İyi Okumalar 🦋
_____________
Felix, babasının ona uzattığı su bardağını alarak dudaklarına yaklaştırdı ve hıçkırıkları arasından suyu yudumlamaya çalıştı.
Yemek masasından kalkıp, koltuğa geçeli yarım saat olmuştu neredeyse ama Felix hala ağlıyordu. Hyunjin'i hayatından çıkarmak zordu, bunu kabullenmek zordu. Ama gözünün önünde onu başkasıyla görmek tahim edemeyeceği kadar zordu.
Bay Lee endişeli bir şekilde oğlunun yanına oturarak suyu içmesini bekledi ve Felix bardağı ona uzattığında alarak sehpanın üzerine bıraktı.
"Anlat bana Felix. Sorun ne?"
Kolunu oğlunun omzuna atarak onu kendisine doğru çekti ve iç çekişlerini bir nevi de olsa sakinleşmesini sağlamak adına omzunu okşadı.
Bu hayatta tek varlığı oğluydu ve gerekirse onun için dünyaları bile yakardı. Biricik bebeği ona tek aşkından emanetti..
"Anlatmazsan, içindeki sorunları paylaşmazsan daha da büyür bebeğim"
Küçük olan dudaklarını birbirine bastırarak bir nevi de olsa hıçkırıklarını durdurmaya çalıştı.
F: "Hyunjin.."
"O mu üzdü seni?"
Felix başını hayır anlamında sallayarak ellerinin tersiyle durmadan gözlerinden akan yaşları temizledi yanaklarından.
F: "Ben onu üzdüm"
Küçük beden babasına taraf biraz daha sokularak hıçkırıklarını bastırmaya çalıştı. Hala sindiremiyordu. Bu hayatta aşkı, da kaybetmeyi de aynı anda tatmıştı ve bunu kaldıramıyordu.
F: "Ona çok kötü şeyler söyledim gitmesi için"
Babası, oğlunu anlıyordu. Belki de en iyi o anlıyordu. Felix için aslında bu, bir nevi kendisi ile yüzleşme dönemiydi.
Bu hayatta hiçkimseyi sevmeyeceğine inanıyordu ve bir gün ansızın aşık olduğunda karşılaşmıştı gerçeklikle. Onu kimsenin böyle kabul etmeyeceğini sanıyordu. Kendince çıkmaz bir labirentin içinde mahsur kalmış gibiydi.
"Bu hayatın bana verdiği en büyük ders, sevdiklerim hala yanındaysa, ne koşulda olursa olsun onlara sevgimi belli ettirmekti. Keşke annen yanımda olsa da ona daha çok seni seviyorum desem, daha çok sarılsam."
Küçük olan başını kaldırarak kızarmış gözleriyle babasının dolu gözlerinin içine baktı. Onun sesini hiç bu kadar titrerken duymamıştı.
"Hayat sevdiklerimizi bizden ne zaman alır tahmin bile edemeyiz. Bazen en mutlu anında söker alır senden her şeyini. Bu yüzden küçük bebeğim benim sevdiğin kişi hala yanındaysa ona onu sevdiğini söylemekten çekinme. Çünkü bir bakmışsın bunu söylemek için çok geç olur."
Babasının titreyen sesi istemsizce Felix'in dudaklarının büzülmesine neden olmuştu. Babasının kalbinde ne kadar ağır bir yük taşıdığına daha şimdi şahit oluyordu.
O, Hyunjin'i kendi isteğiyle hayatından çıkarmıştı ama annesi ansızın gitmişti bu dünyadan.
"Unutma. Hayal kırıklığı pişmanlıktan daha iyidir. Git ve ona her şeyi söyle Felix. Varsın kabul etmesin seni. Ama bu ihtimalin arkasındaki pişmanlığı ve belirsizliği taşıma kalbinde."
Felix başını tekrar önüne çevirerek dizlerinin üzerinde duran ellerine indirdi. En büyük yanlışı yapmıştı. Hyunjin'i başkasına kaptırmıştı.
F: "Yapamam. O artık başkasıyla mutlu"
"O ne demek?"
F: "Bugün okulda bir kız sırasına yazı bıraktı. O da onunla kahve içmeyi kabul etti"
Büyük olan kaşlarını çatarak oğlunu biraz daha kolunun altına çekerek sıkıca sarıldı.
"Seni seviyorken ertesi gün başkasının davetini kabul etmesi biraz garip gibi. Zamanla anlayacağız"
...
Felix hızlıca boş sınıftan çıkarak merdivenlere doğru adımladı. Derse zaten geç kalmak üzereydi. Bir de bugün sunum yapılacağını unutmuştu. Ders konferans salonunda olacaktı ama o sınıfa gelmişti.
Dün o kadar çok ağlamıştı ki gece yine uyuyamamıştı. Gözleri şişmişti ve uykusuzluktan başı, tüm bedeni ağrıyordu. Kendisini hiç daha önce bu kadar çok bitkin hissetmemişti.
Babasının söylediklerine hak vermişti. Ne olursa olaun Hyunjin'i öylece hayatından çıkarmamalıydı. Her şeyi ona anlatıp, onun da fikrini söylemesine izin vermeliydi. Ne de olsa bu tek başına karar verebileceği bir konu değildi.
Sonunda en alt kata inerek konferans salonunun önünde biraz nefeslendi ve çok zaman kaybetmeden kapıyı açarak içeri geçti.
