İçeriğe geç

Oyun Bozan

Bölüm 19 · 12 dk okuma

Oyun Bozan

Bölüm 19

19. Bölüm

Aradan bir saat geçmişti ama ne ben özür dilemiştim ne de onlar geri çekilmişti. Aras her seferinde bir bahane bulup yalnız kalmamızı sağlıyordu. Her yalnız kaldığımızda ise bana dokunuyordu. Ona ettiğim küfürleri duymazdan gelip okul tişörtümü yırtmıştı. Dokunmanın çok daha üst düzeyine gidip taciz etmişti. Dolu olan gözlerimi o sıra tutmayıp ağlamaya başlamıştım.

İlk defa kendi vücudumdan bu kadar nefret ediyorum.

Beni bu durumdan kurtaran şey ise Sıla’nın annesiydi. Eve erken gelmiş ve beni çözmüştü. Sıla ve Aras “Doğum günü şakası.” Diye kandırmaya çalışsalar da kadın bu numarayı yememişti. Ben ise Aras’ın beni taciz etmesinden sonra konuşamadım. Bir an konuşmayı unuttum bile sandım. Çantamı alıp evden çıkmıştım. Önümde yırtık olan tişörtümü umursayacak halim bile yoktu. Tek isteğim şu an evimde olmak.

Sıla’nın annesi bana sesleniyordu ama dönüp bakamadım. Ruh gibi yürüyerek eve doğru ilerledim. Tekrar aynı şeyleri yaşayacağım. Tekrar kendi kabuğuma çekileceğim.

Eve geçtiğimde neyse ki annem işten dönmemişti. Banyoya geçip üstümdekileri tamamen çıkardım. Duşa kabine girip suyu açtım. Vücudumu keselemeye başladım. “Eski haline dön.” Sert şekilde göğüslerimi keseledim ama yine de birinin dokunmuş olduğunu hissediyorum. Yere oturup dizlerimi kendime kadar çektim. Dizlerime sarılıp ağlamaya başladım.

Aradan geçen zaman diliminde annemin kapı sesini duymuştum. “Defne neredesin?” Diye çıkan sert sesine karşılık kafamı kaldırdım. Soğuk su vücudumu taşa çevirmişti. Anneme seslenemedim. “Sen sutyen ile mi çıktın dışarıya?” Bağırma sesi geldi annemden. Banyo kapısı açılınca anneme baktım. “Defne?” Yanıma gelip elimi tuttu. “Buz kesmişsin kızım.”

Annem suyu kapatıp beni kaldırdı. Beraber benim odama gidince üstümü giyinmeme yardım etti. “İyi misin?” Diye sordu annem ama ben cevap veremedim. Anneme sıkıca sarılıp ağlamaya başladım. “Defne, korkutuyorsun beni annem.” Dedi, güçlü durmam lazım. Anneme taciz olayını anlatsam bana ‘Neden oraya gittin? Kendi rızanla gittin.’ Gibi cümleler kurar mı? Sus Defne.

Kapı çalması ile annem geri çekilip yanağıma akan yaşlarımı sildi. “Hemen geliyorum.” Dedi, annem yanımdan ayrılınca ayağa kalktım. Aynada kendi vücuduma baktım. Halen daha sevmiyorum.

Aynadan kendime bakarken odama Kerem girdi. “Kuzen hazır değil misin halen daha?” Diye sordu, ona doğru döndüm. “Aslın-“ Annemin konuşmasını bölmüştüm. “Üstüme sweat giyip geliyorum.” Dedim, annem bana üzülerek bakarken ben yalandan gülümsedim. Dolaptan birer sweat alıp boğalı badimin üstüne giyindim. “Gidelim.” Dedim, Kerem gülümseyince yanına geçtim.

