İçeriğe geç

Oyuncak (Anlaşmalı Evlilik)

Bölüm 10 · 8 dk okuma

Oyuncak (Anlaşmalı Evlilik)

Bölüm 10

8.bölüm: Depo

“Bir annenin son duası, bir çocuğun ömür boyu taşıdığı sessizlik olabilir.”

📰 GAZETE MAGAZİN

Kandemir çiftinden havaalanında gündem olan kare! ✈️🤍

Balayı için Bodrum'a gitmek üzere havaalanında görüntülenen Yalın Kandemir ve Efil Seher Kandemir, bu kez bekleme salonundaki tatlı anlarıyla gündeme oturdu.

📸 Havaalanında çekilen kare

Uçuş öncesinde bekleme salonunda uyuyakalan Efil Seher Kandemir, başını eşi Yalın Kandemir'in dizine yasladı. Yalın Kandemir, yaklaşık iki saat boyunca eşini uyandırmaya kıyamadığı için aynı pozisyonda bekledi.

Çevrede bulunan yolcular tarafından kaydedilen o anlar kısa sürede sosyal medyada yayılırken, çift yine övgü dolu yorumların odağı oldu.

En çok konuşulan yorumlardan bazıları:

@benbiruyuyupgeliom: Adam sırf karısı uyanmasın diye iki saat kıpırdamamış anne ben bundan istiom

@zeynepsude.azt: Çifti tanımıyorum ama kız o kadar güzel uyumuş ki çocuğun dizinde. Bebek gibi gözüküyor. Çekilen tüm fotoğrafları gördüm, birinde bile farklı pozu yoktu çocuğun. Bundan sonra best çiftim!!

@myrosesss: Çok kskndm şuan o kadat güzel gömmüş ki kafasını benimde gömesim geldi o kadar doğallar ki ağlicam tmm?

🔥 #YalEf etiketi kısa sürede yeniden gündem olurken, paylaşılan kareler milyonlarca görüntülenmeye ulaştı.

Gördüğüm beşinci magazin haberinden sonra ben de ağlayacağım galiba. Uçak rötar yapmış, ben de iki saat boyunca adamın dizinde uyumuşum! Üstelik şu an yanımda oturuyor. Yüzüne bakmaya bile utanıyordum.

Telefonumu kapatıp çantama koydum. Uçağa nasıl bindiğimizi hatırlayınca utancım iki katına çıktı. Yalın beni uyandırmak için kim bilir kaç kere seslenmişti. En sonunda kolumdan hafifçe sarsarak kaldırmış, ben de yarı uykulu hâlimle peşinden yürümüştüm. Zar zor uçağa yetişebilmiştik.

Şimdi ise bütün Türkiye benim iki saat boyunca kocamın dizinde uyuduğumu konuşuyordu.

Harika. Gerçekten harika.

Tam o sırada Yalın'ın telefonu titredi. Ekranda Babam yazıyordu. Telefonunu eline alıp mesajı açtı. Daha ilk satırı okur okumaz gözlerini devirdi. “Ne oldu?” diye sordum çekinerek. Burnundan nefes verdi. “Babam.” Telefonu bana doğru uzattı.

Babam:

İyi yolculuklar.

İki haftalık balayınız boyunca mümkün olduğunca hazırlattığım programa uyun.

İlk gün otele yerleşin. Akşam saat yedide marinada yürüyüş yapın. Saat sekizde deniz kenarında rezervasyon yaptırdığım restoranda yemek yiyin.

İkinci gün tekne turuna katılın. Öğleden sonra plajda vakit geçirin. Akşam size gönderdiğim restorana gidin.

Üçüncü gün safari turu, dördüncü gün tekne çekimi...

Listenin tamamını okuyun.

İstersen karına kendin anlat, istersen de teledonu ver. O da okusun. Sonradan "haberim yoktu" demeyin.

