İçeriğe geç

Oyun Bozan

Bölüm 18 · 10 dk okuma

Oyun Bozan

Bölüm 18

18. Bölüm

Yalandan bir öksürme ile ikisinin de bana bakmasına yol açtım. “Dedim ben sana gelme diye.” Dedi Aras, kaşlarımı çatarak odaya girdim. “Siz ne alaka?” Sorumun üzerine Sıla bana tip tip bakmaya başladı. “Kuzenim oluyor kendisi canım.” Sıla ağzını yayarak konuşunca gülmemi tutamadım. Kollarımı göğsümün orada bağladım. “Planınız neydi? Senin bu aptal, ilgili hallerinden hoşlanacağımı falan mı sandın?” Konuşmamın sonuna doğru Sıla gibi ağzımı yayarak konuşmuştum.

Sıla bir şey demeden Aras’a bakınca hafifçe sırttım. Cidden planları bu muydu? “Aksine küçük afacan, tam zamanında geldin odaya.” Dedi Aras, blöf yaptığı o kadar belli oluyor ki. “Bak bunu duyduğuma çok sevindim.” Yalandan gülümsedim. Aras bir kaç adım öne çıkarak karşıma geçti.

“Gördüğüm kadarı ile o dört salağa fazla bağlısın ve ne yazık ki geçen haftalarda bir salağı kaybetmişsiniz.” Kaşlarım iyicene çatılmıştı. Şuan üstüne atlayıp onu boğmamak için kendimi zor tutuyorum. “Efe bu ölüme çok üzülmüş galiba. Yoksa Efe ona aşık mıydı?” Sinirden kahkaha attım. Ben böyle saçma bir şey duymadım.

Sıla’nın yanımıza gelmesi ila gözlerim ona kaydı. “Yani bu olayı herkese böyle anlatsam, ne yapabilirsiniz ki?” Aras’ın konuşması ardından tekrardan ona baktım. Efe hakkında gay muhabbeti yapacaklardı. Kollarımı ayırıp “Efe gay değil ama olsaydı buna saygı duymak zorundaydın. İnsanların yönelimi alay edilecek bir şey de-“ Sözümü kesen Sıla’nın “Ay sus bi!” Diye bağırması olmuştu.

Dudağımı büzüştürüp Sıla’ya baktım. “Ee haklı olunca.” Diyerek mırıldandım. “İnsanların yönelimi umurumda dahi değil. Çok sevdiğin arkadaşın zaten depresyondan yeni çıkmış, tekrardan onu üzmemi ister misin küçük afacan?” Aras Sıla’ya göre daha zekiydi ama küçük afacan lafını vurgulaması beni de sinir ediyordu. Ne kadar sinirlensem de ona istediklerini vermemek için belli etmemeye çalıştım.

“Hatta ben arttırıyorum, Efe Batu’ya olan aşkını itiraf etti diye tartıştılar ve öldü diyebiliriz değil mi?” Dedi Sıla, Efe olayını biz de yalanlardık ama konu Batu olunca Efe’nin tekrar üzülmesine izin veremem. “Ne istiyorsunuz?” Sorumun üzerine Sıla ve Aras birbirine bakıp gülüştüler. “Hiçbir şey.” Dedi Aras, Sıla kaşlarını hafifçe çatarak Aras’a baktı. Aras ise bana bakarak “Yani şuanlık diyelim.” Dedi.

Aras gülerek yanımdan geçti. Aras odadan çıkınca Sıla ile yalnız kaldık. Sıla’nın gülüşü bana bakıp soldu. “Seni severdim.” Dedi, bunu diyen kişi sevgilimle yatmış hatta o fotoğrafları benmişim gibi yaymış olmasa inanabilirdim. “Keşke uslu bir kız olsaydın.” Diye cümlesini tamamladı. Hafifçe gülümsedim. “Senin gibi mi?” Diye sordum, Sıla kafasını onaylarcasına salladıktan sonra omzuma çarparak odadan çıktı.

