Bazen duygusal acılar insanın canını öyle yakar ki hissettiği fiziksel acıyı unutturur insana. Çünkü kalpteki sancılar bütün bedeni sarar. Ne bedeni kımıldayabilir insanın ne de ruhu. Sadece vardır, varlığı ise acıdan ibaret.
Yatağında uzanmış karşısındaki küçük pencereden kendisini izleyen aile bireylerine bakarken acının her tonunu iliklerine kadar hissediyordu Atlas. Günlerdir ruhu acının esiri olmuştu. Baktığı hiçbir şeyi görmüyor, gözlerini kapatsa hayaline düşen gözler içini yakıyordu.
Haftalar geçmişti Neşe'yle yaptığı konuşmanın üzerinden. Onu hemen engellemişti çünkü biliyordu eğer ertelerse ondan asla uzak duramazdı. Haftalardır onunla konuşmamak için verdiği savaş kelimelerle anlatılamazdı. Son zamanlarda Atlas'a iyi gelen tek şey Neşe'ydi ve artık o da yoktu.
Atlas yine herkesle iletişimini kesmişti. Kendi içine kapanıp eski hâline dönmüştü. Bu onun normaliydi. Aylardır bu normalle yaşıyordu bunu bozan Neşe olmuştu. O giderse eski Atlas geri gelirdi.
Ama Atlas artık eskisinden de kötü bir haldeydi. Çünkü acısına acı katmıştı. Ama bunu biraz da bile bile yapmıştı. Durumu böyleyken aşık olmak istemiyordu ama olmuştu. Hem de fena aşık olmuştu. Peki onun aşık olmaya hakkı var mıydı? Atlas'a göre yoktu. Çünkü bu hem kendisini hem de aşık olduğu kişiyi üzerdi.
Kendi canı zaten yanıyordu başkasını üzmeye de gerek yoktu.
Atlas'ın yaptığı en büyük hata en başında Neşe'yle konuşmaya devam etmekti. Ama bu Atlas'ın hayatının en güzel hatasıydı. Neşe'yle geçirdiği her an ömrünün en güzel anlarıydı. Onun yanında yaşadığını hissediyordu, belki de bunu kısa bir süre sonra hiç hissedemeyecekti. Her anlamda...
Neşe'ye bir kez bile seni seviyorum diyememişti. Kalbinin en ücra köşesindeki sızılardan biriydi bu. Korkmuştu... Kalbi bunu söylemek için yalvarırken o sadece susmuştu. Aralarındaki ilişki ilerlemesin istemişti, oysa o söylemese bile gözleri sevgisini bas bas bağırıyordu.
Sevgi sadece dile getirildiğinde anlaşılan bir şey değildi. Bazen beden dili ve davranışlar sözlerden daha etkili oluyordu. Ve Atlas'ın sevgisi o söylemese bile gözler önündeydi. Neşe'nin kalbine kadar ulaşmıştı. Neşe'nin Atlas'ın gözlerinde gördüğü aşk kelimelere ihtiyaç duymuyordu.
Atlas'ın hazır olmadığı şey Neşe'nin de ona aşık olmasıydı. Bunu delicesine isterdi ama yapamazdı. Ona bunu yapamazdı. Neşe'ye açıdan başka bir şey veremezdi. Aşkını itiraf edeceği o gün Neşe'yi susturmak dünyanın en zor eylemiydi Atlas için. O sözcükleri duymak için birçok şeyini feda edebilirdi belki ama eğer duyarsa da gitmek çok zor olurdu. Bu dünyadan gitmek Neşe yokken çok daha kolaydı. Şimdi acı veriyordu, çok...
Şimdi Atlas'ın gördüğü herkesin gözleri ıslak bakıyordu. Hepsinin gözleri kızarmış yorgunluktan çökmüş durumdalardı. Bunun sebebi de Atlas'tı. Ve eğer Neşe'yi kendinden uzaklaştırmasa o da bu hâlde üzgün olacaktı.
Atlas artık çok yorgundu. Bir yükü taşıdıkça daha da ağırlaşıyordu. Ve onun omuzları artık bu yükü kaldıramıyordu. Bedeninde hissettiği ağrılar kalbindeki ağrılarla birleşince dayanılmaz bir hâl alıyordu.
Gözlerini yorgun bakışlardan çekti. Artık bu bakışları da görmek istemiyordu, herkes ona acıyarak bakıyordu. Bütün gözlerde hüzün vardı. Ama hüznün en büyüğü Atlas'ın gözlerindeydi.
Neşe'nin kendisi için yazdığı akrostişi açtı. Okudu, okudu... Defalarca kez okudu. Kulaklarının duymasına izin vermediği aşkı şimdi bu mısralardan kalbinin hissetmesine izin veriyordu. Neşe ona aşıktı... Bu tarif edilemez bir duyguydu.
Konuşmadıkları bu süreçte sayısız hayal kurmuştu Atlas. Hepsinin hayal olarak kalacağını bilmek canını yaksa da o hayalleri kurarken duyduğu his paha biçilemezdi. Ve eğer hayal etmesi bile böyle iyi hissettiriyorsa kim bilir gerçek olsaydı nasıl olurdu?
Sızlayan gözlerini zorlukla telefonundan ayırdı. Dışarıya açılan pencereye baktı. Sis her yeri kaplamış doğru düzgün bir şey görünmüyordu. Tıpkı Atlas'ın geleceği gibi. Yarın ne olacağı belli olmazdı. Her saniye bir bilinmezlik içinde ve tetikte yaşıyordu.
Dayanamayıp gözlerini kapattı. Hemen zihnine süzüldü aşık olduğu çehre. Ömrü boyunca baksa bıkmayacağı gözler. İlk bakışında vurulduğu orman yeşili hareler.
