İçeriğe geç

OYUNBOZAN

Bölüm 10 · 29 dk okuma

OYUNBOZAN

Bölüm 10

Z

Esin İris – Senin Şarkın

32 YIL ÖNCE...

'Büyüdükçe bir sayfa attı takvimin üstünden tanrı. Yorgunsun dedi bu yağmurlar bu yüzden. Birden giderler farketmezsin, kalbinde siren sesleri ile ağlarsın belli olmaz bu yağmurlar yüzünden.'

'Bak burdayım ölmedim hala tutunuyorum uçurum kenarına senin için unutmak için annem için annem için.. Birden gelir kış kalbinde siren sesleri, ağlarsın belli olmaz bu yağmurlar yüzünden.'

Annemin selası ile kulaklarımın çınladığı saniyeler beynimde zonkluyor ve büyük bir ağrı çekmeme vesile oluyordu. ''Anneeeee!'' diye bağırıyordum. ''Anneeee nerdesiin?'' yıllardır görmediğim annemin ileride giden tabutunu görmemle yere yığıldım.

Islak yüzümü silerek yatakta doğruldum. Rüyaydı. Çok şükür rüyaydı hatta ne rüyası tam bir kabustu. Senelerdir annemi görmemiştim. Yıllardır telefona bakmadığımdan sesini, fotoğrafını hiçbir şeyini bilmiyordum. Hafiften ağrılarım varsa da yatarken çok kıpırdanmış olmam gerekti ki şu an da şiddeti artmıştı. Yatağın başucunda duran ilaçlarıma uzandım ve yanında duran büyük su dolu bardağı da elime aldım. İlacımı Pusat'ın vermesine alışmıştım fakat Pusat üç gündür yoktu. Gerçi haftalardır da yanımda olduğu söylenemezdi. Üç günlüğüne gidiyorum gelicem dedi ve gitti. Gideli iki gün olsa da sadece iki defa aramıştı. Bir insan hamile karısını bırakıp nasıl gider hadi diyelim gitti nasıl olur da aramak aklına bile gelmez. Acaba dedim ve kendimi düşünmemeye zorladım. Yok dedim, hayatında biri olsa belli olurdu diye düşündüm fakat kendimi ikna edemedim. Yanımda bile yoktu ki nasıl emin olabilirim buna. Yıllarımı verdiğim aşkımda sonunda muradıma ermiş olmam neyi değiştirirdi ki ben istemedim bunu. Ben istedim ama böyle değil. Bugün bir sinyalle uyandım ve buna yönelecektim. Yarına bırakacaktım Pusat'ı, yarına. Kendimi kalkmaya zorlayarak banyoya yöneldim. Ilık bir duş ardından saçlarımı toparlayarak at kuyruğu yaptım. Eşofmandan başka bir şey giyemezken bu defa kalın bir külotlu çorapla bol bir elbise geçirdim üzerime. Banyoya tekrar dönüp dişlerimi de fırçaladıktan sonra odama geri döndüm. Kalın elbisenin altına deri topuklu çizmelerimi de giyerek aynaya doğru yöneldim. Hafif bir allık ve bir rimel sürdüm. Belki biraz da nemlendirici gezindirdim dudaklarımda. Uzun zamandır makyaj ne bilmiyordum çünkü yıllarca kendimi bir eve kapatmıştım. Ama kardeşimin beni o halde hatırlamasına gerek yoktu ya da annemin.

Arabanın anahtarlarını da aldıktan sonra yanıma bir çanta almam gerektiğini düşünerek dolaba yöneldim. Ufak bir çanta vardı aslında fakat kullansam mı tereddütte kalmıştım. En iyisi kullanmak diyerek içerisine ıslak mendil, peçete, cüzdan, telefon, anahtar ve Asren'in günlüğünü koydum. Kapıyı kilitler kilitlemez arabaya bindim ve telefonu direk arabaya bağlayarak parça listesini karıştırdım. Yine o şarkı, 'Kaybettikçe bir çentik attı alnımın üstüne tanrı büyüdün dedi bu yağmurlar bu yüzden. Biden gelir kış kalbinde siren sesleri. Ağlarsın belli olmaz bu yağmurlar yüzünden..' ve bitti. Başlamasıyla bitmesi bir olan Emre Aydın'ın bu şarkısı sabah benim rüyamda çalan şarkıydı. Gerçekten kötü hissetmeye başlamıştım. Tereddütle Asren'in yıllar önce kullandığı numarayı denedim. Umarım çalar derken ''Alo'' diye bir ses yükseldi telefonun diğer ucundan. ''Alo. Aloo kimsiniz?'' hafiften bir öksürdüm ve kapattım. Ardından ise mesaj atma cesareti buldum kendimde, konuşmak için bulamadığım o cesareti yazmak için gösterdim.

M: Ben Müjde. M'N de buluşalım mı? mesajımın üzerinden çok geçmeden cevapta fazla gecikmeden geldi fakat açıp açmamakta kararsızdım. Belki de inanmamıştır. Yıllar sonra biri beni arasa ses çıkarmasa sonra da kapatsa ve ardından ben ablan buluşalım diye mesaj atsa bende ciddiye almazdım yani . Derin bir nefes aldım ve gelen mesaja baktım. '10 dakikaya orada ol. M'N isen zaten şu an orada beni bekliyorsundur.' mesaja bakıp tebessüm ettiğimde olduğum yere bir baktım. Arkamda tam yukarıda eski lisem, önümde tam aşağıda M'N duvarı. Sesi yükseltmeye başladım yavaş yavaş ve beklemeye.

'Nereye gider? başını alıp sorarsın. Kim bilir? durmadan nasıl susarsın?

Bilmeden, boşuna atıp tutarsın. Su gibi akıp geçer zaman

Gezdin tozdun aman aman aman. Sazdın sözdün aman aman aman

Giderek üzdün bizi zaman. Giderek üzdün bizi zaman

Yazdın çizdin aman aman aman. İncecik izdin aman aman aman

Sıraya dizdin bizi zaman. Sıraya dizdin bizi zaman

Hep kaçıp, yeni bir adım atarken. Dibine kadar, çileye batıp çıkarken

İçine atıp atıp, yoluna basıp giderken. Su gibi akıp geçer zaman

Gezdin tozdun aman aman aman. Sazdın sözdün aman aman aman

Giderek üzdün bizi zaman. Giderek üzdün bizi zaman

Yazdın çizdin aman aman aman. İncecik izdin aman aman aman

Sıraya dizdin bizi zaman. Sıraya dizdin bizi zaman'

. . .