Oyalanmadan bizimkilerin yanına geçtim. “Defne nerde kaldın ya sen?” Diye sordu Ulaş, derin bir nefes alıp verdim. “Öğrenmek zor oldu.” Dedim. Kerem bana bakarak “Seviyor mu yani?” Dedi gülerek, gülümseyip “Seviyor ama seni.” Kerem kaşlarını yukarıya kaldırınca Burak kahkaha attı. “Ne işim olur benim aşkla?” Kerem’in cümlesi üzerine Efe yanımıza geldi. “Ne aşkı lan?” Dedi, istemsizce gülmeye başladım.

Kafamı çevirmemle Aras ile göz göze gedik. Bizimkilere dönüp “Kalkalım mı? Malum matematik benim için epey zor.” Dedim, hiç biri itiraz etmeyince ayağa kalktık. Kapıya doğru ilerlerken Aras yanımıza gelip “Defne gidiyor muydun ya?” Diye sordu, yalandan gülümseyip “Hıhım.” Dedim. Aras ön cebinden birer sutyen kopçası çıkardı. Bana uzatınca ona bomboş bir ifade ile baktım. “Sutyen kopçanı bizde unutmuşsun.” Kafamdan aşağıya kaynar sular döküldü derler ya, tam olarak o oldu. “Anlamadım?” Dedi Burak, hadi bakalım Defne olayı toparlaman lazım. “Tiktokta gördüğün her akımı bende denemesen mi? Sıktı.” Ne akımı? Ne diyorum ben? Aras konuşacakken “Aynen kardeşim, akımını değiştir.” Dedi Ulaş, gözlerim Ulaş’a kaydığında onun sinirle Aras’a baktığını gördüm. Yalanıma dahil olması beni mutlu etse de keşke böyle bir an yaşanmasaydı.

Burak ve Kerem bir şey demden hızla çıktılar. Efe onların arkasından giderken Ulaş yanımda yürüdü. “Umarım düzgün bir açıklaman vardır Defne.” Dedi, ona bir şey diyemeden arabaya doğru yürüdüm. Arabaya gelince koyu sessizlik oldu. Burak’ların evine gelince herkes arabadan indi. Eve geçtiğimizde sorguya çekilmiş gibi hissettim. Binevi kimse konuşmuyor ama gözleri ile beni sorguluyorlardı. “Defne anlatacak mısın?” Diye sordu Kerem, kafamı onaylarcasına salladım. “Tiktoktta bu vi-“ Konuşmamı kesen Burak’tı.

“Onu merak etmiyoruz Defne, bu akım mı her ne sikimse. Onu sana yapabilecek samimiyeti merak ediyoruz.”

Gözlerim Efe’ye kaydı. Bir eli yüzündeki yara bandındaydı. Bir şey diyemeden geriye yaslandım. Büyük bir iç çektikten sonra doğruluk Burak’a baktım. “Size matematik sorusu sorduktan sonra hiç konuşmadık, bu samimiyetin sebebini ben de bilmiyorum.” Dedim, Kerem tekli koltuğa oturup “Ben seni anlamaya çalışıyorum, bizden sıkılmış olabilirsin ama cidden Aras mı?” Diye sordu, kafamı olumsuz anlamda salladım. “Ben sizden sıkılmadım, inanın ki ben de o samimiyetin nedenini bilmiyorum.” Kendimi savunmaya çalışırken gözlerim dolmuştu. “Ben bütün gün sizinleyim, nasıl onunla samimiyet kurmuş olabilirim?” Ulaş yanıma oturup “Tamam gitmeyin kızın üstüne.” Diye söyledi.

Burak ayağa kalkıp bir şey demden salondan çıktı. “Biz de kalkalım, malum daha Defne’yi sınava çalıştıracağım.” Dedi Kerem, ayağa kalktım. Bizimle beraber Efe ve Ulaş da ayağa kalktı. “Burak biz çıkıyoruz.” Diye seslendi Efe, Burak yanımıza gelip bana bakmadan “Siz bilirsiniz.” Dedi.