Acının tarif edilemez bir formunu yaşıyordu Atlas. Kalbini yakan bu ateşi kendi elleriyle yakmıştı. Pişman değildi. Tek sorunu Neşe'yi üzmesiydi.
Gözlerini açmasını sağlayan şey kapıdan gelen ses oldu. Gün boyu kimse odasına girmemişti, çünkü herkese yalnız kalmak istediğini söylemişti. Ama ne zaman yalnız kalmak istese buna izin vermeyen bir kişi vardı.
"Seni varlığıma alıştırdım ya şimdi sen yokluğuma dayanamazsın diye düşündüm geldim. İyi yapmış mıyım?"
Böyle gergin bir günde bile hâlâ enerjik oluşunu tamamen Atlas'ın moralini yerine getirmek içindi. Yoksa tıpkı herkes gibi o da üzgündü ve düşünmekten yorulmuştu.
"Tuna yalnız kalmak istediğimi söylemiştim. Bir kere söz dinlesen olmaz mı?"
Tuna her zamanki yerine kurulurken omzunu silkti. "Cık,"dedi iyice koltuğa yayılırken. "Olmaz."
"Hem bu defa ilgini çekecek bir konuyla geldim sana."
Atlas'ın hiçbir şey umurunda değildi. Muhtemelen Tuna yine saçma şeyler anlatacaktı. Ama bulunduğu yerden gidemediği için mecburen dinlemek zorundaydı. "Ne anlatacaksan bir an önce anlat ve git. Yorgunum, dinlenmem ve biliyorsun ki düşünmem gerek."
Atlas'ın düşüneceği konu zaten saatlerdir bütün aile üyelerinin kafasının içinde dolaşıyordu. Oysa sadece iki seçenek vardı. Fakat bu o kadar kolay bir seçim değildi.
"Neşe'yle konuştum."
İşte şimdi Atlas'ın ilgisini üzerine çekmişti Tuna. Ama biraz öfkeli bakıyordu. Neyseki Tuna o gözlerde oluşan heyecanı da yakalamıştı.
"Tuna sana konuşma demiştim, bitti o mesele." Başlamadan bitmesi hâlâ canını yakıyordu. Dile getirirken bile kalbi bin parçaya ayrılıyordu.
"Hemen sinirlenme,"diyerek onu sakinleştirmeye çalıştı Tuna. Azar işitmek istemiyordu. Şurada tek amacı sevenleri kavuşturmaktı. "Benden yardım istedi, sana ulaşmaya çalışıyor."
Şüpheli bakışlarını Tuna'ya sabitledi Atlas. Hem şüpheli hem de tehditkâr bakıyordu. Bu defa olay basit değildi ve burnunu sokmasını istemiyordu. Bütün iradesini ortaya koyarak Neşe'den uzaklaşmıştı.
"Bakma öyle! Yardım edemeyeceğimi söyledim zaten." Tuna'nın yardım etmek için içi gidiyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Belki de bu defa işin ciddiyetini farkına varmıştı. Tuna'nın hayatına bu kadar müdahale etme hakkını kendinde bulamadı. Fakat içi de rahat etmiyordu. Birbiri için atan iki kalp vardı ve günden güne birbirinden uzaklaşıyorlardı. Belki de günün birinde sonsuza kadar kavuşamayacakları kadar birbirine uzak olacaklardı. En azından ellerinde olan vakti yan yana geçirmeleri gerekmez miydi? Tuna'ya göre böyle olmalıydı fakat Atlas tam tersini düşünüyordu.
"Zahmet olmuş,"diyerek gözlerini devirdi Atlas. Saatlerdir yavaş yavaş atan kalbinin ritmi şimdi hissettiği merak duygusuyla değişmişti. Sadece onu düşünmek bile kalp atışlarını değiştiriyordu. Dudağının kenarıyla gülümsedi ama bu mutluluktan fazlaca uzak bir gülümsemeydi. İçindeki hisse engel olamadı. "Ne konuştunuz?"diye sordu.
Eğer normal bir gün yaşıyor olsalardı Tuna kesinlikle Atlas'ı süründürür ve ne konuştuklarını hemen söylemezdi. Ama işte bugün normal bir gün değildi. Atlas'ın fazlasıyla stres altında olduğunu biliyordu ve onu daha fazla sinirlendirecek bir şey yapmak istemiyordu. "Yardım istedi işte. Ben kabul etmeyince de sana bir mesaj bıraktı. En azından bunu ilet dedi."
Bütün sabırsızlığıyla "Neymiş mesajı?"diye sordu Atlas. Haftalar sonra Neşe'den ona gelen birkaç cümleye o kadar muhtaçtı ki. Bu kadar uzun süre o engeli kaldırmadığı için iradesini bir kez daha tebrik etti.
"Engeli kaldırdığın zaman onu böyle süründürdüğün için seni affetmeyecekmiş. O zaman da o seni engelleyecekmiş. Sen de sevdiğin birine ulaşamamanın nasıl bir şey olduğunu anlayacakmışsın, tabi onu seviyorsan."
Tek dinleyişte bütün kelimeleri ezberledi Atlas. O engelin kalkacağını düşünüyordu Neşe, hâlâ umutluydu. Atlas'tan vazgeçmemişti. Bu Atlas'ı hem üzüyor hem de delicesine mutlu ediyordu. Ne acıydı birinin seni unutmasını isterken unutmadığı için sevinmek. Buna aşk acısı mı deniyordu? Eğer öyleyse Atlas daha aşkı yaşayamadan acısını çekiyordu.
