İyi Okumalar 🦋
_________
F: "Babacım benim yüzümden işe geç kalacaksın. Ben kendim giderdim"
"Biraz acele edersen küçük baş belam, işe geç kalmak zorunda kalmam"
Felix, okul üniformasının tişörtünü üzerine geçirirken dağılmış saçları ile tatlı bir şekilde kapıda onu bekleyen babasına gülümsedi.
Bir sağa, bir sola koşuyordu, saçlarını taramaya çalışırken elindeki tostunu yiyordu. Nefes nefese kaldığında kolundaki saatin ötme sesi tüm evde yankılanmıştı.
Babası endişeli bir şekilde ayakkabıları ile evin içinde koşuşturarak mutfağa geçmiş ve tost yiyen bebeğine baktı.
"Acele etme Felix bekliyorum"
F: "Sorun yok baba bu saat hep ötüyor ya"
"Felix o alet ötüyorsa, kalp atışların düzensiz demektir. Lütfen artık kocaman adam oldun dikkat et"
Felix'e göre babası bazı şeyleri abartıyordu ama onun bilmediği şey de şuydu ki babası tek varlığı olan oğlunu da kaybetmekten korkuyordu.
Küçük olan hayat hikayesini biliyordu. Annesi doğumda ölmüştü. İlk başta kendisini suçlasa da babası ona "annen seni o kadar çok seviyordu ki ölümden bile korkmadı" diyordu. Felix ise onun yaşaması için kendisini feda eden annesini mutlu etmek için, kendisi mutlu yaşıyordu.
Farkındaydı.. vücudunun farklı olduğunun farkındaydı. Ah.. babasına o kadar çok teşekkür borçluydu ki.. bunu sadece kelimelerle anlatamazdı.
Kendisini bildi bileli çocukluğundan beri babası ona vücudunu anlatıyor, olan ve olabilecek değişiklikler hakkında onu uyarıyordu.
Bu olay onun için travma değildi eskiden ama şimdi farklı olduğunu bilmek onu diğerlerine karşı çekingen yapıyordu.
Karşısındaki kişinin onun hakkındakileri bilmediğini biliyordu ama yine de herkesten farklı olduğu için garipsenecekmiş gibi hissediyordu.
Annesinin hamilelik sürecinde bilinçsiz bir doktor yüzünden yanlış ilaçlar aldığı için şimdi hem kadın hem de erkek organlarına sahipti.
Bu da yetmezmiş gibi erken doğduğu için ciğerleri ve kalbi fazlasıyla zayıftı. 25 yaşına, yani kalbin tamamen büyümeyi ve gelişmeyi bıraktığı yaşa kadar tedavi alacaktı.
Bu yüzden babası üzerine titriyor, en ufak kalp ritmi değişikliğinde panikliyordu. Bazen durum ciddi olsa da çoğu zaman küçük sorunlar oluyordu.
Felix de çoğu zaman saati kolunda taşımıyordu zaten. Babasının yanındayken takıyordu onun içinin rahat etmesi için.
F: "Geldim babacım"
Felix aceleyle ayakkabılarını giyinmiş ve çantasını da aldıktan sonra onu arabada bekleyen babasına doğru ilerledi zıplayarak. Babasına kalırsa Felix'in koşmasını bile istemiyordu..
Oğlunun daha rahat nefes alabilmesi için evleri deniz kenarındaydı. Şehir biraz uzak kalıyordu ama 15 dakikalık yürüme mesafesinde otobüs durağı olduğu için ulaşım o kadar da zor olmuyordu.
Yarım saatlik yolun sonunda araba durduğunda Felix babasının yanağına kocaman bir öpücük bıraktı ve arabadan indi.
Lise'nin son sınıfına hazırdı...
"Dikkatli ol"
...
Hyunjin, buharı gözüken kahveyi burnuna yaklaştırdı ve bağımlısı olduğu kokuyu soludu. Okulun kahvesi beklediğinden daha da iyiydi ve bu onu mutlu ediyordu.
Okula biraz erken gelmişti hem müdürle konuşmak hem de etrafı biraz gezinmek için. İşlerini halletmiş ve ders başlamadan önce kahve içmeye gelmişti.
Öğrenci sayısı arttıkça kantin de kalabalıklaşıyordu. Dersin başlamasın az kala etraftaki sesler, gülüşmeler de yükseliyordu.
M: "Yine şizofren gibi kendi halinde takılıyor musun?"
Hyunjin omzularını sıkan elleri hissettiğinde gülümseyerek kahvesini masaya bıraktı ve arkasını dönerek kuzenine baktı. Uzun zaman olmuştu. Epey özlemişti onu.
Ayağa kalkarak uzun süredir göremediği kuzenine sarıldı ve sırtını patpatladı.
H: "Şizofren demeyelim de kişisel alanımı seviyorum"
M: "Ah!"
Minho götüne yediği şaplak yüzünden irkilerek hafif çığlık attı ve arkasını dönerek ona sırıtan ifadeyle bakan bücüre gülümsedi.
Hyunjin'den uzaklaşarak tek kolunu tombul yanaklının boynuna sardı ve onu kendisine doğru çekerek saçlarını okşadı.
M: "Maalesef kuzen bu okulda pek kişisel alana saygı yok! Öyle değil mi Ji?"
Jisung, Minho'nun kolunun altından çıkmaya dahi çalışmadan başını hızlı hızlı onaylar anlamda salladı ve onlara garip şekilde bakan yeni yüzü inceledi.
