İçeriğe geç

Oyun Bozan

Bölüm 13 · 9 dk okuma

Oyun Bozan

Bölüm 13

13. Bölüm

Etraf tamamen dağılmış Kerem ise bizi umursamadan yemek yapmaya çalışıyordu. "Sıç, utanma." Diye söyledi Burak, istemsizce gülümsedim. Gülmemi tutmak için dudaklarımı birbirine bastırdım. "Boş verin onu, ekmek almaya gitsenize." Dedi Kerem, üstüme bi üşengeçlik geldiği için yavaştan oradan çıkmaya çalıştım. Burak buzdolabına ilerleyip sütü aldı ve tezgaha koyarak bir kase çıkarıp üst dolaptan mısır gevreğini aldı. Mısır gevreği hazırlamaya başlarken "Hemen mi lazım?" Diye sordu. Çekmeceden kaşık çıkarıp kasenin içine koydu mutfaktaki masaya geçip yemeye başladı.

Ben de Burak'ın yanına gidip oturdum. "Hemen değil." Dedi Kerem, Burak Kerem'e bakarken elindeki kaseyi alıp yemeye başladım. Burak bana karşı kaşlarını çatıp homurdandı. "O benimdi, bebek." Dedi Burak, gülümseyen bir ifadeyle Burak'a baktım. Birer kaşık alıp Burak'a doğru uzattım. "Al çekinme." Diye söylendim. Uzattığım kaşığa doğru uzanıp kaşıktakini yedi. Geri çekilip dudaklarını yaladı.

"Çaldın resmen yemeğimi."

"Çalmadım."

Kasedeki gevreğimi yerken Burak'ın masum bakışları üzerine tekrardan ona kaşık uzattım. Burak yine uzattığım kaşıktakini yedi. Geri çekilip bana karşı dudak büzünce gülümsedim. "Öpeyim de barışalım." Dedim, bunu dememle Kerem yalandan öksürdü. Burak Kerem'e bakıp "Ne öpmesi kardeşim? Lütfen imana gel." Dedi, resmen Kerem'e yalakalık yapıyor. Bana bakınca "Gevreğimi çalanlara öptürmüyorum." Dedi mırıldanarak.

"Ben seni öpmek için başka bir bahane bulurum." Deyip tekrardan bir kaşık daha uzattım. Burak gülümseyip tekrardan uzattığım kaşıktan yedi. "Bul bakalım bulabilecek misin?" Dedi. Kerem bize doğru gelip "Kim kimi öpüyor yine? İyi ki bir yemeğe odaklanayım dedim." Dedi, gülümseyip Burak ile birbirimize baktık. "Beni öpecekmiş ama gevreğimi yiyenlerin öpmesine izin vermiyorum." Dedi Burak, omuz silkip geriye yaslandı. Açık sözlü olası tuttu. Kerem bana bakınca sevimli bir şekilde gülümsedim. "Uslu dur." Diye söyledi Kerem, kafamı onaylarcasına salladım. Kerem tekrar musluğun yanına gidince Burak'a göz devirip salona geçtim. Koltuğa oturmamla Kerem yanımıza gelip "Yemek olmadı kafeye falan mı gitsek?" Dedi, markete gitmektense kafeye gitmeyi tercih ederdim. Hem Kerim'in yemeklerini yiyerek kusmak için daha çok gencim.

Çoğunluk itiraf etmeyince -ki tek Ulaş itiraz etti o da üşendiği için- hazırlanmaya başladık. Herkes hazırlanınca tekrar salonda birleştik. Nereye gideceğimize tam karar verdikten sonra yakın diye arabaya binmedik. Evden çıkıp 5 dakikalık yürüyüşün ardından bahsettikleri kafeye gelmiştik. Bahsettikleri kafe oldukça güzeldi ve zaten yeni açılmıştı. İçeriye girip cam kenarında olan masaya geçtik. Ulaş isteksiz bir şekilde durunca ona bakıp gülmemek elde değildi. Çocuğu resmen buraya zorla getirdik.

"Bu da Küçük Emrah." Dedi Efe Ulaş'ı ima ederek. Batu Ulaş'ın omzuna vurup "Üzülme lan yemek yiyerek eve geri geçeceğiz." Dedi. Ulaş homurdanarak "Ya bir siktir git." Diye söylendi. Garson gelince hepimiz sipariş vermeye başladık. Yine tahmin edersiniz ki Efe ve Batu'nun göbek bağı aynı anda kesildiği için (!) yine aynı şeyleri sipariş ettiler. Benim canım sosisli çektiği için sosisli sipariş etmiştim. Garson siparişleri aldıktan sonra masadan ayrıldı.