Burak bizi kapıya kadar uğurladığında hep beraber yürümeye başladık. Ulaş’ın telefonu çalınca o bizden bir kaç adım ötede yürümeye başladı. Efe ise “Ben buradan ayrılıyorum.” Dedi, Kerem kaşlarını çatıp “Nereye?” Diye sordu. Efe gülümseyerek “Mezarlığa, bu gün olanları Batu’ya anlatacağım.” Dedi, Kerem bir şey demezken “Akşam gidilir mi mezarlığa? Sabah hep beraber gideriz.” Dedim. Efe başımın üstüne elini atıp saçlarımı bozarken “Ben her akşam gidiyorum.” Dedi. Kerem ile anlık bir şekilde birbirimize baktık. “Peki kardeşim, dikkat et.” Derken Kerem Efe’nin omzuna hafifçe vurdu.

Efe yanımızdan ayrılınca Ulaş yanımıza geldi “Ben Melis ile buluşacağım.” Dedi, bunun da hayatı Melis oldu. “Bi ara söyle hep beraber buluşalım, özledim onu.” Dedim. Ulaş gülümseyip “Derim.” Diyerek yanımızdan ayrıldı. Kerem ile beraber eve yürümeye devam ettik.

Kerem omzuma kolunu atınca “Niye yalan söyledin?” Diye sordu, kafamı ona çevirip baktım. Ne anlamda yalan söyledim ki? Anlamadım. “Defne bana rol yapma, doğduğundan beri seni tanıyorum.” Gülümsedim, beni bu kadar iyi tanıması kalbimi ısıtıyordu ama şuan bu kadar iyi tanımasa iyi olurdu. “Sonra konuşuruz.” Dedim. Kerem bana ısrar etmek yerine konuyu değişmişti. Onu bu nedenle çok seviyorum. Nerede ne yapacağını çok iyi biliyordu.

Eve geçince Kerem beni ders çalıştırmaya çalışmıştı çünkü ben her fırsatta Melek ile dedikodu yapmaya kaçıyordum. Kerem en sonunda kafama vurup “Azıtma.” Diye uyarınca mecburen derse odaklanmıştım. Şimdi ise evime gelmiştim. Odamda oturup telefondan oyun oynarken bir mesaj geldi.

Aras: Yarın matematik sınavında yanımda oturmak için kendine bahane falan bulmaya başlasan iyi olur.

Sakince mesajı tekrar ve tekrar okudum. Bir de bunun dediklerini yerine getirmemiz lazımdı. Harika(!)

Defne: Bu gün yaptığın sapık ve iğrenç konuşmanı zar zor toparlıyorum bir de bununla uğraşamam.

Aras: Yapmak istemezsen sen bilirsin küçük afacan.

Aras: Ben daha güzel şeyler yaparım :)

Defne: Halledeceğim.

Telefonu kenara koydum. Ben nasıl bu salağın dediğini yapabilirim ki? Her şey Efe için Defne. Kafamı yastığa koyup gözlerimi kapattım. Öğretmenle konuşsam halleder bence. Bir şekilde bunu da halledeceğim.

Perşembe

Sabahleyin Burak gruba mesaj atmıştı. Arabanın bozulduğunu, bu nedenle okula götüremeyeceğine dair. Bunu bahane edip okula erkenden gelmiştim. Yani bu saatte hangi salak okula gelir ki diyeceğiniz bir saat.

Öğretmenler odasına yöneldim ama bendeki en büyük şans öğretmenin okula gelmemiş olması. Resmen taklaya geldim. Sınıfa geçip yerime oturdum. Çok geçmeden Kerem beni arayınca telefonu kulağıma götürdüm. “Neredesin sen?” Diye sordu, yerime yayılarak “Okuldayım.” Dedim. Kerem bunun üzerine “Keşke haber verseydin.” Dese de onu bi türlü geçiştirdim.

Bizimkiler okula gelince sınıfa geçiştik. Ulaş yanıma oturmuş “İyi misin?” Diye sormuştu, kibar bir ses tonu ile “İyiyim koala, sen nasılsın?” Dedim. Bana sert bir şekilde “İyi, dudak.” Dedi. Gülümseyip önüme döndüm. Burak halen daha bana haklı olarak surat yapıyordu. Ona her şeyi anlatsam en kötü ne olabilir ki? Aras ile kavga edip okuldan atılma olasılığı dışında.

