İçeriğe geç

OYUNBOZAN

Bölüm 7 · 27 dk okuma

OYUNBOZAN

Bölüm 7

B

Mor Ve Ötesi – Araf

32 YIL ÖNCE..

Eski ve çok özlediğim evime dönmek beni hıçkırıklarla ağlamaya itse de artık buna alışmıştım. Belki de varlığımı belli etmeden burada yaşamalıydım. Annemin karşısına çıkmamalıydım mesela, yada babamın, kardeşimin. Kardeşimden emin değilim aslında. Bir haftadır kafamı kurcalayan şey beni kahrediyor resmen. Boyadığım odamın duvarları, çiviler çaktığım tablolar astığım, bantlarla fotoğraflar yapıştırdığım, her köşesinde anılarımın dolu olduğu duvarlar bembeyazdı, evim bomboştu. Pusat iki gün önce ev için alışverişe çıkacağımızı söylemişti ama tam tarih vermediği için beyefendinin keyfini bekleyecekmişim gibime geliyor. Sanki benimle mecburiyetten evlenmiş gibi hissediyorum. Çocuğuma zarar gelmesini istemiyorum ama düşünmeden üzülmeden duramıyorum çünkü eğer öğrenilirse başımıza neler gelebileceğini tahmin etmeyi geçtim adım gibi biliyorum.

BİR YENİ MESAJ: Ben birazdan gelirim. Hazırlan istersen işleri halledelim.

Sanki dünden hazırmışçasına ayaklandım hemen ve koşa koşa benden habersiz hazırlanan bavuluma yöneldim. Bol bir elbise giyinip çıktım evden. Hazırlanmaya bile üşeniyordum şu anda. Zaten karnım hafiften ağrıyor ve başım ara ara dönüyorken hiç süslenmeye uğraşamazdım. Zaten kapıyı kilitlememle telefonuma ''geldim'' yazan bir mesajın sesi apartmanda yankı yapmıştı bile. Üç defa kilit sesini duyduktan sonra yavaş yavaş indim merdivenleri. Arabaya binmemle ''Nerden başlıyoruz?'' diye bir soruyla karşılaştım. ''Salondan başlayalım madem, yatak odası sonra da olur. En son mutfağı hallederiz.'' Bana doğru bakan bir çift göz ve kalkmış olan tek kaşa doğru göz kırptım. ''Bi sorun mu var Pusat?'' Elini yanaklarıma ve alnıma götürdü ve geri çekti. ''Ateşin falanda yok ama sen iyi misin?'' neden kötü olduğumu düşündü ki şimdi. ''Kötü gibi mi duruyorum? Anlamadım.''

''Müjde? Bir anne adayı ilk önce çocuğunun odasından başlamak istemez mi?'' şimdi anladım seni Pusat bey. Sahiden çocuğumu unuttuğuma inanamıyorum. Canımı unutmuş gibiyim. ''Daha 6 aydan fazla var Pusat, ne bu acelen anlamadım ki?''

''Ne bu acelen ne demek ya? Benim istemediğimi düşünene bak artık ben senin istemediğini düşünüyorum.''

''Ben neden canımdan bir parçayı istemeyeyim ki aptal aptal konuşma Pusat.''

''Nasıl olsa evlendin, çocuğunda olucak. Evinde var paranda. İstediğini elde ettin şimdi oflamaya mı başladın?''

''Sen tam bir aptalsın. Tam bir aptal.'' Arabadan inerek kapıyı sertçe kapattım. Her zamanki gibi düşünmeden konuşuyordu. Hep böyleydi işte saçma sapan konuşuyor sonra da haklı sanıyordu kendini. Hem koşarak basamakları çıkıyor hemde hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Bana dediklerine inanamıyorum ya, beni soktuğu şekile inanamıyorum. Elde ettin artık işin kalmadı benimle ne demek? Ağlaya ağlaya kilitledim kapıyı. Giremesin eve yatsın arabada. Ama yatar mı hiç arabalarda.. iki sokak yukarısı ailesinin evi sonuçta gider kalır. O mu bana muhtaç ben mi ona hiç düşünmüyor. ''Düşüncesiz puşt.'' diye bağırdım bir anda. Tutamadım kendimi ve daha da çok ağladım. Ardından köşede duran günlüğümü aldım çantamdan ve yazmaya başladım. O bunu bilmez ama bem hep ağlayarak bu sayfalara sığındım.

25'12

Bugün sana yazmak istiyorum zerre beni düşünmeyen ve boş boş konuşarak kalbimi kıran bir adamı yani kocamı. Seneler önce karşıma çıkan sakallarına aşık olduğum adamı. Beni defalarca yarı yolda bırakan, çekip giden, kimine sevgilisini ayarttığım, kimine göre onu bilmem nesi yerine anıldığım, yeri geldi aptal yerine konduğum o adamı anlatıcam sana. Yıllarca onunla mutlu bir hayatın hayalini kurdum bununla yaşadım. O hariç tüm hayallerimi gerçekleştirdim ve dedim ki kendi kendime ''O gelmeyecek Müjde. Uyan artık o rüyadan. Pusat seni asla sevmeyecek. Artık ölmelisin.'' Ve sonunda dayadım silahı kendime ölecektim. Seneler sonunda yanlışlıkla geldi ama geldi. Aldı silahı elimden. Yaşattı beni, karnıma bir umut ışığı düşürdü, bir dayanak noktası. O olmasa bile yapardım ama ben bu olasılığı düşünmedim hiç Ya yine giderse diye korktum. İlk defa bu kadar uzun kaldı benimle. Evlenmek bile aniden yaptığı bir şeydi. En baştan başladığımız yere geldik tekrar. Yanlış olan ne biliyor musun? Yanlış olan tek şey düşünce. Ben onun için daima ''istediğini elde etti bıraktı ve gitti'' diye düşünürken o az önce benim yüzüme istediğini elde ettin artık bensiz de olursun değil mi dedi inanılacak gibi değil. Üzülmemek elde değil. Seneler sonra sinirlerimi boşaltmam kelimelere dökmem o kadar çok kendime gelmeme sebep oldu ki anlatamam. Ama bak yine onu anlattım. yine o'nu..

Defterin arasına kalemi koyduktan sonra köşede duran yatağa doğru gittim ve kendimi battaniyeye sardım. Öyle de uyuyakalmışım zaten.

