"Bazen en gürültülü 'evet', aslında sessiz bir 'hayır'dır."
Bugün düğün günüm. Yepyeni bir hayata başladığımı, yepyeni bir sayfa açtığımı söylüyorlar bana. Bir kitapta okumuştum: Yeni sayfa açılmaz, hayat denen resmin bütününü incelemeye başlarsınız. Belki de bu, benim hayat resmimde sayfanın en uç noktasındaki şeydir. Ve ben bunu yeni fark edip inceliyorumdur, kim bilir?
Yaklaşık bir haftadır herkes bana ne kadar şanslı olduğumu söylüyor. Çok yakışıklı, karizmatik bir adamla evlenme şansı bulduğum için çok şanslı bir kadınmışım (?) Hayatımdaki en doğru seçim buymuş (?) Kadınlar neden biriyle evlenince şanslı olur ki? Şans, dilediğim gibi mutlu bir hayat sürersem olmaz mı? Galiba toplumda kadınlar için şans sadece evlilik denen o şeye bağlı görülüyor.
🦋
“Efil, kızım mükemmel oldun!” Sare neşeyle bana bakıyordu. Üzerine siyah bir elbise giymiş, sarı saçlarını açmıştı. Koyu tonlarda yaptığı göz makyajıyla mükemmel görünüyordu. Bana kıyasla oldukça neşeliydi.
“Ya Efil, az neşelen! Bak, Yalın abi kötü de değilmiş! Anlaşma yaptınız, anlaşma. Gerçek bile değil bu!” dedi Sare beni sarsarak.
Haklıydı. Yalın düşündüğüm kadar kötü değildi, üstelik bana dokunmayacaktı bile.
“Sare yapma Allah aşkına, kendi isteğimle bunu giymişim gibisin.”
“İstemedin ama şu açıdan bak; evli gibi kalmayacaksınız ki! Kızım, sadece parmağında yüzük olacak!”
Cevap vermek yerine bıkmış bir şekilde iç çektim. Birazdan fotoğraf çekimi için Yalın gelecekti.
“Ya ben evlenmek istemiyorum ki! Babamı tanımıyor musun? Kızım başlayacak çocuk diye,” dedim yakınarak.
“Off Efil off... Bugün bitsin de yarını düşünürsün!”
🦋
Ayşe abla üçüncü kez seslendiğinde aşağı inmezsem beni zorla indirecekti. Sare'nin yardımıyla aşağı indiğimde kapının önünde bekleyen bir sürü siyah araba vardı. En öndeki Porsche çiçeklerle süslenmişti. Düğün arabamız bu olacaktı.
Arabaya bindiğimde arka koltukta sinirle oturan Yalın'ı ve direksiyonda ağzı kulaklarına vararak gülen Musa'yı gördüm. Sare'nin yardımıyla arabaya bindim, ön koltuğa ise Sare oturdu.
“Merhaba Musa abi. Merhaba Yalın abi.”
“Merhaba kız Sare, ne kadar güzel olmuşsun ya sen abim!” dedi Musa gülerek.
İkisine de selam vererek oturdum. Gelinlik oldukça kabarık olduğundan maalesef gelinliğin etekleri ve duvağı Yalın'ın üstüne kadar gelmişti.
Yalın bugün siyah saçlarını taramış, kirli sakallarını aldırıp damat tıraşı olmuştu. Siyah damatlığı ona çok yakışmıştı. Yalan yok, oldukça yakışıklı çocuktu. Ne yapsa yakışırdı.
Ay, ne diyorsun sen Efil!
“Kusura bakma Yalın, gelinliğim seni biraz kapladı.”
“Sıkıntı yok.”
Sesi öfkeliydi fakat yine de yumuşatmaya çalışmıştı. Belli ki Musa ne dediyse onu çok kızdırmıştı.
“Naber yenge?”
“İyidir Musa, senden?”
“Benden de iyi, sağ ol yengem.”
🦋
“Evet damat bey, gelinin beline elini koy. Çek kendine, yapıştır.”
Fotoğrafçının dediklerinden sonra Yalın bir de yan taraftaki aile üyelerine baktı. Nazikçe elini belime sardı. Elleri çok sıcaktı. Yavaşça beni kendine çekti ve elini biraz daha sıkı sardı.
