Neşe duyduğu soruyla bir an kalakaldı. Atlas bugün onu çok zorluyordu. Kalbi birazdan göğsünü delip çıkacaktı. Yine de kendisini cesaretlendirdi. An bu andı.
"Hiçbir mısra boşuna yazılmaz Atlas,"diyerek cevapladı. Şimdi heyecanlanma sırası Atlas'a geçmişti. Bu demek oluyordu ki şiirde yazanlar Neşe'nin gerçek duygularıydı. Bunun oluşturduğu farkındalık Atlas'ın kalbinin sıkışmasına sebep oldu. Deli gibi mutlu olmasına rağmen içinde bir burukluk vardı, hiçbir zaman gerçek olmayacak hayallerin burukluğu.
Gözlerini aylar boyunca kaldığı odanın içinde gezdirdi Atlas. Onun gerçeği buydu, onun hayatı buydu. Hayal kuramazdı, boş umutlar peşinde koşamazdı. En önemlisi de kimseye umut veremezdi. Peki şimdi neden kendine engel olamıyordu? Neden Neşe'den uzak duramıyordu? Ona bunu yapmaya hakkı var mıydı?
Gözünden düşen bir damla yaşa engel olamadı. Zaten onun bütün mutlulukları yarım kalıyordu. Bu da kalacaktı. Belki de hiç başlamamalıydı.
"Bana bir kez okur musun bu şiiri?"dediğinde sesinde onlarca duygu yüklüydü. Insan bazen bir şeylere geç kalıyordu ve bunun dönüşü yoksa gerçekten çok acıtıyordu. Şimdi Atlas çok geç kalmıştı, belki de Neşe geç gelmişti. Ama bu sonucu pek de etkilemiyordu. Onlar birbirine çok geç kalmışlardı.
"Atlas okudun ya zaten sen,"diyerek Atlas'ı vaz geçirmeye çalıştı Neşe. Yazarken yine iyiydi ama okumaya utanıyordu. Yazdığı şeyleri sesli dile getirmek onun için biraz zordu.
"Lütfen,"dediğinde şu an tek ihtiyacının bu olduğunu hissediyordu. Ne zaman bir ses tonuna muhtaç bir hâle gelmişti?
"Benim için yazdığın mısraları senin sesinden duymak istiyorum." Neşe her ne kadar çekinse de Atlas'ın bu ses tonunu duyduktan sonra itiraz edebileceğini sanmıyordu. Zaten yazmıştı, gayet okuyabilirdi.
"Tamam,"deyip düşüne düşüne ezberlediği mısraları zihninden okumaya başladı. Her mısrada heyecanı biraz daha azalıyor kendini şiirin anlamına bırakıyordu. Düpedüz hislerini söylüyordu. Ve bunu Atlas da farkında olmalıydı. Zaten kısa bir şiir olduğu için hızlıca okumuştu. Karşıdan bir tepki bekledi ama hiçbir tepki alamadı. Derin bir iç çekiş sesi ulaştı sonra kulaklarına.
"Teşekkür ederim Neşe," dediğinde Atlas daha huzurlu hissediyordu. Bu amatör ama duygu kokan mısralar Neşe'nin sesiyle buluşunca Atlas için huzurun kaynağı olmuştu.
Neşe'nin heyecanı artık iyice yok olmuştu onun yerine birazcık üzülmüştü. Yüzü düşmüştü beklediği tepki bu değildi. Atlas'a çok güzel bir şiir yazmıştı ama o sadece teşekkür ediyordu. "Atlas,"dedi gerginlikle. "Madem akrostiş yazdığımı anladın, niye beni süründürüyorsun?"
Neşe'nin sitem barındıran sesini duyduğunda Atlas'ın kalbinde oluşan hüzün bulutları dağıldı. "Çünkü seni sinirlendirmek hoşuma gidiyor," dedi. Aslında hoşuna giden Neşe'yi sinirlendirmek değil Neşe'nin sinirli halleriydi.
"Benim hiç hoşuma gitmiyor ama,"diye yine yakındı Neşe. "Bir de ben seni sinirlendireyim de gör sen nasıl oluyormuş?"
"Sen beni sinirlendiremezsin ki,"derken kendinden oldukça emindi Atlas. Neşe'ye kızabileceğini hiç sanmıyordu.
Neşe bunu kesinlikle yapacaktı, o hep kendisini sinirlendiriyordu. Bir defa da o sinirlenmeliydi, o zaman hoş olmadığını anlardı. "O kadar emin olma Atlas'cığım!" dediğinde sinsi sinsi sırıtıyordu çünkü şimdiden Atlas'ı sinirlendirecek fikirler bulmaya başlamıştı. Bu hiç de zor olmayacaktı.
Atlas, Neşe'nin isminin yanına eklediği eki duyunca gülümsedi. Her hâliyle onu gülümseten, tam anlamıyla neşesi olan bu kız onu nasıl sinirlendirebilirdi?
Atlas hâlâ gülümsüyorken odasının kapısı açılmış ve Tuna içeriye girmişti. Zamanlaması hiç iyi değildi.
"Göreceğiz artık,"deyip meydan okumasını sürdürdü Atlas. "Şimdi kapatmam gerek."dediğinde Tuna odaya girip yanına yaklaşmıştı. "Yengemle mi konuşuyorsun?"diye soruşu Neşe'ye bile ulaşmıştı. Önceden bir anlam yüklemediği bu kelime şimdi Neşe'yi gülümsetiyordu.
"Tuna git şuradan!"deyip başından atmaya çalıştı. Aynı anda Neşe'nin sesini duymuştu. "Tamam görüşürüz."
Atlas da "Görüşürüz,"deyip telefonu kulağından uzaklaştırdı. Yanında dikilen Tuna'nın omuzuna bir yumruk geçirip "Lan oğlum niye boş boş konuşuyorsun?!"diyerek kızdı. Kendisinin hoşuna gitse bile bunu yapmasını istemiyordu. Neşe'yle aralarında tam anlamıyla bir ilişki olduğu söylenemezdi.
"Atlas burası yanık kokuyor lan alıyor musun kokuyu sen de?"diyerek her zamanki koltuğuna yerleşti Tuna. Gevşek gevşek sırıtırken Atlas'ın sinirlerini daha da bozuyordu.
"Yanık falan kokmuyor ne saçmalıyorsun?" Atlas ciddi ciddi nefes alıp yanık kokusu var mı diye kontrol etmişti.
"Sen bu kıza yanmışsın oğlum,"dediğinde Atlas dalga geçtiğini anlamıştı. Fakat bunun bir gerçek olduğunu Atlas fazlasıyla farkındaydı ve bu gittikçe daha fazla canını yakıyordu.