........

Genç adam sinirle arabayı dağa sürdü. Çıkmadan önce tam sekiz bira almıştı yoldaki bir büfeden. Son ses açtı müziği. Bas bas bağırıyordu Birol Namoğlu. 'Ne olursun güzelim sevsen beni yar deyipte sinene sarsan beni.. bir gün öldüreceksin en sonunda sen beni.. dalgalandım da duruldum koştum ardından yoruldum binlerce güzel sevdimde en son sana vuruldum..' düşündü sigara yaktı. Bir bira bitti iki bitti üç, beş yedi.. sigarasını çekti çekti çekti ve attı. Başı alkolden değil dertten düşünceden dönmeye başladı genç adamın. Gözlerini kapadı ve gözünün önüne geldi o ayıcığı ona aldığı gün.

'Doğum gününde yanında olamayan genç adam gittiği yerden ona bir pelüş köpek almıştı. 3 gün sonra geldiği gibi buluştular ve ayıcıkla beraber ona bir şişe bira getirmişti. Genç kız heyecanla sarıldı ona ve birayı açarak içmeye başladı. Bir tane de sigara yaktı. Pusat genç kızın elindeki birayı aldı ''Bana sünger derler'' dedi ve tekte kalan yarısını bitirdi. Ardından kızın elindeki syeni yaktığı sigarasını aldı ''Bana ciğersiz derler'' dedi ve soluksuz sigarayı dibine kadar bitirerek fırlattı.'

Aklına aniden gelen geçmişe dair bir anıyla gülümsedi. Düşündü düşündü.. sevmeyi biliyordu çok kişiyi sevmişti ve sevmek onun için çok basit bir duyguydu. Aşık değildi.. ama bu hissettiği şey neydi? Genç adam hissettiği şeyin ne olduğunu düşünerek kafayı yerken, aslında Müjde'den yani karısından daha da beter bir aşka tutulmaya başladığının farkında bile değildi. Saate baktı ve 03:54 olduğunu gördüğünde acaba uyumuş mudur diye düşündü. Cebinden anahtarını çıkardı ve bakmaya başladı. Eve gitmeli miydi? Çok kırmıştı hamile karısını, söylediklerini düşündü bir anlığına. Ne yapmıştı öyle, neler demişti? O kadar pişman oldu ki söylediklerine. Arabayı çalıştırdı ve derhal eve döndü. Kapının önüne arabayı park etti ama inmedi. Ya uyumadıysa diye düşündü, yine kavga etmek istemiyordu çünkü biliyordu Müjde ona sürekli laf söyleyecekti ve o da kendini tutamayacak yine kalbini kıracaktı. Ani bir cesaretle çıktı arabadan ve apartmana girdi. Merdivenleri yavaş yavaş çıktı ve kapıda durdu. Uyumuş olabilir diye sessiz davrandı. Bir yandan da umarım uyumuştur diye geçiriyordu içinden. Sessizce alttan ve üstten kilidi denedi. Tamda tahmin ettiği gibi iki taraftanda kilitlenebildiği kadar kilitlemişti kapıyı. Usulca içeri yöneldi ve battaniyeye sarılmış gözyaşları yanaklarında kurumak uzere olan karısına baktı. Yanındaki defteri görünce merakına yenik düşerek defteri aldı ve arasına kalem bırakılmış olan sayfayı açtı. Okumaya başladı yazdıklarını, okudukça gözyaşları hafiften damladı. Defteri açık bırakarak geldiği gibi çıktı kapıdan. Farketmesin diye aynı şekilde kilitledi tekrardan. Arabasına indi ve cama doğru bakmaya başladı. Son kalan birasıyla beraber bir sigara yaktı. Ardından bir sigara yakarak birasını hızla bitirdi. Balkonun camına bakarken uyuyakaldı genç adam.

...

Müjde yıllarını verdiği savaşı kaybediyordu. Elinden kayıp gidişini düşündü, gitmek için bahane mi üretiyordu acaba? Başaramamıştı işte, sevdirememişti kendini. Olmuyordu. Hamile kaldığı için zorla karısı olmuştu, bunu apaçık belli etmişti kocası. Gözünden akan yaşları sildi ve iki saattir aralıksız düşüncelerle baktığı tavandan gözlerini ayırdı. Fakat doğrulmaya mecali yok gibiydi. Hafif bir öksürdü ve kendini ayağa kalkmaya zorladı. Biraz nefes almaya ihtiyacı vardı bu yüzden yere kadar uzanan salonun camına doğru ilerledi. Seneler önce yere kadar uzanan perdeleri aralar ve çamaşırları katlarken sürekli camdan Pusat'ın arabası geçiyor mu diye bakardı. İnceden bir gülümsedi ve camı üstten araladı. Gözleri karşısında duran plakaya kaydı ardındansa içinde yatan kocasına. Arabada mı uyumuştu? Boynu ağırmış mıdır diye düşününce kendini alamadı, peki ya sırtı? Acaba koltuğu yatırmış mıydı? Müjde aklındaki sorularla bu defa daha dikkatli baktı karşısında uyuyan kocasına. Koltuk yatırılmamıştı, muhtemelen içmiş ve sızmıştı. Karısı bunları ezbere bilecek kadar iyi tanıyordu onu. Üzerine bol kalın hırkasını giydi ve köşede duran spor ayakkabılarını aldı. Bağıcıklarını bile zor açmıştı giyebilmek için, çünkü bi hayli şişmişti ayakları. Köşede duran cüzdanını unuttuğunu farkederek valizinin yanında duran cüzdan ve anahtarlığını da alarak kapının kilidini açtı. Yavaş yavaş indi merdivenleri ve tam karşıda duran fırından mis gibi kokan dört tane zeytinli büyük poğaça aldı ve köşede duran büyük tuzlu kurabiyelerden de alarak çıktı fırından. hemen ardından yolun karşısındaki markete doğru ilerledi. Bir şişe limonata almışken canının vişne suyu çektiğini farkeden kadın hemen bir şişe de vişne suyu aldı. Marketten çıkınca biraz ilerledi ve ilerideki kırtasiyenin arkasında duran manava gitti. İki domates, iki salatalık bir de köşeden bir portakal aldı. Sonrasında yalnız olmadığını hatırladı ve iki portakal daha ekledi poşetine. Ücretini ödedikten sonra evine geri dönecekti ki hemen arka sokağında bir bakkal olduğunu hatırladı. Bu mahalleyi bu yüzden seviyordu işte, herşey heryer ayağının altındaydı sanki. Bakkaldan karton bardak ve tabak almıştı ki unutmadan sordu '' Sizde bıçak bulunur muydu acaba?''

