İçeriğe geç

OYUNBOZAN

Bölüm 6 · 32 dk okuma

OYUNBOZAN

Bölüm 6

R

Rihanna – diamond

Sonunda 18 kitapçıyı gezmiş ve bitap düşmüş olsam dahi, Açelya'nın kitabını bir türlü bulamadım ve bende bunun üzerine arşivde duran kasaya bakmaya karar verdim. İçimden bir ses Açelya'nın basılan kitabının 10 tanesinden birinin değiştirilmemiş halinin Doktor Erdem beyin kasasında olduğunu söylüyordu. Şifre demons kelimesiydi ve bir kod olarak kullanıyordu bunu. Yani 336667. Koşar adımlarla ofisin kütüphane arşivine gittim ve kasanın karşısında durdum, bir soluk alarak şifreyi denedim ardından kasanın açıldığını gördüm. Ve içerisinden çıkan kutunun içindeki kitap, ayrıca Mercan Aydın, Kaan Sargın hakkında birer dosya ve Açelya Koza'nın günlüğü. Ve Müjde Karayel'in bilgisayar arşivinde gözükmeyen mahremiyet dosyasıyla birlikte kocasıyla yapılan görüşmesi. Doktor Erdem'in, bana bunları özellikle teslim etmesinin bir sebebi olduğunu anlamalıydım zaten. O zaman Asren Kaya'dan devam diyerek günlüğün bir sayfasını açtım.

. . .

Galatasaraylı kupasının içindeki çayı ve kül tablasında tüten sigarası ile odanın çapraz camlarının altına yerleştirdiği armut koltuğunda oturmuş, günlüğünü yazıyordu. Buna daha fazla burada devam edemeyeceğini anladığı sırada bitmek üzere olan sigarasından son bir duman çekip söndürdü. Kupanın yarısına kadar dolu olan ve soğuyan çayını bir dikişte bitirip mutfağa bıraktı. Hızlıca üstünü giyinip, ufak gri çantasına günlüğünü ve sigara paketini koyarak odadan çıktı. Salonda oturan annesinin yanına giderek "Anne ben çıkıyorum" dedi. Annesi "nereye" der gibi bakınca. "Mercan'la ile kavga ettik. Evde daraldım. M'N' ye çıkıcam biraz" diye kısaca durumunu açıkladı. Annesi anladığını gösterircesine kafasını salladığında salonun kapısını kapatarak tam karşısındaki evin kapısını açtı. Kapının yanındaki askılıktan deri ceketini ve onun yanındaki anahtarlıktan anahtarlarını alıp kapının önünde duran çizmelerini giydi. Tam kapıyı kapattığı sırada annesinin "fazla geç kalma" dediğini duydu. "Tamam" diye bağırarak kapıyı kapattı. Hızlıca merdivenlerden inerek otoparka girdi. Motorunu otoparktan çıkartıp arkasındaki kasaya çantasını koyarak hızlıca M'N 'ye sürdü motorunu. M'N ablasının yıllar önce sahiplendiği ve duvarına yaptığı kocaman M'N grafitisi ile imzasını attığı dağın tepesinde bulunan pek kimsenin uğramadığı bir parktı. Ablası gittikten sonra buraya sadece kafası bozulduğunda gelirdi. Ablasının ona bıraktığı en önemli hatıra ve en değerli emanetti bu park. M'N ' ye ulaşıp motorunu köşeye park etti. Motorunun kasasından çantasını alıp, kulaklığını da taktıktan sonra hızlıca parkın arka tarafında kalan o banka yöneldi. Telefonunu alıp şarki listesinden karıştıra basarak çıkan şarkıyı dinlemeye başladı. Bu şarkı da tıpkı birçok şarkı gibi onunla olan şarkılardan biriydi. Yalın' dan 'Ki Sen'

Bir yandan şarkıya eşlik ediyor bir diğer yandan ise günlüğünü yazıyordu.

'Hazırlanmış bir yere gidiyor gibisin, benim her yerde elim kolum var sevgilim. Hazırlanıyorsun yeniden gitmeye, beni yeniden tek bırakmaya, sensizliğe mahkum etmeye hazırlanıyorsun biliyorum. Tekrar bunların olacağını. Seninle kurduğum hayalleri gerçekleştirmek istediğim için gideceğini biliyorum. Ama bizim için atacağım bir adımdan dolayı bizi bırakacaksan bırak sevgilim. Ben buna da razıyım. Çok istedim beni bir kere yanıltmanı, seni tanımadığımı göstermeni inan bana çok istedim. Ama olmadı ben sevgilim. Olmayacağını biliyorum. Çok sevdiğim bir kitapta bir söz okumuştum. Sen gidersen bu şehir yıkılır, bırak bu şehir yıkılsın. Eğer senin için iyi olacaksa bu sevdiğim, o zaman bırak yıkılsın bu şehir. Sen kurtulur gidersin sorun yok. Ben yine kalırım bu enkazın altında. Ben zamanla iyileşirim. Alıştım artık sana. Alıştım susmaya. Sana ve yaptıklarına susmaya. Alıştım sana, sana gözlerimi kapamaya. Demiştim sana yıllar önce, benim her yerde elim kolum yok belki senin gibi ama gittiğin her yerde ve bulunduğun her ortamda benim adım, benim kokum olacak sevgilim diye. Hatırladın mı bilemem be can parçam. Ama bilmem kaç saat sonra edeceğimiz kavganın sonucunda sen yine gidersen bunu unutma. Benim gittiğim her yerde senin elin kolun olabilir ama senin gittiğin her yerde ve bulunduğun her ortamda benim adım, benim kokum olacak. Senin adın geçerse ben tutamam dolan gözlerimi ama sen tut sevgilim. Gözlerin dolar elbet ne kadar umursamıyormuş gibi davransanda. Sana beni soracaklar. Diyecekler ki neden? Onlara ben izin vermedim deme. Senin suçun olduğunu söyleme. O istedi de. Kendi hayatını kurmak istiyormuş de. Kendini kötüleme sakın. Kendince haklısın sende. Bunlar son sözlerim belki de sana sevgilim. Sadece şunu bil ki iyi ki vardın. Sakın düşünme sevmediğimi. Ben senin için kendimden vazgeçtim. Bizim için ise senden vazgeçmek koymaz bana. Elveda bir motor uğruna başlayan aşkım. Elveda Yâd Èl'im'

Sonlandırdığı satırlarının bulunduğu günlüğünü banka bırakarak oturduğu yerden kalktı ve salıncağa doğru ilerleyerek yeşil salıncağa oturdu. Kulaklığını çıkartarak yüksek sesle açtı bu defa müziği. Karıştıra bastığında çıkan şarkı sonucu bağırarak söylemeye başladı.

'Zor bu sefer, tam unutuyorken hapisten kaçtı keder.

Anlasam onda ne vardı da bende yoktu.

Yok mu bensiz bir yer, her gördüğümde dağılıyorum daha beter.

