İçeriğe geç

Out Of Breath (HyunLix)

Bölüm 16 · 6 dk okuma

Out Of Breath (HyunLix)

Bölüm 16

Nefesin kesilecek

İyi Okumalar 🦋

______________

~felix~

Gözlerimi sıkıca kapatarak başımı koltuğa yasladım ve onun dokunuşundan güç almak istercesine parmaklarımı onun parmaklarına daha sıkı sardım.

F: "Ben interseksüelim"

Gözlerim sıkıca kapalı olmuş olsa da yaşlar hala akmaya devam ediyordu. Canımı yakan gözyaşlarım giderek daha da artıyordu.

Sanki saatler olmuştu ama Hyunjin hala bana cevap vermemişti. Şu an tek umudum hala elimi sıkıca saran sıcacık elleriydi.

Sessizlik küçük bir çakıl taşıyken her saniye giderek daha da büyüyordu. Çığ misali devleştikçe ben altında eziliyordum.

Söylemiştim ve alacağım tepkiye de hazır olmalıydım. Ama neden hala canım yanıyordu? Neden hala iğrençmiş gibi hissediyordum?

Dipsiz bir uçurumun kenarında parmak uçlarımda durmaya çalışıyordum ve tutunduğum sadece ince bir ip vardı.. o da Hyunjin'in hala elimi tutuyor olmasıydı. Sıcaklığı benden uzaklaştığı an kendimi uçurumdan aşağı bırakacakmışım gibi hissrdiyordum.

Dudaklarımın arasından kaçan küçük hıçkırığı durdurmak adına boşta kalan elimi ağzıma bastırdım ve ağladığım için alev alev yanan gözlerimi kısıkça açtım.

Zaten ağlamaktan ve yorgunluktan şişen gözlerim neredeyse görünmeyecek durumdaydı.

Elimi ağzımdan çekmeden başımı korkak bir şekilde olabildiğince yavaş hareketlerle koltuktan uzaklaştırdım ve Hyunjin'e taraf baktım.

Araba çoktan kenara çekilerek durdurulmuştu. Hyunjin ise diğer kolunu direksiyona yaslayarak başını koluna gömmüştü.

Ağzıma bastırdığım elimle gözümden akan yaşları sildim ve burnumu çekerek koltukta biraz daha ona taraf yaklaştım. Öylece duruyordu ve yüzünü görememek beni daha da korkutuyordu.

Hala sıkıca birbirine sarılı olan ellerimize ardından da ona baktım. Sessizlik bir an önce bitmezse sonsuza kadar devam edecekmiş gibiydi.

F: "Bir şey demeyecek misin?"

Bu sefer yüksek sesle konuşmaya çalıştım ama artık ağlamaktan sesim kısık kalmıştı. Yine de sessizliği bozmaya yetti nefesim.

Ondan gelen derin bir nefes alma sesini duyduğumda kalbim tekrar hızlanmaya, göğüs kafesim sıkışmaya başladı. Vereceği tepkiyi asla kestiremiyordum.

H: "Öleceksin sandım. Seni kaybedeceğim sandım"

Titreyen sesini duyduğumda dudaklarım öyle bir titremeye başladı ki sanki ayazın ortasında kalmış, soğuktan donmak üzereydim.

H: "Ölmek üzere olduğun için beni kendinden uzak tutuyorsun sandım"

Yaptığım şeyin yanlışlığını daha yeni anlıyordum. Onu koca bir belirsizliğin ortasında bırakmıştım.

F: "Özür dilerim.."

Başını kolunun üzerinden kaldırarak koltuğa yasladı ve bana taraf dönerek gözlerimin içine baktı. Kızarmıştı gözleri.. her ne kadar benden saklamaya çalışsa da ağladığı belliydi..

F: "Çok zordu benim için yemin ederim çok zor Hyunjin ben artık böyle yaşamak istemiyorum"

Tekrar ağlamaya başladığımda gözlerini sakinleşmek adına usulca kapattı ve derin bir nefes aldı. Bana kızgın olduğu ama kendini sakin tutmaya çalıştığı her halinden belliydi.