“Evet çok iyi damat bey. Gelin hanım, sen de bir elini damadın göğsüne koyar mısın?”
Sağ elimi Yalın'ın göğsüne koyduğum anda fotoğrafçı bizi aniden çekti.
“Yüz ifadeleriniz çok iyi. Hafif çekingen ama âşık âşık bakıyorsunuz. Çok iyisiniz. Evet, çekiyorum... Çektim.”
Ne âşık âşığı? Ne diyor bu adam be?!
“Yengecim hafif, çok hafif uzaklaşıp uzat elini damada. Damat bey, öp elini yengemin.”
Yalın şaşkınlıkla fotoğrafçıya döndü, sonra bana bakıp izin alırmış gibi bir ifade takındı. Başımla onay verdiğimde elimi avucuna aldı. Elleri benimkilerden çok daha büyüktü ve sıcacıktı. Nazikçe elimi öptüğünde alık alık ona baktım. Fotoğrafçı ise surat ifadelerimizden sonra bir sürü iltifat yağdırıyor ve bilerek yapamadığımız şeyleri mükemmel buluyordu.
“Damat, al yengemi kucağına ama böyle bacaklarından tutup al. Sanki bir iki yaşındaki bebeği taşıyormuşsun gibi.”
Bir dakika, bir dakika ne? Ne kucağı, ne diyor bu adam?
Ne olduğunu anlamadan kendimi Yalın'ın ellerinde buldum. Beni kaldırmıştı.
“At sırtına yengemi, kaçırıyormuşsun gibi.”
Yalın beni patates çuvalı gibi sırtına attığında şoka girdim. Ters bir şekilde dik dik fotoğrafçıya bakıyordum.
“Yengem, ellerini birleştirip damat beyin sırtına koy. Gülerek ona dön, sen de yürü yakışıklı damat.”
Ben patates çuvalı gibi dururken Yalın halinden gayet memnundu. Sanki sırtında boş bir market poşeti varmışçasına hiç zorlanmadan beni taşıyordu.
“Şimdi yengemi sanki öpüşüyormuşsunuz gibi kucakla ama yengem biraz yukarıda olsun.”
Ay tövbe estağfurullah, bayılacağım yemin ederim!
İkimiz de sertçe yutkunduk. Yalın nazikçe beni sırtından alıp yukarı kaldırdı.
“Yengem, koy kollarını kocanın omzuna, birleştir orada. Tutkulu tutkulu bakın birbirinize.”
Dediklerini yapınca yavaş yavaş bana afakanlar basmaya başladı. Yalın beni nazikçe tutarken bir yandan da bana öyle güzel bakıyordu ki eriyesim geliyordu. Gözleri ne kadar güzeldi ya...
Masmav... Kendine gel! Efil, kendine gel!
“İndir yengeyi damat. Bir elini beline dola, hafif eğ ona. Tutkulu tutkulu öp.”
Yalın'ın birden gözleri açıldı. Çok konuşan bir insan değildi ama fotoğrafçıyı dövmemek için zor duruyordu. Fotoğrafçıya doğru sinirle yürürken gözü bir yere takıldı. Sonra üstüme geldi, belimi tutup beni geriye doğru eğdi. Üzerime eğilip birden dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
Ne yapacağımı bile bilmiyordum ama o bu konuda oldukça rahattı. Alık alık ona bakarken o umursamadan öpmeye devam ediyordu.
“Yenge, karşılık ver.”
Fotoğrafçının bunu söylemesiyle Yalın'ın birkaç hareketini çekinerek taklit ettim. O kadar nazik öpüyordu ki ilk öpücüğüm olmasına rağmen hiç garip hissetmemiştim.
“Mükemmelsiniz, çektim.”
Yalın benden ayrılırken kulağıma yaklaştı.
“Özür dilerim... Elimde değildi.”
🦋
Fotoğraf çekimi sonunda bitmişti. Fotoğrafçı hâlâ arkamızdan "Mükemmelsiniz vallahi!" diye bağırırken ben utançtan yerin dibine girmek istiyordum. Kim bilir kaç tane rezil pozumuz vardı ve kaç tanesi basında yayınlanacaktı artık.
