İçeriğe geç

Out Of Breath (HyunLix)

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Out Of Breath (HyunLix)

Bölüm 7

İyi ki varsın

İyi Okumalar 🦋

_____________

~felix~

Babamın evde olduğunu bildiğim için anahtarı çantamdan çıkarma gereği duymadan elimi kaldırmıştım kapıyı çalmak için ama kapı zaten anında açılmıştı.

"Normalde eve en geç babalar gelir"

Bana trip atar bir şekilde kapıyı açtığı için tatlı tatlı gülümseyerek başımı yana doğru eğdim ve elimde tuttuğum gök mavisi rengindeki vazoyu babama doğru uzattım.

F: "Baaaak ben yaptım"

Çok da büyük olmayan, sadece birkaç çiçek için uygun olan vazoyu eline alıp her tarafını kaşlarını çatarak incelemişti.

"Mavi olduğunu gördüğümde senin yaptığını anlamıştım zaten ama.."

Kapının önünden çekildiğinde sırtımdaki çantamı indirerek eve girdim ve ayakkabılarımı çıkararak salona geçip çantamı koltuğa bıraktım.

F: "Ama?"

"Sen bu kadar yetenekli miydin ya?"

Kalbimden vurulmuş gibi elimi kalbime bastırarak kendimi koltuğa bayılıyormuş gibi bıraktım.

F: "Bu küçük, minik, tatlı ve masum kalbimi kırdı!"

Elindeki vazoyu koltuğun önündeki sehpaya bırakarak bacaklarımı itti ve koltuğa oturarak bana baktı. Bayılmamı umursamamıştı bile!

"Kimin arabasıydı seni eve bırakan oğlum?"

Şimdi anlamıştım kapının neden ben çalmadan açıldığını. Tanrım babalar en iyi dedektiflerdi. İşine geldikleri şeyi hemen duyar ama işine gelmedikleri şeyleri duymamazlıktan gelirdi.

F : "Minho'nun kuzeni son seneyi bizim okulda okuyacakmış da. O bıraktı arabasyla. Hepimizi."

Koltukta oturarak elimi önümde birleştirdim ve elimden geldiğince açıklamaya çalıştım. Çünkü o benim için çok endişeleniyordu ve ben ona hayatımda sorun olmadığını göstermek istiyordum.

"Hepiniz lise son? Hepiniz daha yeni 18 olduysanız. O ne ara ehliyet almış da araba kullanmayı öğrenmiş de sizi evlerinize bırakıyor?"

Dedektif.. Bay babam Lee Sherlock...

F: "Bizden bir yaş büyük. Bir sene fazladan yurt dışında okula gittiği için"

"Öyle olsun bakalım. Aç mısın?"

Başımı hemen onaylar anlamda salladım bir şeyler atıştımıştık ama seramikleri pişirmek, boyamak, düzeltmek çok fazla zaman aldığı için düzgün bir şeyler yiyememiştik.

"Seni bekledim ben de hadi ben sofrayı hazırlıyorum. Üzerini giyin gel"

Koltukta kollarına doğru atılarak yanağına kocaman bir öpücük bıraktım ve üzerimi değiştirmek için odama koştum.

Bugün güçlü kalabiliyorsam bunun tek nedeni babamdı. O, benim hayatımdaki kahramanımdı..

Hayatımda o olmasaydı acaba şimdiye kadar tüm bu olanlara dayanabilir miydim bilmiyordum. Okul formamın beyaz gömleğini üzerimden çıkarıken anlık olarak Hyunjin'in elinin sıcaklığını belimde hissettim.

Sanki o anı tekrar yaşıyormuşum gibi. İçim kıpır kıpır olmuştu. Bana ne yapıyordu bilmiyordum ama gerçekten hoşuma gidiyordu.

Belki kendi kafamda kuruyordum ama bana karşı davranışları çok ilgiliydi. Tek bir sorun vardı ben ona göre değildim. Ben kimseye göre değildim. Bu vücutla kimse beni istemezdi.

"Hızlı gel oğlum yemek soğuyacak"

Babamın sesini duyduğumda tişörtümü üzerime geçirip gri pantolonumu da çıkararak şortumu giyindim ve hemen odamdan çıktım.

Oğlum.. acaba bana böyle seslenirken iğreniyor muydu benden? Ya da içinden geliyor muydu böyle seslenmek.

Her anne, babanın hayalidir çocuklarıyla gurur duymak. O benimle gurur mu duyuyordu yoksa bana bakmaya mecbur muydu. Yoksa sedece hayal kırıklığı mıydım ben onun için?

Karnımda hissettiğim ağrı yüzünden masaya geçmek yerine koltuğa geçtim ve dizlerimi kendime doğru çekerek sarıldım onlara. Böyle küçüldüğümde sanki kimse beni görmüyormuş gibi hissediyordum.

"Hadi Lix'im masaya"

F: "Ben aç değilmişim baba sen ye"

Alnımı dizlerime yaslayarak gözlerimi kapattım ve karnımdaki sızının geçmesini bekledim. Ben daha kendimi kabullenememişken başka birinin beni sevip, kabullenmesini nasıl hayal edebilirdim ki.

Koltuk, hafif bir şekilde babamın ağırlığıyla çöktüğünde yanıma geldiğini anlamıştım. Elini sırtımda gezindirdiğinde gözlerim doldu.