Keşke dedi genç adam. Keşke buraya tırla gelmek zorunda kalmasaydı fakat karısına yola gidiyorum demişti ve yalan söylemişti. Hem pişman olmuştu hem de bu yalanı söylemeye mecburdu. Kliniğin az ilerisinde tüm gece kamp kurdu. Eyüphan, doktorun fotoğrafını yollayana kadar inmedi tırdan. Beklenen fotoğraf geldiğinde adamı dikkatle incelemişti ki hayatında sanırım ilk defa bu kadar ballı olduğunu ve dört ayak üzerine düştüğünü hissetti. Çünkü şu an da fotoğrafına baktığı adam az önce önün den geçen ve kliniğin bahçesine giren arabanın şoför koltuğundan iniyordu. Muhtemelen daha kliniğe yeni geldi diye düşündü fakat bugün günlerden çarşambaydı ve doktorun en erken perşembe geleceğini söylemişlerdi ve farkettiği ayrıntıyla hafiften bir gülümsedi. Pusat, Eyüphan'ı hastaneye yolladığında sekreteri olan hanım en erken perşembe kliniğimizde olur doktor bey demişti ve bunun üzerine sıra dahi almadan sekreterin masasında duran listeye ismini soyismini ve numarasını yazdıran genç adam bir daha Eyüphan'ı o kliniğe girmemesi üzerine uyarmıştı. Görünen o ki Müjde Karayel her ne olursa olsun kocasının namını her yere yayıyordu.

Yaklaşık yirmi dakika kadar sonra genç adamın telefonu çalmaya başladı. ''Efendim?'' tam da beklediği kişi arıyordu. ''Merhaba Pusat bey ben Ayla. Numaranızı bırakmışsınız, Erdem bey sizinle görüşmek istiyor. Ne zaman müsait olursunuz acaba?'' evet dedi Pusat içinden. Doktoru mesaisine erken başlatmıştı fakat kliniğinin önünde olması kimsenin zamanına göre hareket edeceği anlamına gelmiyordu. Telefonda bekleyen kadını cevapladı. ''Aradığınız için teşekkürler fakat ben şu an şehir dışındayım. Yarına İzmir'e dönmüş olurum.'' karşı taraftan cevap gecikmedi. '' Anlıyorum Pusat bey kaç gibi yazalım?'' Pusat uzatmadan son cümlesini kurdu ''Siz benim adıma yarına iki ve beş arası yazın ben uygun olduğum süre çerçevesinde uğrayacağım. İyi günler. '' ardındansa telefonu kapattı hem de kadının tek kelime etmesine izin vermeyerek suratına kapattı. Muhtemelen kadın bunu doktor beye söylemiştir diye düşündü ve tekrar aramadıklarına göre karısı doktor beye kocasını çok net bir şekilde tanıtmıştı.

Kot ceketini giydi ve sahil boyunca biraz yürümeye başladı. Sahil boyu yürürken bir kafeye denk geldi. Tabiki çok kafe vardı burada fakat bu saatte canlı müzik yapanı da hiç rastgelmemişti. İçeri girdi ve bir sütlü filtre kahve söyledi. 'Saydım kaç gün oldu, saydım kaç gece doldu, saydım her gün aynı dön.. dön istersen. ' ne kadar eski bir şarkıydı. Kahvesinden bir yudum aldı ve karşısında duran kızın şarkısını bitirmesini bekledi. Ardından eliyle işaret ederek genç kızı yanına çağırdı. Kız yanına oturunca ''İçecek bir şey alır mıydın?'' kız tebessüm ederek ''Ah teşekkürler bir limonata çok iyi olurdu aslında. '' kızın cümlesinin bitmesiyle garsondan bir limonata istemişti. ''İsminiz nedir acaba?'' diye sordu genç kız. Pusat ismini söyledikten sonra kız da kendisinin isminin Ceren olduğunu söylemişti. ''Açık konuşacağım Ceren. Sesin gayet güzel ve neden bu saatlerde çıkıp söylediğini anlamlandırmış değilim. Yine de senden bir şey isteyeceğim. '' Kız heyecanla bir elini cebine atmış karşısında oturan karizmatik adamın dudaklarından çıkacak kelimeleri beklerken ''Tabiiki isteyebilirsin.'' dediğinin dahi farkında değildi. Pusat elini koyduğu cebinden sigarasını alarak çıkardı ve diğer cebindeki çakmağı alarak sigarasını yaktı. Bu sırada cebinden çıkardığı eline bakan kız, adamın alyansını görmesiyle Pusat konuştu. ''Bana ağzının suyunu akıtmana gerek yok çünkü senden yapacağım düğünde şarkı söylemeni istiyorum. Az önce söylediğin şarkıyı söyleyip paranı alıp gideceksin. Sadece daha buna iki ay var çünkü karım doğurmak üzere. Bilmem anlatabildim mi ufak Ceren hanım.'' Masaya iki yirmilik bırakan Pusat elinde sigarasıyla kafeden çıkarak sahil boyu yürümeye başlamıştı. Normalde o kızı İzmir'de çok eğlenceli birkaç gün için kullanabilirdi. Ama buraya karısı için gelmişti ve eğer buraya gelme sebebi karısı olmasaydı bile her an doğurmak üzere olan karnı burnunda bir karısı varken o başka şehirde insandan insana gezebilecek kadar karaktersiz biri değildi. Bir an düşündü. Bu kızı Müjde görseydi kendisini kesin parçalayarak öldürürdü. Yıllar önceki ufak Ceren vakası geldi gözünün önünde. Kıskançlığından nasıl kudurtmuştu kızı ve her ne kadar sevgili olmasalarda aldatmıştı. Bu Ceren de siyah saçlıydı ve sanırım Pusat canına falan susamıştı. Neyse dedi en iyisi otele gitmekti. Bir oda kiraladıktan sonra girip bir duş aldı ve çıkar çıkmaz rahatlamışçasına yatağına uzandı.

. . .

