Hepimiz hastaneye gelmiştik Batu ameliyata alındığı için nasıl olduğunu bilmiyorduk. Efe ise kimse ile konuşmuyor, yerde oturmuş ağlıyordu. Elinde bir kağıt vardı o kağıdı sıkmaktan başka bir şey yapmıyordu. Batu'nun ailesine haber verilmiş ama yurt dışında oldukları için en erken sabaha uçak bulmuşlar. Kerem sessizce otururken Ulaş boş bir şekilde duvara bakıyordu. Burak ise etrafta geziniyordu.
İçimde kötü bir his vardı ama bu hissi olumlu yönlendirmeye çalışıyordum. "Batu bu, hepimizden güçlü." Dedi Ulaş, Efe'nin nefes alış sesleri geliyordu. Ulaş'ın moral cümlesi kimseyi etkilememişti. Efe kafasını duvara yaslayıp gözünü kapattı. Yüzüne baktığımda yanağının biraz üstünde çizik vardı. Efe tekrar kafasını eğince önüme döndüm.
Arka cebimden telefonu çıkarıp saatte baktım tam olarak bir saatten fazla buradayız. Oturduğum yerden kalkıp Burak'ın yanına gittim. "Doktor ne zaman çıkar?" Diye sordum, Burak bana bakıp soğuk bir sesle "Bilmiyorum, üşüdüysen sen eve git." Dedi, kafamı olumsuz anlamda salladım. Ameliyathanenin kapısı açılınca acele ile oraya geçtim. "Batu nasıl?" Diye sordum, Kerem onlar da yanımıza gelince doktor bize bakıp "Çok kan kaybetmiş ama elimizden geleni yapıyoruz." Dedi. "Yaşayacak dimi?" Diye sordu Ulaş, doktor derin bir nefes alıp verdi. "Kesin bir şey demek için çok erken." Dedi, ardından ameliyathaneye geri döndü.
Herkes tekrar aynı yerine geçerken Efe olduğu yerde durdu. "Ne demek çok erken?" Diye mırıldandı. Ortam sessiz diye Efe'nin sesi ile herkes ona döndü. "Yani yaşayacak, dimi?" Dedi Efe, Kerem ayağa kalkıp Efe'nin yanına geçti. "Batu lan bu, biz ölürüz o yaşar." Dedi teselli vermek istercesine. Birer doktor hızla ameliyathaneye girince ona baktım. Gözlerim tekrar dolmuştu. Gelirken Kerem ağlamamak için beni uyarmıştı. Ayten teyze her zaman 'Kötü durumlarda ağlarsanız daha kötü şeyler olur' dediği için Kerem de ağlamamak için beni uyarmıştı ama bu sefer dolan gözlerimi tutamadım.
Beni görmeyecekleri bir yere doğru geçip arkamı döndüm. Gözlerimi silip ağlamak için nefesler alıp verdim. Kendimi toparlayınca tekrar yanlarına geçtim. Aradan dakikalar geçti. En sonunda bir doktor ameliyathaneden çıktı. Yanında toplandık, güzel umutlarımla doktoru dinlemeye başladım.
"Hastayı kaybettik, başınız sağ olsun."
Doktorun cümlesinin ardından Efe'nin çığlık sesi kulağımda yankılandı. Ne yapacağımı bilemeden öylece durdum. "Benim yüzümden!" Diye bağırdı Efe, Efe'nin yanına gittim. "Sakin ol." Diyebildim sadece, Efe ise elindeki kağıdı sıkarak "Ben sana 'Hayatımdan çık' derken böyle mı çık dedim!?" Diye bağırdı. Efe birden nefes nefese kalınca Kerem onlar yanına geldi. "Efe sakinleş." Dedi Burak, Efe'nin artık ağlamaktan içi çıkmıştı. Öksürüyordu.
Bir Hafta Sonra/Pazartesi
Okul kıyafetlerimi giyip aynada kendime baktım. Bu gün Efe okula dönüyordu. Hepimizin acısı vardı ama herkes kendinden önce Efe'yi toparlamaya çalıştı. Burak Efe'yi bir gün bile yalnız bırakmadı çünkü Efe ilk gece intihar etmeye kalktı. Sürekli kendini suçluyordu. 'Bana küs gitti' diye diye ağlıyordu ve en kötüsü Efe bu olaydan sonra gülmeyi bile unuttu. Ciddi anlamda kendini kaybetti. Ne demek istediğimi Efe ile buluşunca anlayacaksınız zaten.