Kerem ile beraber evden çıkınca yürümeye başladık. “Neyin var?” Diye sordu, yalandan gülümseyip “Yok bir şeyim.” Diye cevap verdim. Kerem birden durunca ben de durdum. “Ben senin kuzeninim Defne, her ne olursa olsun yanında olacak sayılı kişilerdenim.” Kafamı olumlu anlamda salladım. “Ne oldu?” Kerem’in sorusu üzerine karnım guruldadı. Sabahtan beri sadece kahvaltı ile duruyorum. Kerem telefonunu eline alıp birine mesaj attı. O sırada ben de ilerlemeye başladım.

Kerem yanıma gelince beraber sessizce yürümeye başladık. Ellerimi göğümsümde bağladım. İçim kirlenmiş gibi hissediyorum. Kerem’e baktım. Ona anlatsam her şey çözülecek gibiydi. Anlatmak için ağzımı açtım ki Kerem’in telefonu çaldı. Ağzımı kapatıp onu dinledim. “Efendim Melek?” Kerem konuşurken ben kendi düşüncelerim ile baş başa kaldım. Kendimi öldürme fikri tek çıkış gibi geliyordu. Her şeyden kurtulmak istiyorum.

Sessizlik oluşunca telefonu kapattığını anladım. Kafamı sağa çevirip Kerem’e baktım. “Ne oldu?” Diye sordum, Kerem sıkıntıyla nefes alıp verdi. “Melek’in tedavisi için yurt dışına gitmesi lazım.” Ne tedavisi? Olay o kadar ciddi miydi? “Neden?” Kerem bana bakıp yalandan tebessüm etti. “Bilmiyorum.”

Kafam zaten karışmıştı. Şimdi tamamen allak bullak olmuştu. Kerem ilse sessizce sahilin oraya geldik. Efe, Ulaş ve Burak oturmuş bizi bekliyorlardı. Burak’ın yanına geçip oturdum. Bana bakmak yerine önüne dönüp ortada duran pizza kutularına baktı. “İyi akıl ettin pizzayı Kerem.” Dedi Efe, Kerem’e baktığımda bana gülümsedi. Demek benim karnım guruldadı diye söyledi. Yani o telefonu çıkarıp mesaj atması tamamen benim içindi. Bu çok tatlıydı. Taciz edilmiş olmasam ya da saatlerce banyoda ağlamamış olmasam koşup boynuna sarılırdım.

Ortadaki pizza kutularının birini önüme çekip içinden birer pizza dilimi aldım. “Of ya keşke Melis de burada olsaydı.” Dedi Ulaş, “Çağırsaydın.” Ağzı dolu olarak konuşan kişi Efe’ydi. Ne dediği pek anlaşılmıyor olsa da üstün zekalarımla bu durumu çözmüştüm.

İstemsizce gülümserken aklıma tekrar Aras ve yaptıkları gelmişti. Pizzayı kutusuna koyup hırkamın fermuarını çekebildiğim kadar çektim. “Üşüdün mü?” Diye bir ses geldi. Burak demin benimle konuşmuştu. Üşüyorum Burak ama bu soğukluktan değil. Vücudumda hissettiğim yabancı elden dolayı. “Biraz.” Burak üstündeki ceketi çıkarıp benim üstüme koydu.

Pizzadan birkaç dilim daha yedikten sonra ortamdaki muhabbeti dinlemeye başladım. Ulaş Melis’i anlatıyordu. Efe yalnızlığı hakkında konuşuyordu. Aslında tek konuşan onlardı. Burak arada cevap veriyordu, Kerem ise Melek’in durumunu anlatmıştı. Bu nedenle onu aklına taktığını söylemişti. Ben ise… Konuşamıyordum.

Efe birden iç çekince hepimiz ona baktık. “Batu’yu özledim.” Dedi, Batu burada olsa ona anlatabilirdim. Belki. “Efe otur da eğlenelim, yeterince üzgünler var bi de seni toparlayamam.” Ulaş samimiyetle söyleyip gülümsedi ama Efe kaşlarını çattı. “Anlamadım.”

“Kerem’in zaten morali bozuk bir de Batu’yı hatırlatıp iyicene üzme demek istiyor.” Diye başlamayan olayı sakinleştirdi Burak.

