İyi Okumalar 🦋
_______________
~felix~
Bir kez daha derin bir iç geçirdiğimde Hyunjin kaşlarını çatarak bana doğru dönmüştü. Saatler süren uçuşun sonunda Londraya varmıştık.
Saat ve tarih algımı yitirmiştim. Şu an gece saat ikiydi ve ben Kore'de saatin kaç olduğunu hesaplayamıyordum bile. Babama vardığımızı söyledikten sonra telefonu cebime atmış, pasaportlarımızın kontrol edilmesini bekliyorduk.
Ama ben çok gergindim.. birazdan Hyunjin'in ailesiyle tanışacaktım ve ne yapacağıma, nasıl davranacağıma dair hiçbir fikrim yoktu.
H: "Çok mu yoruldun?"
F: "Hyunjin ben vazgeçtim. Geri dönelim. Ben çok gerginim ne yapacağımı bilemiyorum"
Sanki sevgilimin bana soru sormasını bekliyormuş gibi elimi hızlıca atan kalbime bastırarak tek seferde konuştum. O kadar gergindim ki kalbim parçalanmak üzereydi.
Beni kendisine doğru çektiğinde yanağımı göğsüne bastırarak derin bir iç çektim. Hemen göğsünde uyuklayabilirdim.
H: "Bu kadar gerilecek bir şey yok. Birazdan kendin de göreceksin"
Başımı onaylar anlamda salladığımda pasaportlarımızı kontrol eden memur onları bize doğru uzatmıştı. Hyunjin ikimizin de pasaportunu aldığında elimi tutarak adımlamaya başladı.
Tek eliyle elimi tutuyor, diğer eliyle de yanımızda getirdiğimiz küçük bavulumuzu taşıyordu. Attığımız her adımda gerginlikten midem bulanıyordu.
Havalimanının bekleme alanına çıktığımızda Hyunjin gözlerini etrafta gezindirdi ailesini bulmak için. O kadar kalabalıktı ki herkes birilerini arıyordu.
Ve ben yorgunluk ve heyecan yüzünden bayılacakmışım gibi hissediyordum. Hyunjin adımlarını durdurarak bavulu bırakıp elini havada salladığında koluna biraz daha sokuldum.
Sevgilimin ailesiyle tanışmanın bu kadar zor olacağını tahmin bile etmemiştim. Tek elimle Hyunjin'in eline sıkıca tutunurken diğer elimi onun koluna sardım.
Bakışlarım bize doğru gelen çifte kaymıştı. Hyunjin uzun boyunu babasından, yüz hatlarını ise annesinden almıştı. Annesi kare kesilmiş saçlarıyla çok tatlı duruyordu.
Kollarını açarak bize doğru geldiğinde Hyunjin'in kolundan uzaklaştım annesi ona sarılsın diye. Lakin bize neredeyse koşar adımlarla yaklaşan kadın kollarını açarak bana sıkıca sarılmıştı.
Birkaç saniye anın şokuyla öyşece kaldım. Ama neyse ki sonra kollarımı kaldırıp bana sıkıca sarılan kadına sarılabilmiştim.
H: "Bak ya hemen terk edildim ben"
Bize kıskanç bakışlarıyla bakan Hyunjin'i gördüğünde dudaklarım kıvrılmıştı. O, da babasına sarıldığında kalbimin biraz sakinleştiğini hissetmiştim.
"Çok tatlısın Felix"
Annesi biraz daha sıktığında beni kıkır güldüm. Ailesi çok tatlıydı. Gerçekten bu kadar gerilmem yersizmiş.
H: "Anne sevgilimi bırakır mısın artık. Boğulacak yoksa"
Hyunjin beni elimden tutarak kendisine doğru çektiğinde yanaklarım kızarmıştı. Benden bu kadar rahat bahsetmesi beni utandırıyordu.
Annesi ise hemen kollarını açarak ondan bayağı uzun olan oğluna sıkıca sarılmıştı. Bay Hwang bana elini uzattığında elini tutarak selam verdim.
"Hoş geldiniz"
Babasının uzun boyu ve sert görünen suratı biraz gericiydi ama konuşma tarzı tatlıydı. Gülümseyerek başımı salladım. Uzun süren sarılma faslından sonra bay Hwang bavulumuzu almış, önde ilerlemeye başlamıştı.