Kardeşimi görmek istiyordum. İstiyordum ama kendime güvenemiyordum ya beni karnım burnumda kabul etmez ve kovarlarsa? Eski Müjde buna katlanır, karşılık verirdi hatta ve hatta eski Müjde yıllardır uğramadığı bu şehre geri dönmek gibi aptalca bir karar vermezdi. Diyelim ki verdi ama bu kararın hiç bir çıkıntı veyahut ücrasında ailesini yeniden görmek olmazdı. Telefonumun sesiyle düşüncelerimden ayrıldım ve direkt gözlerimi parka yönelttim. ''Ben kaplten sorumlu aşka sorunluydum. Anladım herşey sensin..'' kız kardeşinin mırıldanmalarını dinledi biraz ta ki Asren kendisini fark edene kadar. ''Abla?'' ani bir heyecanla bana koşsa da tam dibimde durdu ve bu sefer şaşkın gözlerle tekrar sordu. ''Abla?'' sonra gözlerini bir kaç kez kapatıp açtı ve tekrar baktı. ''Abla sen? Nasıl yaaaa?'' Gülmemek için kendimi çok zor tutuyordum. ''Evet Asrenciğim.. yedi buçuk hafta kadar sonra teyze oluyorsun.'' şaşkınlığını bütün mahalleye yaymaktan gocunmayan Asren ''Oha teyze oluyorum lan'' diye çığlık atmaya başladı. ''Asren'' dedim solgun bir sesle. ''Gözünü seviyim bir gevezelik yapma da dinle. Annem nasıl? İyi mi bir hastalığı var mı?'' Asren yutkundu. ''Nerden çıktı ki turp gibi maşallah anacığım evde bana kök söktürüyor. Abla bu kadına emeklilik falan yaramadı. Daha üç ayda etti ağzıma bir güzel.'' Gülmeye başladım. Bana baktıkça o da gülüyordu. ''Abla bir kerecik sarılayım mıı?'' Eveeet burdan Asren ile konuşmayı sonlandırmanın vakti geldiği sinyallerini almaya başlıyoruz. ''Anneme görüştüğümüzden sakın bahsetme. Ben artık eve geçiyorum. Ne ile geldin sen, yürüdüysen bırakayım.'' ''Vallaha bu defa yürüyerek geldim abla. Senin bide burada evin mi var. Dur bir dakika!'' şaşırınca gülümsedim. ''Evet var belki bir gün bebek görmeye gelirsin.'' sırıta sırıta ''Belki geliriz ablacımm.'' dedi bu defa.

Arabaya binince bir arabaya baktı bir bana baktı ve ''Ablaaaaaa bu ama bu şey'' dedi. ''Evet'' dedim çok sakince. Altımda Pusat'ın arabasını görünce şaşırmıştı. Ama Asren hanım asla büyümediğini kanıtlarcasına ön koltuğa heyecanla kuruldu ve kapıyı kapatırken ''Oley bee'' diye fısıldadı. Sessiz yolculuğumuza iki dakika katlanabilen Asren hanım kaşla göz arasında telefonunu arabaya bağlamasıyla arabanın içinden çok yüksek sesler çıkmaya başladı. Asren camları sonuna kadar açtı ve ikimizde bağırmaya başladık. Kendimi tutmaya hiç niyetim yoktu çünkü bu anı o yaşamayalı o kadar uzun bir zaman olmuştu ki kendini de sesini de bastıramadı. 'Ayna ayna söyle benden daha gamsızı var mı? Ayna ayna söyle benden daha arsızı var mı? Dünyanın sonuna doğmuşum yada ölmüşüm de haberim yok. İyi bilirdik derler elbet ardında bundan büyük bir yalan yok.' ve soluklandık ardından diğer nakaratı söyleyerek bir nefes daha alıp verdik. 'Sıkıldım çok her dakika düşünmekten, üzülmekten. Artık yok kalmadı gücüm düşmekten, yenilmekten. Pişmanım erken vazgeçmekten kendimden, bu alem geçmiş kendinden. Ne gelir elden?' sırf şarkıyı bitirmek için dolanıyorken mahalleye girmiştim artık. Ve son kez 'Çakma makma üçe beşe bakmam. Önüm arkam sağım solum marka. Bana pastamı verin ekmeğe gerek yok, ben tüketmeden varolamam.'

Arabadan inmeden birer kez öptü yanaklarımdan ve boynuma sımsıkı sarıldı. İndikten sonra az öncesini düşündüm. Nasıl da özlemişim eşek oğlu eşşeği. Güldüm bir an ve aklıma gelen şeyle hemen telefona yöneldim. ''Efendim abla?'' çantamdan günlüğünü alarak ''Aşağı iner misin?'' dedim. İner inmez ''Abla annem kim o arabalı diyor ne yalan söyleyeceğimi şaşırdım.'' ve günlüğü göstermemle ''Abla sen bunu.. nasıl ama ya?'' şaşkınlığına ''Kısaca M'N diyelim annemi bekletme hadi görüşürüz. '' dedim.

. . .

Bir gün gelecekti göstereceklerdi kendilerini, sevgilerini, neler istediklerini. Şimdilik alacaktı genç kadın eline kalemini kusacaktı, dökecekti nefretini. Çıkacaklardı kabuklarından, bu bunalımdan kurtaracaklardı kendilerini. Etrafındakileri bırakarak döneceklerdi, kendilerine geleceklerdi. Asla çok geç değildi, hiçbir zaman çok geç değildi. Fakat önce bir kız büyüteceklerdi.. onların büyüttüğü, onları büyütecek bir kız.

. . .

'26.09

Kalbinin ezgisinde anmak bir insanı. Hatta çok sevmek, ölesiye belki. Karşında durur izlersin, özlersin. Çalışırken izlersin, o müzik dinler ve sen izlersin. O senin ismini kağıda yazıyordur ve sen bunu bilmeden onu yazar, onu izlersin hemde saate bakma gereksinimi bile duymadan. Belki sabaha kadar belki tüm gece sıkılmadan izlersin. Her insanın huzuru bulma yöntemi farklı işte.

Hem onu izler hem onu yazarsın tıpkı şu an benim yaptığım gibi. Karşımda o kadar tatlı ki sanki masum, günahsız bir çocuğun hevesli hevesli kağıt ve kalemle buluştuğu, o bomboş sayfayı kim bilir hangi düşüncelerle doldurduğunu izliyorum. Beni yazdığından, bana yazdığından habersiz bir şekilde. Ben onu kendime yansıttım. Onu kendime yansıtmama izin verdi ve o da bunu adı hatta namı kadar iyi biliyor.

Seni yazıyorum be Pusat. Yine ben seni yazıyorum başka hiç derdim tasam yokmuş gibi. Seninle uzak bile olsak, korkarım ki hep seni yazacağım. Bir şekilde yakınız işte. Seninle ben kim bilir nelere direndik ve kim bilir ben daha nelere direneceğim.

Her ne kadar şu an görüntülü konuşuyor olsakta o kadar tatlısın ki karşımda orada olsam kesin çoktan seni bir sürü bir sürü öpüyor olurdum. Hasret mi bu, bu aralar içimde dinmeyen yangının açıklaması ne ki? 'Ama dön desem, seviyorum seni gel desem. Seni nasıl özledim bir bilsen..' şu an dinlediğimiz şarkı bu. Yine bir dekolte kapatma çabası :) Sen beni mi izliyorsun ki acaba?

Bu kadar uzun yazmayalı çok oldu biliyorum ama onu izlerken kendimi tutamadığımı fark ediyorum. Onu anlatıyorum buraya ve kirpikleri çok güzel duruyor. Göz kapakları ise önündeki kağıda kenetlenmiş beni görmüyor belki fakat pembeliği çok tatlı, çok güzel duruyor. Ben onun göz kapağının pembeliğine kadar her haline, onun her ayrıntısına tutuluyorum galiba, yeniden. Of bir tatlı var ya bakmaya doyamıyorum. Sakalı bıyığına kadar bir öpesim var biliyor musun anlatamam. ''Şarkı bu kadarmış a**na koyayım'' mimiğine, düşünceli haline kurban olduğum. Çalan şarkıya düşen bir Müjde bırakıyorum buraya. Düştüm galiba ben, baya baya düştüm şu an. 'Beni kaç kere vurdular, adını söylemedim...' şarkıya bak be!