''Tabiki ablacım bizde herşey bulunur. Başka bir isteğiniz var mıydı?'' konuşurkende bir yandan genç kadının aldıklarını poşete koyuyordu. '' Yok teşekkürler'' ücreti vererek bakkaldan ayrılan Müjde sonunda evinin yolunu buldu ve apartmandan içeri girdi. Elindeki poşetlerle merdivenleri çıkamayacağını anlayan kadın bu defa asansör kullanmakta bir zarar görmeyerek zaten zemin katta duran asansörün düğmesine basarak kapıların açılmasını sağladı ve sonunda evinin kapısında olmanın rahatlığını yaşadı. Kendini mutfağa atar atmaz mutfağına baktı, bomboş duran mutfağına. Alışverişe de çıkmamışlardı çünkü kavga etmişlerdi. Aklına o an gelince bir an elindeki poşetlerin tutma kısımlarını sinirden sıktığını farketti ve sakinleşmek için kendi kendine konuştu. ''Sakin ol Müjde. Sakin ol.. sakin ol''

Saçlarını bileğindeki lastik tokasıyla toparladı ve müzik eşliğinde hem söyledi hem domates kesti hem söyledi hem poğaçaları böldü böldü tabaklara koydu. '' Hemşin yaylalarına Hemşin yaylalarına gidilur mi karadan oy gidilur mi karadan.. artuk kavuştur bizi artuk kavuştur bizi yeri göği yaradan oy yeri göği yaradan...'' hemencecik hazırladığını farkeden Müjde Kaya.. Artık Karayel olan Müjde yiyecekleri hazırlarken çıkardığı hırkasını tekrar giyerek anahtarını aldı ve kapıyı çekerek indi aşağıya. Muhtemelen kapısını kilitlemiş olan kocasının camına iki defa vurdu ve uyanmadığını görünce üçüncüye sert bir şekilde geçirdi cama. Uyanan kocasına eliyle gelmesini işaret ederek apartmana geri girdi. Araba da neye uğradığını şaşıran genç adam gözlerini bir kaç defa açıp kapadıktan sonra arabadan çıkarak kapıyı kilitledi ve karısının peşinden eve çıkmak için merdivenlere yöneldi. Kapı aralıktı, ayakkabılarını çıkarmadan girdi içeri çünkü henüz daha eve halı bile almamışlardı. ''Mutfağa gel''

Karısının sesiyle hafiften bir tebessüm etti ve mutfağa girdi. Mutfakta bir masa vardı sadece ve üç dört tane tabure. Kahvaltı maksatlı birşeyler hazırlamıştı karısı ona ve tebessümü yüzünden hala geçmiyor gitmiyordu. ''Arabada yatmışsın?'' niye eve gelmedin dermişçesine soru sorar gibi bakan karısının gözlerine baktı bu defa. ''Kapıyı kilitlemişsindir diye girmedim. uyanırsın diye'' hiç lafı dolandıracak mecali olmayan Pusat taburelerden birine oturdu ve konuşmasına kinayeli bir şekilde devam etti. ''Görünen o ki sende gelmediğimi farketmeyecek kadar mışıl mışıl uyumuşsun.'' Müjde sesini çıkarmadan yemeğine başladı ve bitene kadar da tek kelime etmedi.

Yemeğini son lokmasına kadar bitiren Müjde meyve suyunu da bitirerek konuştu. ''Ben bugün bir kaç yere uğrayıp eve birşeyler alıcam. Eğer istersen market alışverişi listesini sana paslayabilirim çünkü bunlar bile bugün yordu beni. Sadece üç beş poşet taşırken tükendim hemde şu kadarcık mesafeler yani'' Pusat karşısında tatlı tatlı konuşan karısına baktı. Resmen evli bir çift olarak ettikleri ilk kavgalarını sineye çekmişti karısı ve bu da yetmezmiş gibi bir adım atıyordu ona. Kendisine bir adım gelen karısını geri çevirmeyecek olan Pusat hemen atıldı. ''Bence beraber çıkarız alışverişe bagaja atarız. Hatta gitmişken bir de kahve içeriz. Malum evde cezve bile yok.'' Müjde gülümsedi ''Benim için güzel olabilir aslında ve bu arada ben önceliğimi kahve makinasına harcamış olabilirim. Daha gelir gelmez sipariş vermiştim.''

...

Hazırlanmış evden çıkan kadın cüzdanını yine unutarak eve geri girdi ve salondaki valizin içinden cüzdanını alarak evden çıktı. Yine bol bir elbise giymişti ve ayakkabılarının bağıcıklarını bollaştırabildiği kadar bollaştırmıştı. Aşağıda bekleyen kocasının yanına heyecanla oturdu. Bir tek onun arabasında emniyet kemeri takmamıştı bugüne kadar. Her bindiği taşıtta arkada dahil emniyet kemerini takan kadın bir tek onun yanında takmıyordu o kemeri. Arabaya bindiğinde kocasının yanağına bir öpücük kondurmasıyla aniden bir kızardı genç kadın fakat bu hali kocasının çok hoşuna gidiyordu. Sessiz bir yolculuk geçirseler de yarım saate Bursa'ya varmışlardı. Bir Migros macerasına başlarken ikisi de birer araba aldı ve raflara bakmaya başladılar. şundan alsak mı bundan alsak mı derken güzel bir alışveriş geçirmişlerdi. Sonunda alışveriş bitmiş ve tüm aldıklarını bagaja taşımışlardı ki Pusat el arabalarını geri götürmediklerini farkederek onları yerine bıraktı. Müjdeyse kahkalarla kocasına bakıyordu. Arabadan telefonunu alan Pusat kapıları kilitledi. Ardından karısının elinden tuttu ve dümdüz bir yolda yürümeye başladılar. Yürüdükçe yürüdüler ve sonunda ileride şirin bir çay bahçesi gördüler. Geçip birer çay içtiler birer sigara yaktılar. Müjde nadiren içtiği sigarayı tadına vararak içine çeke çeke bitiriyordu. Yanlarına gelen garson boş bardakları alırken Pusat konuştu ''İki türk kahvesi alabilir miyiz?'' ardından Müjde ekledi. ''Biri sade biri bol şekerli'' hemen efendim diyerek ayrıldı garson masadan. ''Biliyorsun demek''

''Kısmet olmadı tuzlusu bende şeker ölçüsünü aklıma kazıdım'' dedi kocasına genç kadın. Başını omzuna koyarak yemyeşil manzaraya doğru oturdukları masalarına gelen kahvelerini huzurla yudumladılar.