"Felix, Hyunjin senden o kadar çok bahsetti ki son zamanlarda Hyunjin'i aramıyordık. Sürekli Felix diyor başka bir şey demiyordu"
Hyunjin bana göz kırptığında daha da kızardım. Beni iyice utandırmıştı, ne cevap vereceğimi bile bilmiyordum.
H: "Ama anne anlattığım kadar var değil mi"
"Çok tatlı, çok güzel. Hyunjin seni üzerse bana söyle ben iyice döverim onu"
Bu teklif hoşuma gitmişti. Kıkırdayarak güldüm ve başımı onaylar anlamda salladım.
F: "Hyunjin beni hiç üzmez ki"
Bunu duyan sevgilim alt dudağını ısırarak kolunu omzuma atmış ve beni kendisine doğru çekerek sıkıca sarılmıştı. Aniden beni herkesin önünde öpecek diye çok korkuyordum.
Sonunda otoparka vardığımızda ve arabaya bindiğimizde başım otomatik olarak Hyunjin'in omzuna düşmüştü. Kocaman yatakta yuvarlanarak yatmak istiyordum. Uçakta sıkışmaktan her yerim ağrıyordu.
Hyunjin belimi okşamaya başladığında biraz daha sokuldum ona. Arka koltukta ikimizin olması rahat olmamı sağlıyordu.
"Aç mısınız? Yemek yemeye gidelim mi?"
Hyunjin'in babasının sesini duymuştum ama gözlerimi açıp da cevap veremedim. Hyunjin'e bıraktım cevabı. O zaten benim aç değil de uykusuz olduğumu biliyordu.
H: "Hayır baba aç değiliz. Bir an önce uyusak iyi olur. Felix de yorulmuş"
"Tamam o zaman yarın kahvaltıya gideriz"
Hyunjin ailesiyle konuşarak özlem giderdiğinde ben yarım saatlik yol boyunca onun omzunda yarı uyanık bir şekilde uyukladım.
Arabanın durmasını hiç istemiyordum. Ama maalesef iki katlı beyaz, tatlı bir evin önünde durduğumuzda geldiğimizi farketmiştim.
İstemsizce başımı Hyunjin'in omzundan kaldırdığımda arabadan inecek halim bile yoktu.
H: "Yavru kedim uyku mu istiyor?"
Dudaklarımı büzerek başımı salladığımda aniden Hyunjin ile başbaşa olmadığımızı hatırlamıştım. Gözlerimi sonuna kadar açarak bakışlarımı ön tarafa çevirdim. Bayan Hwang gülümseyerek bize bakıyordu.
Daha da utandığım için hemen arabadan indim. Bavulumuzu da alarak eve girdiğimizde ev iki katlı olmasına rağmen küçük ve tatlıydı. Havası bile sıcacık hissettiriyordu.
"Bebeğim ben sizin için tek oda hazırladım. Sorun olursa Felix'e başka oda ayarlayayım"
H: "Yok gerek yok anne teşekkürler"
Aynı odada uyuyacağımızı ailesine o kadar rahat söylüyordu ki. Benim babam Hyunjin ile aynı yatakta uyuduğumu öğrenirse sinir krizinden bayılırdı herhalde.
Ben ayakta uyukladığım için daha fazla sıhbete dalmadan ğst kata çıkmıştık. Annesi Hyunjin'in seveceği tarzda oda hazırladığını söylemişti. Bu yüzden odayı incelemeden uyumak istemiyordum.
Sevgilim benim için kapıyı açtığında odaya geçerek bakışlarımı etrafta gezindirdim. Sade mobilyalarla doldurulmuş geniş bir odaydı.
Üst katta olduğu için çatı katı tarzındaydı ve yatağın üstündeki tavanda gökyüzünü gösteren pencere vardı.
Çok güzeldi.. uyurken yıldızları izleyebilirdik..
Daha fazla ayakta duramayacağım için kendimi sırtüstü bir şekilde yatağa bıraktım. Tam gözlerimi kapatacaktım ki üzerimde Hyunjin'in bedeni belirdiğinde tüm uykum kaçmıştı.
H: "Minğimin pijamalarını giyindireyim, sonra da uyuyalım"
Normalde olsa utançtan renk değiştirir, panikleyerek kaçardım ama şu an parmağımı bile kaldıramayacağım için bu teklif o kadar cazip gelmişti ki.. sadece başımı onaylar anlamda salladım.