Akrostiş yazdı bana yine fakat sonra yırttı. Manyak! Ben ise yalnızca ilk satırını aklımda tutabildim. ''MÜHEBBET HATIRALAR ÇIKMIYOR AKLIMDAN''

Benimde tek aşkım, benimde çıkmıyor aklımdan. Mühebbet hatıraların tümü ezberimde, umuyorum ki ikimizin de unutmaması dileğiyle..

Müjde'

Batar gemilerin bu yağan yağmurlar yüzünden. Asren yatağına uzanmış düşünüyordu. Teyze olacaktı, teyze. Bir yeğeni olacaktı. Ablası hamileydi hemde yıllarca aşık olduğu adamdan hamileydi. Tebessüm etti biraz. Sonra durdu ve ablasının bugün ki halini düşündü. Neden mutlu değildi? Belki de mutluluğa hala alışamamıştı, uzun zaman tatmadığı bir duyguyu aniden hazmedemezdi ki. Annesinin kendisini sofraya çağırdığını duymasıyla uzandığı yatağından kalktı ve annesinin yanına mutfağa gitti. Bugün ablasına bir söz vermişti ve annesi ne kadar ısrar ederse etsin ablasıyla görüştüğünü söylemeyecekti.

. . .

''Merhaba Pusat bey. Gerçekten sizin geleceğinizi duymam sizi görene kadar inandırıcı gelmemişti.'' doktorun cümlesinin bitmesiyle Pusat kapıyı kapatarak koltuğa doktor beyin karşısına oturdu. ''Açıkçası sizin kim olduğunuzu merak etmedim ve hala daha etmiyorum. Ama hastanız Müjde. Benim karım ve kendisi hamile. Doğumuna çok az kaldı ve son altı aydır düzenli ilaçlarını kullanıyor.'' doktor Pusat'ın lafını bölerek konuştu. ''Afedersiniz Pusat bey Müjde altı aydır düzenli ilaç kullanıyor dediniz. Bu demek oluyor ki altı aydır yanındasınız. Yanlış anlamıyorum değil mi?'' genç adamın başını salladığını gördüğünde doktor Erdem bey konuşmasına devam etti. ''O zaman hamilelikle hormonları gereği dozlarının artmış olması gerekir.'' ''Aynen öyle ama bir hafta hastanede kaldı. Rahatsızlanıp bayıldı ve hastanede gözlerini saatlerce açmadı. Doktor bey hemşirelerin az dozda ilaç verdiklerini ve uyanmasına yetmediğini söylediler ama ameliyathaneye aldıklarında kalbi durmuş ve hemen atmaya başlamasıyla uyanmış ve çığlıklarını dışardan ben duydum. Uyandığında çığlık attı.'' doktor Erdem bey şüpheci bir şekilde genç adama baktı. ''Müjde hanım ilacını hiç içmedi mi?''

''Doktorların verdiklerini içiriyorum.'' genç adamın kurduğu cümle karşısında doktor şu sözleri söyledi. ''Ben Müjde hanımın kendi ilacından bahsediyorum. Müjde hanımın resmi bir hastane kaydı yok bu yüzden herhangi bir alınan ilaçta yok. Bakın Pusat bey Müjde hanım benim kliniğimde çok ciddi bir vakaydı ve sürekli terapi merkezlerinden kaçtığı için onu rahat bir ortamdaymış, kilitli değilmiş, buraya gelmek zorunda değilmişçesine tedaviye başlattık ve hiçbir yasal işlem yaptırmadı. Yasal işlem mesleğine, kariyerine yansır diye yaptırmadı ve bunun için kendini öldürmekle tehdit etti ve defalarca denedi.'' Pusat karşısında duran doktor beyi çok dikkatli bir şekilde dinliyordu. ''Ve belki bunlardan size bahsetmem doğru olmayabilir fakat Müjde hanım ilk geldiği gün kendisiyle bir soru cevap seansı gibi bir şey yaptık. Ben tüm kayıtları bir dosyada çıkarttırdım. Verdiği cevaplar hep tekdüze cevaplar oldu. Dinlemek konusunda iyi bir dinleyici fakat istikrarı asla olmadı. İlacını hiç kullanmadı ve'' çekmecesine yönelerek bir ilaç kutusuyla bir dosya çıkardı. ''Bu Müjde hanımla seans dosyası ve diğeri kullanmadığı ilaç. Pusat bey öncelikle doğumdan önce geldiğiniz için çok teşekkürler. Tam olarak ne kadar var demiştiniz?'' Pusat derin bir nefes alıp verdikten sonra ''Yedi buçuk hafta.'' tereddütsüz cümlesi doktoru rahatlatmıştı. ''Yine de çok geç değil. Bu ilacı Müjde hanıma günde üç defa içirmeniz gerekiyor Pusat bey yoksa bebek yaşarken anneyi kaybetme riskimiz çok yüksek olur çünkü Müjde hanım kaldıramayacağı bir psikolojiden bir sürü ilaca terfi edilmiş. Üstelik dozu yükseltilmiş. '' Pusat teşekkürler diyerek elindeki dosyayı ve ilacı aldı. İyi günler dedikten sonra odadan çıktı ve yolun karşısında boş alanda duran tırına yöneldi. Hazır mıydı buna bilmiyordu. Tereddütte kalmaktan ise okumayı tercih etti. Dosyanın ilk sayfasını açtı.

• DE: Merhaba Müjde. Bugün seninle soru cevap seansımızla bir başlangıç yapacağız.

• M: Bekliyorum doktor.

• DE: Hadi şimdi en ters köşe ve en çaresiz halini getir gözlerinin önüne. Yanında olanları sayar mısın?

• M: 1, 3, 5.. hiç.

• DE: Hayatında hüküm süren şey yalnızlık mı?

• M: Evet.

• DE: Hayır! Düşün. Belkide bu sadece kendi kafanda uyguladığın bir projeden ibaret. Ve sen, bu projede çok başarılısın.

• M: Teşekkürler doktor ama burada olmamın sebebi beni tebrik etmeniz değil. Neden böyle söylediniz?

• DE: Çünkü rutin bir hayat sana çok sıkıcı gelirdi, değil mi? Ama emin olmalısın ki bu dünyada rutin hayat yaşayan binlerce insan var ve sana bir sır vereyim mi? Sende bu insanlar gibi dertsiz yaşayabilirsin.

• M: Hadi canım. Nasıl olacakmış o?