“Ben her gün hatırlıyorum.” Diyen Efe üzerine Ulaş bıkkın bir ses tonu ile nefes verdi. “Onu anladık.” Dedi. Burak öksürünce Efe sinirle ayağa kalktı. “Siz ne çabuk unuttunuz Batu’yu ya.” Efe’nin sitem eden sözlerine karşılık Ulaş da ardından ayağa kalktı. “Unutmadık Efe ama her seferinde kendimize hatırlatıp kendimizi üzmüyoruz.”

Efe yalandan gülerek kendi etrafında döndü. “Hanginiz ağladınız lan cenazede?” Bu fazlası ile nankörceydi. “Seni toparlamaktan kendimizi toparlayamadık.” Bu sefer Kerem’den gelmişti ses. Efe Kerem’e bakarken Kerem ayağa kalktı. “Kusura bakma Efe ama bu derecede bizi suçlayamazsın. Sana belli etmemek için yanında ağlamadık diye bize bunu diyemezsin.” Burak da ayağa kalkınca ben de ayağa kalktım. “Efe hassas bu konuda, bilmiyor dibi davranmayı kesseniz mi?”

Ortam iyicene gerginleşmişti. Resmen ikiye ayrıldılar. Ben kuzenim olan tarafta mıydım? Sevgilim olan tarafta mı?

"Ya siktirin şuradan." Bu sefer bıkkın konuşan Efe'ydi. Bu hareketler hiç Efe'lik değildi. "Nankörsün sen oğlum." Diye bağırdı Ulaş. Ardından bana baktı. "Bu kız." Diye beni gösterdi. Efe'ye bakıp cümlesine devam etti: "Seni toplam iki üç aydır tanıyordur ama senin için sabah akşam uğraştı!"

Burak anlık bir şekilde bana baktı. Burak önüne dönünce "Sakinleşin." Diye uyardı ikisini. "Yaptığınızı sonradan diyeceksiniz abi, yanımda olmasaydınız." Efe sakin bir şekilde bağırdı resmen. Dolan gözlerimle bi Ulaş'a bi Efe'ye baktım.

Ulaş alayla güldü. "Lan piç! Zaten sen bizi Batu hakkında yargılamasan biz sana bir şey demiyorduk." Birbirine normalde küfür ederlerdi ama kavga sırasında etmeleri olayın ciddiyetini büyüttü. Efe hepimize teker teker baktıktan sonra ağzından şu cümle döküldü: "Bu ekipten ayrılmak istiyorum."

Hepsi birden konuşmaya başladı. Burak yapmamaları için konuşuyordu ama işe yarayacak gibi değildi. Ulaş'ın sesi yüzünden hepsi tekrar sustu. "Ben de ayrılmak istiyorum." Kerem ve Burak düzeltmeye çalışırken Ulaş ve Efe dağıtmıştı. Efe yanımızdan ayrılırken Ulaş da ayrıldı. "Ben Ulaş ile konuşacağım, Efe biraz yalnız kalsın." Diye hızla konuştu Kerem ardından aceleyle Ulaş'ın yanına koştu.

Birden bire iki kişi kalmıştık. Bu gün keşke hiç yaşanmamış olsaydı. Burak bana dönüp "Sen de gitmeyecek misin?" Diye sordu, gözleri dolmuştu ama bunu bana belli etmemeye çalışıyordu. Kafamı olumsuz anlamda salladım. Nereye gidebilirim ki? Evime gitsem huzur içinde yatabilir miyim?

"Neden?"

"Seni yalnız bırakmak istemiyorum."

Burak kaşlarını yukarıya kaldırdı. Alt dudağını yalayıp "Neden Defne?" Diye sordu. Dolu olan gözlerimi daha fazla tutamadım. "Git Defne. Aras'a git, Sıla'ya git ama git!" Aras demesi ile tekrar gözümün önüne geldi yaşananlar. Sutyenimin içine elini sokup marifet gibi gülmesi. Benim hiçbir şey yapamam... Kendimden tekrar nefret ettim.