Hyunjin gülümseyerek burnumu öpmüş ve sonra üzerimdeki tişörtü çıkararak bavuldan aldığı pijamamı giyindirmişti.
Beni tamamen giyindirdikten sonra kendisi de pijamalarını giyinerek battaniyeyi kaldırdı ve ikimizi de altına soktu.
Hemen göğsüne sokularak kollarımı beline sardım ve onun sıcacık kollarının arasında gözlerimi rahatça kapattım.
Sıcacık öpücüklerini yüzümün her noktasında hissetmek ise benim için tüm yorgunluğumu alan masaj olmuştu.
...
~hyunjin~
Küçük çilli burnunu parmağımla okşadığımda yüzünü buruşturarak başını göğsüme gömmüştü. O kadar tatlı uyuyordu ki bir türlü kıyamıyordum uyandırmaya.
Dün çok yorulmuştu. Gece ona sarılır sarılmaz küçük bebekler gibi uykuya dalmıştı bile. Şimdi de göğsümde uyuklamaya devam ediyordu.
Küçücük dudakları ve minik çilleriyle fazlaca tatlıydı. Onu ısırarak uyandırmak fena bir düşünce değildi.
Aslında öğlene kadar uyumasını, bolca dinlenmesini istiyordum ama bugün erkenden doktor randevusuna yetişmemiz gerekiyordu.
O randevuyu almak için çok uğraşmıştım ve Felix'e bu doktorun fazlaca katkıları olacağına emindim.
H: "Vanilyam"
Kulağında doğru fısıldadığımda hemen sesimi duyar duymaz başını biraz göğsümden uzaklaştırmış, gözlerini kısıkça açarak yüzüme bakmış, sonra ise tatlı uykusuna kaldığı yerden devam etmişti. Bu hareketine kıkırdayarak dudaklarımı alnına bastırdım.
H: "Güzelim uyan hadi"
Mırıldanarak göğsüme biraz daha sokulmuştu. Yavaş yavaş uyanıyordu ve bu hali o kadar tatlıydı ki dayanamadığım için yanağına da kocaman bir öpücük kondurdum.
H: "Hastane randevusuna geç kalacağız"
Dediklerimi duyar duymaz kaşlarını çatarak üzerindeki battaniyeyi tutmuş ve kafasına kadar çekerek battaniyenin altına saklandı.
F: "Gitmek istemiyorum"
Küçüğüm yine mızmızlanmaya başladığında onu dürüm gibi battaniyeye sararak omzuma aldım ve ayağa kalktım. Anında tırtıl gibi kırvılmaya başlamıştı.
F: "Hyunjin indir beni! Tamam uyandım indir"
Battaniyenin altında olduğu için sesi boğuk çıkmıştı. Omzumdaki güzelimi yatağa bıraktığımda kıpraşarak battaniyenin arasından çıkmıştı.
Çok fazla hareket ettiği için siyah saçları elektiriklenerek uçuşuyordu. Tam bir kedicik gibiydi.
H: "Hemen üzerini giyinmezsen seni öpücük yağmuruna tutarım"
Gözlerini sonuna kadar açarak yataktan fırlamış ve üzerini giyinmek için bavulu karıştırmaya başlamıştı bile.
Sonunda ikimiz de hazır olduğumuzda saate baktım. Yetişmek için hemen çıkmalıydık yoksa trafiğe kalırsak yetişmemiz mümkün değildi.
Merdivenleri inerken elimi uzatarak küçücük elini tuttum ama hemen elini benden geri çekmişti. Ailemden utandığı için böyle yaptığını biliyordum.
"Uyandınız mı? Biraz daha uyusaydınız bebeklerim. Kahvaltı birazdan hazır olur"
Annemin sesini duyduğumda anlamıştım sabah erkenden bize kahvaltı hazırlamak için kalktığını. Ama hastaneye gideceğimiz için Felix'in midesinin boş olması gerekiyordu.
F: "Günaydın"
"Günaydın Felix"
Felix küçük adımlarıyla mutfağa doğru yürüdüğünde aç olduğunu biliyordum ama maalesef tahlil yaptıracağımız için hiçbir şey yememeliydi.