Kafamdaki kara bulutları kenara çekip sırama başımı koydum. Tam yanıma Kerem oturup bana baktı. “Bir derdin varsa biz seni dinleriz, biliyorsun değil mi?” Kafamı onaylarcasına salladım. Kerem bana gülümserken ben de ona gülümsedim. Matematik sınav zamanı gelince hoca kağıtları dağıtmaya başlamıştı bile. El kaldırıp söz hakkı istedim. “Buyur Defne.” Dedi, ayağa kalkarak “Aras’ın yanına oturabilir miyim?” Diye sordum, Burak’ın bana bakışlarını görmemek için ona bakmıyordum. “Tabi.” Kalkıp Aras’ın yanına geçtim.

Aras’ın yanına oturunca bana bakıp gülümsüyordu. “Hoş geldin afacan.” Diye söylendi. Onu görmezden gelerek yalandan gülümsedim. Sınava başlarken arkama dönüp Burak’a baktım. Bana ters bir şekilde bakıyordu ve bu konuda sonuna kadar haklıydı. Sınav başlayınca soruları teker teker çözmeye başladım. Aras arada benim kağıdıma bakıyordu ve ben buna müsaade ediyordum.

Süre bitmeye yaklaşırken ben de kağıdı hocaya verip yerime geri oturmuştum. Burak onlara ne açıklama yapacağım diye düşünürken Aras da kağıdı hocaya teslim edip geri yanıma oturmuştu. “Uzatmaya gerek yok, benimle geliyorsun zil çalınca.” Fısıldamıştı, ben ise kafamı onaylarcasına sallayıp sessiz kalmayı tercih ettim. Şuan tek isteğim zilin çalmamasıydı fakat o kadar şanslıyım ki (!) bunu düşünürken zil çalmıştı.

Bizimkilerin yanına geçmemle bana olan bakışları yüzünden yalandan öksürdüm. Çantamı elime aldığımda “Benim işim var.” Dedim, aralarında konuşabilecek tek kişi Kerem olmuştu. “Akşam sahilin orada buluşalım, gelebilirsen gel.” Kafamı onaylarcasına sallarken Burak bana üstten bir bakış atıp “Mümkünse tek gel.” Dedi, cevap vermek yerine Efe’ye baktım. Bunlara senin için katlandığımı söylersem bana nefret ediyor gibi bakmayı keser miydin?

“Defne, hadi gidelim.”

Aras’ın sesi üzerine onun yanına geçmiştim. “Ne oldu? Kıyamadı mı sizinkiler sana?” Alaylı konuşmasına göz yumdum. Sakince ona bakıp “Nereye?” Diye sordum. Aras bana cevap verme zahmetinde bulunmazken mecburen arkasından sessizce ilerlerim. Okuldan çıkınca dışarda bizi bekleyen Sıla’yı gördüm. Onun yanına doğru ilerledik. “Sonunda geldin Defne’cik.” Ağzını yayarak konuşmasına karşılık gülümsedim. Ne kadar az konuşursam o kadar az duyarım bunların sesini.

Okul bahçesinden çıkmadan önce arkama baktım. Camdan bizi izleyen Burak’ı gördüm. Göz göze gelince tepkisini değiştirmeden camdan çekildi. Galiba stresten kalbime ağırı girmişti. “Defne?” Bana seslenen Aras ile kendime gelip önüme döndüm. Onların yanına ilerlediğimde Aras kolunu omzuma attı. “Seninle işimiz zor küçük afacan.” Sırıtarak bana baktı. Umarım bu saçma oyun bozanlık en kısa zamanda biter.

Aras ve Sıla’yla beraber Sıla’nın evine geçmiştik. Salona geçtiğimizde oturmadan onlara baktım. “Özür dile Defne’cik.” Dedi Sıla, kaşlarımı yukarıya doğru kaldırdım. “Tam olarak ne işin?” Diye sordum, Sıla oturduğu yerden kalkıp “Bana yaptıkların için.” Dedi. Şaka yapıyor her halde? Kahkaha attım. “Cidden mi ya?” Bakışlarım Aras’a kaydı. Zevk alır gibi bizi izliyordu. “Özür dileyene kadar buradayız o zaman.” Dedi.

Umursamadan koltuğa oturup telefonu elime aldım. Telefonum elimde çok uzun durmadı çünkü Aras telefonu elimden almıştı. “Bu muydu mükemmel plan?” Diye sordum, Aras telefonumu koltuğa attı. Kendini satsan alamazsın o telefonu.