. . .

'17.02

Bir melek vardı aşkı fısıldardı elimde o büyülü ellerin hayali kaldı. Bir varmış bir yokmuş ama o kadar güzelmiş ki o kadar uzakmış. Çok uzakmış ama ona giden o yol nasıl güzelmiş. Bela istese bile o yoldan dönemezmiş ki. Büyütülmüş sudan ucuz değerler hayatın için pahalıya giderler.. ben varım eğer isterse.

Kimse onu istemiyor. Bana dedi ki '' Ben sevilmem, serseriyim, ağır abiyim diye istemiyorlar'' Ah be canımın içi! Ben ise dedim ki '' Çünkü hiçbiri sana böylesi şirin bir şekilde uzanırken bakamıyor.'' O kadar tatlı ki o kadar yani. Dağda kaldık biliyor musun? Arabanın bozulması üzerine bir de şarjlar bitti. Saat ona geliyor neredeyse ama Müjde hanım eve anca gidebiliyor. Pusat beni affetmiyor. Babam kızgın ve ''Asla Pusat'ı hayatına almana izin vermiyorum.'' diyor. Pusat bana cevap vermiyor. İtiraf ettim bugün babamla anneme sevgilim diye tanıdıkları fakat eski sevgilim olan o çocuğu sevmediğimi ve itiraf ettim Pusat'ı nasıl sevdiğimi. Neden kimse beni düşünmüyor, bir kez olsun yanlış dahi olsa.

Mutlu olacaktım güya onlara göre. Arkadaş yok, sevgili yok, bana değil fikirlerime bile saygı duyan anne yok baba yok. Ben bencil yada nankör değilim benim olan sadece benim olsun hepsi bu. Bana ve fikirlerime saygı duysun, bana şart koşmasın. Ve ben ilk defa birisine aşık olmak istedim. Çok mu istedim. ''Sana güvenmiyorum ve istemiyorum.'' ve konuşmayız. Gerçekten değerimin Müjdeyle buluşup az vakit geçirmek olduğunu düşünüyorum. Boşluk doldurur gibi. Ben sadece onu istiyorum. Ağlamak ve müzik ve belki yazmak derdime çare değil.

Toparlanınca yan koltuğa geçtim ve dışarı çıktım, ağladım hafif hafif. Beni kucağına alıp döndürdü birazcık sonra bir baktım yine omuzuna almış beni ve tekrar arabadayım. Donmuş çünkü dışarı çıkınca. Yine hafiften gözyaşım akmaya başladı. Bana bir sarıldı var ya dünyada görüp görülebilecek en huzurlu 8 dakika, en huzurlu 480 sanıye.

Başımı göğsüne koydum. Bana dedi ki ''Babanla konuşsam mı? Müjde'yle arkadaş olabilir miyiz diye sorsam mı ama tepkisi ne olur bilmiyorum'' Bende öyle deyince ''Benimle arkadaş olmak için izin alman gerekmiyor.'' dedim. ''Arkadaş öyle değil'' dedi bu defa. ''Nasıl?'' diye sormamla ''Sevgili!'' dedi bi an. Ulan çok koydu be. Belki bugün değil ama elbet bir gün biliyorum. Keşke evlensek diyorum bazen.

Şimdi yazıcaklarımı ona da söyledim. Ben onunlayken ben mutluyum ama onsuzken herkes mutlu. Sadece ben mutsuzum çünkü yanımda o yok., yine o yok. Ve kimse beni düşünmüyorken ben neden onların fikirlerini umursayayım ki. İşte bunları bugün Pusat'a da anlattım.

Ben geceye tebessüm etmedim, geceye mermiler sıktım.

Bu gece yemeliydim dayağımı oturmalıydım, onu karıştırmamalıydım. Özür dilesem ne çare, nafile. Saat 04:00, burada hala yazan benim. Diğer günlüğüm ise asıl sahibinde, Okur mu bilemem ama o istedi, bence okur. Bir gün beni anlarsa o zaman okumuş demektir.

Babam, cümlesini bitirmeden Pusat'ı kovduğunu söylediğinde kahroldum. Telefonu ancak alıp mesaj attığımdaysa ''Baban beni dinlemedi. Bir daha olmayacak bu son'' dedi. ''Babanla iyiyken kötü oldum.. Saol Müjde. Hadi görüşürüz.'' cevaplarıyla karşılaştım. Haklı bir insana ne diyebilirsin ki? Bugünü kazıyoruz tarihe... yeniden 'yok oluş' niyetine.

İlelebet aşk bu bendeki kör olası yaktı içimi ara sıra uğra kalbime oyunun içinde tut beni. Ziyadesiyle şerdeyim gece gündüz oldu bir yalansa kefaletim ödeyeli çok oldu. Hani zamandı tek çare devrildim şişelerce. Kabulüm mesafene bir gecelik olmak nedir öğret duymasın kimse. İSTEMEM SÖZ SEVMENİ!

Dönecekmişsin gibi bekliyorum hala seni umutlarımı kırma. Sevdim deyipte bir gün seni kandırırlarsa ne olur sen onlara uyma. Keşke yanımda olabilseydi şu an sımsıkı sarılsaydım belki uyusaydım. Sanki bir daha göremeyecekmişim gibi hissediyorum. Gerçekten uzaklığı net bir şekilde görebiliyorum ve bu acındırıcı. Sana gelmeyen birinin yine çekip gideceğini bilmek ve izlemekten başka hiçbir şey yapamamak acındırıcı.

Zaten aşk ne zaman doğru zamanı kollar, hiçbir zaman. O erir üstüme erisin ben çoktan sırılsıklam olmuşum, ölmüşüm, bitmişim. Budur aşkta en cazip olan.. Hasar büyük kalbim gidiyor elden, aşığım yani. Serin suyundan mı zamansız olman mı seni sen yapıyor?