Burak bana bakarken "Ama ben buradayım." Diye söyleyebildim. Lütfen beni yanından kovma çünkü ben bunları sadece sana anlatabilirim.

Sadece senin yanında kendimi güvende hissediyorum Burak.

Lütfen kovma.

Bana bir şey demeden yere oturup elini dizine koydu. Onun yanına oturdum. Ona bakarken gözünden yaş geldi. "Herkesi kaybettim." Diye söylendi, elimi dizindeki elinin üstüne koydum. "Onlar sadece sinirli." Dedim. Elime baktıktan sonra bana baktı. "Sen de sinirli misin?" Diye sordu, kafamı olumsuz anlamda salladım.

"Sen niye gittin?" Sorusu ile afalladım. Elimi çekip ona baktım. "Sen niye rahatsız olduğum o çocukla berabersin?" Artık anlatma zamanım gelmişti. "Efe yüzünden yani Ef-" Burak sözümü kesince devam edemedim. "Bana Efe deme, en azından bu gün deme Defne ya." Hışınla ayağa kalkıp bana baktı. "Düzgün bir bahanen yok her halde. Okulda görüşünüz." Dedi ve ben daha kendime gelemeden yanımdan ayrıldı.

Yanımdan duran boş pizza kutularını elime alıp ilerideki çöp kutusuna attım. Ne düşüneceğimi, ne yapacağımı şaşırmıştım. Sadece eve gidip tekrar duşa girmek istiyorum.

Cuma

Dün gece eve gelince tekrar duşa girmiştim. Vücudumu keselemekten vücudumun her yeri kızarmıştı. Neyse ki bir ağırı yoktu, sadece kızarıklık. Sabah erkenden kalkıp sahile geçmiştim. Telefona bakmak istemiyordum çünkü dün gece gruptan herkes çıkmıştı. Üstüne Aras bana vücudunun resimlerini atmaya başlamıştı. Yüzsüz!

Simit yerken ayran almak yerine meyve suyu almıştım. Yavaşça yerken önümden okula giden öğrencileri fark ettim. Kaç saattir burada oturuyorum ki? Telefona baktığımda ilk dersin başlangıç saati olduğunu gördüm. Oturduğum banktan kalkıp okula doğru yürüdüm. Okula geldiğimde zil çoktan çalmıştı. Sınıfıma geçip kapıyı çaldım. Neyse ki öğretmen anlayışlı biriydi. Kerem'in yanına geçip oturdum. Etrafa bakındım ama keşke bunları görmeseydim. Burak kızıl bir kızın yanında oturuyordu, Efe ortada en ön sırada tek başına oturuyordu ve Ulaş yoktu. Ciddi ciddi Ulaş yoktu. "Ulaş nerede?" Diye sordum sessizce, Kerem "Bilmiyorum." Dediğinde sıkıntıyla nefes verdim.

Dersi dinlemek istemiyordum zaten istesem de dinleyemem. Aklımda bir sürü ses vardı. Aras'ın bana attığı kaçamak bakışlar atsa da onu görmezden gelmeye çalışıyordum. Burak'a baktığımda pür dikkat dersi dinlediğini gördüm ya da sadece öyle gözükmek istiyor. Efe'ye bakamadım. Onun için nelere katlandığımı bilse dün dediklerini diyemezdi.

"Defne." Sesle kendime gelip öğretmene baktım. "Efendim?" Öğretmen bana karşı hafifçe gülümsedi. "İki saattir sana sesleniyorum Defne, iyi değilsen evine gidebilirsin." Kafamı olumsuz anlamda salladım. Demiştim, anlayışlı bir öğretmendi. "Özür dilerim, iyiyim." Bana sempatik bir şekilde gülümsedi. Ben de öğretmene karşı gülümsedim.