Bu sefer zindanları mumla arar oldum.' diye bağırırken nakarata girmişti şarkı ve sallandıkça daha çok sallanmak ıstiyordu. Sallanarak göğe uzanmak, yıldızlara dokunmak ıstiyordu. Bir çocuk misali inanıyordu buna. Şarkının nakaratı bitmek üzereyken şarkının başa sardığını farketti. Hemen salıncağı durdurdu ve telefona baktı. O arıyordu. Evet telefon müziği buydu. Yâd Êller.. Daha fazla çalmasına izin vermeyerek telefonu açtı. "Efendim" diye cevaplandırdı. "Asren konuşmamız lazım" karşı taraftan gelen ses bir hayli tedirgindi. Sanırım bu konuşmanın sonunu o da tahmin edebiliyordu. "Dinliyorum" dedi tekdüze bir sesle. Derin bir nefes aldı ve sakince geri verdi. "Burdan olmaz. Neredesin?" aptalın sorduğu soruya bak diye geçirse de içinden tek kelime bir cevapla soruya soruyla karşılık verdi. "Sence?" diye cevap verdi aynı monotonlukta. "5 dakikaya M'N 'deyim. Ama bu konuşmayı orada yapmak istediğine emin misin?" Bir an duraksadı. aynı soruyu kendine tekrarladı emin miydi? Bu ayrılığı M'N nin huzurunda yapmaya hazır mıydı? Tabiki hazırdı çünkü o M'N nin kardeşiydi. Ablası bunu bilmese bile hissetmeliydi. Kardeşinin nasıl yıkıldığını hissetmeliydi. Kim bilir belki de o zaman geri dönerdi. Derin bir nefes alarak cevap verdi genç kız. "Fazlasıyla eminim" bunu derken bile sesindeki tedirginliği hissetmemesini umdu. "5 dakika içinde oradayım." dedi ve hiçbir cevap vermeden kapattı telefonu. Bir şarkı çaldı telefonu kapatmasının ardından ve çalan şarkıyla anlamıştı bu konuşmayı burada yapmakla ne kadar doğru bir karar verdiğini. MaNga çalıyordu. 'Alışırım gözlerimi kapamaya.' Aradan geçen neredeyse iki şarkılık dakikada başa sararak dinlediği şarkısını Poyraz'ın sesiyle söylemeyi bıraktı ve telefonu cebine koyarak ona döndü. "Asren" "Geldiniz mi Mercan Bey" alaycı bir sesle söylemişti. Delirmek üzere olduğunu düşündü bir anlığına. "Geldim." dedi ve ardından Asren'in duyamayacağını düşündüğü bir ses tonuyla ekledi "sanırım son defa geldim" genç adam her ne kadar duymadığını zannetse de Asren o cümleyi duyduğunda içinin burkulduğunu hissetti fakat duymamazlıktan gelerek konuşmaya devam etti." Evet. Seni dinliyorum. Konuşalım" kelimeler ağzından teker teker çıkarken belli etmemeye çabalasa da hafiften korkmaya başlamıştı. Mercan birkaç saniyeliğine genç kızın asla unutamayacağı bir ifadeyle yüzüne baktı. Daha sonra parkın girişinde bulunan bir banka oturup sigarasını yaktı ardından yanına oturan genç kız geldiğinden beri hiç dokunmadığı paketini çıkararak içerisinden bir sigara yaktı. Sigaraları bitene kadar dakikalarca öyle hiç sesleri çıkmadan oturdular o bankta. Bitirdiği sigarasının izmaritini fırlatarak yüzüne bakmadan konuşmaya başladı genç adam. "Gidecek misin?" ve bu sorunun gelişiyle Suskunluğa büründüler. Ta ki Gece bitirdiği sigarasının izmariti fırlatana kadar. "Gitme diyecek misin?" Yavaşça bana doğru döndü. " istiyor musun?" işte geliyordu o aptal soru. "Neyi?" diye bir soru yöneltti hemen genç kız. "Gerçekten" dedi. Bir an durdu ve konuşmaya devam etti " gerçekten bizi, beni bırakıp gitmek istiyor musun?" derin bir nefes aldı Asren " biliyorsun ki benimle gelmeni istiyorum. Ama eğer gelmem diyorsan. Ben bu depreme hazırım diyorsan. O kadar kasırgaya, fırtınaya rağmen yıkılmayan ilişkimizi bir rüzgar estirerek yıkmayı kabul edebiliyorsan ben sana bisey diyemem Mercan" ikisi de sustu dakikaların ardından konuştu genç kızın ses tonunu sevdiği adam. "Sana söyledim. Ben okumak istemiyorum diye. Sana dedim ya ben ya okul diye. Biliyorum sana bencilce gelecek bu yaptığım. Sana bu seçimi yaptırmaya hakkım yok belki ama beni tanıyorsun. Burayı istiyorum. Seni, beni, bizi istiyorum. Burada istiyorum. Istedigimi alamadığım zaman vazgeçerim biliyorsun. Beni buna zorlayacak mısın?" Sinirlenmeye başlayan kız sinirle böldü sessizliğini ve ayağa kalktı. "Ne demek istiyorsun Mercan? Ben sana defalarca dedim. Defalarca anlattım hayallerimi. Bir meslegim olucak dedim. Düzenli bir hayatım olucak dedim. Hepsi seninle olsun istiyorum dedim. Ama kime ne söyledim. Mercan Beyin varsa yoksa kendi istediği dimi? Istediği olamayınca vazgeçermiş. Geç hadi. Vazgeç benden. Kolay mı Mercan. 4 senemiz geçmiş beraber ne zorluklarla. Kolaysa sil hadi. Sil hepsini. Anıları sil. Hepsini siktir et. Beni sil. Silebilir mısın? Vazgeçebilir misin benden? Bizden?" Bağırmaya başlamıştı genç kız ve ardından Mercan ayağa kalkarak bağırmaya başladı. " değil lan değil. Ne senden ne bizden vazgeçmek kolay değil. Ama bana başka seçenek bırakmıyorsun. 4 sene lan. Ben bir kızla 1 aydan fazla duramazken 4 senedir şenleyim lan 4 sene. Bekle beni dedim? Okuyacağım diyorsun. Ben sana söyleyeceğimi söyledim zamanında. Seçim senin Asren Kaya" soyadını vurgu yaparak söylediği sırada iyice sinirlenmişti Asren ve bağırarak konuşmaya başladı. " öyle mı Mercan? Ne yani 4 sene bana katlanman büyük bir lütuf ve ben bunun karşılığında bizden vaz mı geçiyim. Kusura bakma Mercan Aydın. Ben senin için kendimden vazgeçmişim. Bizim için senden vazgeçmek koymaz bana" diyerek arkasını döndü ona. Sessizliğin ardından sesi biraz daha sakinleyerek konuşan Mercan oldu. "Hatırlıyor musun? Bilmiyorum ama bir durum atmıştın. Şimdi sana içtenlikle söylüyorum bunu. Sen gidersen bu şehir yıkılır Asren. Problem değil, bırak bu şehir yıkılsın."

Gözleri dolmuştu ve arkasını dönmüştü genç kız. Mercan ise Gidiyordu. Onu yine onunla bırakıp gidiyordu. ''Oysaki Bana sadece bendeki kendisi bırakmıştı ama haberi yoktu ki bendeki beni alıp gidiyordu.'' diye geçirdi içinden genç kız. Sessizce son sözünü söylediği sırada bir şimşek çaktı. Telefon cebinden düştü ve bir müzik açıldı. Müzik son ses parkı doldurmaya başladığı sırada durmuştu. Adim atmayı bırakmıştı. Son sözünü duymuş olabilir mıydı? "Yine git" demişti ona. "Yine git ve beni benimle bırak Mercan Aydın" çalan şarkıyla beraber yuksek sesle söylemeye başladı Asren. Istemsizce bağıra bağıra çalan şarkıyı söylerken şiddetli bir yağmur yağmaya başladı. Şarkının en sevdiği kısmını sesinin çıkabileceği en yüksek tonda söyledi. Islanmasına aldırmadan beni benimle bırak diye bağırıp yere çökmüştü bir anda, daha sonra ise duyduğu ve hissettiği sey yüzüne gelen su damlaları, Mercan' ın gece diye bağırması ve kendisine doğru gelen bir çift ayak sesi oldu. Bilincini yavaş yavaş yitirdiğini hissettiği sırada aklından geçen son şey bu konuşmayı M'N 'de yaparak ne kadar doğru bir karar verdiğiydi.

