8 Gün Sonra/ Cumartesi
Melek bana bakıp gülerken ben de gülmeye başladım. Bana elindeki bandanayı vermişti. Melek bu gün gidiyordu. Yurt dışına ameliyat için bir ay kalması lazımdı. Biz de ona veda için mini parti düzenlemiştik. Parti derken aile içi pasta alıp kestik. Yarın sabah Melek'in uçağı vardı. Bu nedenle bizden ayrılacağı için morali bozuktu.
Moral bozulması derken.. Kerem de iyi değildi. Sekiz gün geçmişti ama hiçbiri ile konuşmamıştı. Melek'in de gidişi onu içten içe yıpratıyordu.
Pastadan bir dilim Melek'in tabağına koydum. Melek bana bakıp "Uzakta olsam da her şeyi bilmek istiyorum." Dedi, gülümseyip "Tabiki." Dedim. Melek olan her şeyi bilen tek kişiydi. Aras'ın yaptıkları, Burak'ın yanlış anlaması vs. her şeyimi biliyordu. Bu nedenle ona olmayan kız kardeşim gibisin diyorum. O benim için herkesten, her şeyden özel.
Pasta dilimini yerken Melek elindeki bilekliği çıkarıp birini bana birini Kerem'e verdi. "Beni unutmamanız için." Diye söyledi, ona karşı göz devirdim. "Seni unutursam kalbim kurusun kuzen." Tüm samimiyetimle ona gülümsedim.
Saatler geçerken Melek son gecesinde benimle kalmak istedi. Herkes evlere dağıldığında Melek ile beraber benim odama geçtik. Melek yatağıma oturunca ben de dağınık olan dolabımı düzenlemeye başladım. “Nasılsın?” Diye sordu, elime birer pantolon alıp onu katladım. “İyiyim, sen?" Dolabımda pembe bir ceket buldum. Bunun burada ne işi var? Pembe ceketi hırkaların oraya astım. Melek ile göz göze geldiğimde bana dikkatle baktığını fark ettim. “Ne oldu?” Diye sordum, bana karşı gülümsedi. “Ben gittikten sonra eski haline dönmeyeceksin değil mi?” Tekrar dolabımın yanına gidip kıyafetleri toplama devam ettim. Bahsettiği halim açıktı, geçen hafta yine kendimi kaybettim. Defalarca banyoya girdim, evden çıkamadım, telefon numaramı değiştim. Bunları yaşarken Melek beni zorla bir psikiyatriste götürdü. Psikiyatristimin adı Samet’di. Ona güvenmediğimden her şeyi anlatamadım ama Melek öyle düşünmedi. Samet’in bana iyi geleceğini bu nedenle her şeyi ona anlatmamı istedi. İlk konuşmada ilaç veren kişiye kim güvenebilir ki?
Melek yanıma gelip bana baktı. “Bana söz ver.” Neye dair söz vereceğim ki? Melek elimi tutup sıkıca okşadı. “Daha güçlü olacağına dair söz ver Defne.” Gülümseyip ona bakınırken “Söz vermezsen yurt dışına gitmem.” Dedi, gülümsememin yerini sinirle kaşları çatılmış bir yüz aldı. “Söz, bir daha da beni kendi sağlığın ile tehdit etme.” Diye uyardım onu, bana belli etmese de sağlığı konusunda korktuğunu biliyordum.
Dolabımı düzenledikten sonra ikimiz de benim yatağıma oturduk. “Söz verme sırası sende.” Dedim, Melek kaşlarını yukarıya kaldırınca “İyileşeceğine dahi söz ver.” Diye söyledim. Kafasını olumlu anlamda salladı. “Söz ki elimden geleni yapacağım.” Yalandan kaşlarımı çatıp “Aksine, elinden gelenin fazlasını yapacağına dair söz istiyorum.” Dedim. Melek bana sıkıca sarılıp “Söz.” Deyince ben de sarılmasına karşılık verdim.
Pazar
Akşam Melek ise sohbetten sonra sabah kahvaltısına dışarı çıkacağımızı bilmiyordum. En azından sabahın beşinde kahvaltı yapacağımızı biri söyleyebilirdi, öyle değil mi? “Kaçta uyudunuz siz?” Diye sordu Kerem, Melek gözlerini açmadan elleriyle ikiyi gösterdi. Tek eliyle de gösterebilirdi ama her neyse. “Aferim size, üç saatlik uyku ile mi duruyorsunuz yani?” Kerem bizi azarlarcasına konuştu. Yanımızda ailelerimiz var diye bağırmıyordu. Resmen ailelerimiz bizi azar yemekten kurtardı.