Çok geçmeden zil çalmıştı. Aras yanıma gelip "Dışarıya çıkalım mı?" Diye sordu, Kerem'in sıranın altındaki elini tutup sıkıca sıktım. "Ne yazık ki Aras'cık, Defne ile işim var." Dedi Kerem mesajımı almıştı. Aras gülümseyerek "Pekala, bir sonraki teneffüs illah görüşeceğiz." Diyerek yanımızdan ayrıldı. Kerem'e teşekkür etmek için baktım ki bana fırsat vermeden ayağa kalkıp "Benimle geliyorsun." Dedi.

Kerem'in peşinden karşı sınıfa girmiştik. Bu sınıfın boş olduğunu nereden biliyor? Bomboş sınıfta Kerem ile beraber duruyorduk. Kerem kapıyı kapatıp bana sakin bir şekilde baktı. "Anlat." Senin derdin yeterince büyük bir de bunu mu anlatmamı istiyorsun. "Bir şartla." Kafasını onaylarcasına salladı. "Ekibi geri toplarsan her şeyi anlatırım." Kerem bana yaklaşıp tebessüm etti. "Bu durumdayken bile bizi mi düşünüyorsun?" Diye sordu. Ona cevap vermeden boynuna sarıldım. Kerem'in ellerini belime bağlaması ardından kuzen sarılması yaşadık.

"Söz veriyorum ekibi geri toplayacağım."

"Söz veriyorum size her şeyi anlatacağım."

Kerem ile beraber sınıfa geri geçmiştik. Sınav olacaktık ve en nefret ettiğim sınav, sürpriz sınavdı. Şimdi ise buna maruz kalmıştık. Sınav boyunca boş sayfaya baktım. Sınavın ortalarında Kerem hızla kâğıtlarımızı değişti. Gülümseyerek kendi ismimi yazdım. Kerem ise soruların cevaplarını bildiğinden hızla işaretledi.

Zil çalınca herkes kâğıtlarını vermişti. "Bir iki sorunu yanlış yaptım anlaşılmasın diye." Kerem'in yanağını öptüm. "Teşekkür ederim kuzen!"

Sevincim kursağımda kalmıştı çünkü Aras yanıma tekrar geldi. "Artık konuşalım mı?" Diye sordu. Kerem'e bakıp "Zil çalmadan geleceğim. Gelmezsem polisi ara." Dedim. Kerem bana gülünce ayağa kalktım. Aras ile beraber bahçeye çıktık. "Ne zaman bize geliyorsun?" Diye sordu, şaka yapıyor her halde.

"Gelmiyorum." Dedim. Aras bana dudak büzüp "Efe'cik çok üzülecek." Dedi. Ellerimi göğsümde bağlayıp "Yap istediğini umurumda değil." Diye konuştum. Bana bomboş bir ifade ile bakarken okulun giriş kapısına doğru yürüdüm. Aras kolumdan tutup "Peki ya Burak için yapmaz mısın?" Diye sordu. Kolumu hızla çektim. "Anlamadım."

"Burak mıydı annesinin ölümünden babasını sorumlu tutan?" Kaşlarımı çattım. "Burak'ın annesinin karnındaki çocuk da ölmüştü. Hatırlatma mı yapsak ne yapsak?" Nereden biliyor her şeyi? Bir şey demeden sınıfa geçtim. Kusura bakmayın ama bir kere daha Aras'a boyun eğmeyeceğim.

Aras sınıfa gelince bana göz kırpmıştı. Umursamadan Kerem'in yanına geçtim.

Okul bitmişti yani binevi. Son ders bitmek üzereydi ve korona yüzünden olan bir haftalık tatiller devam ediyordu fakat biz on ikinci sınıfız diye online ders yapacaktık. Ne kadar güzel haber değil mi? Zil çalınca herkes çantasını toplamaya başladı. Yavaşça herkes sınıftan çıkarken Burak, Kerem, ben ve Aras kalmıştık. Burak bilerek yavaş topluyordu çantasını. Arada bana bakıyordu -ki ben de ona bakıyorum- Kerem ise beni bekliyordu. Aras ne alaka inanın ki bilmiyorum.