Biraz fazla duygusaldım bugün..

"Sorun ne? Kim üzdü benim küçük bebeğimi?"

Omuzlarımı bilmiyorum anlamında kaldırıp indirdiğinde eli yumuşak bir şekilde sırtımı okşamaya devam etti.

Başımı hala dizlerimin üzerinden kaldırmamıştım. Dolu gözlerimi görsün istemiyordum. Mutlu olmam için elinden geleni yapıyordu. Onu üzmek istemiyordum.

F: "Üzülmedim ki yoruldum sadece"

"Benim oğlum küçülüp, deliğinde saklanan tavşanlar gibi olduğunda bir sorun var demektir"

Yine duyduğum hitap bu sefer gözlerimdeki yaşların akmasına neden olmuştu. Başımı kaldırarak endişeli bakan gözlerinin içine baktım.

Ağladığımı gördüğünde daha da üzülmüştü. Yine ona kötü bir evlat olmuştum işte.

Kollarını belime dolayıp beni göğsüne doğru çektiğinde burnumu çekerek başımı göğsüne yasladım ve kollarımı beline sarıp sıkıca sarıldım ona.

F: "Bana oğlum demek sana zor geliyor mu?"

"Neden zor gelsin Felix sen benim oğlumsun"

Gözyaşlarımın üzerine dökülmesini aldırmadan yüzümü göğsüne gömdüm. Çünkü hıçkırarak ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.

F: "Değilim ama.. ben hiçbir şey değilim ki"

Beni kollarının arasında biraz daha kendisine doğru çekip kucağına aldığında daha da küçüldüm. Onun beni kale gibi koruyan kollarının arasından hiç çıkmak istemedim.

"Bunu konuşmuştuk daha önce bebeğim benim. Atlatmıştık hani bu konuları? Kendine böyle haksızlık etmek yoktu diye anlaşmıştık. Oyun bozanlık yapıyorsun Lix'im"

Nefessiz kaldığımı anladığımda başımı göğsünden kaldırarak yüzüne baktım. Onun varlığı bana o kadar güç veriyordu ki anlatamam..

F: "Ben.. kötü hissediyorum. Çok zor, tüm bunların hepsi zor. Kendimi hiçbir yere ait göremiyorum. Bu dünya bile bazen çok boğucu ve dar geliyor"

"Benim küçük bebeğimin sevilme zamanı gelmiş anlaşılan"

Beni bebekmişim gibi yan çevirip, kollarının arasında bebek tutuyormuş gibi tuttuğunda sanki az önce ağlamıyormuşum gibi kıkırdayarak gülmeye başladım.

Tanrım hormonları kontrol etmek çok zordu..

"Felix, sen benim oğlumsun, biricik bebeğimsin. Ben canımdan bir parçayı nasıl sevmeyeyim. Çok seviyorum, seninle gurur duyuyorum. Sen de kendini sevmelisin. Sen de herkes gibi insansın ve seni bu dünyaya ait olmayacak kadar farklı yapan hiçbir şey yok"

Burnumu çekerek başımı onaylar anlamda salladım. Beni hala bebek tutarmış gibi tuttuğu için ağlayamıyordum bile artık.

Bu konuları aşmıştım. Kendimi seviyordum, olduğum gibi kabulleniyordum. İçten içe böyle düşündüğümü kendime anlatmaya çalışıyordum ama Hyunjin..

O hayatıma gireli iki-üç gün olmuştu ve bana kendimi sorgulattırıyordu. Bu davranışları sadece bana olduğu için benden hoşlandığını, ya da ilgi duyduğunu hissedebiliyordum.

Bu hoşuma gidiyordu. Kötü olan tarafı da hoşuma gitmesiydi zaten. Beni bilmiyordu.. benim hakkımda çok önemli şeyleri bilmiyordu.

Babam dışında kimse bilmiyordu ama onun bilmemesi daha da yakıyordu canımı. Acaba tüm bunları öğrenirse hala benden hoşlanır mıydı? Yoksa iğrenç veya garip olduğumu mu düşünürdü?

"Dalıp gittin.."

Babamın seslenmesiyle bakışlarımı ona çevirdim ve gözlerimi elimin tersiyle silerek gülümsedim.

F: "İyi ki varsın. İyi ki benim babamsın"

Kollarımı kaldırarak boynuna sardım ve ona sıkıca sarılarak güvenli kollarının arasında biraz daha dinlendim.

F: "Bu gece seninle uyuyabilir miyim?"

Derin bir iç çektiğinde gülümsedim. Annesiz büyümüştüm ve babam benim için hem anne, hem baba olmuştu.

Çoçukluğumdan beri onun yanında uyumaya alışmıştım. Biraz horluyordu ama yine de onunla uyumak huzurluydu.

"Ben gideyim de depoya kaldırdığım beşiğini alıp odama geri koyayım"

Ayağa kalkmak için yeltendiğinde ellerimi omzularına bastırarak onu durdurdum. Ama bir yandan da kıkır kıkır gülüyordum.

F: "Bebek değilim. Sadece senin yanında uyumak çok rahat"

Ellerini teslim oluyormuş gibi havaya kaldırdığında yanağına bir öpücük daha kondurdum.

"Önce yemek yiyeceksin ama"

_______________

Bölüm sonu

11 yorum