Ellerimi iki yana açıp esnerken “Sabahın beşinde kahvaltıya gideceğimizi kimse söylemedi.” Diye isyan ettim. Ayfer teyze “Sabah yedide Melek’in uçağı var Defne kaçta kahvaltı yapalım?” Diye konuştu. Melek bana bakıp kıs kıs gülerken “Haklısın Ayfer teyzecim ama senin kızın beni sohbete tuttu diye bunların hepsi.” Dedim. Melek’in kafama vurması ile kendimi geri çekmem bir oldu.
Kerem ayağa kalkınca “Nereye?” Diye sordum, Kerem ise ‘Boş ver’ manasında bana kaş göz yaptı. Başka bir şey de demiş olabilir ama bunu anlayacak kadar zihnim açılmadı. Melek’in omzuna başımı koyunca o da benim başıma kafasını koydu.
Melek ile huzur içinde uyumaya çalışırken kafamızdan aşağıya dökülen suyla geri çekildik. “Ne oluyor ya!?” Diye bağıran Melek’e baktım. Sırılsıklam olmuştuk. Bize su döken kişiye doğru baktığımda Kerem olduğunu gördüm. Demek ki bu nedenle demin masadan kalktı.
“Kerem!” Hızla ayağa kalktım ama annemin sesi ile mecburen geri oturmuştum: “Ben söyledim yapmasını.”
Bunu annemden beklemezdim ama Kerem’den hiç, yok ya Kerem’den beklerdim. Sinirle bir Kerem’e bir anneme baktım ama Melek’le benim dışımda herkes gülüyordu. “Bu cidden lanet olası bir şey! Uçağın arkasından su dökseydiniz bari.” Dedi Melek, kaşlarımı yukarıya kaldırıp “Sen niye öyle konuşuyorsun?” Diye sordum çünkü Amerikan dublajı yapıyordu.
Melek bileğindeki tokayla saçını atkuyruğu yaparken “Ben yurt dışına gidiyorum, orada herkes öyle konuşuyor.” Diye açıklama yaptı. Melek’in omzuna vurdum. “Ama sen Türkçe konuştun.” Melek bana şaşırmış gibi bakarken “Amerikanca konuşman lazım.” Dedim.
Kerem’in kahkaha sesleri üzerine ona baktım. “Sen ne gülüyorsun su döken?” Yalandan öksürüp tüm ciddiyeti ile “Amerikanca diye bir şey olmadığındandır belki de.” Dedi, Melek ile birbirimize bakıp kahkaha attık. “Tabi ki var abi, Türkçe varsa Amerikanca da var.” Dedi, Melek’in bütün büyüyü bozması ile Melek’i izledim. “Mesela Frsansasca da var.” Kerem ile beraber kahkaha attık.
Islak olan üstümüz güneşten dolayı hızla kurumuştu. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Melek’in küçük valizini evde unutması üzerine eve geri dönmüştük. Evden son valizini alınca havalimanına geldik. En son buraya geldiğimizde Giray’ı yolcu etmiştik. Aklıma geldiklerinde bir tık üzülüyorum ama belli edersem dağılmaya korkuyorum.
Melek hepimizle tek tek vedalaşmıştı. Sıra bana sarılmaya gelince “Abim sana emanet, dikkat edin.” Demişti. Onun yanağını öpüp “Varınca bana mesaj at.” Demiştim.
Melek gittiğinde biz de eve geçmiştik. Yol boyu Ayfer teyze “Çiğ böcek yedirecekler kızıma.” Diyerek yurt dışı yemeklerini kötülüyordu. Kerem ise annesinin moralini espri ile düzeltmeye çalışıyordu.
Eve geldiğimizde hepimiz evlere dağıldık. İçimde bir boşluk vardı bunun nedeni kesinlikle Melek’in gidişiydi. Odama geçince yatağımın üzerine bir mektup buldum. Mektubun üzerine ‘Melodan Defoya’ yazıyordu. Mektubun içini açınca birer kağıt buldum. Kağıdı okumaya başladım:
Kuzi biliyorsun ki veda etmeyi pek sevmem ama bu bir veda mektubu. Bana söylemeseniz de tekrardan kansere yakalandığımı ve üçüncü evresinde olduğumu biliyorum. Annem onlar konuşurken yurt dışı ihtimali sadece %10‘luk bir derecede iyileştireceğini duymuştum. Merak etme sana verdiğim sözü tutup elimden gelenin fazlasını yapacağım ama eğer işler kötü giderse diye bunu yazma kararı aldım.