Kerem yanıma gelip "Hazır mısın?" Diye sordu, demin eve gelip hazır olmadığımı görünce salonda beni beklemişti. "Hazırım." Dedim. Beraber evden çıktık. Burak'ın araba ile bizi almaya gelmesini beklerken kısa bir muhabbet yaptık. "Efe için endişeleniyorum." Dedi, kafamı kaldırıp Kerem'e baktım. "Demin Burak ile konuştum, rüyasında Batu'yi görmüş. Ağlamaktan uyuyamamış." Dedi, içten bir nefes alıp verdim. "Batu'yu unutmaz ama acısı illah bir gün hafifleyecektir." Dedim. Kerem gülümseyip elini omzuma koydu.
Burak arabası ile gelince arka koltuğa geçtim. Efe cama yaslanmış yolu izliyordu. "Günaydın." Dedim, Kerem de yanıma oturunca kapıyı kapattı. "Günaydın bebeğim." Dedi Burak, Efe'nin dizindeki elini tutup "Sen günaydın demeyecek misin?" Dedim. Efe camdan kafasını kaldırıp bana baktı. Ölüm haberinden sonra gözünün altındaki çiziğe sürekli yara bandı takıyordu. Aslında o çizik büyük bir şey değildi fakat oraya dokundurmuyordu bile. "Günaydın Defne." Dedi tepkisiz bir şekilde. Efe'nin yanağını öpüp "İyi gözüküyorsun." Dedim. Efe hafif tebessüm etti. Konuşmak yerine camı izlemeye devam etti.
Ciddi ortamlarda bile espri yapan Efe yerine espri yapacak ortamlarda bile ciddi olan Efe vardı. Burak arabayı sürerken Kerem'e baktım. Ulaş'ın evine gelince Ulaş zaten kapıda bekliyordu. Ulaş da belli etmedi ama o umursamaz kişilikten tamamen çıkmıştı. Herkesi kaybedecek korkusu içini sarmıştı. 'Ben bi kere daha ailemi kaybetmek istemiyorum.' deyip ağlamıştı. En ufak detayı bile atlamadan özenle anlıyor ve dinliyordu.
Ulaş ön koltuğa geçince Burak tekrar arabayı çalıştırdı. Ulaş ve Efe'den bahsetmişken Kerem ve Burak ise güçlü durmaya çalışırlar. Kerem yanımızda kendini tutsa da evinde kendini maf ediyordu. Odasına kapanıp saatlerce çıkmıyordu. Burak ise Batu konusu açılınca tepki vermemeye çalışıyordu ama üzüldüğü her halinden belliydi. Yani dediğim gibi kendilerini toparlamadan önce Efe'yi toparlamaya çalışıyorlar. Okula gelince arabadan indik. "Sınıfa geçmek yerine biraz bankta oturalım mı?" Dedi Burak, Efe cevap vermeyince Ulaş söze atladı "Evet hadi."
Hep beraber banka geçtik. Normalde burada otururken hep konuşurduk ama şimdi sessizlik vardı. Efe kafasını masaya koymuştu. "Bu gün Giray gelecek." Dedi Burak, Efe kafasını kaldırıp Burak'a baktı. Giray kimdi? "Giray biliyo mu Batu'nun öldüğünü?" Diye sordu, Burak kafasını olumsuz anlamda salladı. "Ona haber vermediniz mi?" Dedi Efe, Burak elini ortadaki masaya koyup "İki kere aradım ama partideydi, anını bozmasını istemedim. Hem yüz yüze söylemek daha doğru olur diye düşündüm." Diye açıklama yaptı Burak. Ben anlamsızca ikisine de bakarken Kerem bana bakıp "Giray dokuzuncu sınıftan arkadaşımız. O da bizimle takılırdı ama ailesi yüzünden yurt dışına taşındı." Diye açıklama yaptı. Demek ki altı kişiydiniz. "Saat kaçta burada olur?" Dedi Ulaş, Burak telefonuna bakıp "Öğleden sonra uçağa binecek, okulda durmak yerine havalimanına gideriz." Dedi.
