İçeriğe geç

OYUN

Bölüm 3 · 12 dk okuma

OYUN

Bölüm 3

Doğa

3.Bölüm

2002

İstanbul'un Zeytinburnu İlçesinde doğan bebek gözlerini ıssız bir çöp kutusunda açmıştı. Evet evet bir çöp kutusu. Hani ablaların kardeşlerini seni çöpten bulduk şakasını yaptığı... Gerçekten çöpte bulunmuştu. O, damlayan çay sıvılarının, atılan bebek bezlerinin arasında bulundu. Adalet miydi bu? Çöp kutusunda gözlerini açmak neden istesin? Neden kendisini istemeyen bir aile için gelmişti bu

bebek?

Saat 12.00 civarıydı. Evden çöp atmak için inen bir kız tarafından bulunmuştu o. Kendisini bir çocuk bulduğu için şanslı olmalıydı. Yoksa bu acımasız dünyada onu başka amaçla kullanabilecek bir yetişkin de olabilirdi. Ya da hiç bulunmayıp sonu çöp toplayan araçlarda olabilirdi.

Kız çocuğu 12'li yaşlardaydı. Bu bebeği fark etmeden çöpü konteynera atmıştı. Çöpün elinde bıraktığı kokuyu oflayıp poflayarak cebinden çıkardığı mendille silmişti. Kaldırımın yanında duran çöp konteyneri ağzına kadar dolu olduğuna göre birazdan çöp toplayan araç gelecekti. Kız elini sildiği mendili yine hiç bakmadan konteynere attı. Kulağında takmış olduğu moda kulaklıklar ile son moda bir şarkı dinliyordu. Aslına bakarsanız şimdi bu şarkılar baya eskiye kaçar. 2002 yılından bahsediyoruz. Tam 22 sene öncesinden.

Kulaklıkları o kadar kaliteliydiki ses dışarıdan hiç duyulmuyordu. O zamanın son moda telefonu sürekli elindeydi. Konteynerin yanında durmuştu ve telefondan bir şarkı seçiyordu. Karar vermesi zor şarkılara benziyordu. Konteynerin yanında 5 dakika beklemesine rağmen şarkıya hâlâ karar verememişti. Aklına birden o klasik olan seçme işlemi gelmişti.

Ooooo portakalı soydum.

Başucuma koydum.

Ben bir masal uydurdum.

Duma Duma dum.

Kırmızı mum.

Sonunda bir şarkıyı seçmişti. Gerçi bu taktikle seçilmemesi imkansızdı. Şarkıyı seçtiğinde bir korna sesi duymuştu. Korkusundan elindeki telefonu neredeyse yere atacaktı. Kulağındaki kulaklıkları boynuna indirdi ve kornanın sesinin geldiği yöne döndü.

Dolmuş Konteyneri boşaltmak için gelen çöp arabalarıydı bunlar. Çöpün yanına yanaşacaktı ama oradaki kız yanaşmasını engellemişti. Yeşil reklam panolu araç kızın çekilmesiyle konteynerin yanında durdu. Araçtan inen iki adam biri sağdan diğeri soldan tutarak konteyneri sürüklemişti.

Kız eve giderken cebindeki küçük cüzdanını almak için elini cebine yöneltti. Ancak eli Çebi'nin içine girdiğinde boş olduğunu fark etti. Cüzdanını yerde düşürebilecek olma olasılığını geçirirken bir yandan da yerlere dikkatle bakıyordu. Cüzdanının nerede olabileceğini hatırlamak için kendini zorladı. Bunu yaparken o başını ovma tekniğini de atlamadı.

Bu teknik işe yaramıştı. Bir kaç kıvılcımlar kafasında toplanmıştı. Öpü atarken elinde tuttuğu cüzdanını da atmıştı. Ahh aman Allahım ne kadar dikkatsiz. Dönüp konteynere doğru giderken biraz daha hızlı olmazsa cüzdanını araca atacaklarını anlamıştı. Halbuki bir bebekte araca atılacaktı.