Kafeye gülerek üç dört kız gelince gözüm onlara kaydı. Bir tanesi sandalyeye çantasını falan koyduktan sonra bizim masaya doğru ilerledi. "Ulaş kafanı kaldır." Dedi Burak aceleyle. Ulaş kafasını masadan kaldırıp Burak'a baktı. Demin baktığım kız bizim masaya gelip "Selam." Dedi, ne olduğunu anlamadığım için sessiz kaldım. "Selam yenge." Dedi Efe, Kerem Efe'nin kafasına vurup "Pardon Melis, biliyorsun bizim malı." Diye söyledi. Dün bahsettikleri Melis demek ki buydu. Yani Ulaş'ın eski sevgilisi ve halen daha sevdiği kişi.

Kızı baştan aşağı süzdüm. Sapsarı saçları mavi gözleri tam anlamıyla Efe'nin kız versiyonuydu. Ben kızı süzerken kız bana bakıp gülümsedi. "Melis ben." Dedi elini uzatarak. Uzattığı eli sıkıp "Defne ben. Burak'ın sevgilisiyim aynı zamanda Kerem'in de kuzeniyim." Dedim. Durup dururken neden kızı bunları anlattığını ben dahi anlamamıştım. "Kıza bi de CV ver." Dedi Efe, Melis gülünce ben de güldüm. Elimi çektim. "Sen nasılsın Ulaş?" Dedi Melis, Ulaş gülümseyip "İyi." Dedi, ulan Ulaş sen diye sorsana.

Melis'in arkadaşları kızı çağırınca yanımızdan ayrıldı. Masadaki herkes Ulaş'a bakınca Ulaş sırıtmaya başladı. "Seviyor musun halen daha?" Diye sordum. Ulaş cevap verecekken garson gelip siparişlerimizi masaya koydu. Ulaş'a baktığımda kafasını onaylarcasına aşağı yukarı salladı. Garson gidince Ulaş'a gülümseyip "Ee git konuşsana kızla." Dedim, Ulaş bana karşı 'saçmalama' bakışı atınca göz devirdim. "Siz tam olarak niye ayrıldınız?" Diye sordum. Ulaş önündeki pizzadan birer dilim alıp yemeye başladı.

"Bilmiyorum, bi ara gereksiz bir nedenden kavga ettik ayrıldık." Dedi, Ulaş'ın elindeki pizza dilimi alıp yerine koydum. "Kalk kızla konuş sonra yersin." Dedim, Ulaş derin bir nefes alıp verdi. "Defne haklı, kız selam vermeye geldi. Artık senin adım atman lazım." Dedi Batu, Ulaş ayağa kalkıp kızın yanına doğru gitti. Sosislimi yerken bir yandan Ulaş'a bakıyordum. Kızla beraber dışarı çıktılar, gözden kaybolduklarında önüme dönüp yemeğe odaklandım. "Ulan Efe uzamışsın sen." Dedi Batu, kafam yemekten kaldırıp Batu'ya baktığımda Efe Batu'nun kafasına vurmuştu. "O uzayacak üzülmeyin." Dedi Kerem alayla. Efe sinirle ikisine de bakıyordu. Efe bana bakıp "Defne boyun kaç senin?" Dedi, ağzındaki lokmayı hızla yutup "Bir altmış yedi galiba." Dedim, Efe böbürlenerek "Defne'den uzunum." Deyince gülümseyip yemeğime devam ettim. Daha kendi yemeğimi bitirmeden gözüm Burak'ın patateslerine yana kaydı. Burak'ın tabağından birkaç tane patates alıp ağzıma attım.

Ulaş yanımıza gelince yüz ifadesinden anlaşıldığı kadarıyla her şey istediğin gibi gitmişti. "Ne oldu?" Diye sordu Burak, Ulaş sırıtarak "Buradan sonra sahile geçeceğiz." Dedi, ulan biz istesek bizle buraya bile zor geliyor. Elalemin kızı için kırk takla atıyor. Yazık kafasına. "Yani tekrar mı sevgilisiniz?" Dedi Batu, Ulaş benim demin elinden alıp önüne koydum pizza dilimi tekrardan eline alıp yemeye başladı. "Galiba." Diye söyledi.

Ulaş'ı tebrik etmemle telefonum çaldı. Telefonuma baktığımda annem olduğunu gördüm. Telefonu açıp kulağıma götürdüm. "Efendim anne?" Dedim, annem yerine Ayten teyze konuşunca kaşlarımı yukarı kaldırdım. "Kızım Melek'e ulaşamıyorum, Kerem de merak etmesin diye söyleyemedim. Sen nerede biliyor musun?" Dedi, Ayten teyzenin telaşlı sesi zaten telefonun dışına gitmişti bile yani Kerem annesinin aradığını anlayıp bana bakmıştı. "Hayır ama arkadaşının numarası var bende, bi arayayım." Dedim. "Tamam kızım, haber bekliyorum." Dedi Ayten teyze.