Defom, sen benim ablam gibisin. Seni çok sevdiğimi bilmeni isterim. Ölürsem vasiyetim şu ki: Abime çok iyi bak. Biliyorum benim abim senin abin ama bu sefer daha dikkatli bak. Ölürsem onu senden başkası toparlayamaz. Vee kuzen her zaman güçlü ol. Senden iki isteğim vardı. Bunları da biliyorsun.
Eğer mucize olur da ben iyileşip dönersem bu sefer beraber yurt dışına gidelim olur mu? Seni çok seviyorum abla. İyi ki hayatımdasın.
- En sevdiğin kardeşin Melek
Gözlerimdeki yaşları tutamadım. Ben daha gözümden akan yaşı silemezken kapının çalması bir oldu. “Defne kapıya bakar mısın?” Diye annem içeriden seslendi. Kapıya gidip kapıyı açtım. Kerem elinde bir mektupla bana bakıyordu. “Odama geç geliyorum.” Dedim, Kerem odama geçerken ben kapıyı kapatıp yanına geçtim.
Yatağıma oturmuş bana bakıyordu. “Veda mektubu yazmış.” Dedi, kafamı onaylarcasına salladım. “Bana da yazmış.” Dedim. Yanına oturup Kerem’e elimdeki mektubu uzattım. Kerem de kendi elindeki mektubu bana verince okumaya başladım.
Abilerin bir tanesi, veda mektubu yazıp seni üzdüğüm için özür dilerim ama bunu yapmak zorundaydım. Ne zaman yanında ölümden bahsetsem beni susturuyorsun. Yurt dışının son çare olduğunu biliyorum bu nedenle sana bunları demek istedim:
Eğer hayatının geri kalanında yanında olmazsam yas tutma çünkü ben senin her zaman kalbinde olacağım. Ağlama desem de sen beni dinlemeyeceksin biliyorum ama çok ağlama olur mu? Benim tarafımdan üzülmeni istemiyorum. Hem söz ki ben seni bırakmamak için direneceğim.
Vasiyetime gelirsek: Benden sonra Defne’yi toparla, onun senden başka kimsesi yok. Özellikle bu zamanlar. Annem onlara söyle kırk gece kırk gün yas tutmasınlar. Onları tüm kalbimle seveceğime ve izleyeceğime eminim. Son olarak, sen hep mutlu ol tamam mı? Benim için hep mutlu ol.
- En sevdiğin kardeşin Melek
Mektubu kenara bırakıp gözlerimi sildim. “Bu kız cidden salak.” Diye söylendim. Kerem mektubu okumayı bırakınca kenara koydu. “İyi olacak, boşuna yazmış bunu.” Dedi Kerem, ona gülümseyip “Kimin kuzeni? Tabi ki iyi olacak.” Diye teselli verdim.
Kerem ise bir süre sessiz kalmıştık. Sessizliği bozan annemin odaya gelişi oldu. “Kim geldi De- Aa hoş geldin Kerem.” Kerem gülümseyen bir ifadeyle anneme baktı. “Hoş buldum, biz tam Defne’yle yürüyüşe çıkacaktık.” Dedi, öyle mi yapacaktık? “Siz mi? Barıştınız mı diğerleriyle?” Annemin sorusu üzerine Kerem cevaplamak istemezcesine bana baktı. “Hayır anne.” Diye ben cevapladım sorusunu.
Ayağa kalkıp “Hadi çıkalım.” Dedim Kerem’e. Kerem de ayağa kalkınca odadan çıktık. “Akşam erken gelin yeni dizi başlıyor.” Dedi annem, kapıya gidince ayakkabımı giyinmeye başladım. “Hangi diziymiş?” Diye sordum. “Sahte Sevgilim, Ersin Türk’ün ilk dizisi.” Gülümsedim. Ersin Türk de annemle benim ortak sevdiğimiz tek ünlü. “İzleriz bir tanem.” Dedim ardından apartmandan çıktık.
