2.Bölüm
2002
İzmir'in Çeşme İlçesinde küçük bir aile vardı. Bu aile sarı bir evde yaşıyorlardı. Kendi evleri değildi. Kirayı ödemek için bile zorlanıyorlardı. Bu yoksul ailede sadece 2 kişi kalmıştı. Ev zoraki bir rampanın ardında kuruluydu. Mahalle arası olduğu için fazla araba geçmemesini fırsat kollayan çocuklar oyuncaklarını aldıkları gibi rampanın kenarlarında oynuyordu. Bu civarlarda genellikle eskimiş, kötü evler olurdu. Aralarında en iyi ev ise Mert Amcaların eviydi. Bu kötü ve belalı bir mahallede Mert Amcanın evi villa gibiydi.
Evi 2 katlı, havuzlu ve Bahçeli idi. Bahçesi bir at sürüsünün rahatça koşturabileceği rahatlıktaydı. Bahçesindeki kiraz ağaçları ve elma ağaçları bir sürü yaramaz çocuğun vazgeçilmez bir yeri olarak devam ediyor.
Mert Amca tek yaşadığı için evine bir köpek almıştı. Küçük yavru köpek bu yaşlı adama biraz olsun neşe katıyordu. Açık kahverengi ve kahverengi benekli köpek patilerini mama istercesine atıyorduki patileri iki haftadır yağmur yağması dolayısıyla gölete dönmüş olan toprak suyla birleşince çamur olmuştu, bu da yavru köpeğin patilerinin pislenmiş olmasına neden oldu. Yavru köpek bir yandan havlıyordu. Bir yandan ise ıslanmış patilerini kurutmaya çalışıyordu. Islanmış patileriyle sağdan sola koşturan minik köpek sabahın erkeninden dün ev temizliği yaptığı için yorulan Mert Amcayı uyandırmıştı.
Köpeğe bir şey oldu korkusuyla terliksiz bir şekilde evden çıkan Mert Amca köpeğini havuzun başındaki kulübesinde görünce rahatlamıştı. İçine soğuk bir su serpilmiş olan Mert Amca havuzunun yanı başındaki şezlonga uzandı. Giymiş olduğu çizgili pijama takımı güneşlenmesine engel değildi. Bir yandan günün bütün oksijenini içine çekerken bir yandan ise villasının karşısındaki futbol sahasını izliyordu. Küçükken tek bir hayali vardı ve bu hayali gerçekleştirememenin verdiği üzüntü zihninde bir fırtına estiriyordu.
Bu düşünceyi aklından silmek için içinde
"Bugün hava güneşli olacak gibi. " demişti. O gerçekleşmeyeceğini düşündüğü fikirleri hep aklından savmıştı. Bu yüzden futbolcu olamamıştı. Hep başkalarının ne der sorusuna aldatarak hayali olan futbolculuğa kapıları kapatmıştı.
O zamanlar okuyan bir çok çocuk vardı. Mert Amcanın babası Selim Bey ise oğlunun okuyacak olmasına emindi. Başka hiç bir mazeret kabul etmeyen Selim Bey oğlunun futbolcu olmak istediğini duyarsa büyük bir yıkıma uğrardı. O zamanlar zengin bir aile değillerdi. Bu yüzden okumak şarttı.
Ailesi ile iyi anlaşıyordu. Annesi için her şeyi yapabilirdi. Hayatında değer verdiği iki kişiden biriydi o. Melek gibi davranan annesi ise futbolcu olmak istediğini öğrenince içinden bir yaratık çıkmıştı. Sadece kendisi yetmiyormuş gibi Selim Bey'i de katmıştı ve ikisi bir kan kusmuştu oğullarına. Tabi okuyacaktı ancak istemediği bir mesleği yapmak doğru muydu? Futbolculuktan vaz mı geçecekti?
İkisi bir oğullarına kan kustuktan sonra yaka paça evden atmışlardı. Mert ailesinin bu duruma kızacağını biliyordu fakat bu kadarını beklemiyordu. Yaka paça sokağa atılırken tek bir cümle kurabildi.
"Anne beni bu şekilde bırakmayınn"
O günden sonra bir daha ailesiyle görüşmesi. Açıkçası aileside onu hiç merak etmiyordu. Ne hâlde olduğunu sorgulamıyordu.
Mert Amca şezlongdan doğruldu. Yanı başındaki kulübeyi kontrol etti ve su kabının boş olduğunu gördü. Eline alıp bahçedeki çeşmeden su dolduran Mert Amca doldurduğu su kabını dökmeden kulübeye doğru götürmeye çalıştı. Son zamanlarda ellerinin titremesi yüzünden her şeyi mahvediyordu. Kulübeye doğru giderken su kabındaki suyun yarısını döktüğünü fark etmişti. Muhakkak yakın bir zamanda doktora gitmesi gerekiyordu. Bu böyle devam ederse önemli bir hastalık ölümcül olabilirdi.