Zilin çalmasıyla ortamdaki kısa muhabbet de bitmişti. Hepimiz sınıfa geçmiştik. Burak yanıma oturunca arkaya Efe ve Kerem oturdu. Ulaş ise önde tek başına oturuyordu. Hoca gelince ders de başlamıştı. Ders boyu Burak'ı inceledim. Yorgun gözüküyordu. Kafasındaki derin düşünceler ile tahtaya bakıyordu. Solgun, bembeyaz teniyle kara kara düşünüyordu. Dersin bitimine doğru Burak bana bakıp yalandan gülümsedi.
Öğle arasına doğru yaklaşırken Burak'a telefon gelmişti. Giray uçağa binmiş, bunu haber vermişti. Öğle arası arabaya binip havalimanına geçmiştik. Arabanın içinde oturup Kerem'in aldığı tostu yiyorduk. Beklerken Ulaş Melis ile konuşuyordu. Bu arada Melis ve Ulaş her gün konuştular. Ulaş'ın her zaman yanında oldu. Biz de Melis ile daha iyi tanıştık ama içimdeki acı varken hayatıma başka bir arkadaş alamadım.
"Giray'a kim söyleyecek?" Diye sordu Kerem, Efe derin bir nefes alıp verdi. "Ben." Diye söyledi, kimse dediğine itiraz etmezken ortada yine sessizlik oldu. "Defne." Diyen kişi Efe'ydi. Efe'ye baktığımda "Kısa süre de olsa çoğu kişiden daha çok yanımızda oldun, teşekkür ederim." Dedi, hafif tebessüm edip "Boşuna mi arkadaşınızım?" Dedim. Efe bana yalandan gülümserken gözüm yara bandına kaydı. Tostu kenara bırakıp açılmış olan yara bandına hafifçe bastırdım. Tekrar kapanınca "Neden bunu her gün takıyorsun? Yaran kapanmış." Dedim, Efe bana baktı. "O yarayı Batu ölmeden önce yaptı. O yara kapanmıyor."
Tostumu elime alırken "Neden kavga ettiniz?" Diye sordu Ulaş, aslında bu soruyu sormak için aramızda konuşmuştuk ama cesaret edemedik. Efe derin bir nefes alıp verdi. Gözleri tekrardan dolu. Alt dudağını yaladı. "Ne zaman kendini hazır hissedersen, o zaman anlatırsın." Dedi Burak, herkes tostu yerken Burak dikiz aynasından bana baktı. Bana gülümseyip önüne döndü. Sessizlik uzun bir zaman devam etmişti. Nefes almak için arabadan çıktım. Temiz hava ve gökyüzüne bakmak her zaman iyi geliyor. Gökyüzü bence çok güzel. Küçükken bulutlara dokunmak çok isterdim ama imkansız olduğunu da bilirdim. Zaten güzel olan çoğu şey imkansız değil mi?
Hepsi birden arabadan çıkınca onlara baktım. "Ne oldu?" Diye sordum, Burak yanıma gelip kolunu omzuma attı. "Giray gelmiş, valizini alıyormuş." Dedi, çok geçmeden bahsettikleri Giray geldi. Tabi yanımıza gelene kadar Giray'ın o olduğunu anlamamıştım. Yanımıza gelip hepimizle tek tek selamlaştı. Sıra bana gelince "Defne olmalısın." Deyip selamlaştı. Beni mi anlatmışlardı? Gülümseyip "Evet." Dedim, hep beraber arabaya binince Burak arabayı sürmeye başladı. "Batu beni görmeye gelmedi mi?" Diye söylendi Giray gülerek, kimse cevap veremedi ona. "Biz onu görmeye gidiyoruz." Dedi Efe, Giray kaşlarını çattı. Ardından gülerek sohbet etmeye çalıştı ama kimse gülerek konuşacak modda değildi.
Mezarlığa gelince Burak arabayı istop ettirdi. "Ne oluyor?" Diye sordu Giray arabanın içinden etrafa bakarken. Yine kimse cevap vermedi veya veremedi. Arabadan inince Burak önden gidiyordu. Hep beraber Batu'nun mezarının başında durduk. Giray mezarlıkta yazan ismi sesli okudu. "Batu Şan." Giray'ın dolan gözlerinin ardından mezarlıktan uzaklaştı. Efe çoktan yere çöküp ağlamaya başlamıştı bile. Dolan gözlerimi elimin tersi ile sildim. "Efe kalk hadi." Dedi Kerem.