Yavaş adımlarını olabildiğince hızlandırdı. Konteynerin yanına vardığında kulaklıklarını tekrar çıkartıp adamlara "durunnn" diye bağırdı. Sesin şiddetli olmasından kaynaklanan bu ufak çaplı korku sona erince adamlar kıza döndü.

"Ne oldu? İşimiz başımızdan aşkın. Bir de seninle uğraşamayız küçük hanfendi. " adamlardan iri kısa boylu olanı sözünü bitirdikten sonra işine tekrar döndü. Yanındaki kısa boylu zayıf adam ise konteyneri götürmesini engelledi. Ardından iş arkadaşına dönüp ikna edici cümleler söyledi.

"Bence duralım. Bakalım ne diyecek? Hem bu konteynerden sonra mola veriyoruz. " iş arkadaşı ikna olmuştu. Konteyneri ayağı ile sabitleyi kıza dönmüştü. Her ne kadar ikna olsada yüzünde desede gitsek diye bir hâl vardı. İki adam işlerini bırakmış, onların işini engelleyecek güçlükle durunnn diye bağıran kıza bakıyordu.

Kızın o bir anlık paniğin içinde dili tutulmuş gibi olmuştu. Biraz duraksadıktan sonra söze girdi.

"Şey şey benim cüzdanım çöpe düştü de. "

Adamlardan iri kısa boylu olanı devam etti. Sert bir çıkış yapmıştı.

"Ne var. Düştüyse düştü. Kulaklıkla müzik dinleyeceğine dikkat edipte düşürmeseydin. Daha yapılacak bir şey yok. Elini çöpe sokacak değilsin "

Bir bakıma haklı olsada bu kadar agresif olmasına gerek yoktu. Ne var yani düştüyse?

Kız tekrar öne atıldı. Kaşları çatık. Gözleri devrilmişti. İki kolunu göğüslerinde birleştirerek sağ bacağını ufak bir ara vererek açmıştı. Bütün yükü de sağ bacağına verdikten sonra söze başladı.

"Evet elimi sokacağım. Ayrıca evet dikkat etmedim ama bana bu şekilde davranmanız yanlış. Biliyorum bu saatlerde çalışmak zor ama benim bir eşyam çöpteyse bunu alma hakkım var. " diyerek çöpe yönelmişti. Her iki adamda kızı haklı bularak aradan çekilmişti. İri kısa boylu olan bir an gözlerini sıcaktan ateş topuna dönmüş güneşe çevirdi. Gerçekten bu öğlen sıcağında çalışmak bunaltıcıydı.

Kız elini çöpe sokmuştu. Oradaki cüzdanını aramaya başlarken bile elini buradan bir an önce çıkarmayı diliyordu. Az önce eline çöp poşetinde ki çay damlaları damladığı için mendille iğrenerek silen kız, şimdi konteynere elini sokmuştu. Buradan eve gittiğinde olayları annesi öğrenmeden soğuk bir duşa girecekti. O elini 1 kutu duş jeli ile yıkayacağına adım kadar eminim.

Kız sarı emojili cüzdanını bir poşetin altında gördü. Elini uzattı ve cüzdanını alacağı sırada eli minik bir ele değmiş gibi oldu. Korktuğu için elini geri çekti. Ancak cüzdanını yine düşürmüştü. Gözleri korkudan korkmuş bir şekilde adamlara döndü. Ağlamaklı ve titreyen sesiyle konteynerin içini parmağıyla gösterdi.

"O-O orada orada bir e-l el varrrr"

Bir anda geri adım atıp korkudan ağlamaya çalışan kızı kısa boylu zatıf olan adama sakinleştirmeye çalışıyordu. Kolları arasına aldığı 12 yaşındaki kızın kalbinin ne derece hızlı attığını duyabiliyordu. Onu sakinleştirmek için ne yapması gerektiği hakkında hiç bir bilgisi yoktu. Bu adam diğerine göre daha gençti. 18 yaşında gözüken adam okul okumamış ve daha yeni adam olmuştu. Çocukluğunu bitirir bitirmez bu işe başlamıştı.

Kendiside daha yeni çocuk olmaktan çıktığı için ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Doğrusu çocuklar hakkında hiç bir şey bilmiyordu. Diğer adama göre 10 yaş küçük olsada gerektiğinde ondan daha yetişkin durabiliyordu.