J: "Merhaba!"
Hyunjin gergin bir şekilde gülümseyerek baş selamı verdiğinde içinden yaşananları sorguluyordu.
M: "Senin bir küçük versiyonun nerede?"
J: "Lixiem gelecek şimdi. Malum babası koşmasına izin vermediği için pıtı pıtı yürüyordur"
Jisung, Minho'yu iterek kolundan uzaklaşmış ve aşırı küçük adımlar atarak hızlı yürüyen Felix'i taklit etmeye çalışmıştı. Biraz abartıyordu..
F: "Hey ama!"
Kantinin girişinde Felix'in sesi duyulduğunda üçlünün bakışları ona doğru dönmüştü.
F: "Yah Jisung! Yine beni mi taklit ediyorsun ya?"
Jisung suç üstü yakalandığı için sırıtarak Felix'e el salladı ve yavaşça Minho'nun arkasına geçerek saklanmaya çalıştı.
Minho çekildikçe Jisung da onunla hareket ediyor tekrar arkasına geçiyordu. Onlar bunu oyuna çevirirken Hyunjin'in bakışları hala onlara yaklaşan bedendeydi.
Çok güzeldi.. bir erkeğe böyle hitap edilir miydi bilmiyordu ama karşısındaki kişi tüm cinsiyet belirtici cümleleri, güzellik standartlarını söküp atacak kadar güzeldi.
Siyah, yürüdükçe kıpırdadığı için fazlasıyla yumuşak olduğu belli olan saçları, yaklaştıkça yüzünde kendini belli eden çiller, küçük burnu, iri gözleri, biçimli dudakları ve samimi gülümsemesi.
Tüm bunlar Hyunjin'i olduğu yere kitlemişti resmen. Erkeklerden hoşlandığını biliyordu. Kadınlar kesinlikle ilgisini çekmiyordu ama O... hayatında onun kadar güzel bir erkek daha görmemişti.
F: "Merhaba Minho"
Felix, Jisung ile şakalaşan Minho'nun karşısında dikilmiş ve tatlı gülümsemesiyle selam vermişti.
Minho, az önce götünü şaplaklayan elemanla şakalaşmayı bırakmış ve önünde dikilen arkadaşına aynı onun gibi gülümseyerek selam vermişti.
Felix'in bakışları, Minho'nun arkasından boylanan Jisung'u bulduğunda kaşlarını çatarak baktı ona.
F: "Sana merhaba yok Jisung"
Jisung hemen olduğu yerden fırlayarak öne doğru atıldı ve kollarını Felix'e sararak ağlıyormuş gibi dudaklarını büzdü.
J: "Ama Felix yemin ederim çok tatlısın. Yavaş ve sakin adımlar atman çok tatlı. Yürümeyi yeni öğrenen yavru kediler gibi"
Felix umursamaz bir şekilde omuzlarını silkerek ona sarılmaya çalışan Jisung'u itekledi.
J: "Minho hadi bizi yeni arkadaşınla tanıştır"
Jisung, ortamı yumuşatmak adına konuştuğunda bu sefer Minho kolunu kuzeninin omzuna attı.
Felix'in bakışları Minho'nun yanında duran uzunboyluyu bulduğunda nefesi boğazında tıkanıp kalmıştı. Kalbinin hızlandığını hissettiğinde Jisung'u kenara iterek derin bir nefes aldı.
M: "Aslında arkadaşım değil, kuzenim. Son sınıf liseyi bizimle birlikte okuyacak."
Hyunjin gözlerini, yanakları kızaran bedenden alamazken samimi bir şekilde gülümsedi ve konuşmaya başladı.
H: "Ben Hyunjin, Hwang Hyunjin memnun oldum"
Jisung, yeni biriyle tanışmanın heyecanıyla kıpır kıpır bir şekilde ellerini birbirne çırparak Hyunjin'e baktı. Artık arka üçlü değil, arka dörtlü olarak takılabileceklerdi.
J: "Ben de Jisung, Memnun oldun Hwang çok uzun boylu Hyunjin"
Hyunjin memnun bir şekilde gülümseyerek ona uzatılan eli sıktı ve deminden beri gözlerini alamadığı güzelliğe baktı.
F: "Felix. Ben de memnun oldum"
Nefeslerini zarzor düzene sokan küçük beden gülümsemeye çalışarak elini yeni tanıştığı fazlaca yakışıklı olan kişiye doğru uzattı. Resmen hayalini kurduğu ideal tipi karşısındaydı..
Hyunjin elini, ona taraf uzatılan küçük ele doğru uzattı ve Felix'in elini, kendi elinin içine alarak hafifçe sıktı.
Elinin içindeki küçük elin soğukluğu onu endişelendirmişti ama bunu yüzüne yansıtmamaya çalışarak gülümsedi. İkisi de birbirinden gözlerini alamıyorkardı. Neyseki dersin başladığını bildiren zil çalmıştı.
Çokça değişecek olan hayatlarına karşı ilk adımı atmışlardı..
_______________
L'appel du vide MinSung'undan sonra taşşak minsung yazmak çko iyi geldi.
Yine aşk dolu softirik bir hikaye olacak. Artık biliyorsunuz benim yazım tarzımı.
Bence bu Hyunjin Last Omegaverse Hyunjin'inden bile green flag olacak yaa. Eriyip biteceğizz.