Nihayetki kabı komple devirmeden kulübeye getirmişti. Köpeğine suyunu da verdikten sonra bir anlık bir kararla içeri girme kararı aldı. Uykusu geldiğinden etrafta ruh gibi geziniyordu. En sonunda tatağına uzandı ve o yünlü battaniyesine sarıldı. Kafasını yastığa koyduğu gibi uyumuştu.
Tv Yayıncılık
02/04/2001
Evet seyirciler az önce aldığımız bilgilere göre İzmir'in Çeşme ilçesinde küçük bir evde yangın çıkmış. Yangını gören halk sakinleri kovalarla yangını söndürmeye kalkışsalarda yangın sönmek bilmiyordu. Bunun ardına olay yerine 2 ambulans ve bir de itfaiye aracı geldi. İçeride bir kadın, bir yaşında kız bebeğe ve bir de babaya rastlandı. Kimliklerine bakıldığında Anne Giray Toptancı, Efnan Baysal ve Şafak Baysal. Yangın yeri söndürüldüğünde ilk Giray Toptancı çıktı. Hemen peşine Şafak Baysal çıktı. Yangın sönmesine rağmen bulunamayan bebek Efnan Baysal'ın bir yere sıkışarak öldüğü düşünülüyor.
Efnan için aramalar sürse de maalesef Anne Giray Toptancı olay yerinde ağır duman soluma nedeninden dolayı hayata gözlerini yumdu. Genç kadının Şafak Baysal'dan yeni boşandığı ancak bebeğinin ilk doğum gününü kutlamak için bu eve geldiği öne sürülüyor. Şuanlık bu yangının Şafak Baysal tarafından gerçekleştiği düşünülüyor. Durumu iyi olan Şafak Baysal sonradan gelen polis aracıyla ifade vermesi için götürüldü. İyi günler dileriz. Şimdi başka bir habere geçiyoruz.
Bu 1 sene önceki haber bülteniydi. Efnan'ın annesinin bu zulümden kurtulduğu gün. Annesi doğum gününde ölmüştü. Bu büyüdüğünde Efnan'ın doğum günlerinden nefret etmesi için bir sebepti. Annesi o gün candan kopmuştu. Bir yandan ise boşandığı eşi tarafından şiddete maruz kalmayacaktı. Bu yandan düşününce kurtulduğu açıktı. Peki Efnan. Efnan'da kurtulması için ölmeli mi? Başka çare yok mu? Kimse onların evinden gelen çığlık seslerine neden bakmıyor? Kimse çığlıklarını neden duymazdan geliyor? Neden? Neden? Nedennn...
Hiç bir zaman öğrenilmeyecek bir boşluk. Bir zaman olsun çıkıpta "sen ne yaptığını sanıyorsun?"
demedi. Onun annesi çığlıkları ile boğuldu.
Efnan'da çığlıkları ile boğulmalımıydıki komşuları uyansın.
Her gece yatarken yaralarına neden sadece kendisi melhem sürdü?
Neden hep kalın giysiler giyorduki? O daha fazla acımasın diye yapıyordu bunları. Canı daha fazla acımasın diye. Sonu annesi gibi olmasın diye. Annesi gibi vücudu kızının pasta mumu ile yakılmaması için.
Acı bir gerçek insanlar acımasız.
insanlar seni görmezden gelebilir görünür olurken.
İnsanlar seni duymazdan gelebilir duyuyor olurken
Şimdi ise sıra Efnan'ın savaşıydı. Onun bir sınavı vardı. Yaralarını sarmak gibi... Arkadaşlarına çaktırmamak için güldüğü gözler gibi... Morarmış göz altlarını saklamak gibi...
Ama o bunları yine tek başına yapacak. Yardım istesede yardım etmeyeceklerini bildiği için boşuna yalvarmış gibi olacaktı.