Diğer kısa boylu iri adam ise elini çöpe daldırmıştı ve çöp yığınlarını bir tarafa yığmıştı. Gördüğü şey ise bir bebeğin bedeni. Canlı mı yoksa öldü mü? Ölmemiş olsa ağlama sesini duyardık diye düşündü adam. Sıktığı yumruğu net anlaşılmıyordu. Diğer iş arkadaşına döndü ve onu bir kaç kaş göz hareketiyle yanına çağırdı.

Kızı bırakıp oraya giden adam gördükleri karşısında dona kaldı. Küçücük bir bebeği buraya bırakabilecek kadar vicdansız olamazlardı. Acaba kaç gündür buradaydı? Yaşıyormuydu? Bebeği buraya kim bıraktı? Bu sorular her ikim adamında beyninde dönüyordu. Koca bir döngü oluşmuştu kafalarında.

Bu bebeğin ölmemiş olması için ağlaması gerektiğini hatırladıklarında daha bir perişan oluyorlardı.

Her şeyden habersiz onların uzaktan izleyen kız ise bir olayın döndüğünü anlayıp yanlarına gitmişti. Konteynerin içine baktığında az önce elinin değdiği şeyin bir bebek olduğunu anlamıştı. Anlamasını ardından geri adım atıp olduğu yerde yığılmıştı. Bayıldığı anlaşılıyordu. Hem onu hem de bebeği hastaneye götürmek için arabaya koyan adamlar hızla en yakın hastaneye varmışlardı.

Kızını merak eden anne ise onu sokakta aramaya başlamıştı. Bu belalı şehirde kızının bir organ mafyası tarafından kaçırıldığından bile şüphelenip içi içini yemişti. Onu ise kızının telefonundan bir aramıştı. Bu kişi az önce kızı sakinleştirmeye çalışan adamdı.

"Alo hanımefendi. Kızınız şuan hastanede. Size konum atıyorum lütfen buraya gelin. "

"Hey seni pislik p!ç ne yaptın kızıma söyle? "

"Biraz sakın olun önce"

"Sakın olamıyorum bak ne yaptığını söyle yoksa geldiğimde ağzına_"

"Buraya gelin her şeyi anlatacağız. "

"Umarım bunun altından siz çıkmazsınız yoksa size burada güzel bir mezar yeri ayarlarım. Anladın mı?"

"Anladım hanımefendi. Ben size konum atıyorum oraya gelin. "

"Tamam hadi at geliyorum. "

Adam konuşurken yüzü şekilden şekile gitmişti. Son cümlesinde ne kadar bıkkın olduğunu anlatamam yaşanır. Kadının ona saydırdığı küfürler akla yetmiyordu.

Kızın telefonunda *Canım Annem* diye kayıtlı olan mesaj kutusuna girdi ve kızının olduğu hastanenin konumunu attı. Anında görülen mesaj "Geliyorum hele senin parmağın olsun" mesajı ile tamamlanmıştı. O zaman geriye sadece annenin gelmesi kalmıştı.

Yaklaşık 1 saat sonra kızın yattığı odanın kapısı sanki kırılması için tekmelenmiş bir şekilde açıldı. Gelen belliydi. Kızın annesi acil bir hızla girmişti. Kızının hiç bir şeyi yoktu. O korkuyla bayılmıştı. Doktor 2 ilaç vermişti. Eğer bunları içerse bir hastalığı olmayacaktı.

Şimdi ise kızın annesine bir açıklama yapması gerektiğini anlamıştı. Kadının oturduğu koltuğun yanına vardı ve konuşmak istediğini belirtti.

"Hanımefendi izin verir iseniz olayı anlatayım. "

Kadın adamı baştan sona sezmişti. Üstündeki kirli elbiseleri ve ter kokmuş bedeni yüzünü ekşiltmişti. Gözleri başka yöne kaydı ve cevap vermedi.