• DE: Hayatın berbat mı?

• M: Evet

• DE: Sen böyle düşünüyorsun. Hiç babandan dayak yedin mi mesela yada kocandan?

• M: Evet.

• DE: Yada hiç kaza yaptın mı, ölümden döndün mü?

• M: Evet.

• DE: Hiç yalan söyledin mi veya söylemek zorunda kaldın mı?

• M: Evet.

• DE: Karakolluk oldun mu? Hastanede kaldın mı?

• M: EVET. EVET.

• DE: Birinin hayatını elinden aldın mı mesela, yada kolunu, bacağını?

• M: Evet.

• DE: Peki ya birine borcun var ve ödeyemedin mi? Peşinde kötü adamlar tabirinde insanlar mı var?

• M: Evet. Aa nereden bildiniz.

• DE: DUR..DUR! Peki hiç aşık oldun mu?

• M: Evet doktor. Yanlış zamanda, yanlış yerde, yanlış kişiye aşık oldum, aniden vuruldum.

• DE: Daha kötüsü bile yok aslında. Sen aynaya baktığında ben bir katilim, suçluyum diyemezsin. Yalancıyım diyemezsin. Hele ki ''Ben bunları hakettim'' hiç diyemezsin. Yalnızım da diyemezsin, çünkü sen yalnız değilsin. Bilmesen bile koca evrende hatta çevrende senden binlerce var emin ol. Hepsi senin gibi düşünüyorlar ve susuyorlar, senin gibi.

• M: Doktor bana ezbere yaklaşma. Ben kendime katilim diyebilirim çünkü bu hayatımın katili benim, suçluyum da sen benim kaç suçum olduğunu bilemezsin ve o kadar güzel bir yalancıyım ki yalanıma en başta kendimi inandırırım. Sırf bu yüzden de herşeyi hakettim. Bak hakettim diyorum mani olamazsın buna. Ve doktor ben hiç susmadım sadece konuşacak hiçbir şey kalmamıştı benim için hepsi bu.

• DE: Gözünü aç ve bak etrafına, neleri kaybettiğini bir sorgula.

• M: PUSAT KARAYEL.

• DE: Fazla değer verdiğin fakat hiçe sayılacak insanları gör.

• M: PUSAT KARAYEL.

• DE: Hiçe saydığın her varlığın en değerlisi olduğunun bir farkına var. Sen orada iş, güç çalışırken; başka insanların atanamayıp işsiz kalışı, evine bir ekmek bile alamayışı gelsin aklına.

• M: Peki doktor belki üniversite okumadın ama aşırı derece zeki ve kültürlü bir insansın. Hani olur ya imkanın olmaz okumaya yada anlık bir cahillikle okumadan tutunursun hayata ve önceliğin okumak değil çalışmak olur. Olsun be.. ne insanlar var üniversite mezunu ama sorsan bir kitap okuyup sonunu bile getirememiştir.

• DE: Eee

• M: Eesi..Hayat mücadele edenleri sever doktor ama kendisiyle mücadele edenleri sever. Ben edemedim.

• DE: Ringte mi dövüşüyorsun, arabalarla mı yarışıyorsun sen? Bi' kendine gel!

• M: Ben bu hayatta ancak üniversite sınavında rakip eledim, tabi o da çalıştım. Ve bu da rakibini değil bizzat kendini ilgilendirir. Ya gezer tozar sosyal medyada paylaşımlar yapar ve kendini elersin, ya da çalışırsın kendini, geleceğini, hayatını hatta belki hayallerini kazanırsın. Ama ben kazanamadım doktor.

• DE: Hani nerede polis, nerede hastane? Hırsız mısın sen? Yatalak bir hasta mısın, yoksa katil mi? Yalnız mısın... emin ol değilsin.

• M: Ben yalnızım doktor. Benim için sadece ben vardım. Benim için sadece ya kazanmışsındır, ya da kazanacaksındır. Çünkü kaybetmek gibi bir şık sunarsan kendine kesinlikle kaybedersin. Ben aksini düşünemedim doktor. Çok sevdiğim bir şarkı sözü vardır. '' I'm no beauty queen, I'm just beautiful me.'' diyor ki: Ben güzellik kraliçesi değilim, ben sadece güzelim. Ne derin bir anlam içerikli bir cümle. Bir gün sosyal medya üzerinden soru cevap olarak bir etkinliğe katıldım ve bana bir soru geldi. Yazan kişiyi sadece ben görebiliyordum. Bana ''Nasıl bu kadar güzelsin?'' diye sorulunca bende bu çok sevdiğim sözü Türkçe olarak paylaştım. Bana bunu yazan kişinin cinsiyeti kızdı ve ''Gerçekten bazı şeylerin farkına varmama sebep oldun'' dedi. Şarkıyı dinlemiş ve Türkçe çevirisine bakmış. Mutlu oldum açıkçası. Bazı insanların hayatına iki saniyeliğine dahil olarak onları mutlu edebiliyor ve sonra kendi hayatınıza kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz.

• DE: Ne kadar güzel bir şey fakat bunu kendin niye denemiyorsun Müjde?

• M: Doktor ben lafımı bitirmedim. Fakat unutmayın ki aynı şekilde iki saniyede de bazı insanlara hayatı zindan edebiliyor ve onları darmaduman ederek hayatınıza devam edebiliyorsunuz. Seçenekler net ve yol önünüzdeyken niye bir ah almak ister ki insan.

• DE: Sen neden ah almayı seçtin?

• M: İşte ben bunu açıklayamıyorum doktor. Elimde hayatım var, kuralları benim elimde ve neden oyunu zorlaştırayım ki, basit bir yolla köprüden geçmek varken niye yüzmeyi deneyeyim? Köprüye güvenemiyorken, akıntıdan korkmamak size de saçma gelmiyor mu? Kısaca doktor ben ah almadım ettiğim ahlar benden kurtulup sahibine ulaşamadı hepsi bu.

• Genç adam okuduklarına dayanamadı. Karısı delirmişti ve bunların hepsini kendisi yüzünden yaşamıştı. Ölmek istemişti. Genç adam bir sonra ki sayfayı okudu o sayfa da tek bir soru yazıyordu.

• DE: Senin için Pusat Karayel ne? Bana bugün bundan bahsetmeni istiyorum. Sence sevgine değdiğini düşündüğün birisi mi?

• M: Bak doktor. O, iki trilyon galaksinin birinde, üç yüz milyar yıldızdan birinin yörüngesindeki, sekiz gezegenin birinde bulunan, yedi milyar insandan biri. Ne kadar çabama, ne kadar değmiş sorgulamadım bile. Tek bildiğim şey ben onun ilk bakışına vuruldum bir gülüşüne tutundum, tek dokunuşuyla duruldum!