. . . 2 saat sonra . . .

Ağrıyan başının etkisiyle gözlerini yavaşça araladı genç kız. Gözleriyle etrafı taradığında odasında olduğunu farketti peki kendi odasında ise sevdiği adamın burada ne işi vardı. Annesini düşündü bir anda nasıl izin vermişti buna. Sahi onu eve nasıl almıştı. Haberi yoktur diye düşündü bir an. Kafasını genç adama çevirerek konuştu genç kız. "Senin burada ne işin var? Ve annem nerede?" Ardı ardına sakince sorduğu soruları aynı sakinlikle cevapladı genç adam. "Seni merak ettiğim için buradayım ve annen içeride" şaşırmıştı genç kız. " Peki ya sen eve nasıl girdin?" Diye bir soru yöneltti bu sefer. Güldü genç adam. "Annen aldı" nasıl yani? diye düşündü. Annesi buna nasıl izin vermişti. Sevdiği adamın sesiyle düşüncelerinden ayrıldı genç kız. "Nasılsın?" Nasıl olduğunu mu soruyordu. Son yaptıkları konuşma geldi genç kızın aklına. Git demişti ona. Apaçık git demişti. Ve şimdi gelmiş nasıl olduğunu mu soruyordu? Sinirlendi genç kız "Umrunda sanki" yüzü asıldı genç adamın. Pişman mıydı söylediklerinden? Fazlasıyla. Peki ya bunu sevdiği kadına söyleyecek miydi? Gururunu bir kez bile olsa hiçe sayacak mıydı? Asla. "Her neyse bana laf sokabildiğinize göre gayet kendinizdesiniz hanımefendi" diyerek genç kızın iyice sinirlenmesini sağlayan genç adama karşı cevapta gecikmedi "evet iyiyim. Gayet kendimdeyim. Son konuşmamızı henüz unutmadım ve unutmaya niyetim de yok. Eğer pişman olduğunu dile getirmeyeceksen kibarca kovuyorum seni. Defol. Evimden de, odamdan da, hayatımdan da." Bu sözlerin ardından içine bisey oturdu genç adamın ama sözünden geri döner miydi? Hayır. Derin bir nefes alarak konuşmaya başladı genç adam." Ben ve pişman olmak ha? Güldürme beni. Sadece nasıl olduğunu merak etmiştim. Sonuçta 4 yıl benimleydin. Bensiz hayatına ıyi başlaman benim için önemli ve unutmadan gideceğim zaten. Kalmaya niyetim yok." Söylediklerinden pisman olsa da duruşunu bozmadı genç adam. Bir anda duyduğu sözcüklere inanamayan genç kız afalladı. Ne bekliyordu ki? O buydu işte. Istediği olana kadar yanında dururdu. Istediği olmadığı sürece hiç bir zaman sabretmezdi. Beklemek mı? Onun için asla olamayacak bişeydi. Derin bir nefes alarak konuştu genç kız. "Bende başka bisey düşünmedim zaten. Söyleyecekleriniz bittiyse ve sizsiz de mutlu olabildiğimi gördüyseniz evimden defolur musunuz beyefendi" duyduğu sözlerin ardından kapıyı çekip çıktı genç adam. Ne kadar kalmak istese de gururuna yenik düşemezdi. Genç adamın evden çıktığına emin olan genç kız hemen yatağından kalktı. Zeynep Bastık' tan Yanımda Kal şarkısını açarak bavulunu hazırlamaya başladı. Gidecekti çünkü kalamazdı daha fazla. Okulların açılmasına henüz daha zaman olmasına rağmen burada kalmak için bir sebebi yoktu artık. Gözyaşlarının arasında bavulunu hazırlayan genç kız kıyafetlerini koymayı bitirdikten sonra kitaplığına yöneldi. En üst rafta bulunan kitabı almaya çalışırken bir anda bir defter düştü yere. Eğilip defteri alan genç kız bu defterin yıllar önce tuttuğu günlük olduğunu farketti. Günlüğü açtı ve ilk sayfasına baktı. Bu onu ilk kaleme alışıydı. Onu kendine ilk anlatışı. Okumaya başladı genç kız yıllar önce yazdıklarını.

Artık taşlar yerine oturuyordu fakat kafa karışıklığım yerleşen taşların üzerinde baskı kuruyor gibiydi. Doktor Erdem Mirza beni bilerek seçmişti. Asren'i, Açelya'yı hatta Müjde'yi.. annemi. Yazdığı kitapları, yaptığı onca başarıyı tümüyle hastalarından almıştı. Çünkü az önce yazarın ağzından olarak, kitabından alıntı diye okuduklarım, bizzat birinci ağızdan Asren'in günlüğünde yazılanlardı ve dosyasında edilen notlarda kayıtlıydı. Doktor Erdem Mirza, peşindeyim artık ve bu olayların hepsini tek tek çözeceğim, ki sende zaten bunu istiyorsun ama neden? Biraz da Asren Kaya'nın günlüğüne bakarak kıyaslamaya başlayacaktım.

Insan ne için yaşar? Mutluluk? Huzur? İntikam? Herhangi biri için ve ya hiç biri için yaşayabilir. Belki sevdikleri için, belki sevildiği için. Sevmek, sevilmek ne güzel kelimelerdi. Bu kelimeleri duyunca huzur doluyordu insan. Sevgi nedir? Sanırım sevgi huzur demek. Peki ya her seven huzurlu mudur? Sanmıyorum. Huzur görecelidir tabi ama henüz bir tabiri ve ya bir formülü bulunamamıştır. Sevgi ise kaçınılmaz bir duygudur. Mükemmel bir başlangıçtır sevgi. Yaşamakta başlamak için sevmek gerekir. Birini, bir şeyi sevmeden yaşayamazsın. Sadece insanları değil hayvanları, bitkileri, arabaları, kıyafetleri ve aklınıza gelebilecek her şey sevebilirsiniz. Tabi kendinizi de. Peki aşk. Aşk nedir? Bence kaçınılmaz bir sondur aşk. Sondur çünkü olanı da olunanı da bir sona sürükler. Acı verir aşk. Gözyaşıdır aşkın tanımı. Dayanamazsın bazen ölmek istersin fakat aşk öyle bir duygudur, oyle bir histir ki çektiğin acı bile huzur verir bazen. Gözyaşlarıyla sakinleşirsin. Aşk deliliktir. Aşıksan delisin ama eğer aşık değilsen kesinlike bir aptalsın.

Yüzüme vuran güneş işığı ile araladım gözlerimi. Ilk defa kendi yatağımdan, evimden başka bir evde, başka bir şehire açmıştım gözlerimi. Güneş bile farklı parlıyordu. Kalk diyordu sanki bana. "Kalk burada zaman uyuyarak harcanmayacak kadar değerli" diyordu güneş ışınlarını tam gözüme yansıtırken. Belki de haklıydı. Uyumayı severdim. Sorunlarımdan kaçma yöntemimi benim uyku. Başka bir şehire, başka bir güneşe açmıştım gözlerimi, sanırım artık eski alışkanlıklarımı bir kenara bırakmanın vakti gelmişti.