"Bu sessizliğinizi "evet" olarak anlıyorum. Öyleyse anlatmaya başlıyorum. " ayakta öylece dikilirken bir yandan da konuşmaya devam ediyordu. "Biz çöp arabasıyla konteyneri boşaltmaya gelmiştik. Kızınız çöp konteynerinin yanında müzik dinliyordu. Kornaya bastım. Duyduktan sonra ilerledi. Bizde konteyneri boşaltıyordukki kızınız geri döndü ve cüzdanını almak için elini çöpe soktu. "

Kadın kızının elini çöpe soktuğunu anlayınca yüzü değişti. Tuttuğu kızının elini bıraktı. Çantasından çıkardığı ıslak mendille silmişti. Adam ise ona değişik şekillerde bakıyordu. Ne biçim bir anneydi bu.

Kadın ellerini sildikten sonra adama döndü ve ismini sordu. Sonrasında merak ettiği olayın devamını öğrendi.

"İsmin ne senin? " kadın anlamlı bakıyordu. Bir şeylerden şüpheleniyor gibiydi.

"İsmim Ömer. " adam kadının ne yapmaya çalıştığını anlıyor gibiydi. Aklı sıra ismini alacak ve polise şikayette bulunacaktı. Oysaki hikayenin devamını dinlememişti. Onun o kirli kıyafetlerine göre kızına bir şey yaptığını düşünüyordu.

Kadın olayın devamını dinlemek istediğini oturuşundan belli ediyordu. Bu olayın devamını kendi kafasında kursa da yine dinleyecekti.

Ömer arkasındaki televizyonun olduğu duvara yaslandı. Sağ bacağını öne atarak iki kolunu her zamanki gibi göğsünde topladı. Sonra kadının merak ettiği sorunun cevabına döndü.

"Kızınız elini çöpe sokt-" kadın Ömer'in sözünü kesmişti.

"Tamam anladık soktu. Devamı ne? " kadın anlaşılan sabır kelimesinin zıttını taşıyordu. Burnunu kıvırtmış Ömer'e bakan kadın tek kaşını kaldırmayı da ihmal etmemişti. Kızının başucunda oturduğu yeşil koltuk kadının kasılmış enerjisiyle solmuş, yıpranmıştı.

Ömer söze girse tekrar kadın tarafından bozulacağını tahmin ediyordu. Bir cesaret ile söze tekrar girdi. Bu sefer daha uzun ve mola vermeden konuşmayı diliyordu. Duruşunu hiç bozmadan yaslandığı duvardan doğruldu.

"Kızınız çöpten korkuyla elini çekmişti. " kadın daha bir merakla yöneldi. Az önceki umursamaz tavrı yerine merakını tutamayan biri vardı. "Sonra konteynerin içine baktığımızda bir bebek gördük. Kızınız korkuyla geriledi ve bayıldı. Olanlar bu kadar. Bizde onları arabayla hastaneye getirdik."

Kadının yüzü düşmüştü. Olanlara açıklık getirmek istiyordu. Merak ettiği bütün soruları sordu.

"Neden bir bebek için bu kadar endişe duymama yol açtın? "

"Sen kızıma bir şey yaptın mı? "

"Kızımı o çöp arabasıyla mı getirdin? "

Kadın tüm soruları art arda yağdırıken Ömer soru yağmurunda boğuluyordu. Ne diyecek bilmiyordu. Sorduğu tüm sorulara tek tek cevap verecekti ancak ilk sorusuna soruyla karşılık verecekti.

"Neden bir bebek için endişe duymuyorsunuz ki? "

Ömer'in sorduğu sorduğu üzerine kadının gözleri kısılmıştı. Dişlerini sıktığı dudaklarından belli oluyordu. Bu konvoy filmlerinden çıkmışa benzeyen kadın gacırt gucurt eden topuklu ayakkabıları ile koltuktan kalktı ve Ömer'e doğru ilerledi. Ömer'in yanına yaklaştıktan sonra söze girişti.

"Sence neden bir bebek için endişe duyayım. Ne yani kızım çöpten bir altın bulamaz mıydı? " kadının dedikleri üzerine Ömer insanlığın gerçekten bittiğini bir kere daha anlamıştı. Bu küçücük terk edilmiş bebek altından daha mı değersizdi.

Küçük bir can parayla alınamaz.

Küçük bir vicdanda parayla alınamaz.