Ama o da beni anlamalıydı. Böyle bir şeyi kabullenmek ve bununla yaşamak zaten zordu. Benden bir anda her şeyimi ona söylememi bekleyemezdi. Bunu başkasıyla paylaşmak o kadar kolay değildi.

H: "O zaman bana söyleseydin Felix. Ben alırdım tüm zorlukları senden"

Elimde hissettiğim yumuşak dokunuşlara kaydı gözlerim. Elimi saran parmaklarıyla tenimi okşuyordu. O böyle yaptıkça ben daha fazla ağlayacaktım.

Gözlerimdeki yaşlar damla damla üzerime akarken birleşik olan ellerimizi kaldırdı ve sıkıca tuttuğu elimi dudaklarına yaklaştırarak elimin üzerine bastırdı dudaklarını.

Kalbim heyecandan titremeye başladığında usulca gözlerimi kaldırdım ve karşımdaki manzaraya baktım.

Öylece dudaklarını elimin üzerine bastırarak bana bakıyordu. Yine eski aşk ve şefkat dolu bakışlarıyla...

Yumuşak bir şekilde öpücük bırakarak ellerimizi indirdi. Normalde olsa yüzüne bile bakamayacak durumda olurdum ama benim tüm ayarlarımla oynamıştı.

Aniden karnıma saplanan sancı yüzünden, yüzümü buruşturarak kolumu karnıma sardım ve başımı diğer tarafa çevirerek kısık bir şekilde acıyla inledim.

İşte şimdi dönüp yüzüne bakamayacaktım. Onun gözünde garip, farklı veya iğrenç olma düşüncesi beni o kadar korkutuyordu ki anlatamam.

H: "Hastaneye gitmemize gerek yok mu cidden?"

Sesini daha yakınımda hissettiğimde bana doğru eğildiğini anlamıştım ama ben ona sırtım dönülü halde duruyordum.

F: "İyiyim. Sadece eczaneye götür beni lütfen daha fazla böyle duramam"

Diğer elinin sıcak dokunuşunu omzumda hissettiğimde titrek bir nefes verdim. Hyunjin gerçekten benim sonum olacaktı. Kalbim ona dayanamıyordu.

H: "Tamam önce eczaneye gidelim sonra her şeyi konuşalım"

Bu sefer parmaklarıyla omzumu okşadığında hala yüzümü ona dönmeden başımı onaylar anlamda salladım.

Gerçekten daha fazla böyle durmamam gerekiyordu...

Ellerinin sıcaklığı elimden uzaklaştğında ani bir refleksle ona taraf döndüm ve ayrılan ellerimize baktım. Ne ara alışmıştım ki onun varlığına. Onsuz kalamayacak kadar..

Sorgular bir şekilde kaşlarımı çatarak yüzüne baktığımda arabanın motorunu durdurarak anahtarı kontaktan çıkardı ve bana baktı.

H: "Ağrı kesici de almamı ister misin?"

Gözlerimi irice açarak anlamaz bir şekilde yüzüne baktım ve arabadan inmek için kıpırdandığında ona doğru atılarak iki elimi de koluna sardım.

F: "Ne? Hayır. Hyunjin kendim alırım. Ben ineceğim dur"

Tek elimle onun kolunu tutmaya çalışırken diğer elimle kendi kapımı açmak için oraya uzanmaya çalışıyordum. Kendi ihtiyacım için onu eczaneye gönderemezdim. Bunu babama bile yaptırmıyordum. Utançtan yok olurdum.

H: "Felix sakin ol"

Gülümseyerek konuştuğunda anlamıştım nasıl gülünç durumda olduğumu. Hem onu tutmaya çalışıyordum hem de uzanarak kendi kapımı açmaya. Rezildim...