Komodinin üzerine uzanıp telefonumu almıştım. Saat 09.37 'ydi. Normalde bu saatte kalkmak için büyük bir çaba harcamam gerekirdi fakat bu sefer kendiliğimden kalkmıştım. Gözlerimi güneşe bu kadar erken açmıştım. Izmir'e erken uyanmıştım. Bir ev değiştimiştim. Bir şehir, bir bölge değiştirmiştim. Tek temennim bunun bana ıyi gelmesiydi. Özlemek istemiyordum. Doğduğum yeri, hayal kurmak için sabahladığım geceleri, büyüdüğüm, aşık olduğum sokakları özlemek istemiyordum. Ailemi özlemek istemiyordum. Yıllarımı bir kenara atıp, yeni bir başlangıç yapmıştım. Eskileri özlemek istemiyordum. Mazi ye dalmak ve irada kalmak istemiyordum. Yeniydi herşey. Yeni bir şehir, yeni hayat, yeni bir başlangıç. Tekrar ettim içinden geçenleri bu kez sesli bir şekilde "Yeni bir şehir, yeni hayat ve yeni bir başlangıç." Yeni bir şans. Son şans. Bu son eldi benim için ve kazanmaktan başka bir şansım yoktu.

"Ya ben seni yirimmm" kulağıma dolan Açelya'nın sesiyle ne ye uğradığımı şaşırdım. Gelmiş miydi? Bu kadar çabuk mu? Hiç beklemiyordum. Hızlıca yatağımdan kalkıp yattığım yeri düzelttim. Saçlarımı tepeden "ev topuzu" diye adlandırdığımız, kızların gerçek yüzünü ortaya çıkaran bir topuz yaptım. Ev halim mükemmeldi. Köşedeki askılıkta asılı ince hırkamı üzerime geçirip telefonumu alarak odamdan çıktım. Yeni odamdan. Mutfağın bulunduğu yere doğru ilerlerken sanki benim zevklerime göre düzenlenmiş olan geniş salondan geçtim. Ev tamamen bana uygundu. Bu kız beni ıyi tanıyordu. Salondan geçip mutfağa adımı mı attığım sırada Müjde' nin " halâ uyuyor mu bu kız. Ne çok seviyor uykuyu bu Asren ha" dediğini duydum. Hafifçe bir tebessüm belirdi yüzümde. "Şimdi gidip onun yüzüne osurıyım mı? Ya da dur daha iyisini buldum. Gidip önce yüzüne osurup sonra o kokuyla boğulurken yüzüne bor sürahi şu bosaltıyim mi?". Açelya' nın Müjde' ye verdiği cevabı duymamla kahkaha atmam bir oldu. Bu kızın hayal gücü çok genişti. Attığım kahkaha ile üçü birden bana döndüler. Önce biraz şaşırsalarda kahkahami sürdürdüğümü görünce gülmeye başladılar. Açelya'nın bana sarılmasıyla gülmeyi sonlandırdım. Bende ona sıkıca sarıldım. Hemen ardından Müjde sarıldı bana ve kulağıma eğilip sessizce " göz altlarının şiştiğini farketmedim sanma. Şu kahvaltıyı yapalım konuşuruz güzelim" dedi. Aralarında beni en ıyi tanıyan oydu. Aynı sessizlikte karşılık verdim ona " Tamam konuşuruz ama dediğin gibi önce şu kahvaltıyı yapalım". Tamam dercesine kafası salladı kollarını benden ayırırken. "Ay yeter. Bu kız sizden önce geldi ben bile halâ sarilmadim. Bi çekilin Asren'imin yanından." Diye lafa atladı Betül ve ardından bana sımsıkı sarıldı. Bizden 3 yaş kadar büyüktü. Hepimizden önce buraya yerleşmişti ve 2 senedir yalnız yaşıyordu. Arada bizim yanımıza geliyor görüşüyorduk fakat biz izmire ilk defa gelmiştik. Onun evine değil bizim evimize gelmiştik. 21 yaşında olmasına rağmen hala ilk tanıştığımız gün ki gibi çocuk ruhlu ve deli dolu bir kızdı o. Güzel sanatlar okuyordu ve oldukça başarılıydı. Betül ile sarilmamizi sonlandırırken kızlar çoktan masaya oturmuş bizi beklemeye başlamışlardı. Bizde masaya oturduktan sonra uzun zamandan beri ilk defa beraber kahvaltı ediyordum. Bu çok güzeldi.

. . .

Kahvaltımızı bitirmiş Kumsal ile odama geçmiştik. Kızlar masayı toparlayıp kahve yapacaklardı. Bizde onlar kahveleri yapana kadar konuşmaya karar vermiştik. Odamda Betül'ün daha önceden yerleştirdiği canımın önünde bulunan iki adet bar sandalyesi ve de neredeyse sandalyenin boyunda bir sehpa. Odamin kapısını kapatarak karşımdaki bar sandalyesine oturdu Müjde. Pantolonunun arka cebinden sigara paketimi çıkardı ve önünde bulunan sehpaya bıraktı. Hüzünlü ve biraz da meraklı gözlerle bana bakarak kısaca "Dinliyorum" diye özetledi içinden geçen merakını. Derin bir nefes aldım. Nereden başlamalıydım? Mercan'ın beni bizden vazgeçmeye zorlamasından mı yoksa M'N de gerçekleştirdiğimiz büyük kavgamızdan mı? Kafamı toparlamaya çalışarak anlatmaya başladım. En başından anlatacaktım. "Biliyorsun ki Mercan benim üniversiteye gitmemi istemiyordu. Orada kalıp onu beklememi istiyordu." Diyerek başladım sözlerime. Kafasını sallayarak "biliyorum" der gibi bir bakış attı bana ve gözlerini devirdi. "Devam et" dercesine elini salladığında devam ettim konuşmama. " üniversiteyi kazandığımı öğrenince gitmeyeceksin dedi bana." "Ve sende gideceğim dedim" diyerek sözümü kesti. "Aynen" dedim. "Aynen öyle söyledim ki benim hayallerimi biliyorsun. Hayallerimden ve bizden vazgeçmek istemedim. O gece M'N ye çıktım. Kafamı dinlemek istedim biraz. Kavga edeceğimizi biliyordum ve bu kavgadan önce rahatlamak istedim. Aradı beni. Konuşalım dedi. Bende bulunduğum yere gelmesini söyleyerek kapattım telefonunu" dedim ve duraksadım. Derin bir nefes daha aldım. Bu konuşma git gide zorlaşıyordu. Tam konuşmaya başlayacağım sırada "Bir dakika. Sen Mercan'ı M'N ' ye mı çağırdın? O konuşmayı ya da kavgayı mı demeliyim? Her neyse orada mı yapmak istedin? Hem de sonuçlarını tahmin edebiliyorken bunu nasıl yapabildin? Sonuçlarını düşünemiyor musun? Diyerek lafı ağzıma tıkan Müjde'nin yüz ifadesine bakınca acaba çok yanlış bir karar mı verdim diye düşündüm. Kumsal'ın bakışlarına aldırmadan cevapladım sorularını. "Evet sonuçlarını tahmin edebiliyorum. Sanırım başımıza büyük belalar açılacak fakat izmir'e ben sen ve Açelya sapasağlam gelebildiysek pek bir sorun çıkacağını düşünmüyorum" dedim. Susmuştu tıpkı benim gibi. Dakikalar geçti suskunluğumuzun üzerinden. Bakışlarını yere çevirmişti Müjde. Gözlerini diktiği halımdan ayırmadan konuştu " Peki ya Müjde abla." Demişti. Ablamın adını uzum yıllar sonunda duyduğumda kalbimin ağrıdığını hissettim. Sanırım özlemiştim onu. Hiç bir şeyi ozlemedigim kadar. "Ne" der gibi tek kaşımı kaldırdığımda yüzünü bana çevirmişti. "Müjde abla diyorum. Haber var mı ondan? Ulaştı mı sana veya sen ona? Geri gelecek mı yada seni bulacak mı dersin?" Sözlerinin ardından ne diyeceğimi bilmiyordum. Gelir mıydı? Döner miydi ailesine? Peki ya o özlemiş mıydı bizi? Eminim ki özlemiştir. " geleceğini düşünmüyorum. O gitti Müjde. Beni, ailemizi, M'N 'yi ardında bırakıp gitti. Yeni bir hayat kurmaya gitti. Bizsiz bir hayat. Bilmiyorum hissetmiş midir fakat ben artık ablamın M'N 'yi hissedebildigini düşünmüyorum" dedim umutsuzca. Geçen dakikaların ardından "anlat" dedi Müjde. "Kavgadan sonra M'N 'de ne oldu". Derin bir nefes aldım. "Bana dedi ki 'sen gidersen bu şehir yıkılır Asren. Problem değil, bırak bu şehir yıkılsın.' Ardından bir şimşek çaktı telefonum cebimden düştü ve bir müzik açıldı. Sağanak bir yağmur başladı ve ben ıslanırken bir andan kendimi o şarkıya eşlik ederken buldum. Daha sonra dizlerimi üzerine çöktüm ve bayılmışım" dememle sinsice bir gülüş yerleşti Müjde'nin yüzüne. "Haykıracak nefesim mı çalıyordu yoksa Beni benimle bırak mı?" Diye sordu bir anda. Ona 'sence' der gibi bir bakış yönelttiğim sırada tekrar konuştu. " Beni benimle bırak dimi? Aklındaki soruları ve umutsuzluğunu bir kenara bırak Asren Kaya. Sana daha önce de söylemiştim Müjde abla M'N 'yi unutmaz diye dimi. Hissediyor Asren. Sayın 'N hanımefendi M'N 'yide seni de hissediyor ve bunu sana kanıtlamış ama sen kafanı Mercan ile o kadar meşgul ediyorsun ki bunu anlamamışsın aptal. Asren, Müjde Kaya geri dönecek. Belki biz bile haberdar olmayacağız bundan ama dönecek. O küçük kardeşini yalnız bırakmaz hele ki tam yıkıldığı sırada. Müjde abla geri dönecek belki ama korktuğum başka bir şey var" dedi sesi son cümlesinde titremişti. "Nedir ?" Diye sordum hemen. "Peki ya Müjde ablanın dönüşü ıyi olacak mı? Herkese iyi gelecek mı? Ya birileri zarar görürse Asren. Bu konuşmayı M'N 'de yaparak Müjde ablanın hissettiğine emin oldun ve bu ıyi birşey. Peki ya Müjde abla bu olayı hissederse rahat durur mu? O intikam sevmez Asren ama onu birazcık tanıdıysam birileri zarar görecek" dedi Müjde. Içim i korku kaplamıştı. Ablam ile ilgili alabileceğim en ufak bir bilgi kırıntısı için bir çok kişiyi tehlikeye atmıştım. Korkuyordum. Ablam her şeye değerdi fakat bunun sonucu çok kötü olabilirdi. Bir ihtimal değil hatta olucak. Peki ya kim zarar görecekti. M'N. Ay ve gece. Peki ya ablamın geri döndüğü gece o ay dolunay evresinde olursa ve bir rüzgar çıkarsa. Ablam o rüzgarı kasırgaya cevirebilecek bir insandı ve bu afetten kimin sağ çıkacağı belli değildi.