H: "Günaydın anne. Biz kahvaltı yapmadan çıkacağız"
"Olur mu öyle şey. Yoldan geldiniz. Önce bir şeyler yiyin sonra çıkın gezmeye"
Felix de annemi onaylar bir şekilde bana doğru bakmıştı. Küçük bebeğim acıkmıştı.
H: "Hastanede randevumuz olduğu için bir şeyler yemeden gidiyoruz anne. Yarın o güzel kahvaltından yeriz söz"
Annem endişeyle bakışlarını bana çevirdiğinde Felix de yanıma doğru adımlamıştı. Şu an ne kadar gerildiğini biliyordum. Ama o, istemiyorsa aileme bir şey söylemeyecektim tabii ki.
"Bebeğim ciddi bir sorun mu var? Neden hastaneye gidiyorsunuz? Ben de geleyim"
Felix gergince elimi tutarak sıktığında hemen ortamı yatıştırmak adına konuşmaya başladım.
H: "Ciddi bir şey yok anne. Felix için rutin bir kontrole gidiyoruz. Endişe edecek bir şey yok. Hatta biz yetişmek için hemen çıkalım"
Sevgilimin elini tutarak kapıya doğru adımlamaya başladım. Annem yine soru sormak üzere olduğu için hafif bir şekilde göz kırptım bir şey olmadığını anlatmak adına.
...
F: "Hyunjin sen gir içeri, doktora de ki randevuyu aldığımız kişi gelemedi de"
Ben Felix'in elini tutarak onu çekiştiriyordum, o ise gelmemek için direniyordu. Doktorun odasının önünde bana direniyordu içeri girmemek için.
H: "Güzelim hadi geldik buraya kadar"
F: "Ben istemiyorum Hyunjin geri dönelim lütfen"
Onun elini çekiştirmeyi bırakarak dolu gözlerine baktım. Her ne kadar onu değiştirmeye çalışsam da asla değişmiyor, bir türlü özgüven kazanamıyordu.
Ama asla pes etmeyecektim. Gerekirse onun cesareti ben olacaktım.
H: "Geliyor musun? Yoksa kucağıma alarak mı götüreyim"
Ciddi konuştuğumu anlamış olacak ki dudaklarını büzerek başını onaylar anlamda salladı. Küçük adımlarıyla peşime takıldığında kapıyı önce tıklattım sonra ise Felix'in elini sıkıca tutarak içeri geçtim.
"Hoş geldiniz"
Doktor gecikmiş olsak bile bizi gülümseyerek karşılamıştı. Bakışları beni es geçerek direkt yanımda duran Felix'e kaymıştı. Onun dolu gözlerinden anlamıştı anlaşılan.
H: "Geç kaldığımız için özür dileriz doktor"
"Sorun değil, şöyle geçin oturun isterseniz"
Masasının önündeki koltuğu gösterdiğinde Felix'i de yanımda çekiştirerek koltuğa oturdum. Onu bıraktığım an kaçacakmış gibiydi.
"Felix sen olmalısın."
Sevgilim başını onaylar anlamda sallayarak sıkıca tuttuğum elini elimden kurtarmıştı. Kızarmış yanaklarından anlıyordum kalbinin ne kadar hızlandığını.
Ona bunu zorla yaptırıyor gibiydim ama hepsi onun iyiliği içindi.
"Kore çok güzel. Oraları hep ziyaret etmek istemişimdir ama malum zamanım yok. Şu işe bakın ki ta oralardan yanıma gelmişsiniz"
Felix'in gerildiğini anlamış olacak ki farklı konulardan konuşmaya çalışıyordu. Yaşlı bir doktordu ama işinde hala hevesli olduğu gayet açıktı.
H: "Umarım bir gün gelir ve oranın güzelliklerine kendi gözlerinizle şahit olursunuz"
Doktor gülümseyerek başını salladığında bakışlarımı yanımda sessizce oturan Felix'e çevirdim. Hiç konuşacakmış gibi durmuyordu.
"Felix, seninle yalnız konuşmamı ister misin? Yoksa böyle iyi mi?"
Doktor Felix'in benden çekindiğini sanmış olmalıydı. Bu sefer ben cevap vermedim. Sırtımı koltuğa yaslayarak Felix'in konuşması için onun gözlerine baktım.
F: "Ben böyle iyiyim. Hyunjin yanımda kalsın"
"O zaman senin için uygunsa kan tahlili alalım mı?"