Daha fazla okuyamayacağını anlayan Pusat dosyayı kapatarak elindeki ilaç kutusuna baktı. Müjde'yi bunu içmeye nasıl ikna edecekti, özellikle de hastanede kalbinin durduğunu dahil daha söyleyememişken.

Ne demiş yazar: 'Omnia mutantur, nihil interit' yani demek istediği

'Herşey değişir, hiçbir şey yok olmaz.'

. . .

'13.02

Bir başlangıç bir yok oluş. Hayat devam ediyor tüm mükemmelliğiyle. Pusat bana günaydın yazmış. Sanki ilk cümlelere bu kadar heyecanla başlamasam daha iyi olurdu ama olsun. Ne yapabilirim ki derken heyecan yapmış bulundum. Bugün yeni bir deftere başladım üstüne gelen heyecanlarım ise cabası oldu. İşin komik yanı şu ki Pusat'ın dün sabah yazdığı mesaja tam 26 saat sonra cevap vermiş olmam. Ne kadar da erken cevap vermişim ya.

Bugün 13 Şubat. Pusat ve Aysu'nun şu olmayan ilişkilerindeki olmayan meşhur aşklarının ikinci yıl dönümü. Hani şu Berenay denen kızın sürekli 'En bal çift aşkınıza hayranım' diye paylaştığı storilerdeki aşk, hani şu unutursalar kalplerinin kuruyacağı aşk, hani şu Aysu'nun telefonunun şifresindeki rakamlarda çıkan 1302 tarihineki aşk. Ah bilmem mi.. bu yüzden geçen sene 'yıl dönümleri'nde benim yanımdaydı.

Gülmemek için kendimi zor tutuyorum şu an. Bu Pusat bey güya bir kızı daha seviyormuş öyle demiş yine saf salağın birisine. Seda Nur hanım, aslında hanım kibarlık ve kız tam bir salak. Neymiş efendim işte o Pusat'ı, Pusat onu seviyormuş sonra bu Pusat beyciğimiz bir yanlış yapmış ee kızda haliyle buna yol vermiş. Ulan ne güldüm ama varya bayağı bir güldüm yalan yok.

Neyse günlükçüğüm. Canım küçüğüm seninle daha bir çok anı, duygu paylaşımı yapacağız. Başlangıcımız böyle oldu ve güzel de oldu ama daha anlatacaklarım bitmedi. Bu yüzden sonra görüşmek dileği ile.

Müjde'

Ellerimden kayıp giden aileme bakıyorum. Mutfakta nasıl eğlenerek yemek hazırladıklarını izliyorum. Kaç gün oldu bilmiyorum ama Pusat olmadığı süre boyunca evin mutfağı gösteren tarafında az ileride arabadan onları izliyorum. Annemi, kardeşimi.. babamı henüz görmedim. Boşanalı çok oluyordu. Belki de bahanemdir bilmiyorum henüz hiçbir cesaret kırıntısı bulamadım kendimde. Babamı görmeye hazır değildim, en azından doğurmadan hiç kimse ile görüşmeyecektim. Annem hiç yaşlanmıyordu ama küçücük incecik kalmıştı. En iyisi kendimi toparlamalıydım en başta şu aptal huyumdan vazgeçmeliydim. Arabayı çalıştırarak doğruca evime sürdüm.

Eve gittiğimde Pusat'ın çoktan benden önce eve gelmiş olduğunu gördüm. Mutfakta oturmuş sigarasını içiyordu. Montumu çıkarır çıkarmaz mutfağa gittiğimde ''Nerdeydin Müjde?'' diye bir soruyla karşılaştım. ''Markete inmiştim.'' deyiverdim bir anda. Of Müjde niye yalan söylüyorsun ki neyine yalan söylemek senin. Sanki marketten bir şey mi aldın. Markete arabayla mı gittin de yalan söylüyorsun. ''Ne zamandır markete arabayla gidiyorsun sen Müjde?'' sigarasını kül tablasına söndürdükten sonra devam etti. ''Yada her akşam karşıdaki markete gitmek için neden benim gitmemi bekliyorsun?'' ayaklandı ve ekledi. ''Ya da neyse ya sen kendi ayakları üzerinde duran kariyer sahibi bir kadınsın. Bana mı haber vereceksin.'' ve hızlıca mutfaktan çıktı. Ceketini ve arabanın anahtarlarını aldığını gördüm sonra ise kapının çarpılma sesini duydum. Ne olmuştu şimdi böyle?

. . .

Genç adam karısının neyi olduğunu düşünmeye başladı. Düşünmekten kendini alıkoyamıyorken ne düşüneceğini bile bilmiyordu. Belki de sorun kendisindeydi, zaten sorun kendisindeydi. Eğer zamanında insan gibi davranmasını bilseydi şu an da böyle olmayabilirdi. Karısının da dediği gibi belki de daha güzel bir hayatları olabilirdi. Pişman mıydı acaba ya da karısı artık onu istemiyor muydu? Tama kabul ediyordu sürekli yoldaydı ve bu zamanında yanında olamayarak onu çok ihmal etmişti. Ama kaç gündür eve erken geliyordu ve karısı ortalıkta yoktu ve kendisinin eve erken geldiğini bile fark etmemişti karısı. Eline, geçen gün doktorun verdiği dosyayı aldı. Evden çıkarken köşede duran ve muhtemelen karısının farkına bile varmadığı dosyaya baktı. İlacını bir kaç defa diğerleri ile beraber vermişti ama günde sadece iki defa verebilmişti. Dosyayı açtı ve başka bir seansı okumaya başladı.

• DE: Evet Müjde hanım bugün bana tekrardan Pusat'ı anlatmanı istiyorum.

• M: Yakıcı yıkıcı yıpratıcı bir kişilikti o. Biraz acayip ve fazla egolu. Kumral saçları vardı, gözleri ise anlatılamaz fakat içinde yaşarsın. Kötü deseniz kötü biri değildi ama iyi biri de değildi. Esrarengiz, sert, acımasız ama sempatik. Bağlıydı da aslında ama puşttu işte.

• DE: Peki Müjde hanım Pusat bey size ne yaptı bu kadar?

• M: Çok yaktı doktor. Çok yandım çok yaktı. Çok yıkıldım, bıraktığı enkazlar altında kaldım. Çok yıprandım hurdaya dönmüş hayatımda. Ama o hiç gocunmadı, beni de istemedi zaten ve o hep yaktı, hep yıktı, hep yıprattı, hep devam etti.

• DE: Vazgeçmeyi denemelisin demeyeceğim. Bunu başarmış olsaydın burada zaten olmazdın fakat Müjde hanım bir süreliğine Pusat beyin ismini anmayacağız.

• M: Hayııırrr!