"Kahveler soğudu ama ya" diyerek odaya dalan Açelya'nın sesiyle ikimizde gözlerimizi kapıya cevirdik. "Hadi gelin. Paketi almayı unutmayın" diyerek geldiği gibi geri çıkan Açelya'ya gülmeden edemedim. Böylece Müjde'nin sonra başlayan suskunluğumuzu ben bozmuştum. Bir anlığına Müjde ile göz göze gelmiştik. Ikimizde korkuyorduk fakat belli etmemeye çalışıyorduk. Ikimizde bir an telefon çalıp kötü bir haber duyacağız diye korkuyorduk. Sanırım ıkimizde bunu bekliyorduk. Peki ya hazır miydik? Kesinlikle buna hazır değildik. Bunu biliyorduk fakat güçlü durmaya çalışıyorduk. Bakışlarını benden ayırıp kapıya yonelttiginde ayaklanmisti Müjde. Adımlarını kapıya yonlendirdiginde bende ayaklanmış peşinden adım atıyorum. Aynı doğrultuda giderek kapıyı açtı ve odamdan çıktı. Bende odadan çıkıp kapıyı kapattığımda balkona doğru yürümeye başlamıştık. Balkona ulaştığımızda 4 adet fincan ile birlikte Açelya ve Betül karşıladı bizi. Tartışıyorlardı. Yine neden acaba? Bu ikisi asla anlaşamazlardı. Ikiside bizimle çok iyi anlaşırlardı fakat kendileri bunu beceremezdi. Merakla oturduk masaya. "Sade ve köpüklü" dedi Açelya. Sinirle peşine ekledi Betül "orta ve köpüksüz". Bahsettikleri şey kahveydi sanırım fakat bu nereden çıkmıştı? Hafifçe güldüm. " Ne sadesi ortası? Neden bahsediyorsunuz?" Diye sordu Müjde. Merakına yenil düşmüştü. Meraklı gözlerimi Açelya'ya cevirdigim sırada konuştu " Ya kahve yapıyorduk. Defne dedi ki 'Asren kahvesini orta ve köpüksüz içer.' Bende 'Sade ve köpüklü' diyince tartışmaya başladık" dedi son derece saf bir masumlukla. Müjde ile göz göze geldik bir an. Bir kaç saniye birbirimize baktıktan sonra kahkaha atmaya başladık. Bizim kahkahalarımız siddetlenirken Açelya ve Betül 'Ne var bunda' dercesine bakışlarını bize yönlendirmişlerdi. Bu sebeple bile kavga etmeleri bile komikti. Keşke tek derdimiz bu olsaydı. Kahkalarla gülerken geçirdiğimiz bir kaç dakikanın ardından toparlanarak konuşmaya başladı Müjde" cidden tartışmanızın sebebi bu mu?". Sorusunu yönelttiği Betül ve Açelya birbirlerine bakarak aynı anda konuştular "Evet. Ne var bunda?". Bu hâlleri bile o kadar tatlıydı ki. Özlemiştim bu ortamı. " tabiki tartışmak için çok mantıklı bir konu fakat bilmenizi isterim ki Asren kahvesini sade ve köpüksüz içer". Müjde'nin söylediği sözlerin ardından gerçekten te büyük bir tartışmaya girmişlerdi. Müjde bile. Bir kaç dakika sessizce onları izleyerek güldüm. Ardından bu tartışmadan sıkılarak araya girdim. "Kızlar tamam tartışmayı kesin. Bu kahve nasıl yapıldı bilmiyorum ama kesinlikle lezizdir ve sizin yaptığınız her kahveyi severek içerim fakat şunu bilmelisiniz ki ben kahvemi sade ve köpüksüz içerim. Yani Müjde haklı" dediğim sırada Kumsal sözlerimden tatmin olmuş bir şekilde saçlarını geriye attırdı ve 'Ben demiştim' der gibi bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. Kızlar öfkeyle kafalarını çevirirken kahvemi yarılamıştım. Cidden öfkelenmişlerdi. Buna bile öfkelenmişlerdi. Ama ben onları yerimmmm...

Onları yanaklarından birer kez öperek konuştum "Kızlar yapmayın ama şu an size trip atmicam sonuçta bunca yıldır öğrenmeliydiniz kahvemi nasıl ictigimi. Şunu bilin ki ben ne kadar sade ve köpüksüz sevsem de sizin elinizden hee kahveyi içerim. Şimdi bir müzik açında sigara içip keyif yapalım. Özlemiş olmalıyız bu ortamı" keyifle söylediğim cümlenin ardından hepsini kafasını sallayarak dediğimi yaptılar. Müjde herkese bir dal uzattiktan sonra çakmağı dolsatirmaya başladı. Açelya o sıra telefonunu çıkarmış müzik açıyordu. "Elinizden her kahveyi içerim dedin ya. Tuzlusunu bile mı?" Betül'ün kurduğu cümleyle boğazımın düğümlendigini hissettim. O sırada Afracığımın karıştır düğmesine basmasıyla bir şarkı doldurduğu bulunduğumuz balkonun her tarafını. Duyduğum şarkıyla nefesim kesilmişti. Emre AYDIN. Her şey biraz hâlâ sen.