F: "Lütfen Hyunjin ben kendim alayım"

H: "Sen otur Felix lütfen bir kere de beni dinle ve sakince, uslu uslu otur"

Teslim olmuş bir şekilde oflayarak başımı salladım ve kolumu iki koltuğun arasında bulunan bardaklığa yaslayarak başımı kolumun üzerine yaslayıp yüzümü sakladım. Doğru söylüyordu bu haldeyken nasıl arabadan inecektim ki.

F: "Ağrı kesiciye gerek yok"

Mırıldanarak konuştuğumda beni onaylayarak arabadan indi. Kısa bir süre içinde neler yaşanmıştı hiçbir fikrim yoktu. Yanaklarım alev alev yanıyordu.

Utancım o kadar ağır basmıştı ki kasıklarımdaki ağrı yok olmuştu. Yıllardır babamın bile asla bana ped almasına izin vermemiştim. Şu an iki haftadır hayatımda olan kişiye bu denli güvenmem akıl alır gibi değildi.

Çok geçmeden kapı tekrar açıldığında başım hala kollarımın arasına gömülüydü. Aynı pozisyonda duruyordum. Yapabilirsem yüzümü maskeyle falan saklayıp gezmek isterdim.

Duyduğum hışırtılarla anlamıştım Hyunjin'in poşeti arka koltuğa uzattığını. Ne başımı kaldırabilirdim, ne de konuşabilirdim. Bir süre kendi çapımda böyle takılmayı seçiyorum. Utancım ve ben kollarımın arasında saklanacaktık.

H: "Nefesin kesilecek"

Yakınımda duyduğum ses kulaklarıma dolduğunda gülümsedim. Sanki biri bizi duyacakmış gibi fısıldıyordu.

Bir şey olmaz anlamında başımı salladığımda uzun parmaklarını saçlarımın arasında hissettim. İlk defa tattığım bu his.. mükemmeldi.

Parmak uçları sıcak ve şefkatli hissettiriyordu. Saçlarımın diplerinde gezindikçe beni mayıştırıyor, pamuklara sarılıymışım gibi hissettiriyordu.

H: "Başını kaldır Felix. Böyle kullanamam arabayı tehlikeli"

Ona sorun çıkardığımın farkına varır varmaz başımı mahçup bir şekilde kaldırarak hemen diğer tarafa döndüm.

F: "Özür dilerim"

Güzel dokunuşlarından uzaklaşmak sinirlerimi bozmuştu.. ağlamak için bahane arıyordum resmen.

Araba çalıştığında yan bakış atarak gülümseyerek arabayı kullanan Hyunjin'e baktım. İstemsizce benim de dudaklarım kıvrılmıştı.

Şimdi farkına varıyordum da sanki omzularımdan yılların yükü atılmış gibiydi. Hafiflemiş gibi, bulutların üzerindeymişim gibi hissediyordum.

H: "Benim evime gidelim. Önce üzerini değiştir sonra babana söyleriz çıkışta alır seni"

Tekrar mükemmel sesini duyduğumda bu sefer utancımı yenerek ona taraf döndüm ve başımı onaylar anlamda salladım.

Ama o da aynı zamanda bana döndüğünde yanaklarım alev almıştı. Garipti.. ama kötü hissettirmiyordu.

H: "Ama onun öncesinde bana üç günlük uyku borçlusun ve bir de uzun bir konuşma"

Cümlesini bitirip önüne döndüğünde sanki az önce utanan ben değilmişim gibi kaşlarımı çatarak kollarımı önümde birleştirdim.

F: "Sen de bana benim konuşmamdan daha uzun bir konuşma borçlusun! Nasıldı Mina ile takılmak? Hangi kafeye gittiniz? Niye yanyana oturdunuz? Durmadan da konuşup gülüşüyordunuz?"

Ben sinirli bir şekilde konuştuğumda o fazlasıyla eğleniyor gibiydi. Kıkırdayarak başını salladı ve hızını biraz daha yükseltti.

H: "Ona seni anlattım. Seni ne kadar çok sevdiğimi"

_______________

Huncin tabii ki Mina'ya yüz vermeyecekti arkadaşlar. Boşuna sövdünüz haşmetlime.

Bölüm sonu

16 yorum