Garip bir kızdı.