Akşamdan kalma bu gün, ve bu yağmur

yağarsa

Islanır sensizligim bu gün biraz özledim diye girdi şarkıya emre AYDIN. Özlemiştim onu. Çok özlemiştim. Hata mı yapmıştım bilmiyordum. Tuzlu kahve demişti Defne. Ona yapacaktım ben onu. O içecekti o kahveyi. Icerdi de. Benim için her şeyi yapardı. Evet yapardı. Önceden. Ben onun tabiriyle ondan vazgeçmeden önce. Evet ben ondan vazgeçmiştim. Bizim için ondan vazgeçmiştim. Umudum vardı hâlâ. Bir gün bir yerde karşılaşacaktık fakat o gün gelene kadar unutacaktım onu. Unutmaya çalışacaktım. Buna mecburduk. Ikimizde.

Hâlâ sen. Her şey biraz hâlâ sen. Hâlâ sen. Her şey biraz hâlâ sen. Ve gelmeyecek o gemi, yoruldum beklemekten. Emre aydının sesiyle gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı. Oturduğum yerden hemen kalkıp odamın yanında bulunan tuvalete koştum. Içeri girip kapıyı kilitledikten sonra arkamdan gelen seslere aldırmadan ağlamaya başlamıştım. Ağlamam git gide şiddetlenirken tutamıyordum gözyaşlarımı. Daha önce söylemiştim. Eğer senin adın geçerse ben tutamam gözyaşlarımı diye fakat sen tut sevgilim. Benim adım, benim kokum gelir aklına gözlerin dolar elbet bilirim. Sen tut gözyaşlarını. Ağlama. Erkekler ağlamaz çünkü sil gözyaşlarını. Umarım tutabiliyorsundur gözyaşlarını. Umarım henüz saatler olmuşken ayrılışımızın üzerinden senin de her tarafını özlem sarmamıştır. Umarım düşünmüyorsundur. Çünkü eğer düşünürsen suçlu olduğun gelir aklına. Değilsin sevgilim. Sen suçlu değilsin. Kedini tanımıyorsun. Seni ben tanıyorum. Eğer bir gün kendini tanımak istersen bana sor. Ben anlatırım dünyaya inmiş tek kusursuz insanı sana. Sen her kusurun bir özellik benim gözümde. Odanın terasında bulunan masanda oturmuş iciyorsundur. Bir sarki calarsa ve ben gelirsem aklina kapat o şarkıyı hemen. Unut beni sevgilim seni unutamayacağım gibi. Unut ki yıllar sonra karşılaştığımızda birbirimizi kötü hatirlamayalim.

Artık dayanamıyordum. Asren ve Açelya'yı aynı eve mi yollamıştı. Peki ya Betül, yanlış bilmiyorsam Betül, Doktor Erdem'in kızıydı. Asren ve Açelya ise onun hastalarıydı. Kızını casus olarak yollamasaydı bilgileri alamazdı gibime geliyor, aksi takdirde kızı bir casus olmasa babasının hastalarıyla bir bağlantı kurmazdı, hadi diyelim kurdu fakat niye aynı eve çıksın, ki çıksa dahi masum suçsuz bir insan, hiç birşeyden haberi olmayan bir insan aynı evde yaşadığı insanların doktorunu bilmez miydi? İşin ilginç yanı doktor Erdem, kitabının bir kısmında Mercan'ın sözlerine yer veriyor, kısa bir anlatımına ve baktığımda bu kitaptaki Mercan bölümü Mercan Aydın'ın dosyasında bizzat anlattığı fakat anlatmasının çok manasız olduğu alakasız bir kısım.

Mercan Aydın

Odamın terasında bulunan masamda oturmuş viski mı içiyordum. Asren'in gidişinin üzerinden kaç saat geçmişti bilmiyordum ama ben, o beni evden kovduğundan beri burada oturmuş içiyordum. 3 sise bitirmiştim tek başıma. Sarhoş olmak istiyordum. Sarhoş olup belki bir kaç saatliğine onu unutmak. Oysa ki ondan da korkuyordum. Onu unutmaktan korkuyordum. Bir kaç saatliğine de olsa istemezdim onu unutmayı ama bir yanım ise bir kaç saatliğine beynimin uyumasını onu düşünmeyi bırakmamı istiyordu. İçtigim 3 şişenin ardından 4. şişeyi yarılamıştım fakat sarhoş olamıyordum çünkü bu dünyada beni sarhoş edebilecek tek şey onun kokusuydu. O da olmadığına göre bu siktiğimin şehrinde bir başımaydım ve kafam çok doluydu. Belki biraz kafam dağılır niyetiyle telefonuma uzandım ve rastgele bir şarkı açtım. Çıkan şarkı aklıma onu getirmişti. Zaten çıkmıyordu fakat çalan şarkı ile aklıma bir animiz gelmişti ve özlemim artmıştı. Sinem GÜNGÖR. Uğurlama çalıyordu.