• Ve ardından gelen şok etkisi titremesi ve çığlıkları ardından yedi gün sürecek bir karantinaya alındı. Fakat ilginç bir şekilde Müjde KAYA isimli hastamızda bir 'Nyctophilia' yani karanlığı sevme hastalığı teşhis edildi.

• Nyctophilia: Karanlık ortamlarda kişinin kendisini daha rahat ve huzurlu hissetmesidir.

• Karanlık yedi gün karantina sonunda Müjde KARAYEL'in cümlesi ile seans ve teşhis sonuçlarımız sonlanıyor.

• M: Nyctophilia diyorlar. Karanlığa bırakıyorlar. Sanırım ortak hobimizi buldum Pusat Karayel.

• . . .

• DE: Merhaba Müjde hanım. Uzun bir aradan sonra kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

• M: Bu zamanı uzatabileceğimizi düşünüyorum sadece. Kendimi düşünme vakti hiç bulamadım.

• DE: Peki ne düşündünüz?

• M: Karayel'i

• DE: Müjde hanım sizinle bu konu hakkında konuştuğumuzu hatırlıyorum.

• M: Bende bu konuşmanın sonucunu hatırlamıyorum doktor bey. Ayrıca siz bana Pusat beyi anmayacağız dediniz. Hem süremiz doldu hem de ben ismini anlaadım.

Genç adam daha da fazla okuyamadı. Karısının neyi vardı böyle. Olan bitenlerin her biri sadece bilinçaltında olan bitenden ibaretti. Daha fazlasını yaşamasının hatta belki delirmesinin sebebi neydi? Günlüğünde yazıyor mudur acaba diye düşündü. Çok düşündüğünü fark eden genç adam dağın tepesinde manzaraya karşı park ettiği arabasını çalıştırdı. Aşağı çarşıya doğru sürmeye başladı. Açık bir büfeye girerek sekiz şişe bira almıştı ki tekrar hepsini yere bıraktı. Yerine otuzbeşlik bir rakı şişesi alarak büfeden çıktı. Tam arabaya binecekken yolun karşısındaki dükkana kaydı gözleri. Kayınpederi karşısındaydı, reis işinin başında diye geçirdi içinden bir an. Acaba kızının burada olduğunu ve bir buçuk ay sonra bir torununun olacağını öğrense ne tepki verirdi. ''Neyse'' dedi genç adam ve arabasına binerek arabayı eve sürdü. Binanın arkasındaki parkın orada durdu ve bu defa karısını alttan alması gereken kişi olduğunu düşündü. Şişeyi açtı ve içmeye başladı. Saatin kaç olduğundan habersizdi. Bir saat geçti, iki saat geçti, üç dört.

. . .

'Save you advice cause ı won't hear.

You made me right but ı don't care.

This a million reasons why ı should give you up!

But the heart wants what it wants..'

Selena en büyük destekçim olmaya devam ediyordu her şarkısıyla her anıma. Sabah saat 06:39. Güneşin doğuşunu evimin balkonundan izlemeye karar verdim. Battaniyemi sırtıma sardım ve Kırmızı koltuğuma oturdum. Telefonumun çalmasıyla neredeyse uykuya dalacak olan gözlerimi araladım. ''Napıyorsun?'' sesi kısık geliyordu. ''güneşin doğuşunu izliyorum. '' telefonu kapattı. Kapatır kapatmaz balkonun camını açtım. Derin bir nefes almak bahanemdi çünkü gözlerim etrafta arabayı arıyordu. Ve bir anda belime sarılan elleri bedenime yapışan başka bir bedeni ve boynumda nefesini hissettiğim bir çift dudağın yakınlığıyla o kelimeleri duydum. ''Hadi sen güneşi izle, bende benim güneşimi izleyeyim.'' Ve ben iptal.

Zamanında bir virüs vardı ortalıkta seneler önce. Okulların tatil olduğu uzaktan eğitime geçildiği ve benim asla o eğitime uymadığım daha çok uyuduğum zamanlardı. Kim bilir kaç sene oldu. Bu virüsün bize yaşatmadığı kalmamıştı. Daldı aklım geçmişe.

'20.03

''Gerçekten virüs olsam ben bırakıp gidersin dimi?''

''VİRÜS bile olsan öpmeye doyamam seni''

''Seviyorum seni tatlı rüyalar..''

''Bende seni hemde çok.''

ve görüntülü konuştukları telefonu kapatırlar.'

. . .

'04.10

Haykıracak nefesim kalmasa bile.. Başa çıkmak çok zor olur bazen. Kimseyi memnun edemezsin hayatında. Bugün 4 Ekim.. haykıracak nefesimin kalmadığı tarih.

Herkes, etrafımızdaki herkes bana yapılanın farkında. Herkeste bir yardım çabası.. sanki iyiliğimi istiyor gibiler. Çocukmuşum ben, soğutmuşum kendimden, tekrar ısıtamazmışım.. öyleymiş böyleymiş. Ben aptal bir insan değilim ve herşeyin farkındayım. Çok çabaladım ama olmuyor işte bizden bir bok olmuyor. Olmasına izin vermiyor çünkü beni istemiyor. Bir takım yardımlara başlıyorum. Gerçek insanlardan gerçek yardımlara. Ve artık sadece onu değil, yazmayı da tamamen bırakıyorum.

Hoşça kal!

Müjde'

. . . 7 Hafta Sonra . . .

Karısının çığlıklarının kolidorları inlettiği sırada Pusat ameliyathanenin kapısında ne yapacağını bilemeyecek halde bir o yana bir bu yana gidiyor. Kolidorda volta atıp duruyordu. İki saatin ardından bebeğin sesini duyan Pusat Karayel, içinde beliren hissini tarif edemeyeceğini fark etti. Dili düğümlenmişti sanki. Heyecanına yenik düşerek çöktü oturaklardan birinin üzerine. Müjde'yi hastanenin odalarından birine almalarıyla Pusat kendisine geldi. Karşısında duran miniğe baktı. Kızına baktı. Karısı henüz uyanmamıştı. Daha doğrusu uyumadığı için ilaç vermişlerdi ve uyutmuşlardı. Bebeğini kucağına aldı genç adam. Minik gözlerine baktı. Kucağına almasıyla kıpırdandı biraz ve gözlerini yarım bir şekilde açmaya çalıştı. Pusat kendisini istemsizce sırıtırken yakaladı. Bebek ise onu öyle gördükçe gülüyordu o ufacık mimikleriyle.

Birkaç geçen saatin ardından gözlerini aralayan Müjde yanında duran koltukta kendisine bakan kocasını gördü. ''Uyandın mı annesi?'' tebessüm etti kadın. ''Uyandım. Uyandım da annesi olduğum evladın ismi ne olucak Pusat?'' genç adam bir sabır çekerek konuştu. ''Yahu yeni doğan bebeğe insan bir merhaba der'' Kadın gülümsedi ve Pusat'tan bebeği getirmesini istedi. Bebeğini kucağına aldığında üzerine doğru dua okuyup okuyup üflemeye başladı ve babasına verdi. Pusat bebeğini kucağına alır almaz kulağına doğru üç defa fısıldarken Müjde de yanına doğru yaklaştı. Babası Hifa diyerek fısıldadı annesi ise Sultan.