Geç kaldığı için çoktan tüm yerler kapılmıştı. Gözünü salonda gezindirerek boş yer arıyordu.
Dün geceden sonra kalbinde küçük de olsa bir umut vardı ama gördüğü manzara o umut taneciğini de yakıp kül etmişti.
Hyunjin ve Mina yan yana oturuyorlardı. Burada oturma düzeni olmadığı için tüm arkadaşları farklı yerlerde oturuyordu ve tek bir yer boştu Mina'nın önü.
Dolu gözlerini onların üzerinden kaçırarak bakışlarını yere eğdi ve isteksiz adımlarla boş olan koltuğa doğru adımladı.
Bir yerleri ağrıyordu ama ağrının kökeninin nereden geldiğini hissedemiyordu. Kalbi miydi onun canını bu denli yakan?
Küçük olan düşünmeden edemiyordu. Acaba artık sevgililer miydi? Dün birlikte konuşup güzel vakit mi geçirmişlerdi?
O kadar çok kıskanıyordu ki şu an dönüp Mina'nın saçını başını yolmak istiyordu. Hyunjin beni seviyor diye bağırmak istiyordu. Ama kalbindeki sızı susturuyordu onu. Çünkü Hyunjin'i kendi isteğiyle bırakmıştı ve şimdi geri dönmeye hakkı yoktu.
Yan tarafına boylanarak birkaç sandalye ötede oturan Minho ve Jisung'a baktı. Ona el sallayan arkadaşlarına buruk bir şekilde gülümseyerek geri el salladı.
Hoca sınıfa girdiğinde, projeksiyon açıldığında ve salonun ışıkları kapandığında dolu gözlerinde biriken yaşların akmasına izin verdi.
Sessizce ağladı. Öyle sessiz ki, yanında oturan kimsenin ruhu bile duymadı. Tek kişi hariç..
Hyunjin hissediyordu. Kısa süreliğine de olsa Felix'i iyi tanımıştı. Birkaç gündür onun ne denli üzgün olduğunu biliyordu. Sınıfa girdiğinde onun kırgın bakışlarını da görmüştü.
Ama anlayamıyordu. Onu redd eden kendisiydi? Niye üzülüyordu ki? Bu işin içinde bir sorun olduğuna emindi.
Çünkü Felix, o gün ona sarıldığında söylediği cümlelerde haklıydı ve Hyunjin o cümlelerin ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu.
Felix'in neden bir anda böyle değiştiğini öğrenecekti. Onu seviyordu. Ona karşı olan hisleri saf ve temizdi. Bu duyguların hiç uğruna ölüp gitmesine izin verme niyeti yoktu.
Uzun beden önünde oturan küçüğünden alamıyordu gözlerini..
Felix ise yavaş yavaş durdurmaya çalışıyordu ağlamalarını. Sessiz bir şekilde burnunu çekerek kıyafetinin kollarıyla yüzündeki ıslaklığı temizledi.
Birazdan sunum için tahtaya çıkması gerekiyordu ama karnında hissettiği ağrı işini daha da zorlaştırıyordu. Öyle derin ve onu iki büklüm hale getirecek şiddetli bir ağrıydı ki tekrardan ağlayası geliyordu.
Hoca onun ismini okuduğunda elini karnına sararak ayağa kalktı ve sandalyelerin arasından geçerek elektronik tahtanın önünde durdu.
Sunumu için hazırladığı slaytlar teker teker geçerken zar zor konuşuyordu. Karşısında Hyunjin'in kulağına gülerek bir şey söyleyen Mina'ı gördüğünde biraz daha şiddetlendi ağrısı.
Hyunjin ise tüm dikkatiyla projeksiyonun loş ışığının altında parlayan yüze bakıyordu. Gözlerinden ne kadar ağladığı belli oluyordu.
Şimdi konuşurken ne kadar zorlandığını ve durmadan elini karnına bastırdığını da görüyordu. Onda bir sorun vardı ve aklındaki ihtimaller hiç hoşuna gitmiyordu.
Zor da olsa sunumunu yapan Felix, hissettiği duyguyla gözlerini sıkıca kapatarak hocanın "yerine geçebilirsin" demesini beklemeden hızlıca kapıya doğru ilerledi.
Çantası ve eşyalarıının hala sınıfta oluşunu umursamadan kapıyı açarak sınıftan çıktı. Karnındaki ağrıya şimdi anlam kazandırabiliyordu.
Ama daha yeni regl olmuşken bunun tekrar olması normal değildi. Korku tüm bedenini sararken altında hissettiği hafif ıslaklığın gri pantolonundan gözüktüğüne emindi.
Koridorun ortasında öylece kalmıştı. Telefonu sınıfta çantasındaydı ve böyle oraya tekrar giremezdi.
Gerginliğin getirisiyle elini hızlanan kalbine bastırarak ağlamaya başladı. Bir kere bir şey yolunda gitmeyince her şey başına yıkılıyormış gibiydi.
Kalbinin hızlanması yetmezmiş gibi karnındaki sancı giderek daha da şiddetleniyordu. Başka çaresi yoktu. Herkesin olduğu sınıfa girip eşyalarını almak zorundaydı.
Kapıya doğru ilerlediğinde yüzüne açılan kapı onu durdurdu. Gördüğü, ona endişeyle bakan gözler birkaç gün içinde hiç değişmemişti.
Yine en derinlerindeki aşk duygusuyla bakıyordu ona...
_________________
Gelecek bölüm favorim 😭😭😭