Kerem ile beraber sahil kenarına doğru yürüdük. “Nasılsın?” Diye sordum, Kerem bıkkın bir ses tonuyla “Yorgun.” Diyerek cevapladı. “Yapmadım.” Olduğu yerde durdu ve bana baktı. “Ben sana verdiğim sözü tutamıyorum Defne.” Kerem bana ne hakkında söz vermişti ki? “Ekip dağıldı, Melek gitti.” İçten bir şekilde nefes verdi. Kerem’in boynuna kollarımı dolayıp sarıldım.
“Her şey çok güzel olacak.”
Geri çekilip bana baktı. “Olmayacak artık Defne. Bazen kabullenmek lazım.” Kerem ile beraber yürürken onu dinledim. “Ben ekibi toparlamak için önce Burak’ın evine gittim. Karşımda olan kişi o değildi, bambaşka biriydi.” Kafamı Kerem’e çevirip ona baktım. “Nasıldı?” Kerem kafasını hafifçe eğdi. “Bilmiyorum sadece konuşmuyordu. Sanki tamamen içine kapanmış gibiydi.” Önüme döndüm. Kerem’in en azından yanında ben ve Melek vardı ama Burak tamamen kimsesizdi. Bu nedenle içine kapanması çok normal. “Burak’tan sonra kimseye gidemedim.”
Kerem’e moral vermeye çalıştım ama pek başarılı olduğum söylenemez. Kerem ile yaptığımız uzun yürüyüşten sonra markete girip akşam izleyeceğimiz dizi için atıştırmalık aldık. Büyük ihtimalle Ayfer teyze de bize gelecekti bu nedenle onun sevdiği cipsi de aldım.
Eve geçmeden önce Kerem'e "Bana söz verdin diye değil kendin için yap ama bu toparlama işi seni yoruyor ise uğraşma." Demişim. Kerem ise bana gülümseyip "Sözüm söz, bu senin için de geçerli." Demişti ve konu böylecelikle kapanmıştı. Şuan evde, salonda oturuyoruz. Annem ve Ayfer teyze tatlı istedikleri için tatlı hazırlıyorlardı. Ben ise Melek'e mesaj atıyorum. Bu uçak kaç saat havada kalacak? Neredeyse öğle olacak.
Eve geçtiğimizde ilk işim duşa girmek oldu. Artık huy haline getirdim. İçimdeki o pis düşünceler yok olana kadar vücudumu yıkıyordum. Pek işe yaradığı söylenemez ama ben yapmaya devam ettim. Banyodan çıkıp odama geçince üstüme sarı civcivli pijamalarımı giydim. Saçımı atkuyruğu yaptıktan sonra örüp ucunu lastikle bağladım.
“Defne Melek arıyor!”
Ayfer teyzenin bağırması üzerine nasıl salona koştuğumu hatırlamıyorum. Görüntülü arıyordu. “Nasıl açacağım şunu?” Diye sordu Ayfer teyze, Kerem annesinin elinden telefonu alıp konuşmayı başlattı. Kerem telefonu tutuyor, biz ise arkadan telefona bakıyorduk. Yani kamera hepimizi görüyordu.
Melek gülümseyerek “Özlediniz mi beni?” Diye sordu, Kerem alaylı bir şekilde “Ne özlemesi kızım? Yataklarımızı birleştirip büyük yatakta yatacağım.” Dedi. Ayfer teyzenin Kerem’in kafasına vurması ile kahkaha attım. “Yine en sevilen çocuk benim her halde.” Şımarık bir edayla konuşmuştu. Kerem ise abilik görevini yaparak onu ciddiye almıyordu.
Annem ve Ayfer teyze Melek’e bir sürü soru yöneltince “Durun, tek tek cevaplayayım.” Dedi Melek, arkadan biri Melek’e seslenince “Geliyorum.” Diye konuştu. Bize yani kameraya dönüp “Beni emanet ettiğiniz doktor burada çok ünlüymüş, benimle beraber Türkiye’den sekiz çocuk getirdi. Hepimiz ev gibi olan hastanede kalıyoruz. Şimdi de kan falan vermem lazım. Sizi akşam geri arayacağım.” Diyerek özet geçti.