Bu kente yalnızlık çöktüğü zaman, uykusunda bir kuş ölür ecelsiz. Bundan yaklaşık 4 yıl önce. Yatağımda uzanmış oyun oynuyordum. Telefonuma gelen mesajla oyunu bırakıp whatsapp' a girdim. O yazmıştı. Buluşalım diyordu. Hemen girip mesajına yanıt verdim ' Buluşalım tabi ama neyle bulusucaz. Biliyorsun motor tamirde ve arabayı da babama verdim' yazıp yolladim ve beklemeye başladım. Cok geçmeden cevap geldi. 'Olsun biz de yürürüz' yazmıştı. Bu kızı bu yuzden seviyordum iste. Arabayi babama verince 7/24 arayan arkadaslarım numaramı bile unutmustu ama o yürüyelim diyordu. Hemen yanıtladim '15 dk ya in babamdan arabayi alırım.'. Yazdığım mesaja 'tamammam' diye bir yanıt aldığımda üzerimi değiştirmiş babamın yanına gidiyordum. Babamın yanına gidip arabayı istediğimde 'kendine seni arabasız da kabul edebilecek insanlar bul demişti bana. Bende telefonumu çıkartıp mesajları gösterdim. Hemen cebinden anahtarı çıkartıp bana uzattı ve 'fazla geç kalma isim var dedi. Kapıya çıkıp ayakkabılarımı giydim. Kapıyı kapattığım sırada babamın 'O kızı kaybetme' dediğini duydum. 'Asla diye bir yanıt verdikten sonra evden çıktım. Arabaya atlayıp hızlıca onun yanına sürdüm. Onu aldım ve markete girdik. Kısa bir alışveriş yaptık. Ben aldıkça alıyordum fakat o bu kadar yeter diyerek aldıklarımın bazılarını yerine bırakıyordu. Bana para ödetmeyi sevmezdi ve benden asla bisey istemezdi. Bunları da benim ödeyeceğimi bildiği için az almaya çalışıyordu. Alışverişimizi bitirip kalenin olduğu yere doğru çıktık. Arabayi tepede durdum ve ayaklarımızı uzatıp aldıklarımızı yemeye başladık. Sessizlikten sıkılan sevgilim müzik açtı. Uğurlama şarkısı çaldığı anda 'bu kalsın' dedim. Elini cekip önüne döndü. Kısa bir sessizligin ardından konuştum. "Bu şarkıyı çok seviyorum biliyor musun?". "Neden?" Diye bir soru yöneltti bana. " çünkü yalnızlığımı hatırlatıyor bana. Kendimle baş başa kaldığımı bir tek ben olduğunu hatırlatıyor." Diyerek açıkladım. "Sen yalnız değilsin ki. Neden böyle düşündün?" Diye sordu bu defa. Derin bir nefes aldım ve konuştum. " babama arabayi vermeden önce biliyorsun her gün gezerdim. Arabam olduğunda numaramı ezberleyen insanlar şimdi numaramı unutmuşlar. Yani yalnızım anladın mı? Cevap vermedi bir süre. Ardından " yalnız değilsin dedim. Sen ben varken yalnız kalamazsın ama eğer böyle düşünüyorsan bisey demicem" diyerek bozdu sessizliğini. Alınmıştı. " o yüzden ıyi ki varsın. Sen bunun dışındasın. Sen varken yalnız kalamam ve sen varken yalnızlığı neden isteyeyim ki. Iyi ki varsın" ona bunu ilk kez söylemiş olmamdan dolayı olsa gerek kızarmıştı. O anki yüzü geldi gözümün önüne. Aklıma gelen anıyla tebessüm ettim. Sinem Güngör'ün sesi böldü düşüncelerimi karanlık sokaklar kör, sağır dilsiz. Olur muydu? Aşık olduğumuz, yıllarımızın geçtiği bu sokaklar kararır mıydı? Bütün bu yaşanılanlara kör, sağır, dilsiz kalır mıydı? Derin bir iç çektim o sıra. Gözlerim dolmuştu. Aklım tamam ne gecede idi. Eminim ki şu an ağlıyordur. Gözlerimin dolduğunu hissetmiştir. Eğer burda olsaydı ağlama derdi bana. Sakin ağlama sevgilim çünkü erkekler ağlamaz. Sil gözyaşlarını derdi. Şebnem Ferah'ın en sevdiği şarkısının sözlerinden örnek vererek. Aklıma Asren'in sözlerinin gelmesiyle tutamadım kendimi. Izin verdim gözyaşlarıma. Dinlememiştim bu sefer onu. Engel olamamıştım gözyaşlarıma. Derin bir nefes aldim ve gözyaşlarımın arasından konustum bu defa sadece benim duyabileceğim bir sesle "Geceme ürkütücü bir karanlık çöktü. Bütün sokaklar karanlık, sana bana yaşadıklarımıza kör sağır dilsiz kalmış güzelim. Ne olur gel, bul beni bu karanlık sokaklardan çıkar. Yolla, duvarlar sokaklar yeniden duysun bizi, görsün konuşsun. Karanlığına boğma beni sevgilim"

Ve devam edermişcesine Asren'in günlüğünü açtım.

Güneşin muhteşem ışıkları bir kez daha yüzüme vururken ben gözlerimi açmamakta kararlıydım. Izmır bütün kararlılığıyla beni uyutmamaya yemim etmisti ancak benim de inadım inatti. Sonuna kadar dayanacaktım. Güneş ışınları ile savaşımın arasından yaklaşık 15 dakika geçmişti ve ben dayanamayarak pes etmiştim. Tamam izmir. Sen kazandın. Buralarda yeniyim bu yüzden sen kazandın. Şimdilik. Fakat emin ol ki seni de yeneceğim izmir. Seni de yeneceğim.

Güneş adeta zafer kazanmış gibi ışınlarını başka yöne çevirirken refleks olarak bir kelime çıktı ağzımdan "puşt ". Saat kaçtı? Bilmiyordum fakat çok erken olduğuna emindim. Saate bakmak amacıyla komodinin üzerinde bulunan telefonuma uzanacaktım ki orada olmadığını farkettim. Garipsedim. Tabi garip olan telefonumun orada olmaması değil komodinin de orada olmaması. Bir an sıçradım yerimden "neredeyim lan ben" diyerek şüpheyle baktım etrafa. Çok şükür ki odamdaydım fakat camımın önündeki bar sandalyesindeydim. Neden ki? Sanırım burada uyumuştum. Oturdugum yerden doğrulduğumda sanki burada uyuduğumu ispatlarcasına ağrıyan belime götürdüm elimi. Hemen yan tarafta bulunan masanın üzerine döndürdüm bakışlarımı. Masanın üzerinde günlüğüm, cep telefonum ve bir adet fincan. Günlük mü yazmıştım. Hatırlamıyordum. Ne yazdığımı merak etmiştim uzanarak günlüğü elime aldım Ve telefonumdan saatin kaç olduğuna baktım. 06.12. Kaçta yatmıştım ki ben? Belki günlüğe yazmışımdır umuduyla günlüğü açtım. Dünün tarihini ararken bu günün tarihini buldum. Anlaşılan geç yatmıştım. Hızlıca okumaya başladım sayfaları

"Ağlamayacağım demiştim ama yapamadım. Yine kendime, sana verdiğim sözü tutamadım diary. Dayanabilecek miyim bilmiyorum fakat dayanmam gerekli. Bunu kendim için değil bizim için yaptığımı bana sakın unutturma diary lütfen. Dayanacağım çünkü bu işin sonunda mutlu olacağım. Olacağız. Buna inanıyorum ama nasıl anlatabilirim ki? Özledim diary. Anla işte özledim. Şu an ne yapıyor? Hayatına devam ediyor mu? Bu belirsizlikler den başka bisey değil beni yıpratan. Sonumuzu bile bilmiyorum. Tek yapabildiğim hayal etmek. Şu ana kadar her hayalimi gerçekleştirdim fakat bunu yapabilir miyim?" Arada bir boşluk vardı. Kendimi tanıyordum. Kesinlikle o sıra bir sigara yakmışımdır. Bir kaç satır atlayarak devam etmişim yazmaya

"Ah ne saçmalıyorum ki? Tabi ki yapabilirim. Ben Asren Kaya'nın. Ben M'N ''nın kardeşiyim. Başaramayacağım, isteyip te alamayacağım hiç bir şey olamaz benim. Kendimdeyim. Sakinim ve güçlüyüm. Mutluyum da. Bak şu an bir kahkaha atıyorum mesela. Saat 05.17 ve ben hâlâ yazıyorum. Artık yazmayı bırakmalı ve önüme bakmalıyım. Evet diary seni bırakıyorum ve planlarımı icraata dökmeye gidiyorum. Şimdi bir şarkı açıp dinleyeceğim ve uyuyacağım. Kalktığımda zinde olmalıyım çünkü bazı insanlara hayatı zindan etmem gerekiyor. Ben vazgeçilmem, kaybedilirim bunu yaz bir kenara. E haydi iyi geceler sana diaryciğim."

Günlüğümü masaya bırakarak paketime uzandım ve bir sigara yaktım. Bu ben olamazdım değil mi? Bunu yazdığımı hatırlamıyordum. Ben mi vazgeçecektim hele ki yazmaktan. Asla. Ben değişiyor muydum yoksa deliriyor muydum? Bilmiyordum ama umarım düşündüğüm şey olmazdı. Umarım bizi bulacağım yolda kendimi kaybetmedim. Sigaramı sonuna kadar çekip camdan aşağıya fırlattım. Yatağıma geçerek uzandım ve henüz yarım saat olan uykumu bir kaç saate tamamlamak üzere uykuya daldım.

Mercan Aydın' ın dosyasına devam etmeye başladım, resmen DOKTOR Erdem insanların hayatlarından çalmış ve bir şekilde rol almıştı.