Mesajın sonuna kadar sessizce okudum. “İki haftamızın tamamını planlamış...” dedim kısık sesle. Pes vallahi korkulurdu bu adamdan. Yalın telefonu elimden alırken kısık sesle küfür etti. Eli cebine gittiğinde uçakta olduğunu hatırlayıp bu sefer daha yüksek sesle küfür etti. Ne kadar çok küfür ediyordu ya.

🦋

Yaklaşık bir saat sonra uçağımız Bodrum Havalimanı'na iniş yaptı. Bavullarımızı aldıktan sonra otoparka doğru yürüdük. Yalın cebinden çıkardığı anahtarla siyah arazi aracının kilidini açtı. Gurur Bey burayı da düşünmüştü demek ki.

Bavulları bagaja yerleştirdik. Sessizce ön koltuğa oturdum. Yalın da direksiyonun başına geçti.

Yol boyunca ikimiz de tek kelime etmedik.

Camdan dışarı bakıyordum. İlk defa Bodrum'a geliyordum. Deniz neredeyse yolun kenarına kadar uzanıyordu. Her yerde palmiyeler, rengârenk çiçekler vardı. İnsanlar şortlarla, askılı kıyafetlerle geziyordu. Bir anlığına bütün yorgunluğumu unutmuştum.

Yaklaşık kırk dakika sonra Yalın arabayı büyük, beyaz bir villanın önünde durdurdu. Bahçenin kapıları otomatik olarak açılırken araç içeri girdi.

“Otel burası mı?”

“Yok.”

Arabayı durdurup kemerini çözdü.

“Yazlık.”

“Kimin?”

“Bizim.”

Kısa cevabına rağmen daha fazla bir şey sormadım. Arabadan indi. Ben de peşinden indim. Tam bagajdaki bavulumu alacakken elimden aldı.

“Ben taşırım.”

“Taşıyabilirim aslında.”

“Biliyorum.”

Bavuları alıp villaya doğru yürüdü. Ben de sessizce arkasından yürümeye başladım. Çok hızlı yürüyordu, ona yetişmek için adımlarını hızlandırdım.

🦋

“Bizim odamız.”

Sessizce içeri girdim. Oda, aşağısı kadar genişti. Tavana kadar uzanan camlardan deniz görünüyordu. Hemen karşıda büyük bir çift kişilik yatak, yanında ise balkona açılan sürgülü kapı vardı. Yalın bavulları yatağın yanına bıraktı. “Dolaplar boş. İstediğin tarafa yerleşebilirsin.”

“Tamam.”

Ceketini çıkarıp yatağın üzerine attı. Ben ise bavulumun fermuarını açtım. Daha kapağını kaldırır kaldırmaz olduğum yerde kaldım.

Bir bikini, bir tane daha. Askılı elbiseler, şortlar, incecik gecelikler ve şortlu pijamalar. Valizin neredeyse tamamı bunlarla doluydu. Elime beyaz askılı bir elbise aldım. Birkaç saniye baktıktan sonra tekrar yerine bıraktım. Bunların hiçbirini giyemezdim ki. Sessizce valizi kapattım. “Ne oldu?” Yalın'ın sesiyle irkildim. “Hiç...”

“Kıyafetleri mi beğenmedin?” Başımı iki yana salladım.

“Yok, hepsi çok güzel.” Valize tekrar baktım. Pijamaya ihtiyacım vardı ama şort dışında bir şey yoktu.“Yalın”

“Efendim?”

“Şeyin var mı..?” Dik dik bana baktı. “Neyim var mı?”

“Şey..” dedim çekinerek.

“Ne?”

“Pijama altın var mı?”

“Sana koymamışlar mı pijama?” dedi şaşkınca. “Şey... Yok koymuşlar da, neyse boş ver.” Dik dik baktı bana. Valizini açıp karıştırdı. Şortların arasından bulduğu uzun altı bana verdi.

Pijama altı göre aşırı büyüktü. Zaten cılız bir kızdım. “Büyük gelecek ama idare et. Yarın çıkarız istediğini alırsın.”