Ömer artık bu kadına ne dese haksız olarak değerlendirilecekti. Ne dese cahil olarak nitelendirilecekti. Sustu. Diğer bir soru için duvara yaslanmayı bıraktı. Olabildiğince doğruldu ve diğer bir soruyu cevaplamak için konuşmaya başladı.

"Öncelikle ben kızınıza bir şey yapmadım. Kızınız bayıldı. Kızınız demekki daha önceden de bir hastalığı vardı. Benim yüzümden bayılmış olamaz."

Ömer bu soruya verilebilecek en güzel cevabı vermişti. Cevaptaki haklılık payı %80 di.

Kadın ikna olmamış gibiydi. Diğer bir soruya vereceği cevapla onun bir şey yapıp yapmadığını anlayacak gibiydi. Diğer soruya cevap vermesi için dediği söze karşılık vermedi. Ellerini beline koyup diğer sorunun cevabını bekledi.

Ömer şaşırmıştı. Söylediği söze karşılık vermemişti. O da diğer sorunun cevabını söylemek için iki elini beline koydu. İki elide belinde olduğuna göre artık cevabı söyleyebilirdi.

"Evet kızınızı çöp arabasıyla getirdik. Bir sorun mu oldu? " kadın bu sefer sakın kalamadı. Elleri belinden olabildiğince hızla ayrıldı ve yine olabildiğince hızla Ömer'in omzunda onu iterken bulundu. Kadın uzun saçlarını dinlemeyerek büyük bir öfkeyle itiyordu. Kadının itmesi Ömer'in sadece 1 geri adım atmasını sağlıyordu.

Kadın ittikçe yüzü öfkeden kızarıyordu. Uzun katlı kesilmiş açık kestane saçları önüne geliyor ve bağırırken ağzına giriyordu. Ela gözleri yine öfkeden kırmızı renge bürünüyordu. Öfkeden kızaran burnu kırmızı rengini anımsatan yüzünü tamamlıyordu.

Ömer kendisini 2 dakikadır iten kadının ellerinden tutarak durdurabildi. Ellerinde tuttuğu kadının ellerini sakince bıraktı. Hafif lavanta kokulu gömleği bulunduğu odaya tamamen dağılmıştı.

Kadın sakinleşmeye çalışarak bir yandan da konuşuyordu.

"Ne demek çöp arabasıyla. Şimdi kızım çok pis kokmuştur. Sizin gibileri bilirim. Kendinize hiç dikkat etmezsiniz. Leş gibi de kokarsınız. " kadını cümleleri ağza alınmayacak kadar ağırdı. Mahallenin çöp arabaları olmasa asıl oturdukları mahalle leş gibi kokardı. Asıl onlar gibi çöp toplayıcılar olmazsa mahalle çöp yığınına dönerdi. Bilinçsiz bir tavrın sonuçları bugün birinin kendini kötü hissetmesine neden olucaktı.

Ömer oradan ayrıldı. Yüzü düşmüş, boynu bükülmüştü. Kadının sözleri kafasında dönüp duruyordu. O sözleri ne kadar çıkarmaya çalışsada beceremiyordu.

14 sene sonra

Ömer sahiplendiği bebeğin ismini Doğa koymuştu. Ona bir kimlik bile çıkarmıştı. Doğa Taylar. Ömer hayatının aşkını 2 sene önce bir kadında bulmuştu. Ömer bu sarı saçlı kahverengi gözlü kızın iyi kalpli olmasından etkilenmişti. Kadın ile güzel bir eve taşınmıştı. Bir kız çocukları olmuştu ve ismini Çiçek koymuşlardı. Bu küçük kız Doğa'nın da kardeşi olmuştu. O küçük konteynerde terk edilmiş bebeğin büyük bir ailesi vardı.

O böyle mutluydu. O böyle kendisiydi. Şimdi buradan taşınacak olsalarda Doğa yeni gideceği okulunda arkadaşlar edineceği hayalinde.

O gün İzmir'in Çeşme İlçesine varmıştılar. Mor küçük bir evde yaşıyorlardı.