Telefonu kapatmamla rehberime girip Melek'in arkadaşını bulmaya çalıştım. "Ne oldu?" Diye soran Kerem'e karşılık işaret parmağımı gösterip "Bir dakika." Dedim. Rehberden Melek'in arkadaşını bulunca hemen aradım. "Alo?" Diye ses gelince "Ben Defne, Melek'in kuzeniyim. Teyzem Melek'e ulaşamamış. Nerede biliyor musun?" Dedim, Kerem kaşlarını çatıp bana bakarken yutkundum. "Bu gün okul gezisi var. Ben gidemedim ama Melek orada olur. Öğretmeni arayabilirsiniz." Dedi, derin bir nefes alıp verdim.

Melek'in arkadaşından öğretmenin telefon numarasını alıp öğretmeni aradım. "Merhaba hocam ben Melek'in kuzeniyim, Melek orada dimi?" Dedim, öğretmen dediklerimi onaylayınca sinirle derin bir nefes alıp verdim. "Anladım hocam, ne zaman biter gezi?" Diye sordum. "Öğleden sonra biter." Dedi. Teşekkür edip telefonu kapatınca Kerem'e baktım. "Bu Melek yine gezi için evden çıkmış." Dedim, Melek'in hastalığı yüzünden Ayten teyze onlar geziye gitmelerine izin vermiyordu. Her gezi olduğunda iste Melek gizlice o geziye gidiyordu. "Bi bitmedi gezisi." Diye söylendi Kerem.

Ayten teyzeyi arayıp gezide olduğunu söyledim. Teyzem sinirle söylenirken sessizce onu dinledim. Melek'in yaptığını doğru bulmuyorum ama kuzenim diye her halde onu savunacağım. "Ayten teyzecim gelince konuşursunuz. Hem iyiymiş, önemli olan bu değil mi?" Diye söyledim, Ayten teyze nefes alıp verme sesi gelmişti. "Defne." Diye annemin sesi gelince "Efendim anne?" Diye söyledim.

"Bu akşam eve geliyorsun."

"Tama-" derken annem sözümü kesmişti.

"Geliyorsun dedim Defne, uzatma!"

Yüzüme kapanan telefonla afalladım. Telefonu kenara bırakıp arkama yaslandım. "Bu akşam eve gitmem lazım." Dedim, Kerem bana bakıp "Beraber gideriz." Dedi, kafamı onaylarcasına salladım. Önümüzdeki yemekleri yedikten sonra aramızda taş-kağıt-makas yaptık ve kaybeden kişi bütün parayı ödedi. Tahmin edeceksiniz ki bu fikir Efe ve Batu'dan çıktı. Hepimiz masadan kalktıktan sonra Ulaş Melis'in yanına gitmişti. Biz de zaman geçirmek için boş boş geziyorduk.

Sokaklarda gezip AVM'deki oyunları oynadıktan sonra Melek beni arayıp eve gelmemi söylemişti. Büyük ihtimalle çift azar yiyeceğiz. Eve doğru giderken Kerem ise 'Sen konuşma ben açıklayacağım.' diye abilik rolüne girmişti bile. En sonunda eve geldiğimizde kapıyı çalmadan önce telefonumdan saate baktım. Saat on biri geçiyordu. Kapının yanındaki zile bastım. Kapıyı Melek açmıştı. "Ben de seni bekledim beni savunursun diye." Diye söyledi Melek, ayakkabımı açıp içeriye girdim. Kerem de ardımdan içeri girince Melek kapıyı kapattı.

"İyi de ben okuldan uzaklaştırıldım."

"Oha! O zaman beni pas geçerler." Diyen Melek'e baktım. Yüzündeki şeytan sırıtmasından başka bir şey değildi. Göz devirip salona geçtim. Ayten teyzem ve annem tekli koltuklar oturmuş dik dik bize bakıyorlardı. Koltuğa oturup gülümsedim "Nasılsınız ev halkı?" Dememle annemin kafama terlik atması bir oldu. "Bi de gülümsüyor!" Diye bağırdı annem. Kafamı ovalarken kaşlarımı çattım. "Cinayet işleyenlerin bile savunma yapma hakkı vardır." Diyerek kendimi savundum.