“Gerek yok, çok teşekkür ederim bu arada.” Sesim kısık ve çekingen çıktı. Banyoya girip altımı giydim. İyice sıkıp düğüm attım. Paça boyu büyük geldiği için oldukça katlamıştım. Üstüme de valizde bulduğum bir tişörtün üstüne kolluklar geçirerek alternatif bulmuştum. Bana hazırlanan tüm kombinleri bozmuştum ama elimde değildi.

Odaya döndüğümde Yalın da çoktan giyinmişti. Bana kıyasla en ince pijamasını giymişti. Şort ve kısa kollu tişört giymesine rağmen hâlâ sıcaklamış gibiydi. Klimanın kumandasını eline alıp çalıştırdı. Ben ise daha şimdiden üşümeye başlamıştım. O klimanın tam karşısında dururken ben istemsizce kollarımı birbirine sardım.

İslami Bakış Açısı

Meryem Seher, karnı burnunda hâliyle küçük kızının elini sımsıkı tutuyordu. Sığınabilecekleri tek yer, terk edilmiş küçük bir soğuk hava deposuydu. İçerisi buz gibiydi ama dışarıda kalmaktansa burada titremeyi tercih ederdi. Kızını kucağına alıp deponun karanlık bir köşesine sindi. Dudakları durmadan dua ediyordu. Dışarıdan peş peşe silah sesleri geliyordu. Biri kollarında, diğeri karnında olan iki kızı için Allah'a yalvarıyordu. Tam o sırada karnına şiddetli bir sancı girdi. Gözlerini sıkıca yumdu. Bugün defalarca sancılanmıştı ama hepsini strese vermişti. Şimdi ise sancılar daha sık geliyor, nefes almasını bile zorlaştırıyordu. Elini karnına bastırdı. “Ne olur... Şimdi değil.” diye fısıldadı.

Bir sancı daha girdi. Bu sefer eskisinden çok daha şiddetliydi. Eliyle duvara tutunup doğrulmaya çalıştı ama gücü yetmedi. “Anne...” Küçük kız korkuyla annesine sarıldı. Meryem titreyen eliyle kızının ağzını kapattı. “Şşşt... Anneciğim, sakın ses çıkarma.” Elif gözlerinden süzülen yaşlara rağmen başını salladı. Ağlamamak için dudaklarını birbirine bastırdı. Tam o sırada Meryem bacaklarının arasından akan sıcaklığı hissetti. Gözleri korkuyla büyüdü. Suyu gelmişti. Nefesi hızlandı. Ellerini karnına bastırdı. Hayır... Şimdi doğuramazdı. Burada doğuramazdı. Dışarıdan yeniden silah sesleri yükseldi. Ardından koşuşturan insanların ayak sesleri duyuldu. Meryem nefesini tuttu. Elif'i göğsüne daha sıkı bastırdı. Bir sancı daha girdiğinde dudaklarını ısırdı. Çığlık atmamak için kendini zor tutuyordu. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Artık bunun geri dönüşü yoktu. Bebeği geliyordu. Bir sancı daha girdiğinde başını soğuk duvara yasladı. Dudaklarını ısırarak sesini bastırmaya çalışıyordu. Gözlerinden yaşlar süzülürken nefes alışları düzensizleşmişti.

Elif korkuyla annesine daha sıkı sarıldı. Meryem titreyen eliyle kızının ağzını kapattı. Parmaklarını dudaklarına götürüp sessiz olmasını işaret etti. Küçük kız gözyaşlarını sessizce akıttı. Ağlamamak için dudaklarını birbirine bastırdı. Tam o sırada dışarıdan ayak sesleri duyuldu. Meryem'in kalbi hızlandı. Elif'i göğsüne daha sıkı bastırdı. İkisi de nefeslerini tuttu. Ayak sesleri deponun kapısına kadar geldi. Birkaç saniye... Sonra kapının kolu hafifçe oynadı. Meryem gözlerini sımsıkı kapattı. Tam o anda karnına giren sancıyla bedeni öne doğru büküldü. Artık doğumu durdurmasının hiç bir yolu kalmamıştı.