Daha ne olduğunu anlamadan Aras beni hızla kaldırıp sandalyeye oturttu. Bomboş ifade ile onlara bakmaya başladım. Sıla ellerimi arkadan bağlayınca “Mal mısınız?” Diye sormadan edemedim. Aras ayaklarımı sandalye ayaklarına bağlayınca sinirden alt dudağımı yaladım. “Özür dilemen için bir şans verelim sana.” Dedi Aras, kafamı olumsuz anlamda salladım.

Sıla kısa bir süre zaafında yanımızdan ayrıldı. O sıra Aras bana yaklaştı. “Beni öpersen Sıla’dan özür dilemek zorunda kalmazsın.” Dedi, elini bacağıma koyunca ters bir şekilde ona baktım. “Uzak dur benden!” Sesim kedi cırlaması gibi çıksa da bunu pek umursamadım. Aras bacağımı okşarken kendimi geriye çekmeye çalıştım. Sıla’nın yanımıza gelmesi ile Aras hızla elini çekti. Üçkağıtçı sapık.

Sıla’nın elindekilere baktığımda yumurta, un gibi malzemeler gördüm. Umarım aklımdaki şeyi yapmazlar. Elindeki malzemeleri koltuğa bıraktı. Sadece yumurtalar elindeydi. Yumurtalardan bir kaçını Aras’a verdi. “Özür diliyor musun?” Diye sordu, kafamı tekrar olumsuz anlamda salladım. Bunu yapmamla Sıla kafama vurarak yumurtayı kırdı. Sinirle gözlerimi kapatsam da onlara bu siniri belli etmemeye çalıştım. Gözlerimi geri açmamla Sıla tekrar kafamda yumurta kırdı.

Aras ve Sıla’nın kahkaha sesleri yüzünden sinirimi istemsizce belli etmiştim. “Sadece kafasında kıracaksak eğlenceli olmaz.” Dedi Aras, ardından sırıtan bir ifadeyle okul tişörtümü hafifçe öne doğru çekip tek eliyle yumurtayı kırdı. Yumurtanın iç kısmı göğsüme doğru inerken bana bakıp sırıtmaya devam etti. Yumurtanın iğrençliğinden çok Aras’ın bakışları midemi bulandırdı.

Ben Aras’a nefret dolu bakarken Sıla kafamdan aşağıya unu döktü. Refleks ile gözlerimi kapattım. Açtığımda kirpiğimde bile un olduğu hissedebiliyordum. İkisinin eğlence anlayışının bu kadar olacağı aklımdan geçmezdi. “Sıla sen su getirsene.” Dedi Aras, Sıla Aras’ın omzuna vurup “Sen getir.” Diye söyledi. Aras’ı sevmesem de Sıla’dan bi tık daha zekiydi. “Ama unu sen döktün.” Aras’ın cümlesi üzerine Sıla mutfağa doğru ilerlemişti.

Aras tek kalmamızı fırsat bilip bana yaklaşmıştı. “Uzak dur.” Demem bir işe yaramamış olacak ki “İçine attığım yumurta tam olarak nerede?” Diye sordu, kaşlarımı çatıp ona baktım. İki elini de göğüslerime koyup ikisini de sıktı. “Dokunma bana!” Sesim çıktığı kadar bağırmıştım. Göğüslerimle uğraşırken ellerimi kurtarmaya çalıştım. Ellerim o kadar sıkı bağlanmıştı ki açamıyorum. Aras’ın yüzüne tükürmemle geri çekildi. “Seni geberteceğim!” Aras bana bakınıp gülmeye başladı. Tişörtümden tutup öne doğru çekti. “Böyle dokunmak daha kolay olacak.” Elimi tişörtümün içine sokacakken Sıla geldi. Aras tekrardan elini hızla çekti.

Sıla suyu Aras’a uzatınca Aras suyu vücuduma dökmeye başladı. Bilerek yapıyordu. İstemsizce gözlerim dolmuştu. Ağlama Defne, ağlama. Aras elindeki suyu kenara koyup kendi telefonunu eline aldı. “Bu anı videoya mı çeksek?”

Bölüm sonu

4 yorum