İyi Okumalar 🦋
_____________
~felix~
Elimin üzerinde duran ellerdeydi tüm dikkatim. Sıcacıktı elleri, kalbimi bile ısıtacak kadar sıcacıktı. Benim bir şey yapmama gerek yoktu zaten o, kendi elleriyle benim ellerimi kıpırdatarak yapıyordu her şeyi.
Az önce şekilsiz bir şekilde duran kil şimdi yavaş yavaş vazo şekline dönüşüyordu. Tam istediğim gibi uzun boğazlı vazolardan yapıyordu.
H: "Üşüyor musun?"
Başının boyun girintimde olduğunu şimdi farketmiştim. Konuştuğunda her bir sözcüğün sıcaklığı boynuma çarpıyordu.
Bir anda tüm vücudum yanmaya başladı. Kaslı bedenini sırtımda hissediyordum, elleri ellerimin üzerindeydi ve tüm bunlar yetmezmiş gibi kulağıma doğru konuşuyordu.
Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. İlk gördüğümde ondan etkilenmiştim zaten. Ama sadece yakışıklı olduğu için böyle düşündüğümü sanmıştım... lakin o, çok kibardı.
Bakışları hep üzerimdeydi. Ne zaman gülsem hep bana bakıyordu ve bakışlarındaki hayranlık midemde kelebekler uçuşmasına neden oluyordu.
Havuzda bile onlara katılamadığımda hep bana taraf bakıyor iyi olduğumu kontrol ediyordu. Çok kibar birisiydi. Böyle kişilerin sadece kitaplarda olduğunu sanmıştım..
F: "Hayır hava sıcak"
Sonunda kendimi toparlayıp sorusuna cevap vermiştim. Hala durmadan ellerimizi kıpırdatıyor ve ortaya bir şey çıkarmaya çalışıyordu.
H: "Ellerin.. soğuk. Üşüyorsun sandım"
Soruyu neden sorduğunu anladığımda istemsizce dudaklarımı sarkıttım. Ellerin soğuk olması insanları tiksindirebiliyordu. Sevmiyordum ellerimin öyle olmasını.
F: "Kalbim zayıf birazcık da. Burnum, ellerim falan çoğu zaman soğuk oluyor"
Kendimi açıklamaya çalıştığımda anladığını belli eden mırıltılar çıkardı. Acaba şu an ellerimin soğuk olması onu rahatsız ediyor muydu? Ya da bundan iğreniyor muydu.
Elimin üzerinde gezinen ellerini durdurdu ve biraz daha öne doğru gelerek başını yan çevirip suratıma baktı.
Çok.. çok fazla yakındık. Gözleri yüzümde gezinirken kızardığıma emindim. O kadar yakındı ki yüzlerimiz, azıcık kıpırdanma bile her şeyi değiştirebilirdi.
H: "Burnun çok küçükmüş"
Gülümseyerek konuştuğunda tüm gerginliğim uçup gitmişti sanki. Bakışlarım saniyelik olarak kıvrılan dudaklarına kaydı. Çok güzel ve dolgundu dudakları. Yumuşacık gözüküyorlardı.
H: "Çillerin çok güzel"
Ben daha ağzımı açıp tek kelime edemeden yaptığı iltifatla biraz daha donup kalmıştım. Çillerimi herkes seviyordu ve ben de çok seviyordum. Babam hep onlar senin yüzüne dağıtılan yıldızlar diyordu.
Dudaklarımı birbirine bastırarak bakışlarımı kaçırdım ve önümdeki vazoya baktım. Kalbim boğazımda atıyordu ve bu kadar heyecanlanmam hiç iyi değildi.
Anlayamıyordum.. Hyunjin bana iyi mi geliyordu yoksa vücuduma zarar mı veriyordu?
F: "25 yaşına kadar kalp ve diğer organlar gelişiyor, değişiyormuş. Tedavime devam edersem 25 yaşıma kadar düzelebilirmişim"
Konuyu değiştirmek adına doktorun söylediği bilgiyi ortaya attığımda hala bana bakıyordu. Biraz daha bu kadar yakın kalırsak ben nefessiz kalacaktım.
H: "Demek ki çok ciddi bir sorun yok değil mi?"
Benim hakkımda endişelenmesi hoşuma gitmişti. Utangaç bir şekilde gülümseyerek başımı salladım. Ciddi sorun olan kalbim değildi zaten.. düzene girmeyen hormonlarımdı.
Aniden gülümsemem düştüğünde bunu farkedeceğini düşünmemiştim.
H: "Ciddi mi yoksa? Üzülme hiç. Tıp çok gelişti bence hemen iyileşeceksin"
Panikleyerek beni rahatlatacak bir şeyler söylediğinde gözlerim doldu istemsizce. Duygusal anıma denk gelmişti yoksa öyle her şeye ağlamam.
Dolu gözlerimi farketmemesi için bakışlarımı ellerimize indirdim. Kalbim ve nefes problemim iyileşecekti ama ben bu vücuda alışabilecek miydim bilemiyordum...
F: "Hayır ciddi bir şey değil. İyileşecek. Sadece..."
H: "Sadece seni yoran ve yıpratan kısımlar var değil mi?"
Kalbimin sesini duyup konuşmuştu sanki. Şaşkınlığımı belli edercesine başımı yana doğru çevirerek sonunda yüzüne baktım. Keşke bakmasaydım.. burunlarımız neredeyse birbirine çarpmak üzereydi.