Gerçekten kullanılmış biri gibi hissederken bir anda beni değerli kılıyor inanmak istiyorum sonra hiçe sayıyor işte. Unuttum derken onu mağlup oluyorum aşka yine kör kütük. Yatmalı mıyım yoksa aramalı mı? Tek emin olduğum konu pazartesi o parkta sabahın ilk saatleri gökyüzüyle baş başa olacağım. Boynundan kocaman öptüğümü hissedebilmesi dileğiyle iyi geceler diyerek satırlarımı sonlandırıyorum.

Müjde!'

Daha fazla okuyamayarak defterin kapağını kapattım. Ben hep vardım eğer isteseydi. Fakat onca zaman istememişti. Eşyalar geldiği için etrafta yer açmam gerekirken bulduğum şeye bak. Bavuluma günlüğümü neden koymuştu acaba? Bir merak uyandıysa da içimde hemen bastırdım ve ''Pusaaaaat'' diye bağırmaya başladım. ''Bir şey mi oldu?'' kendimi erik istemekten alıkoyamıyordum. Böyle sulu sulu ekşi ekşi tuza bandırıp yemelik. Off nasılda canım çekti. ''Ya Pusat, şöyle sulu sulu ekşi ekşi tuza böyle bandırıpta yemelik erik olsaydı keşke'' hafif şaşkın hafiften de gülerek ''Kızım sen mi hamilesin ben mi benim bile canım çekti ama var mıdır ki manavda?'' heyecanlandım hemen ufacık çocuklar gibi ''Vardır vardır vallaha vardır''

Kocacığımı erik almaya yollamışken hemencecik mutfağı süpürdüm ve hemen ardından viledayla da sildim. Sıra sıra bütün odaları süpürüp silmiş olmama rağmen Pusat hala gelmemişti. Acaba hızlı mı temizledim ya ben. ''Neyse'' diyerek kendimi cevapladıktan sonra bir de toz almaya başladım. her yer bittikten sonra kapının sesini duymamla ''Sanırım erik her yerde yoktu'' diye söylenirken elinde poşetlerle içeri giren kocacığıma baktım. ''Aslına bakarsan manavı satın almana da gerek yoktu ama neyse.. ayy elma mı o?'' Laf sokamadan çocuklaşan bana hamilelik hiç yaramamıştı. 75 kilo olmuştum ve daha üç ay vardı. Tabii bir hafta sonra da kontrolüm vardı. Pusat bey çocuğunu şu an sağlıklı beslese de doğduğunda biberona rakı koymayacağının garantisini hala veremiyordum içimde. ''Sağlıklı beslensin çocuk. Gidipte çitos kola çekirdek mi alsaydım?'' Koca bir kahkahayla doldurdum evin içini bir anda ve bana baktıkça o da gülmeye başladı. Yeni gelen buzdolabıma meyve ve sebzeleri ayrı ayrı yerleştirdikten sonra hemen erikleri yıkadım üstüne de bol bol tuz attım. Elimdeki tabağı tezgaha bırakmamla alıp içeri geçen Pusat'ı görmemle nasıl bağırdığımı şaşırdım.''O koltuklar yeni geldi ve yerleri yeni sildim ben.'' Hemen gidip elinden tabağı alınca geçtim köşe koltuğa oturdum. ''Bana diyene bak o koltuk eski mi cadı hanım?'' ''Ben dökmem ama sen dökmeme garantisini veremezsin.'' Saçmalama challenge is loading.. Televizyonu açtığımda arka sokakların başladığını gördüm. bu dizi benimle beraber büyümüştü resmen. Sonra gözümün önünde canlandı yedi yıl öncesi...

Yeni taşındığımız eve ilk gelişi geldi gözümün önüne bir tabak çekirdek ikili koltukta oturmuşuz. Televizyonu bir açtık ki arka sokakların yeni bölümü, günlerden ise cuma. Kolunu attı omzuma sonra sarıldı. Tam izlerken kardeşimin getirdiği meyve suyunu alıyordum beni bir gıdıklamaya başlamıştı ki elimdeki meyve suyu yere döküldü. ''Koş bez getir'' diye seslendiğimi hatırlıyorum. Yere döktüğüm meyve suyunu temizlerken Pusat'ın bana bakışını. Bezi geri yollamışken bu defa Pusat'ın kendi bardağını döküşünü ve ''Bezi geri getir'' diye seslendiğini. Tebessüm ettim bir anlığına. Yerleri silerken bir o kadar komik bir o kadar tatlı oluşu canlandı gözlerimin önünde. Sonra geldi, yanıma oturdu, kolunu tekrar omzuma attı ve dedi ki ''Seninle böyle olmayı özlemişim.'' ve ben düşünürken bile içimin kıpırtısını durduramıyordum ki ''Pusaaaaaattt'' ''Noldu bişey mi oldu?'' ''Pusat vuruyor. Canım acıyo Pusaaaatttt!'' Allahım şu an gelmesin yalvarırım daha çok erken. Cinsiyetini bile göstermedi daha lütfen gelmesin. Beni nasıl kucağına aldığını bilmeden arabada buldum kendimi. Kapının sertçe çarpılma sesini hatırlıyorum ve bir de hastane kolidorunun tuhaf kokusunu.

...