Telefon kapandıktan sonra herkes rahat bir iç çekti. “İyi bari, sağlam şekilde inmişler.” Dedi annem, Ayfer teyzenin dolu gözlerini görünce arkadan boynuna sarıldım. “Sultanım kız iyi, sen niye ağlıyorsun?” Diye sordum, Kerem telefonu masaya koyup bize baktı. “Çocuğuma kim bilir neler yedirecekler.” İstemsizce kahkaha attım. Kerem annesinin elini tutunca ben geri çekildim. “Anne ben araştırdım orayı, yiyeceği yemekler sağlığı açısından en iyi olanlar.” Ayfer teyze elinin tersi ile gözlerini sildi.
“Ne ki bu meşhur yerin adı?” Kerem sorumu cevapladıktan sonra telefonumdan küçük bir araştırma yaptım. Melek’in dediği gibi ünlü bir doktormuş. Arada zoom toplantıları yapıp bu hastalıklar hakkında bilgi veriyormuş. En güzeli ise kendisine ait bir sitesi olması. Her gün ‘günün fotoğrafı’ adı altında hastalarının ne kadar iyi olduklarına dair fotoğraf atıyordu. Bu sayfaya sık bir şekilde bakacağım belli oldu bile.
Akşama doğru Melek’in babası yani Turhan amca da bizim eve gelmişti. Zaten koca aile apartmanımız üç katlıydı. Biz ortanca kattaydık. Kerem onlar ise en üst katta bunun nedeni ise Ayfer teyzenin annemden bir yaş büyük olmasıymış. Dedem öyle söylemişti. En alt katta ise dedem ve anneannem oturuyordu ama onlar bir süredir köyleler. Büyük ihtimalle iki haftaya kalmaz gelirler. Yani hava soğuk olunca gelirler.
Bizim akraba bağları biraz tuhaf, Turhan amcaya aslında Turhan enişte demem lazım ama ‘Öyle deme kendimi iç güvey hissediyorum.’ Dediğinden dolayı hep amca derim. Melek anneme direkt Emoş derdi. ‘Bir daha teyze demekle mi uğraşacağım?’ Diyordu. Kerem en normalimiz, bu nedenle kim neyse ona göre seslenir. Zaten Kerem dedem ve anneannemin en sevdiği torunu. Bunun nedeni ilk torunları Kerem diyeymiş ama ben inanmıyorum. Ne yani? Annem beni geç doğurdu diye ben en sevilen olamıyorum. Saçmalık.
Kerem etrafa bakınınca “Ne oldu?” Diye sordum, Kerem kafasını yerden kaldırıp bana baktı. “Tableti bulamıyorum.” Ben de Kerem ile beraber tableti aramaya başladım. “En son evde gördüm ben onu.” Dedi Turhan amca, Kerem’e baktığımda bıkkın bir şekilde bakınıyordu. “Şimdi üst kata kim çıkacak?” Diye isyan etti. Kerem’in bana bakması üzerine Ayfer teyzenin oturduğu koltuğun arkasına saklandım. “Defne çık al gel.” Cümlesi üzerine Ayfer teyze Kerem’e yastık atmıştı. “Kalk kendin al tabletini.”
Kerem’in yanına geçip Ayfer teyzeden aldığım rahatlıkla “Kalk al.” Dedim. Kerem kafama vurunca anlık bir beynimin zonklaması gerçekleşti. Ben daha beynimin kendisine gelmesini beklerken Kerem kolumdan tutup beni koltuktan kaldırdı. “Anca beraber kanca beraber.” Hay ancaya da kancaya da…
Kerem ile beraber üst kata çıkınca tableti aramaya başladık. Turhan amca keşke nerde olduğunu da söyleseydin. “Melek alıp gitmiş olmasın.” Dedim, Kerem bana susmam için bir şeyler mırıldanırken onu duymazlıktan geldim. En sonunda salondaki koltuğun üstünde bulunca elime aldım. “Buldum!” Kerem yanıma gelip tablete baktı. Şarjı az olduğundan şarj cihazını da yanına aldı.
Kapının çalmasıyla “Annemdir, iki dakika geç kaldık ya merak etti.” Diyerek kapıya yöneldim. Kapıyı açınca karşımda duranlara şaşırdım. Efe yaslanmış bana bakıyordu, onun yanında Ulaş vardı. Burak ise ikinin ortasında ama arkasında babaları gibi duruyordu.
“Emel teyze biz buld-“ Kerem yanıma gelene kadar söylenmişti ama kapıda Ulaş, Efe ve Burak’ı görünce duraksadı. Burak ilk konuşan kişi olmuştu. “Başın sağ olsun.” Cümlesinin arından Kerem’e sıkıca sarıldı.