Gözüm Melek'e kayınca sinsi gülüşünü gördüm. "Hem Melek de hasta hali ile geziye gitmiş." Dedim suçu ona atarcasına. Melek ağzını iki metre açıp bana baktı. "En azından ben okuldan uzaklaştırılmadım." Dedi, gözlerimi kısarak Melek'e baktım. "İkinize de sıra gelecek ama önce sen Defne hanım!" Diye söylendi annem. Ardından Ayten teyze annemin konuşmasını devam ettirdi. "Ne zaman eve gelsem yoksun Defne." Dedi, herkesten beklerdim ama senden asla Ayten teyze. "Sonunda o halimden kurtuldum." Dedim, depresyon halimden bahsetmiştim. "Ona bir şey demiyoruz kızım ama az evde dur, hem okuldan uzaklaşırma alacak ne yaptın sen?" Dedi Ayten teyze.

Derin bir nefes alıp verdim. Tam konuşmak için ağzımı açacaktım ki Kerem konuştu. "Haklısınız ama tüm suç benim." Dedi, konuş bakayım yalan makinesi. "Nasıl yani Kerem?" Dedi annem, Kerem kendini benim için nasıl bir ateş attığının farkında bile değil. "Okuldan bir kız vardı, Defne'nin kolumu görmüş. Yanlış anlayıp dedikodu çıkarmaya çalıştı ben de öğrenince kıza bağırdım. Defne araya girince ona ceza verildi." Dedi, Şeyma'nın kolum hakkında müdürü dediklerini biliyor mu? Kerem bana yandan bir bakış atıp devam etti konuşmaya:

"Aslında Defne'nin bir suçun yok ama olayın başındaki isim Defne olunca ihale Defne'ye kaldı."

Kerem'in söylediği detaylı yalan beni bile etkilemişti. Bir an acaba gerçekten öyle mi oldu diye düşünmedim değil. Annem bana bakıp "Kolun nasıl şuan?" Diye sordu, giydiğim hırkayı çıkarıp kolumu gösterdim. "Az izi kaldı, bir kaç güne geçer." Dedim, Ayten teyze bacak bacak üstüne atıp "O kız kim? Neden sana bulaşıyor?" Dedi, Kerem'e baktığımda bu sefer arkasında yaslanmış benim açıklama yapmamı bekliyordu. "Ya bilmiyorum ki, salağın teki." Dedim.

Benim konum hızlı bir şekilde kapanmıştı. Oysaki ben bir terlik daha yerim diye düşünmüştüm. "Melek hanım siz nasıl bir cesaret ile okul gezisine katılabiliyorsunuz?" Dedi Ayten teyzem, Melek Kerem ile bana ters ters bakınca Kerem tekrar konuşma pozisyonuna geçti. Bu çocuk da herkesi koruyor he, sanırsın superman. "Anne Defne yerine beni arasaydın ben sana açıklardım." Dedi Kerem, bu çocuk Cehennemde cayır cayır yanacak. "Nasıl yani?" Dedi Ayten teyze, Kerem boğazını temizleyip "Yani ben Melek'in gideceğini biliyordum. Bize yakın bir yerde diye söyledim. Melek'in tek suçu sana dememesi." Dedi Kerem.

Kerem'in dedikleri üzerine ortam biraz da olsa yumuşamıştı. "O zaman ben bi çay yapayım." Deyip ayağa kalktım. Melek'e kaş göz yapıp yanıma çağırdım. Mutfağa geçince Melek de yanıma gelmişti. Çayın suyunu koyup Melek'e baktım. "Sen ne kadar satıcısın ya." Dedim, Melek kaşlarını yukarı kaldırıp "Asıl sen satıcısın." Dedi, bunu dedikten sonra ikimiz de kahkaha attık. Çayı yaparken Melek de bardakları tepsiye koyuyordu. Çayı bardaklara döküp salona geçtim. Masayı koymamla Melek gelip masaya bardakları koydu.

Yerime oturup elime bir bardak alıp çayı içmeye başladım. Bir yudum almamla şeker katmadığımı anlayınca yerine koyup bardağa şeker koydum. Kerem'in telefonu çalınca meşgule attı. "Kimdi?" Dedim, Kerem gülümseyip "Efe galiba yine boş yapacak." Dedi, Kerem'in bunu demesi ile tekrar telefonu çaldı. "Bakalım ne istiyor." Deyip telefonu açtı. "Ne var la-" Derken birden sustu. Kerem ayağa kalkınca otomatik olarak kaşlarım çatıldı. "Efe bi sakin ol, anlamıyorum." Dedi Kerem, Ayten teyze yandan "Ne olmuş?" Diye sordu ama Kerem cevap vermedi. "Ne?" Dedi Kerem, elini kalbine koyup derin bir nefes alıp verdi. "Efe şaka yapıyosan ko-" Derken yine sözü kesildi. "Hangi hastanedesiniz?" Diye sordu, ardından telefonu kapattı. Telefonu kapatması ile ayağa kalktım.

"Batu'ya araba çarpmış."

Bölüm sonu

1 yorum