Pusat endişeli mi üzgün mü yoksa şaşkın mı henüz hangi ruh halindeydi kararsızdı. Karşısında yatan ve iki saattir gözünü açmadan yatan karısına bakıyordu. Doktor direk sedyeyle karısını alarak ondan uzaklaştırmıştı. Sonradan basit bir ağrıdan ve bunun doğal olduğundan endişelenmemesi gerektiğinden bahsetmişlerdi. Şimdiyse karısı gözlerini bile aralamıyordu. İçeri giren doktorla birlikte düşüncelerinden sıyrıldı. ''Uyanmaması normal mi?'' ''Hiç gözünü açmadı mı? Bu normal değil Pusat bey.'' ''Lan bu böyle dan diye söylenir mi? Ne demek normal değil. Doktor bir şey söylesene'' Pusat konuşurken doktor hemşireleri çağırmış karısını çoktan ameliyathaneye yollamıştı. Pusat doktor gelmeden önce oturduğu koltuğa tekrar çöktü ve ellerini kafasının üzerine koydu. Gözünden gelen yaş olamazdı değil mi? Pusat inanamayarak gözlerinin altından akan yaşları sildi. Ağlıyor muydu? Besbelli ağlıyordu. Ya karısına bir şey olduysa ya kızına bir şey olduysa. Durdu bir anlığına kızım mı demişti o. İçinden bir ses bunu söyletmişti, bunu düşünmesine sebep olmuştu. Şu an düşündüğü tek şey ikisini de sağlıklı görebilmekti. Çünkü bunları düşünmek için daha üç aydan az bir süresi vardı önünde. Ameliyathanenin kapısına vardığında sesler duydu, çığlık sesleri. Uyanmıştı ve kısa bir süre sonra sesler kesildi. Ameliyathanenin kapısı açıldı ve doktor maskesini çıkararak konuştu. ''Endişelenmeyin Pusat bey karınız da çocuğunuz da gayet iyi. İlaçların dozunu biraz yükseltmiştik. Bünyesi normalde düzenli ilaç kullanmaya alışkın değildi. Bebeği öğrendiğiniz günden beri tedavisini aksatmayan Müjde hanım son kontrolde rahatsız olduğunu söyleyince biz de dozunu biraz yükselttik fakat rahatsızlanınca ve buraya gelince verdikleri doz hafif kalmış ve bu da uyanmasında güçlük çekmiş. Fakat Pusat bey az önce kalp ritmi bir saniye durdu ve bir anda kendisi çığlık atarak uyandı. Sonrasındaysa ikisine de sakinleştirici verdik. Yarım saate açar gözlerini.'' ''Anladım doktor bey bu bilgilendirmeniz için teşekkür ederim.'' yürüyerek doktora eşlik ederken alt kata indiğini fark etmesiyle bir kahve aldı biraz hava almaya çıktı. Az önce kurduğu cümleyi düşündü genç adam. Ne demişti öyle. Bilgilendirmeniz için teşekkürler mi? Hafiften bir güldü, bir sabır çekti ve kahvesinden bir yudum aldı ardındansa bir sigara yaktı. Kalbi durmuş ve atmaya başlamış olduğunu söylemişti doktor. Müjde'nin neyi vardı böyle? ''Acaba eski doktoruyla mı konuşmalıydı. İzmirdeki doktoruyla!

... 5 HAFTA SONRA ...

Tam tamına dört haftadır yatak odasına tıkılıp kalmıştım. Kaç kitap aldırdım kaç kitap bitirdim bilmiyorum bile. Pusat'ın sık sık işi çıkıyordu ve ben ancak kitaplarla vakit öldürbiliyordum veyahut uykuyla. Elime son okuduğum kitabı aldım ve kaldığım yerden iki kısım dikkatimi çekti.

''Beni sevmen mermi dolu, ileri doğrultulmuş ve sürekli tetiğe basılan bir silahın önüne atlamaktan farksız. Ölmek mi istiyorsun?''

''Ölmek istiyorum. Hayatında olabilmem için hayatımdan olmam gerekecekse ben ölmeye hazırım.''

Son dokuz hafta vardı bebeğime kavuşmaya.. bebeğimize kavuşmaya. Cinsiyetini hastanede kaldığım o bir hafta içinde öğrenmiştik. Bir kızımız olucaktı. Bir hafta boyunca ilaçlarıma alışmaya çalıştım. Dozunu çoğaltmışlardı en son ve benim bağışıklık sistemim buna dayanamamış daha doğrusunu doktor daha iyi bilir tabii ama bana verilen tek bilgi bu olmuştu.

Düşünmeye başladım. Evlenmiştim ve bir kızım olucaktı. ''Vayy beee'' güldüm sonra. Baktım ki böyle olmayacak bende günlüğümü aldım elime ve yazmaya başladım.

'13.02

Merhaba günlük. Sanırım en son yedinci sınıfta seni yazmaya böyle başlıyordum. Çünkü o zamanlar herşeyden habersiz utangaç sessiz bir çocuktum. Ne bir adım vardı ne bir namım ne de bir aşkım. Ama artık bir bebeğim var, bir kocam var. Kızım olucak biliyor musun? İsmine karar vermeye vakit bile bulamadığım hayatımda dört haftadır bir boşluk içindeyim sanki. Pusat sürekli iş için gidiyor ve bir türlü oturup iki çift laf edemiyorum çünkü o buradayken de ben yorgun ve uykulu oluyorum. Genelde ya uyuyor yada kitap okuyorum. Aklımda bir soru var ve bunun nedeni geçen haftalardan birinde bir hafta hastanede yatmış olmam. Ruhum hazırlanmış bir yere gidiyor gibi. Acaba ölüme mi hazırlıyor kendini diye düşünüyorum. Sanki bana söylenmeyen basit birkaç ilaç parçasından fazlası gibi. Pusat'a bunu söylersem aptal aptal konuşup kendimi strese sokmamamı diyeceğini düşünüyorum. İçimde bizden birer parçayla kendine dünyada bir yer edinmek için çırpınan bir can taşıyorum. Ama sanki onu göremeden gidecek gibiyim. İsmini bile düşünmeye vakit bulamadım ki. Basit isim bile koyamaz oldum. Sıla olsa mesela ismi ya da leyla belki Hilal! Evet Hilal. Pusat'ın annesinin ismi. Peki ya benim annem! Peki ya İpek Kaya üzülmez miydi? Pusat bana demişti ki annem bir şairdi, babamsa çok güzel bir şiir olmuş ona. Ne güzel bir cümle. Sanki yaşanmışlıklar içimde birikmiş gibi kusmak istiyorum herşeyi. Haykırmak istiyorum haykıracak nefesim kalmasa bile. Sevgime yenik düşüp o kalbe incecik girdim fakat bu kutuplarda çıplak dolaşmaktan farksızken bu defa ısıttı beni. Peki ya mevsim değiştirirse ben buna dayanamam ki. Artık tek değilim belki ama biz buna dayanamayız. Neyse saçmalamaya başlamışken uykumun geldiğini anladım şu anda. Bir dahaki satırlarımda görüşmek üzere.

Müjde'

...