Herkes yavaş yavaş arabalara binmeye başladı. Ben ise hâlâ az önce yaşananları düşünüyordum. Yalın tek kelime etmeden önümden yürüyüp arabaya bindi. Ben de gelinliğimin kabarık eteklerini Sare yardımıyla toplayıp peşinden yürüdüm.
İçimde garip bir sıkıntı vardı. Sanki nikâh salonuna değil de hayatımın geri kalanına doğru gidiyorduk.
Birkaç dakika sonra arabalar nikâh salonunun önünde durdu. Basından kimseyi çağırmamamıza rağmen her yer bir sürü muhabir ve kamera dolmuştu. Gelinliğimin kabarık eteklerini toplayıp nikah salonuna doğru yürümeye başladım.
“Merhabalar efendim nasılsınız?”
“Evliliğiniz için heyecanlı mısınız?”
“Nasıl hissediyorsunuz”
Peşbeşe gelen sorulara ne diyeceğimi bilmiyorumdum. Erhan Seher kızlarını pek kamera karşısına çıkarmazdı çıkardı mı konuşturmazdı.
“Dilekleriniz için sağolun arkadaşlar izin verirseniz gidelim.” dedi ve gelinliğimin ucunu tutaraken.
Muhabirlerden kurtulup nikâh salonunun içine sonunda girebilmiştik.
Yerlerimize doğru yürürken salonu dolduran alkış sesleri kulaklarımda yankılanıyordu. Başımı kaldırıp etrafa bakmaya bile cesaret edemiyordum. Herkes bize bakıyordu.
Sare usulca yanıma gelip gelinliğimin kabaran eteklerini düzeltti.
"Derin nefes al." diye fısıldadı.
Keşke derin nefes alınca her şey düzeliyor olsaydı.
Nikâh masasının önüne geldiğimizde Yalın'ın yanına geçtim. O ise her zamanki gibi dimdik duruyor, karşıya bakıyordu. Yüzünde ne heyecan vardı ne de mutluluk. Sanki birazdan evlenmeye değil de sıradan bir toplantıya girecekti.
Nikâh memuru önündeki dosyayı açıp gözlüğünü düzeltti.
"Sayın Erhan Seher ve Sayın Meryem Seher'in kızı Efil Seher ile Sayın Gurur Kandemir ve Sayın Sevda Kandemir'in oğlu Yalın Kandemir'in evlenme müracaatları tarafımızca incelenmiş olup evlenmelerine herhangi bir engel bulunmadığı anlaşılmıştır."
Salonda çıt çıkmıyordu.
"Gelin hanımın şahidi Sayın Sare Seher, damat beyin şahidi Sayın Musa Er burada mı?"
"Buradayım." dedi Sare.
"Buradayım." dedi Musa.
Nikâh memuru başını salladı.
"O hâlde nikâh akdine geçiyoruz."
Kalbim sanki göğüs kafesimden çıkacakmış gibi atıyordu. Avuç içlerim terlemişti. Parmaklarımı birbirine kenetleyip derin bir nefes aldım.
Nikâh memuru ilk olarak Yalın'a döndü.
"Sayın Yalın Kandemir... Hiç kimsenin baskısı altında kalmadan, kendi hür iradenizle Sayın Efil Seher'i eş olarak kabul ediyor musunuz?"
Yalın hiç düşünmeden cevap verdi.
"Evet."
Tek kelime.
Ne eksik ne fazla.
Nikâh memuru bu kez bana döndü.
"Sayın Efil Seher... Hiç kimsenin baskısı altında kalmadan, kendi hür iradenizle Sayın Yalın Kandemir'i eş olarak kabul ediyor musunuz?"
Boğazıma kocaman bir yumru oturdu.
Kendi hür irademle mi?
İçimden acı acı gülmek geldi.
Salondaki onlarca çift göz bana çevrilmişti. Babamın bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Derin bir nefes aldım.
"...Evet."
Sesim sandığımdan daha kısık çıkmıştı.
Nikâh memuru dosyayı kapatıp gülümsedi.
"Türk Medeni Kanunu'nun bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum. Bir ömür boyu sağlık, huzur ve mutluluk diliyorum."
Salonu alkış sesleri kapladı.
Ben ise sadece sol elimin yüzük parmağındaki yüzüğe bakıyordum.
Artık gerçekten evliydim.