Başını onaylar anlamda salladığında doktor ayağa kalkarak dolaptan gerekli malzemeleri almıştı.
Felix de uslu bebek gibi kolunu açarak doktoru bekliyordu. Kan alınıp, hızlı tahlil için hemşireye verildiğinde doktor bu sefer masasına değil de karşımızdaki koltuğa oturmuştu.
"Felix, daha önce muayene oldun mu? Lütfen bana kendin hakkında bilgi ver ki, işimi daha profesyonelce yapabileyim"
Sonunda üzerindeki şoku atan beden annesinin durumundan başlayarak her şeyi anlatmış ve seneler boyunca doktor Park'ın yaptığı tedavi yöntemini açıklamıştı.
Yer yer konuşurken sesi titriyordu güzelimin. Gözleri doluyordu ama hemen kendisini toparlıyordu ağlamamak için.
Buradan çıktığımızda onu kocaman öpecektim bu kadar cesur ve tatlı olduğu için.
"Felix, kalbinin bu kadar zayıf olmasındaki en önemli etken hormonların değil, erken doğman. Organların gelişmeden doğduğun için vücudun yoruluyor. Bu yüzden sana sadece hormon tedavisi yapmak yanlış. Önce kalp tedavinle başlamak gerek"
F: "Doktor Park kalp tedavisi de yapıyor zaten. 25 yaşıma kadar vücudumun toparlanacağını söylüyor"
Doktor başını onaylar anlamda salladığında rahat bir nefes almıştım. Bay Park'ın yalnış bir tedavi yapmadığına emindim zaten.
"O zaman bizim en büyük sorunumuz, senin dengesiz olan hormonların değil mi?"
Felix, doktoru onayladığında, elimi usulca onun arkasından geçirerek sırtını yavaşça okşadım. Bu hareketimle kastığı vücudunun rahatladığını hissetmiştim.
"O zaman kan tahlili yetmez bize. Hormonlar belirli dönemlerde değişir. Kore'ye döndüğünde sana söylediğim tarihlerde kan tahlili yaptırıp bana sonuçları göndereceksin. Biz de burada senin belirli tarihlerde değişen hormonlarına özel bir ilaç üreteceğiz. Hem kilona, hem yaşına uygun bir şekilde. Öyle her ilacı alman, yan etkiler ortaya çıkarır"
Felix'in gözleri anında heyecanla parlamıştı. Hormon ilaçları onu zorluyordu ve ona uygun bir ilacın yapılacak olması sonunda onu mutlu etmişti.
Doktor da küçüğümün bu hareketine gülümseyerek başını salladı ve konuşmasına devam etti.
"Peki ya Felix, normal hayatında seni zorlayan bir şey var mı? Kalbin ve hormonların ilaçlar sayesinde iyileşecek. Senin için başka bir sorun var mı?"
Felix birkaç dakika düşündükten sonra bakışlarını tekrar doktora çevirmişti.
F: "Başka hiçbir sorun yok"
"Peki ya regl dönemlerinde seni zorlayan sorunlar var mı? Ya da hiç cinsel ilişkide oldun mu? Bu konuda vücudun zorluyor mu seni?"
Felix'in anında yankları kızarmaya başlamıştı. Bana bile bakmadan bakışlarını önüne indirerek daha kısık ses tonuyla konuştu.
F: "Hayır o konularda hiçbir sorun yok"
Gülmemek için dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. En önemli konumuz hormonlardı ve onu da çözmüştük. Felix'e özel ilaç üreteceklerdi.
"Güzel o zaman genel bir kontrol için ultrasona geçelim. Sonra da kan tahlillerini kontrol ederiz olur mu?"
...
F: "Hyunjin açlıktan bayılacağım"
Arabadan indiğimizde Felix açlığının ne kadar ciddi olduğunu anlatmak için sersem adımlar atıyordu. Gülümseyerek kolumu beline sardım ve onu kendime çektim.
Hastanede her şey yolunda gitmişti. İlk başlarda korkan Felix, sonunda doktorla arkadaş bile olmuştu. Onu bay Park'a şikayet edecektim.
Kontroller baya uzun sürdüğü için şimdi öğle yemeği yemeye gelmiştik. Annemle babamın bize attıkları konumdaki restoranı bulduğumuzda içeri girmeden Felix, onu tutan kolumdan uzaklaştı.