Genç adam yolda son ses müzikle evine dönüyordu. Muhtemelen gece yarısından önce evine varmış olacaktı. Şarkıyı değiştirmiş ve çalan şarkıyla telefonunu eline almıştı. Kamerasına yolları sığdırarak video kaydını başlattı. 'Alnımda yazanlar mı aklımda kalanlar mı oyunbozan mı haklı biri söylese?' kaydı durdurunca yanına saati yazarak paylaştı. Paylaştığı gibi telefonu çalmaya başladı. Eyüphan arıyordu. Eyüphan, Müjde'nin doktorunu bulması için görevlendirdiği kişiydi. Doktoru bir hafta içerisinde bulmuş olmasına rağmen yurtdışından gelmesini beklemek zorunda kalmıştı. Şimdiyse çalan telefon hem onu mutlu ediyor hemse içten içe huzursuz ediyordu. ''Efendim Eyüphan''

''Alo Pusat abii''

''Söyle koçum haber mi geldi? Hayırdır?''

''Geldi abi geldi. Haber de geldi doktor da geldi. Türkiye de imiş doktor ama İzmir'e en erken perşembe gelir diyorlar abi.''

''Koçum sen şimdi git o adamın hasta sırasına benim ismimi soyismimi numaramı yaz. O adam beni geldiği gibi bulur.''

''Tamamdır abicim. Görüşürüz o zaman.''

''Eyvallah görüşürüz.''

Telefonu kapatır kapatmaz bir şarkı yükseldi bangır bangır. 'Yolumu bilmiyorum ölmüyor gülmüyorum bu hayat yordu beni bildiğin gibi değil..' Ne yapacağını bilemeyen genç adam ne yapacağını bilemediği gibi ne düşüneceğini ne hissedeceğini de bilemiyordu. Bir kızı olucaktı.. tabii umuyordu ki olacaktı. Allah karısını ve kızını ona bağışlarsa olacaktı. Saniyeler dakikaları dakikalar saatleri kovaladı. Sonunda evine varan Pusat, anahtarı yavaşça çevirsede karısının uyanmasına mani olamadı. ''Pusat?''

''Benim benim. Sen uykuna devam et.'' doğruldu kadın ve üzerini değiştiren kocasına baktı. Üzerindekileri çıkarmıştı ve üst kısmına tişört giymeden banyoya geçti. Kirli eşyalarını sepete attı ve yüzünü yıkadı. Ardından mutfağa geçti ve hemen arkasından karısı da mutfağa girdi. ''Uyandırdım mı?''

''Ha? Yok uyandırmadın. Erken yatmıştım bütün gün uyudum sayılır uykumu yeterince aldım. Kahve yapıcam ister misin?''

''Çok iyi olur aslında.'' cezveye kahveyi koyduktan sonra suyu da ekleyerek iki fincan çıkarttı kadın. Kahvenin köpürdüğünü görünce bölüştürdü bardaklara köpüğünü ve ardından tekrar ocağa koydu. İkinci kaynamasında bir fincana kahveyi boşaltarak cezveye bir tatlı kaşığı dolusu toz şeker koyup karıştırdı ve tekrar ocağa koydu. Son kez kaynayan kahveyi diğer fincana boşaltınca iki bardakta su koyarak birini kocasının diğeriniyse kocasının tam karşısına bıraktı. Fincanları bıraktıktan sonra ocakta unuttuğu cezveye yöneldi. eline almasıyla aniden cezveyi fırlatan kadının cezve koluna düşmüştü. ''Ah!'' diye inledi Müjde. Dalgınlıkla ocağın altını açık unutmuş ve ocaktaki cezve düşerek kolunu ve tuttuğunda elini yakmıştı. Pusat karısının sesini duyar duymaz sandalyesinden fırladı ve buzluktan bir buz torbası alarak eline karısının bastırdı. Yavaşça hem eline torbayı bastırıyor hemde diğer eliyle sandalyeyi çekiyordu. Oturduktan sonra ''İyi misin biraz daha.'' Gülümsedi karısı. ''İyiyim. Teşekkür ederim.'' ve kahvesinden bir yudum aldı. ''Müjde neden böyle dalgınsın sen?'' Karısına sorar gözlerle bakıyordu adeta çünkü bir şeyi vardı belliydi. ''Pusat en son ne zaman böyle oturduk? Ben bile hatırlamıyorum. Aynı evde olmamıza rağmen ben seni çok fazla özlemeye başladım.'' Bir anda içindekiler dökülüvermişti dudaklarından kadının. Pusat hafif bir tebessümle karısına baktı. Ama karısı anlamıştı onun tebessümünün aslında buruk bir tebessüm olduğunu. Pusat kahvesini hızla içerek karısının elinden tutup ayağa kaldırdı ve odaya doğru yol aldı. Yorganı kaldırarak karısının yatmasına yardımcı oldu ardından ise yatağın diğer tarafına dolanarak yanına uzandı. Üzerini örttü ve karısını göğsüne doğru çekti. Kocasına sımsıkı sarılan kadın gözlerini kapattı. Genç adam karısına sarıldı ve alnına bir öpücük kondurdu. ''İyi uykular gökyüzüm''

''Tatlı rüyalar baş belası.''

. . .

'18.02

Dövseydi daha iyiydi be. Okadar kötü hissediyorum ki, çok kötü haldeyim. Konuş benimle dedim, Pusat konuş benimle. ''Babanla beni ikinci defa karşı karşıya getirdin Müjde özür yok.!''

Bu babamın önemi ne anlamıyorum. Ne telefonumu açıyor ne cevap veriyor, mesajı geç bir açıklama bile yapmıyor. Neden? Bunu yapınca ne geçiyor eline anlamıyorum. İnsan bir açıklama bile yapmaz mı? Her defasında bunu yapmak zorunda mı bu çocuk. Mutlu mu oluyor sanki. Benimle adamakıllı konuşamıyor bile. Bahanesi mi babam. Ben bu kadar mıyım? Yemin ediyorum hayatımda hiç bu kadar kendimi beş para etmez hissetmemiştim. Kahretsin! Ama hissetsem ne olacak ki sonuçta daima boş yapıyorum boş konuşuyorum ben, çünkü her bir haltı ben yapıyorum. Gidip onun adını söyledim diye bunlar. Konuşması bu kadar mı zor diyorum, zormuş. Basitti, çok basitti.