Tv Yayıncılık
02/04/2001
Değerli izleyicilerimiz,
Biliyosunuz ki az önce İzmir'in Çeşme ilçesinde küçük bir evde yangın çıkmıştı. 1 ölü bulunan yangında Efnan Baysal bulunamamıştı. Küçük bebeğin yaşama ümidi azalsada küçük bebek yaklaşık 3 saat sonra iki koltuğun arasında sıkışmış bir şekilde bulundu. Yangında panik hali olan ailenin bebeği koltuğun üstüne koyarken dikkat etmemesi sonucunda bebek o yangında koltuktan düşerek yandaki koştukla düştüğü koltuğun arasında kalmış. Yangını çıkardığını düşündüğümüz Şafak Baysal polislerinde açıklamasıyla serbest bırakıldı. Şafak Baysal olayların şöyle gerçekleştiğini söyledi:
"Eşim kızımızın doğum günü için gelmişti ki mumları yakarken elinide yakmıştı. Elini yakınca o telaşla çakmağı düşürmüştüki bir anda ev alev almaya başladı. Kızımızı koltuğa oturtmuştuk. Bu kadar"
Evet izleyicilerimiz bugünlük bu kadar. Yarın görüşürüz.
Resmen saçmalık üstüne saçmalık yaratıyordu. Yanlış bilgi vererek kurtulmuştu o işten. Efnan'ın tek kurtuluş yolu da tükenince olanlar olmuştu. O artık kurtulamazdı. Buna boyun eğecekti.
8 sene sonra
Efnan her zamanki gibi aldığı melhemleri yarasına çalıyordu. Elini her yaralarına deydirdiğinde "Ahh"diye bir ses çıkıyordu. Bu ses her çıktığında elide bir karış geri gidiyordu. Yanında tek dostu yastığı vardı. Her canı acıdığında onu sıkıyordu. Yaralarına derman olan tek buydu. İnsanlar değildi. Can dostu biricik yastığı dermandı.
O gece babası gelmemişti Efnan'ın. Babası genelde dışarıda dilendiği için geç geliyordu eve. Bazen 10 lira bazen hiç getirmiyordu eve. Kası bile vardı. O böylelikle zenginliği bulacak zannederdi. Kasadakileri satsa bir villa alabilirdi. Yinede başka birilerinin parasını alarak zengin olmaktansa fakir olmak yeğdir.
Saat 23.32 idi. Babası hâlâ gelmediyse eve sinirli geleceğini şimdiden kestirmişti. Bugün onun için kötü geçmişti çünkü babası şimdi eve gelecekti ve bugün para kazanamadığı için sinirini Efnan'dan alacaktı.
Tam 10 dakika sonra evin kapısı açılmıştı. İçeriye haldur huldur girmesinden belliydi ki Efnan'ın babası gelmişti. Efnan kanepede duran yastığını bir çırpıyla aldı. Yastık yırtılmış ve içinden bir kaç yün çıkmıştı çünkü Efnan her çığlıklarında yastığını tırnakları ile parçalıyordu. Bu her seferinde yaşanıyordu.
Babası kafasını kapıdan uzatmıştı. Karanlıkların içerisinde korkunç gözüken yüzü sinirden daha da korkunç gözüküyordu. Ortamın karanlık olması zaten korkutucuydu. Efnan'da babasını karanlık içerisinde babasının gelmemesini diliyordu. Babası eğer ışığın açıldığını görürse bu sefer Efnan'ı dövmekten ziyade kemiklerini kırardı. Bunu yapardı.
Kafasını uzattığı kapıyı biraz daha araladı. Araladıkça etraf korkunç olmaya devam ediyordu. Kapının gıcırdaması ile karışan babasının nefret sesleri Efnan'ı bunaltıyordu. Her taraftan bir ses geliyordu. Babası kapıyı aralamak ile yetinmemişti. İçeri adımını attı ve arkası dönük olan Efnan'a yaklaştı. Sırtına dokundu. Efnan ise sırtındaki yaraların dokunulmasından duyduğu acıyı yastığı sıkarak çıkarmaya çalışıyordu.
Babasının eli kollarına doğru ilerleyince Efnan büyük bir çığlık attı ve durdurdu. Babası yine ve yine kolunu iğnelerle çizecekti. Efnan kolunu çizeceğini kolunu tutuşundan anlıyordu. Yine o tutuşu yapmıştı.
Efnan çığlığının ardından bir kaç cümle kurmaya çalışmıştı. Ağlayan gözleri değildi kalbi gibiydi. Kalbine bir ağrı saplanıyordu. Bu ağrı her seferinde konuşmasını engelliyordu. Yalnız bu sefer bu mümkün olmayacaktı. Şimdi konuşacaktı.
"Yapma. Bu sefer yapma bare. Bak nolur yapma. Acıyor anlamıyor musun? Acıyorrr"
Efnan ilk defa kendine bu şekilde işkence verilmesine karşı çıkmıştı. Bu ilk defa yaşanmıştı. Haliyle bu duruma babası da şaşırmıştı. Geri adım attı ve konuşmaya başladı.