H: "Utanacak bir şey yok ki güzelim"
F: "Olsun Hyunjin ben çok utanırım"
Sırıtarak başımı onaylar anlamda salladım. Restorana girdiğimizde annem oturdukları masadan bize el sallamıştı.
Oraya yaklaştığımızda elimi aniden Felix'in beline sararak onu kendime doğru çektim. Küçüğüm duraksayarka öylece kalmıştı.
Ailemden ve benden çekinsin istemiyordum. Yaptığımız hareketlerde hiçbir yanlış yoktu. Biz onunla sevgiliydik.
Annemle babam bize gülümserken, Felix'in yanakları domates gibi kızarmıştı. Sonunda onların oturduğu masaya vardığımızda Felix dokunuşlarımdan kaçarak annemin önündeki sandalyeyi çekip oturmuştu.
"Hyunjin, annen hastaneye gittiğinizi söyledi. Sorun mu var? Bize söylerseniz yardımcı oluruz"
H: "Öyle ciddi bir şey yok baba. Endişe edilecek bir durum değil. Merak etmeyin"
Yemekleri sipariş etmeden önce masada duran sudan biraz bardağa dökerek Felix'e uzattım içmesi için. Kendi bardağıma da doldurdum. Sabahtan beri hiçbir şey yememiştik.
F: "Hyunjin için endişe etmeyin. Hastaneye benim için gittik"
Annem endişeli bir şekilde Felix'in masanın üzerinde duran elini tutmuş ve yumuşak bir şekilde okşamıştı.
Ailem Felix'i ne kadar çok sevdiğimi biliyordu. Bu yüzden en az benim değer verdiğim kadar değer veriyorlardı Felix'e.
"Felix, sen de bizim oğlumuzsun biliyorsun değil mi? Bir sorun varsa söyleyin biz hallederiz"
Annemin bu tavrına gülümseyerek doldurduğum bardağımı aldım ve fazlasıyla susadığım için kocaman bir yudum aldım.
F: "Ben interseksüelim"
Duymayı beklemediğim bu şeyi duyduğumda ağzıma aldığım suyu püskürtmemeye çalışarak yuttum ve boğazıma kaçtığı için öksürmeye başladım.
Annemle babam öylece donup kalmışlardı. Felix'in söyleyeceğini kesinlikle beklemiyordum. Bir anlık cesaret yüklenmişti sanki ona.
Endişeli bakışlarımı sevgilime çevirdiğimde dolu gözleriyle annemle babamın yüzüne bakıyordu. Onları sevdiği için söylemek istemişti anlaşılan. Ama bunu söylemek onun için nasıl zordu bunu biliyordum.
"Felix.. sorun değil, bunların hiçbiri bizim için sorun değil beneğim. Siz sağlıklı ve mutlu olduğunuz sürece başka hiçbir şeyin önemi yok"
Annem iki eliyle sıkıca tutmuştu onun elini. O kadar nazik ve rahatlatıcı bir şekilde konuşuyordu ki Felix'in gözlerinden yaşlar usulca akmaya başlamıştı bile.
Sandalyemi onun sandalyesine yaklaştırarak elimi beline sardım ve sıkıca göğsüme çektim.
H: "Bir şey yok güzelim. Niye ağlıyorsun?"
Yüzünü göğsüme gömdüğünde saçlarını okşayarak öpücükler bıraktım oraya. Sırtını okşuyor, ona daha da sıkı sarılarak sakinleşmesini bekliyordum. Annem ve babam da onun ağladığını gördükleri için paniklemişlerdi.
H: "Ağlama bebeğim lütfen"
Annem dolu gözleriyle ayağa kalkmış ve yanımıza gelerek Felix'e sıkıca sarılmıştı. Bu Felix'in biraz daha duygulanmasına neden olmuştu.
"Felix, ağlanacak bir durum yok. Ne olursa olsun sen bizim için önemlisin"
Babam da konuştuğunda onların bu düşünceli haline gülümsemiştim. Ne olursa olsun artık kocaman bir aile olmuştuk...
________________
Felix'in hormon sorununu da çözdüğümüze göre ileride bizi neler bekliyor 😋😋😋
Gelecek bölüm size söz verdiğim gibi Londra'da ateşli sesk 🐥🎀
40 bölüm olmuşuz şaka gibi 😭😭. Ficden sıkılmadınız dimi? 🥺