Mercan Aydın

Güneşin doğuşuyla 5.sisemi açmıştım. Arka fonda bu sefer Ahmet Kaya vardı. Bağırıyordu ezip geçme diye. Paketime uzanıp bir dal çıkardım ve çakmağı elime aldım. Tam yakacağım sırada odamın kapısı açıldı. Çakmağı ve sigarayı masamın üzerine bırakırken odama doğru cevirdim kafamı. Babam gelmişti. Sakince odamın terasa çıkan kapısını açarak terasa girdi. Bir kaç adım sonra masaya ulaşmıştı ve sandalyeyi çekip oturdu. Hiç sesini çıkarmadan köşede duran bardağı önüme koydu. Yıllardır ağzına alkol sürmeyen adam bardağı önüme koymuştu. Soran gözlerle ona baktığımda "doldur" dedi kısaca. Dediğine uyarak doldurdum bardağını. Kısa bir sessizlik oluştuğunda terasta tek duyulan ses Ahmet Kaya'nın sesiydi. Ikimizde şarkıyı dinliyorduk. Merakıma yenik düşerek sordum " Sen alkol içmezdin" hafifçe güldü. "Istisnalar kaideyi bozmaz evlat" dedi keyifle. Bana en son ne zaman evlat demişti ya da oğlum. Hatırlamıyordum. Bana evlat demesi konuşma yapacağı anlamına geliyordu. Şu durumda bana ne anlatabilirdi en ufak bir fikrim yoktu fakat merak etmiştim. Yavaşça bedenimi ona doğru cevirdim ve "dinliyorum" dedim bu sessizliği uzatmasini beklemek istemediğimden. "Neyi" derken bana doğru dönmüştü oda. "Anlatacaklarını"

" birşey anlatacağımı nerden çıkardın" dedi sesinde cidden merak vardı.

"Bana ne zaman evlat desen konuşma yaparsın. Uzun ve anlamsız konuşmalar. Bu seferkinin kısa ve öz olması umuduyla dinliyorum seni" diyerek durumu açıklamıştım. Keyifle bardağını kafasına diken Serhat Aydın konuşmaya başladı. "Doğru tahmin evlat. Dinle o zaman" dedi ve soluklandı ardından tekrar konuşmaya başladı." Çocukluğundan beri hata yapıyorsun. Hata üzerine hata. Uzun ve anlamsız dediğin o konuşmalara biraz kulak varsaydın şu an burada oturup 5. Şişeni açmış olmazdın. Bana bak Mercan senin bu halin hiç ıyi değil. Benim için sıkıntı yok yaşayıp öğrenmen daha iyi ama annen kahroluyor. Yani sana kısa ve öz kısmı oğlum. Ben sana o kızı kaybetme demiştim. Ama sen ne yaptın? Hem o kızı hem kendini kaybettin. Ne istiyorum biliyor musun? Kendine gelip bir kez olsun benim oğlum olduğunu göstermeni ama umudumu yitirmek üzereyim." Babamın sözlerinin ardından çıtımı çıkarmadım ve çıkarmamaya kararlıydım fakat içimde bir yerlerdeki o çocuk bana ter düşerek konuştu " kendimi nasıl bulacağım baba" uzun zaman sonra ona ilk defa baba demiştim. Sesim oldukça masumdu, oldukça çocuksu. Derin bir nefes aldı ve konuştu " kendimi bulman için önce o kızı bulman lazım evlat. Ne kadar doğru bulmasam da sen kendini onda buldun ve o olmadan bir hiçsin. Kendini kazanmak için önce Asren'i kazanmak gerekiyor ve bu imkansız" sözleri canımı acıtsa da doğruydu. Tek bir yanlış vardı o da Gece bana kıyamazdı. Bu güne dek beni hep affetmişti ve bu seferde affederdi. Belki zordu ama affederdi. Babam bardağını kafasına dikerek odamdan çıktı. Saate baktığımda 06.48 olduğunu gördüm. Elimdeki bardağı da kafama dikerek odama girdim. Yatağıma uzanarak uzun zamandır hasret kaldığım uykunun eline bıraktım kendimi.

Ve Asren Kaya..

Gözümün önünden geçtiğini sandığım bir karartıyla gözlerimi açtım. Gözlerimi kısaca odamda gezdirdiğimde bunun sadece bir yanılsama olduğunu farkettim. Tam tekrar uykuya dalacaktım ki elim bir şeye çarptı. Günlüğüm. Tam üzerimde duruyordu ve ben bunu en son masada bırakmıştım. Tereddütle karışık duygular içerisindeyken anı bir cesaret ile açtım günlüğü. Bir sayfa açıldı önüme. Bir yazı yazıyordu ve bu günün tarihi vardı. Hemen yazıyı okumaya başladım.

"Büyütülmüş sudan ucuz değerler hayatın için pahalıya giderler.. ben hala varım eğer sen de hala istiyorsan.

Ismi gece

O ise bir bilmece ve senin artık çözmeye cesaretin var.

Unutma ki sen güçlü bir kızsın ve bu gücün sebebi M'N ve diary. Sen ondan vazgeçersen her şeyden vazgeçersin. Karanlık sokaklara bırakma kendini, bırak ay aydınlatsın bütün gerçeğini " nutkum tutulmuştu. Hele ki o imza "EFSANE". Bırakmamıştı beni. Yani hala umut vardı. Elimi komodine uzatıp saate baktım 08.19. Ve kalkıp okul için hazırlanmaya başladım. Bu gün ilk gündü.

Dolabından siyah yırtık kotumu ve üzerime bir adet beyaz gömlek çıkartarak hızla üzerimi değiştirdim. Tabiki gömleğimi önünü iliklemedim Içimde siyah atletim vardı bu yüzden gömleğin önünü bağladım ve masamın üzerinden tarağımı alıp saçımı taradım. Önüme iki tutam saçımı bırakarak kalan saçımı tepeden at kuyruğu yaptım ve makyaj çantama yöneldim. Iyi bir başlangıç yapmalıydım ve bunun için güzel gözükmeliydim. Fondöten kullanmama gerek yoktu fakat göz altlarım ağlamaktan şiştiği için kapatıcı sürebilirdim. Kapatıcımı sürdükten sonra rimel ve de allık sürdüm yüzüme. Rujumu da sürdüğümde kelimenin tam anlamıyla hazırdım. Her şeye, herkese hazırdım. Bir kaç gündür Müjde ile diken üzerindeydik. Sanki bir an biri arayıp bize felaketin başladığını söyleyecekti fakat bu gün bunu kafaya takmayacak ve hayatımı yoluna sokacaktım. Odamdan çıkıp mutfağa yöneldim. Hızlıca bir kahvaltı hazırladım ve kızları teker teker kaldırdım. Kızlar mutfağa gelip masaya oturumlarında zaten hazır olan çantamı mutfağın köşesinden alarak konuştum "Ben biraz atıştırdım. Siz kahvaltınızı yapıp çıkarsınız. Okul çıkışı beklerim sizi kapıda. Gezeriz biraz. Ben çıkıyorum biraz hava alacağım." Diyerek kapıya yöneldim ve ayakkabılarımı giydim. Tam kapıdan çıkarken "Bu kızın harbi eli lezzetli he" diyen Açelya ve "ellerine sağlık aşkımm" diyen Betül'e yanıt olarak "afiyet olsuuun" diye bağırıp evden çıktım. Hızlıca otoparka girip motorun arkasındaki kasayı açtım ve içinden deri ceketimle kaskımi çıkarttım. Deri ceketi giyip kaskımı taktıktan sonra okuluma doğru sürdüm motoru. Yeni okuluma.

Kitabın bir kısmına daha devam ettikten sonra artık uyumam gerektiğinde karar kılarak tüm dosyaları bıraktım ve kendimi yatağıma attım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.