Efe'nin kendine gelip ayağa kalkması üzerine Giray'ın yanına gittik. Biz gelince gözlerini silmişti. Bize ağlarken görünmek istemiyordu. Aynı Burak. İki gün önce ağlarken yanına gittim hemen gözlerini sildi. Ardından bana sarıldı. Dediğim gibi hepimiz kötü günler geçiriyoruz.
Giray'ın isteği üzerine Burak'ların evine gitmiştik. Hepimiz salonda duruyorduk. Efe tekli koltuğa oturmuş diğer koltuğa bakıyordu. En son Batu ile oturup atışıyorlardı. "Neden söylemediniz?" Dedi Giray, kimse cevap veremiyordu. En sonunda Burak cevap verdi. "Her aradığımda mutluydun. Diyemedim." Dedi, Giray cevap veremedi bir an herkes tekrardan sustu. "Nasıl oldu?" Diye sordu, bu sefer Efe cevap verdi. "Kavga ettik, sinirle evden çıktı. Arkasından gittiğimde onu yerde gördüm." Ardından nefes alıp verdikten sonra tekrar konuştu. "Yerden kalkamadı." Dedi ama bu sefer sesi titremişti.
"Tamam Efe." Dedi Kerem, Giray bir şey demeden bize baktı. Ortamda yine sessizlik oluştu. Bu sessizlik iyicene büyüdü. Efe uyumak odaya geçmişti. Biraz zaman geçtikten sonra ben de Efe'nin yanına geçtim. Yatağa uzanmış tavana bakıyordu. Bir şey demeden yanına yattım. Efe kafasını bana doğru çevirip gülümsedi. Tekrar tavana baktı. "Abartıyor muyum?" Diye sordu, yatağa oturup ona baktım. "Yani Burak onlar çoktan alışmış gibi." Dedi Efe.
Benim gibi kalkıp yatağa oturdu. Elini tutup gözlerine baktım. "Kimsenin Batu'yu unuttuğu yok. Sadece acılarını senden gizliyorlar." Dedim, kaşlarını yukarı kaldırıp indirdi. "Yani benim yüzümden acılarını yaşayamıyorlar." Dedi, yatağın başlık kısmına sırtını yasladı. Ben Efe'ye ne desem şuan yanlış anlayacak gibi. "Hayır Efe, seni kendilerinden çok sevdikleri için. Önce seni düşündüler diyelim." Dedim, bunu dememle içeriye Giray girdi. "Müsait misiniz?" Diye sordu. Kafamı onaylarcasına salladım. Giray diğer yatağa oturunca Efe'ye baktım. Efe bana bakıp dizini ima etti. "Başını koysana." Dedi, gülümseyip dizine başımı koydum. Efe saçımı okşuyordu.
"Efe senle bir şey konuşacaktım." Dedi Giray, benim çıkmam mı lazım? Galiba kibarca çıkmamı istedi. "Defne yabancı değil, konuşalım." Dedi Efe, neyse kalayım. Giray bana gülümsedikten sonra Efe'ye baktı. "Ne kadar üzgün olduğumuzu biliyorum ve seni anlıyorum ama Batu senin bu halini görse hiç hoş olmazdı." Diyerek direk konuya girdi. Efe saçımı okşarken durup "Biliyorum." Diye söyledi. Ardından saçımı okşamaya devam etti.
Cenaze olduğu zaman Batu yerine başka kişilerin dedikoduları yapılınca Efe herkesi evden kovmuştu. Onlar çıkarken kendinden yaşça büyük insanlara 'saygısızlar' demeyi de ihmal etmemişti. Sadece Batu'ya odaklanmak istiyordu. "Batu için gülümsemen gerekiyor." Dedi Giray, Efe bu haldeyken bunu yapabilecek miydi? Giray burada olmadığı için bu kadar hafif konuşuyor olabilir ama Efe onca hapı yutarken biz onun yanındaydık. Şimdi onun gülümsemesini istemek kulağıma cazip gelmedi. "Batu için her şeyi yaparım." Dedi Efe. İstemeyerek gülümseyecek miydi?