Babam benim için basitmiş belki ama onun için önemliymiş. Korku değil saygıymış bu. Oysaki ben ona sormuştum. Adımı verme deseydi vermezdim ki ben. Yapma demedi belki ama yardım etti diye konuşmayı mı kesmesi gerekiyordu. Ben, bana yardım ederken yanımda olduğunu sanmıştım. Yanımda sanmıştım onu, ben çok aptalmışım. ''Yardımedemedim Müjde'' dedi. ''Baban beni s**ine taklamadı. Orada milletin içinde bana ağır konuştu anladın mı?'' dedi. ''Bana kendi babam başkalarının yanında bir kelime etmezken senin baban öyle konuştu.'' dedi. ''Sinirliymiş oymuş buymuş.. ben insan gibi gittim abi bir şey konuşmam lazım önemli dedim. Orada dövse beni sorun olmazdı bu kadar ağrıma gitmezdi yanlış yaptık dayak yedik der susar otururdum.'' dedi. Ardından ise neler dedi biliyor musun?

''Bak babana saygım sonsuz seviyordum da babanı. He şimdi aramız bozuldu yine tekrardan bunun sebebi sensin, sen oldun.'' dedi. Benim suçumdu bu haklı biliyorum ama dedikleri daha bitmedi. ''He baban beni dinlemedi laf etti sorun yok eyvallah. Ben yaşanmışlıkları unutmam illa ki bir gün herkes hakettiği cezayı çekecek! Benim adım Pusat.. ben yapılan hiçbir şeyi unutmam hadi eyvallah.'' dedi ve daha da demedi. Son olarak bana görüldü attı zaten. Son yazdıkları o kadar çok koydu ki bana bende dayanamayarak bir cevap yazdım. ''Beni unutursan sevinirim. Babam ağrına gidecek şeyler söylemiş olabilir ama senin ne farkın var Pusat. Bir kere kendin ol kendini düşün verdiğin zararı düşün. Defterimi de en yakın zamanda teslim et sen hiçbir duyguyu o kadar güzel okumayı haketmiyorsun. Pusat ha? Pusat.. adınla başarılar.'' bu sondu.

Eski sevgilim olacak gerizekalı Pusat'ı kıskançlığından o günü bir şekilde nasıl öğrendiyse öğrenmiş ve gidip hemen anneme yetiştirmiş. Ama tabiki ben daha öncesinde onlara herşeyi itiraf ettiğim için rahatım. Hatam tekrar yüzüme vurulacak diye senelerimi verdiğim arkadaşıma bile gidip soramıyorum. Acizlik bu işte. Tam anlamıyla kelime anlamı bu. Acizlik: Müjde Kaya. Ulan! Ben Pusat'a üzülmüştüm lan. Hayatımda yaptığım en güzel hataydı fakat daima en güzel yenilgim olarak. Benden bu defa bu kadar.

Müjde'

Pusat'ın evden çıkışını kapı sesini duyduğum an anladım ve hemen yataktan kalkarak yatağı toparladım. Kendimi hemen sımsıcak bir duşun altına bırakıverdim. Duştan çıkar çıkmaz saçımı önce kurutup sonrasında örerek dolabıma yöneldim. Bol bir eşofman giyerek üzerime kalın bol bir kazak geçirdim. Boğaz kısmı boldu ve kazağın kalan kısmı eşofmanın üzerine geliyordu. Pusat tırla yola gittiği için arabanın anahtarı evdeydi. Hemen anahtarları aldım ve evden çıktım. Telefonumu arabanın bluetooth una bağlayarak listeyi karıştıra bastım. Yıllar sonra gidiyordum. M'N ye gidiyordum. Düşünmeye, kafamı toparlamaya. Çalan şarkıya eşlik ederken şarkının bittiğini farkettim. Son bulan şarkım yerini diğer parçaya bırakarak sonlanmıştı. Çalan şarkıyla duraksadım bir anlığına. Sanki dejavuya adım adım yaklaşıyordum. Kendimi tutamadım ve eşlik ettim. 'Al bu dünya al senin olsun. Benim hiç gözüm yok hepsi senin olsun. Ama son bir dileğim var senden. Şu gay bana dünyada varımı yoğumu al, hepsini al da beni benimle bırak. Beni benimle bu cehennemde. Ruhum senden çok uzak. Yabancıyım senin cennetine. . . Al bu dünya al senin olsun. Ne olur benden artık uzak dur. Bir günahım varsa işlediğim, o benim borcumdur. Sen varını yoğunu al, hepsini al da beni benimle bırak..' ve ardından giren müthiş müzik zamanlamasıyla sağanak derecede bir yağmur başladı. Dolanarak gittiğim yolun sonunda parkın üst tarafında arabayı durdurdum. Bu yağmurda karnım burnumdayken inemezdim. Öylece baktım etrafa. Bir yanda hayatımın aşkını bulduğum yer, diğer yanda yıllarca okuduğum okul. ''Eh be Müjde'' dedim kendime. ''Neler umdun, neler buldun. Neler hayal ettin bu parkta, neler için ağladın. Kimleri dövdün kim bilir? Kim bilir kaç kızı kaç çocuğu dövdün.'' susmadan devam ettim Gökhan Türkmen ile beraber. ''Senin küçük bir elvedan böyle büyük bir aşkı bitirebilir mi? Ne sanıyorsun?'' işte o an anladım. Ben imkansıza zar atmıştım. Olasılıklar beni gösterene kadar, imkansızıma.

Yağmurun dinmesiyle indim arabadan. Parkın içine girdiğim an dedim kendi kendime ''İşte dejavu bu. İşte zafer, işte imkansız.'' İlerledim sonra parkın son tarafına doğru. Duvarlarında çatlaklar vardı fakat M'N o kadar da hasarlı gözükmüyordu. Tebessüm ettim bir an. ''Sen M'N sin sana yıkılmak yakışmaz.'' Bir o kadar güzel, bir o kadar uzaktı. Geri dönmüş arabama gidecekken salıncağın tam altında bir defter buldum. Islak sayfalarını açmaya çalışırken bir sayfa açıldı tam orta yerden. 'Ben geceye tebessüm etmedim, geceye mermiler sıktım.' altına ise bir imza M'N. Kitabın kapağına baktığımda dikkatimi çeken bir şey yazıyordu, bir kısaltma A.K! Şaka olamayacak kadar gerçek olan bu anı beynim kabullenmeye çalışıyorken defteri aldım ve arabaya doğru ilerledim. Defteri yan koltuğa atarak kemerimi taktim ve doğruca eve gittim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.