. . .

''Pusat ben gitmek istiyorum.'' derin bir nefes aldım. ''Ben gitmek istiyorum. Burada kalmak istemiyorum deliriyormuş gibi hissediyorum. Çok gürültü var, çok ışık var.'' genç adam elinde tuttuğu su bardağını salondaki televizyon ünitesinin üzerine bıraktı. ''Ne demek gitmek istiyorum. Nereye gitmek istiyorsun?'' kadın delirmek üzereydi sanki. Kocasının her kelimesi beyninde yüksek bir yankı yapıyordu. ''Sus'' bağırdı elleriyle kulaklarını kapatırken. ''Sustur şu çocuğun sesini'' diye bağırdı bu defa kadın. Yastıkları fırlatmaya başladı duvara doğru. ''Ben buradan gitmek istiyorum'' diyerek çığlık attı bu defa ve olduğu yerde yere çöktü ''Defolun!'' ve olduğu yerde titreyerek yığıldığı yerde kaldı.

Uyandığında yatağında olduğunu gören Müjde yanındaki kocasıyla çocuğuna baktı. ''Başım çatlıyor. Ne oldu bana böyle?'' Pusat şaşkınlıkla karısına bakakalmışdı. ''Sen hiçbir şey hatırlamıyor musun?'' Müjde kafasını hayır dercesine iki yana salladı. ''Uyandığına göre ben biraz dışarı çıkıyorum.'' ceketini alan adam kapıyı çarparak çıktı evden.

''Erdem bey müsait miydiniz?'' evden çıkar çıkmaz doktor Erdem beyi arayan Pusat Karayel karşı taraftan olumlu yanıt almıştı. ''Müjde bugün kriz gibi bir şey geçirdi. Susun diye bağırmaya başladı ve'' doktor Erdem bey genç adamın lafını böldü ''Pusat bey Müjde bebeğe mı saldırdı?'' ''Sadece susturmam için bağırdı. Sanki.. sanki başka birisinin bebeğiymiş gibi davranıyordu. Saldıramadan titremeye başladı ve sonra yere yığıldı kaldı. Üç saat kadar uyanmadı.'' doktor endişeyle ''Pusat bey ilacını düzenli olarak içiriyor musunuz?'' diye sordu. Genç adam bir anlığına düşündü ve ''Bir haftadır kullanmıyor.'' diye yanıtladı. ''Pusat bey ne olursa olsun o ilaçları Müjde hanıma içirin ve sakın onu bebekle yalnız bırakmayın.'' Pusat'ın telefonu kapatmasıyla eve doğru koşmaya başlaması bir oldu. Telefonla konuşurken bir hayli ilerlemişti. Daha eve yaklaşmadan telefonuna bir mesaj geldi. 'Pusat çabuk eve gel!'

. . .

Eline bir kağıt ve bir kalem aldı kadın. Bir de odasının çekmecesinde duran renkli zarflardan kırmızı olanını.

Ben bu hayatı tanıyamadım. Bu yanımda duran eşyalar, bu ev, bu çocuk benim değil. Pusat sende bana ait değilsin. Ben sizi hatırlamıyorum ve kendi canıma zarar vermek istemiyorum. Ben gidiyorum Pusat Karayel. Gidiyorum ben, başka bir dünyaya. Belki tedavi olurum fakat artık çok zor. Biliyorum bu yazıyı okumama riskin var çünkü sen uzun yazıları asla okuyamazsın. Kızımıza çok iyi bak olur mu? Belki bir gün normal bir anne olurum ve geri dönerim. Kim bilir belki tedavi olurum. Ama ona çok iyi bak olur mu babası. Ona güneşin doğuşunu izlet mesela ya da beraber film izleyin. Biz hiç sinemaya gidemedik seninle oturup bir film izleyemedik belki ama bunları kızına yaşat olur mu? Kızımız annesini bir cadı olarak bilsin ama tatlı bir cadı. Ona cadıları kötü anlatma. Hoşçakalın Gökyüzüm ve gökyüzümdeki tek hilalim.

Müjde Karayel.

Yazdığı kağıdı katlayarak zarfa koydu ve yatağın başucundaki komodine bıraktı. Ceketini giydi ve bir çantaya bir kaç eşya tıkıştırarak arabanın anahtarlarını aldı. Evden çıkarken bebeğin ağlama sesini duymaya başladı. Gidip kocaman birer öpücük kondurdu yanaklarına. Telefonuna uzandı sonra ve bir mesaj attı kocasına ardından çantasını da alarak kapıyı çarptı ve çıktı. Nereye gidiyordu bilmiyordu. Arabasına bindi ve yolun sonunun İzmir'e çıktığını gördü. Elleri titreye titreye direksiyonu kullanan kadın çalan telefonunun sesiyle çığlık atarak sağa çekti arabayı. ''Yeter'' diye bağırışlarının ardından telefonu tamamen kapattı ve çantasının içerisinde bir yere gelecek şekilde tıkıştırdı eşyaların arasına.

. . .

Genç adam yetişememişti. Kapıyı açtığında kızının hıçkırıklı ağlayışlarını duydu. Koşarak yanına gitti. Kucağına aldı ve biraz salladı. Bebeğin uyuduğunu gören genç adam mutfağa geçerek bir sigara yaktı ve masanın üzerinde gördüğü kırmızı zarfı eline aldı.

Karısı kendisini çocuğunu terk ederek gitmişti. Hifa başında bir anne kokusu bulamayacaktı artık. Babası canlı bir ölüydü, annesiyse cansız bir hayal. Daha bir ayını doldurmadığı bu dünyada hiçbir şeyin farkında olamadan en büyük kaybını yaşatmıştı hayat. Daha çok küçük yaşta annesini kaybetmiş ve ilk lanetini okumuştu bu dünyaya belki farkında bile olmadan. İlk kelimesi annesi tarafından bilinmeyecekti. Kim bilir belki de anne diyecekti. Dünya ilk düşmanı olmuştu. Göremediği gülüşünü çalmıştı annesinin ondan. Artık gülüşü bir yabancınındı, çalmıştı ondan annesinin kokusunu, huzurunu. Ve Hifa Sultan Karayel hayata kim bilir kaç sıfır geriden başlayarak geliyordu.

. . .

Ben gücümün bedenimi terk edişini izledim. Çünkü artık bu kalpte atacak saniye kalmadı. Ne demişti kocası yıllar önce. 'Elbet bir gün değil, hergün ama belki bir gün!'

Bu defa oyunu ben bozuyordum!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.