F: "Birazcık. Çok değil"
Gülümsediğinde istemsizce ben de gülümsemiştim. Bakışları anlık olarak kıvrılan dudaklarıma kaydığında hızlıca başımı çevirdim.
M: "Ben kazandım ver 1000 won"
Fazlasıyla yakınımızdan gelen sesleri duyduğumda ikimiz de başımızı kaldırmış ve önümüzde saç diplerine kadar çamur olan ikiliye baktık.
Jisung çamurları kurumuş elini cebine atarak yanaklarını şişirerek parayı çıkardı ve Minho'nun eline bıraktı.
Hyunjin ise o sırada ellerini ellerimden çekmiş ve dikeldiği için tüm sıcaklığını benden uzaklaştırmıştı. Ağlamak istiyordum. Çok güzeldi onunla yakın olabilmek.
J: "Öpüşseydiniz ölür müydünüz ya? Gitti param sizin yüzünüzden"
Gözlerimi sonuna kadar açtığımda öylece oturduğum sandalyeye yapışıp kalmıştım. Kesinlikle bir daha Hyunjin'in yüzüne bakamayacaktım. Umarım domatese dönüşmemişimdir.
Jisung'un isyanı üzerine Minho elini onun omzuna atarak kendisine doğru çekti.
J: "Neyse Minho sen o parayla bana kahve ısmarla"
M: "Su alırım sadece"
J: "O da olur"
İkili sanki az önce öpüşmemiz üzerine kumar oynamamış gibi ellerini birbirlerinin omzuna atarak odadan çıkmışlardı.
Hyunjin nasıl tepki vermişti çok merak ediyordum ama yüzüne bakamazdım. Bakarsam kalp kirizinden ölürdüm gencecik yaşımda.
H: "Vaz-"
F: "Ben de su dökeyim, alayım yani suyu alıp döküp içeyim. Bardağa döküp içeyim"
Hyunjin'in konuşmasına izin vermeden hızlı bir şekilde hayatımın en anlamsız cümlesini kurarak ayağa kalktım.
Heyecandan elim ayağım birbirine dolanmıştı. Biraz temiz hava almazsam gerçekten kalbim sıkışmaya başlayacaktı.
Adım atmak için yeltendiğimde masanın altında çarkı çevirmek için olan kısmı hesaba katmadığım için ayağımı azıcık kaldırmıştım.
Çark çevirme koluna takılarak yalpalandım ve masadan uzaklaşamadığım için öne doğru düşmek üzereydim.
Ellerimi önüme siper ettiğimde tam vazonun üzerine düşecekken belime sarılan kol beni durdurdu.
Onun dokunuşlarının sıcaklığına tekrar kavuşmak çok iyiydi ama nabzım karnımda atıyordu.
H: "Dikkatli ol"
Belime sardığı koluyla beni kendisine doğru çekip masadan uzaklaştırdığında hala sırtım dönüktü ona. Tek koluyla rahatça yakalamıştı beni. Ya ben çok zayıftım, ya da o çok güçlüydü.
F: "Masanın altındaki kolu unutmuşum"
Hala yüzüne bakmıyordu. Bakmayı da düşünmüyordum. Kulaklarım yanıyordu utançtan.
Neden eli hala sıkıca belime sarılıydı ki? Bu her şeyi daha da zorlaştırıyordu.
H: "Sen su iç. Ben de vazoların altını kesip kurumaya bırakayım"
Arkama dönmeden başımı salladığımda belime sarılı olan el usulca oradan uzaklaştı. Açık kapı görmüş ev kedileri gibi hemen kolu, belimden uzaklaşır uzaklaşmaz hızlı adımlarla seramik odasından çıktım.
Kapıyı arkamdan kapatarak koridorda kimsenin olmamasına şükürler ettim ve sırtımı kapıya yaslayarak derin derin nefesler aldım.
Babam kalbimin şimdiki halini görürse beni muhtemelen hastaneye yatırırdı. O kadar sert ve düzensiz atıyordu ki göğüs kafesimi eziyordu sanki.
Elimi kalbime yaslayarak gözlerimi kapattım ve sakinleşmeye çalıştım. Ama gözlerimi kapattığım an beynimde canlanan görüntüler beni hiç sakinleştirmemişti.
Hyunjin.. gerçekten de hayalimdeki erkekti ama.. bilemiyorum işte benimle sevgili olmak ister miydi? Belki de erkeklerden hoşlanmıyordu tüm bu yakınlığı sadece arkadaşçaydı.
Acaba benim gerçekten durumumu öğrenirse nasıl karşılardı? Bana karşı olan hisleri değişir miydi? Yoksa beni bu halimle de kabul eder miydi?
Dudaklarım üzüntüyle büzüldüğünde ellerimi kalbimden uzaklaştırdım ve koridoru sakince yürüyerek Minho ve Jisung'un sesine doğru gittim.
Kafamın bu kadar karışık olması muhtemelen duygusal anımda, hormonlarımın tavan yaptığı dönemde olduğum içindi.
Ama kafamda karışık olmayan tek bir şey vardı. O da Hyunjin'den fazlasıyla etkileniyor olmamdı.
_________________
Daha da karıştırayım mı kafanı?