Aras yanıma gelip "Galiba koca bir hafta görüşemeyeceğiz." Dedi, yalandan gülümseyip, "Ne kadar üzüldüm anlatamam." Dedim abartıyla gözlerimi devirerek. Bu çocuk beni delirmeden önce, hayatımdan defolup gitmeliydi. Çantama son olarak kalem kutumu koyup, tek omuzuma taktım. Ona arkamı dönüp bir adım atmıştım ki, sesi beni durdurdu. "Pekala sevgilim." Kaşlarımı çatarak, omuzumun üzerinden ona baktım.

Sevgilim mi demişti bu gerizekalı bana? Evet, evet öyle demişti.

Ona tamamen dönüp üzerine doğru bir adım attım. "Ne saçmalıyorsun Aras?" Diye sordum bıkkınlıkla. Gerçekten yorulmuştum, saçma sapan oyunlarından. Aras yüzsüz gülüşünü benimle paylaştı. "Daha Kerem'e söylemedin mi?" Diye sordu rahat tavrıyla. Oyunuma ayak uydur, diyordu. Benimle alay ediyor ve bundan haz duyuyordu. Yine. Neyi söylemekten bahsediyordu? Beni tehdit ettiğini mi? Hiç sanmıyorum.

Ben Aras’a bakınırken "Neyi söyleyecekti?" Diye Kerem’in sinirle çıkan sesinin aksine Aras gülümsemeye devam ediyordu. Kerem yanıma gelip, Aras'ın karşısında durdu. Onun varlığı bana güç vermişti. Daha fazla boyun eğmeyecektim Aras'a. Yanlış surlara girmişti. Onun aptalca oyunları uğruna, sevdiğim çocuğu kaybedemezdim. "Yeni sevgilisi olduğumu." Aras'ın son noktayı koyan sözleriyle, sınıfın kapısı çarpılarak kapandı. Burak sınıftan hızla çıkmış, kapıyı sertçe kapatmıştı. "Aras bi siktir git!" Diyerek acele ile Burak'ın peşinden koşarak çıktım. Ona yetişmem gerekiyordu. Yanlış anlamıştı!

Burak'ı bahçede yakaladım. Nefes nefese kalmıştım. Koşacak mecalim kalmayınca olduğum yerde durdum. "Burak dur!" Diye arkasından bağırarak onu durdurdum. Burak bana döndü. Gözlerindeki hayal kırıklığı, aramızdaki mesafeden daha büyüktü. "Ne var Defne?" Diye sordu kuru bi sesle. Nefes nefese kaldığımdan sık nefes alıyordum. Nefes ritmimi düzenleyip "Ben onla sevgili fa-" Derken Burak tekrar konuştu. Kelimelerin zehirli hançerini kalbime saplamıştı.

"Umurumda değil Defne, biz zaten ayrılmışız. Kendine iyi bak."

Ben bir şey diyemeden o önüne döndü. Arabasına bindi. Araba ile okuldan çıkışını izledim. Gitti. Umurumda değil, dedi ve gitti. Kalbime sapladığı zehirli hançer mi yoksa bir kez dinlemeden gidişi mi daha çok acıtmıştı canımı?

Sanırım en çok acıtan güvensizliğiydi. Bir an olsun tereddüt etmemişti. Sorgulamamıştı. Bağırıp, hesap sormamıştı. Bana bunu yapmaz Defne! Dememişti. Neden yaptın? Diye sormamıştı. Aras'a inanmış ve gitmişti. Onun kalbinde bu kadar mıydı yerim? Bu kadar aşağılık ve değersiz.

Gözümden bir damla yaş aktı. Burak için akan ilk gözyaşım değildi. Son, hiç değildi. Aşk, kolaydı. Zor olan ayrılıktı.

Kalbimdeki bu acıyla beni baş başa bırakmış ve gitmişti. Peki ya ben, bu acıyla nasıl baş edecektim?

Bölüm sonu

1 yorum