Meryem ağzını kapatmaya çalışsa da gelen son bir sancı ile oda bağrışla doldu. Yavaşça doğrulup elinde ki bebeğe baktı. Depoya göz gezdirdi, bulduğu bir kaşığı büyük kızına gösterdi ve getirmesi için işaret etti. Küçük kız kaşığı alıp annesine getirdiğinde zorlanarak da olsa kordon bağı kesilmişti. Ama ayak sesleri artıyordu.

Meryem ağzını kapatmaya çalışsa da gelen son sancıyla birlikte deponun içi bastırmaya çalıştığı çığlığıyla doldu. Birkaç saniye sonra kulağına gelen bebek ağlamasıyla gözlerini açtı. Titreyen elleriyle kızını kucağına aldı. Gözlerinden yaşlar süzülürken depoya göz gezdirdi. Yerde duran metal kaşığı görünce eliyle işaret etti. Elif korkuyla kaşığı alıp annesine uzattı. Meryem titreyen elleriyle göbek bağını kesmeye çalıştı. Elleri o kadar titriyordu ki birkaç kez kaşığı düşürecek gibi oldu ama sonunda başardı.

Tam o sırada dışarıdan gelen ayak sesleri iyice yaklaştı. Meryem'in kalbi hızlandı. Hiç düşünmeden bebeği Elif'in kucağına verdi. Küçük kız kardeşine sıkıca sarılan Elif'in gözlerinden yaşlar akıyordu. Meryem ise son gücüyle doğruldu ve iki kızının önüne geçti.

Kapı sertçe açıldı. İçeri giren silahlı adamlar önce Meryem'e, sonra çocuklara baktı. “Lütfen...” diyebildi sadece. “Onlara dokunmayın.”

Silah doğruldu. İlk kurşun omzuna isabet etti. Sendeledi. Ardından ikinci... Üçüncü... Dördüncü... Beşinci... Meryem'in bedeni yavaşça yere yığıldı. Elif iki eliyle ağzını kapattı. Çığlık atmaya korkuyordu. Kucağındaki yeni doğan bebek ağlıyor, annesi ise gözlerinin önünde hareketsiz yatıyordu. Çok korkuyordu minik kız.

Elif olduğu yerde donup kaldı. Kucağındaki küçücük bebeği göğsüne daha sıkı bastırdı. Gözlerini annesinden ayıramıyordu. Bir süre sonra yavaşça emekleyerek yanına gitti. Titreyen eliyle annesinin kolunu dürttü. 'Anne' demek istedi ama demedi. Annesi ona konuşmamasını söylemişti. Sahi niye annesinin yüzü kırmızı olmuştu? Annesi kıpırdamadı. Biraz daha bekledi. Belki uyanırdı. Belki gözlerini açardı. Tekrar dürttü. Yine ses yoktu. Saatler geçtikçe depo daha da soğudu. Kucağındaki bebek acıktıkça ağlıyor, Elif ise onu sallamaya çalışıyordu. Ara ara annesine dönüp yeniden dürtüyor, her seferinde ondan bir hareket bekliyordu. Ama Meryem hiç kıpırdamıyordu. Küçük kız sonunda annesinin yanına kıvrıldı. Bir eli kardeşindeydi, diğer eli annesinin kolunda. Saatlerce öyle kaldı. Ne konuştu, ne de ağlayabildi. Sadece bekledi. Annesinin uyanmasını bekledi.

Gözleri yavaş yavaş kapanırken hâlâ annesinin uyanmasını bekliyordu.

Saatler sonra depoya giren görevliler onları bulduğunda Elif, yeni doğan kardeşine sımsıkı sarılmıştı. Soğuktan moraran elleri hâlâ annesinin koluna uzanıyordu. Zavallı kızcağaz o gün annesinin ceseti ile saatlerce soğuk oda deposunda kalmıştı..

Bölüm sonu

2 yorum

  • Oha yazık yaaa tupce senin kalbin yok nasıl yazabildin be ağlıyom şuan

    1Yanıt