Doğa'nın okulu ise iki sokak arkadaydı. Yürüme gidip gelebileceği bir mesafeydi. Eve taşındıktan 2 saat sonra Doğa okula gitmek için evden çıkmıştı. Yanında babası vardı. Onun gerçek bildiği, gerçek kabullendiği babası vardı.

Henüz gerçek babasının kim olduğunu bilmeyen Doğa şimdilik yanında gelen adamı babası kabullenmişti. Babası ile okula vardığında Doğa yeni sınıfına babası ise okul müdürüne gitmişti. Babası okul müdürüne bir kaç bilgi verecekti.

Ömer müdürün yanına vardığında konuşmaya başladı. Doğaların sınıfındaki Eylül ise tam müdürün kapısını tıklatacağı sırasında Doğa'nın babasının sesini duyduktan ve tıklatmaktan vazgeçip onları dinlemeye başladı. Yeni gelen sevmediği kız hakkında bilgi almak istiyordu.

"Sayın müdürüm. Bilirsiniz ben telefonla konuştuğunuz Doğa'nın babası. Size bir bilgi vermek istediğimi sormak istiyorum. Doğa'ya bizim ile ilgili sorular sormazsanız sevinirim. Çünkü onu bir çöp konteynerinde buldukta. Bizim hakkımızda bir şey bilmiyor. "

Müdür başıyla onayladıktan sonra destekleyici bir cümle söyledi.

"Tabiki bu konu hakkında hiç konuşmayız. "

Eylül'ün duydukları karşısında dudakları kıvrılmıştı. Gözleri büyümüş keyifle sınıfın yolunu tutmuştu. Sınıfa vardığında sınıfın kenarındaki ağzına kadar dolmuş çöp kutusunu bir çırpıyla almıştı. Orta en ön sırada oturan Doğa'nın başından aşağıya dökmüştü. Peşinden ise gülerek çöpte doğan Doğa. Çöpte doğan Doğa diye sesleniyordu. Olayı anlayanlar Doğa'nın etrafına toplanıp Eylül'e katıldılar. Çöpte doğan Doğa çöpte doğan Doğa.

Doğa ilk defa orada anlamıştı. Çöpte dünyaya geldiğini... Onun yuvasının çöp olduğunu düşündüklerini...

Hep böyle günler mi bekliyordu Doğa'yı? Evet hep böyle günler bekliyordu. Dram dram dram

Bu dramda sadece tek bir arkadaşı vardı. Onu öyle kabullenen bir kişi vardı. Yeliz. Yeliz Taşduman. Ona tek o arkadaşlık etmişti. Başında sadece o vardı. Başka kimse yoktu. Güveni sonsuz olduğu bir arkadaşı. Yalnız tabi onunla 8.sınıftan sonra ayrılmıştı. Ondan ayrılmıştı ama Eylül'den ayrılamamıştı. Aynı sınıfa düşmüşlerdi ve bu da Doğa'nın ortaokulda yaşadıklarını tekrar yaşamasına mani oluyordu. Yine ve yine zorbalanmasına neden oluyordu. Sanki bu onun kaderiymiş gibi. Peşini bırakmayan bir lanet. Musibet miydi bu şimdi?

Liseye geçtiğinde Eylül'ün olayı tüm sınıfa yaymasıyla ortaokul anıları tekrar yaşanmıştı. Üstelik bu sefer onu koruyan kimse yoktu. Güvenebileceği kimse yoktu. Sadece bir arkadaşı vardı lisedeyken. O da oturduğu cam tarafına gelen sağ bacağı yaralanmış bir güvercindi. O güvercinin yarasını saran Doğa olmuştu. Ancak onun yarasını saran ne kendisiydi ne bir başkası.

Ailesiyle yaşamayı bırakmamıştı. Yinede artık onlara karşı gerçek duyguları yoktu. Artık onları gerçek annesi ve babası gibi sevemiyordu. Kabullenemediği acıları başka bir boyuta götürmeyi istese kendisini. Hiç vazgeçmeden giderdi. Bunu kabullenmekten hoşnutluk duyardı.

Her ne kadar lisede beraber olsada üniversiteyi başka bir şehirde okumuştu. Neticede bu uzun sürmemişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.