"Sana bir iş vereceğim ve bunu yapacaksın. Zaten itiraz etme hakkın yok. "
Yine ne işiydi. Yine ne yapmasını isteyecekti. Hırsızlık, dilencilik, kapkaççılık... Hangisi? Ya da daha farklı bir iş mi? Efnan itiraz edemedi. Babasına karşı arkası dönük iki büklüm şekilde oturuyordu. Hıçkırarak ağladığını gizlemek için yastığı olabildiğince yüzüne bastırıyordu.
Babası korktuğunu bildiği hâlde hiç de konuşmayı kesmiyordu. Az önce patlattığı bombanın ardına yeni bir bomba patlatıyordu.
"Yarın sen dilencilik yapacaksın. " Sanki hiç yapmadığı şeydi. Her seferinde Efnan'ı bu kötü işlerine alet ediyordu. Yine edecekti. "Ancak bu sefer farklı bir şekilde... " ne demek istiyordu? "Kolun kırık olacak. "
Yok artık daha neler. Kızının kolunu para kazanmak için kıracakmıydı? Bu Şafak Baysal ise kıracaktı. Zaten kimsenin de engel olduğu yok. Kimseninde camdan dahi bakıp küçük bir kızın neden çığlık attığını sorguladığı yok. Kırmamasını sağlayacak kimse yok. Efnan'a doğru yaklaştı. Kolunu tuttu.
Efnan o sırada daha bir sert ağlıyordu. Bağırarak sadece nefesini yoruyordu. Ama yine bağırmayı unutmadı. Son bir kez çığlık attı. Haykırdı.
Bu haykırışını hapisten kaçan birini arayan zabıtalar duydu. Eve tıklayıp girmeye çalışan zabıta ekipleri bu işin çözüm olmayacağını anladığı için kapıyı kırmaya karar verdiler. Kapıyı kırdıklarında çok geç olduklarını anlamıştılar.
Efnan'ın kolu kırılmıştı bile Efnan acıdan yerde kıvranırken babası kahkaha atıyordu. Bu kahkahası kapının tıklanmasından sonra kesilmişti. Zabıtalar Şafak Baysal'ın kaçmasına izin vermeden yakaladılar ve arabaya bindirdiler. Efnan ise yerde acı içinde yatıyordu.
Zabıta ekiplerinden iri uzun boylu olanı Efnan'ı yerden almıştı. Yerden alırkan Efnan'ın bağırışı içinden can kopartıyordu.
"Ahhhhğğğ yapmayın. Vurmayınnn. Bare siz vurmayın. Ben zaten bitmişim. "
Üstüm başım altüst olmuşum
Bana verilen candan hesap sormuşum
Bir varmışım bir yokmuşum
Acı çekerek ölmek için doğmuşum
Efnan zabıta ekibini bile ona zarar verecek biri olarak düşünmüştü.
"Yok kızım ben sana neden zarar vereyim? Ben seni kurtarmak için geldim. "Zabıta ekibindeki Efnan'ı taşıyan kişi gerçekten çok üzülmüştü. Onun böyle düşünmesi, kendisine yaklaşan herkesin ona zarar vereceğini sanması... En kötüsüydü.
Efnan ise hâlâ inanmadığı Zabıta ekibine bir kaç cümle kurmuştu.
" Sahiden mi? Yalan söyleme. Biliyorum bana bir şey yapacaksın. Kimse beni kurtarmaz. Kısacası neden kurtarsın? Ben varlığım içinde yokum. "
Efnan'ın bu cümleleri hem yakınındaki zabıta ekiplerimiz hem de onu taşıyan zabıta ekibini sarsmıştı. Onunla daha fazla konuştukça sarsılıyordular. Zabıta ekibi arabaya varınca kucağındaki Efnan'ı koltuğa koymadan ön kısımda beraber oturdular. Bu pis adamın arkada kıza ne yapacağı belli olmazdı.
Şafak Baysal sonunda tutuklanmıştı. Efnan ise bir yetimhaneye gitmişti. Orada ona daha iyi bakılcağını biliyordular.
Efnan'ın kolu alçığa alındığında yanında hep yetimhanede tanıştığı bir kız vardı. İsmini bilmiyordu. Onu buraya geldiğinden beri gözlerinde hep güneş gözlüğü ile görmüştü. Merak etsede söylemiyordu. Hep gizli bir sırrı var gibiydi. Burada ona ismiyle hitap edilmiyordu. Hırsız diye hitap ediliyordu. Bu sınıfta onu seven tek kişide bir anlaşmazlık yüzünden başka sınıfa geçmişti. O zaman tek kaldığı bir yerdi burasıda.