İçeriğe geç

OUR WORLD

Bölüm 8 · 5 dk okuma

OUR WORLD

Bölüm 8

-8-

Ne kadar zor olabilir ki?

Hayır.

Yani neden bu kadar zor ki?

İnsanlığın en güçlü askeri olduğu için mi? Yoksa ben mi bir işe yaramıyorum?

"Yavaş ye, boğulacaksın..." Elindeki kaşığı bırakıp, bana doğru eğilerek fısıldadı Hange. Yemeğin başından beri, mimikleri gülmek istiyor, ama bilmediği hislerim onu durduruyordu. "Anlatsana, ne oldu bugün?"

Tıka basa doldurduğum ağzımı güç bela çiğneyip, yutkunduğumda, sakince yemeğini yiyen Levi'den topladığım bakışlarımı ona yönlendirdim tamamen. "Hiçbir şey olmadı."

Tek kaşını eğip, bir süre yüzüme bakındı. Havaya kaldırdığı işaret parmağını kendi alnına yönlendirdiğinde, "Burada bir yerlerde saf yazdığını görüyor musun? diye sorunca iki yana salladım başımı. "Güzel. Çünkü yazmıyor." Ciddiyete binen ifadesi yavaşça gevşediğinde, etrafına bakındı. "Levi hâlâ orada. Ve dakikalardır ona bakarak yemek yiyorsun."

"Hayır..." Pes ederek sesli bir nefes verdim. "Gerçekten bir şey olmadı. Ne yaparsam yapayım, onu bir türlü yenemiyorum. Eğitim için elime verdiği sopayla bedenine dokunamıyorum."

Gözlerini kıpraştırarak bakındı birkaç saniye. Hemen ardından tiz bir kahkaha bıraktığında, yemekhanedeki çoğu kişi dönüp, bize baktı. Levi de öyle.

Sonra birkaçı Hange'nin çatlak kahkahasına sessizce eşlik ederek döndü önüne. Ve hiçbir şey olmamış gibi devam ettiler.

"Daha ilk günden bunu hemen başarabilseydin, Erwin görevini sana verirdi."

Şaşkınca aralandı dudaklarım. "Gerçekten mi?"

"Hayır." Omuz silkip, rahat hareketler sergiledi. "Bir gün Erwin komutayı bırakırsa yerine kimin geçeceğini henüz kimseye söylemedi. Ama uzun bir süre bırakmayacağına eminim."

"Kimse bıraksın istemiyordur."

"Doğru." Kaşığı eline yeniden aldığında, tabağında kalan son yemeği aldı üzerine. "Şu ana kadarki en başarılı kişi. Ayrıca Aurum ile Fidelis arasındaki krizi de mükemmel idare edebiliyor. Neden bıraksın ki?"

Bir süre inceledim onu. İzlediğim bölümler geldi aklıma... Erwin'in komutayı ona verdiğini bilmiyor, başına neler geldiğini bilmiyor...

Shifting ile onları kurtarmış mı oldum, yoksa daha korkunç bir dünyaya mı çektim, hiç bilmiyordum bile. Şu an karşımda hayat dolu kahkaha atan bu kadının, acıyla feryat etmesini istemiyordum... Linea Köprüsü'nde, akan sulara yolladığı o bakış bile beni hemen sarsmışken ne olacağını bilmediğim önümüzdeki zamanlarda onları kötü duruma düşürürsem kendimden nefret edebilirdim.

Ama belki de kötü bir şey olmazdı. Her şey iyi olurdu?

"Komutanım..." Temiz bir ses, aramıza eşlik ettiğinde hemen kaldırdım başımı. Çünkü hatırlıyordum! Hange, arkasını hafifçe döndüğünde, gülümseyerek karşıladı onları.

Connie, Sasha'nın hemen önüne geçtiğinde, "Afiyet olsun binbaşım. Eğer yemeğiniz bittiyse bizi yeni komutanla tanıştırır mısınız?"

Sasha, dirseğini Connie'ye çarptırdığında, lafını aldığı için ağız içi mırıldandı. Hemen ardından gözlerime baktığında, öylesine heyecanla baktı ki bana, bir an için shiftingle gelip, heyecanlanan o da zaten burada olan benmişim gibi hissettim. "Okçu olduğunuzu duydum!"

Gülümseyip, usulca salladım başımı. "Evet, öyleymişim." Sözlerim, havada asılı kaldığında boş ifadeyle baktılar bir süre. Aynı şekilde ben de. Alıştığımı sanıyorken açık verme gibi marka kursam tutulurdu herhalde... "Yani, burada da okçuluk ile devam edecekmişim."

"Namınız her yerde duyuldu yüzbaşım. Herkes sizinle tanışmak için sabırsızlanıyor." Connie, otuz iki diş birden gülümseyip, Sasha'yı kolunun altına aldığında, ellerini saçlarına gömüp karıştırdı bir süre. "Özellikle de Sasha."

Güldü Hange. Ve ben de. Kıpır kıpır izlediğim birbirleriyle uğraşlarına şu an bizzat şahit oluyordum. Bir yanım yuva kurduğu burukluğa Sasha'nın mezarı başındaki Connie'nin hatıralarını yansıtırken diğer yanım artık her şeyi değiştirebileceğimi hatırlatıyordu.

"Aliza, yemeğin bittiyse kalkalım. Seni artık tanıştıralım," diye konuştu Hange.

Öylesine heyecanlandım ki o sözleri duyduğumda... Kendimi kontrol etmeye çalışarak ayağa kalktığımda, "Tanışalım o halde," şeklinde cevapladım. Beklediğim anlar giderek beni bulurken hedeflediğim şeyler arasında, beni gerçekten sevmelerini arzuladım. Yanımda rahat hissetmelerini istiyordum. Tabi önce bunu ben başarmalıydım, ama şu anda komutan olan bendim.

Henüz, birliği olmayan bir komutan...

Tanışacağım herkes bir adaydı.

Birbirleriyle fısır fısır konuşamaya devam eden ikili beni her seferinde güldürse de kendimi tutmaya çalışarak, dışarıya çıktım onlarla. Connie, bir grubun yanına bizi götürmek istediğini ifadelediğinde, çizgisini bozmadan kabul etti Hange. Ben sadece ayak uydurandım. Başlığımın Levi, hikayemin onlar olduğu bu dünyada, başlıkları ben olan yaşantılarının dipnotu olarak Levi'deydim.

İki gün. Sadece iki gün olmuştu.

Ama bence oldukça güzel bir ilerleyiş kaydetmiştim.

Meydandaki kulenin yanına geldiğimizde, hemen altında bir oda olduğu dikkatimi çekti. İçeriden aldıkları meşale ve aydınlatma fenerleriyle nöbete dağılan askerler, kendi aralarında sohbet ediyorlardı.

"Yüzbaşım." Sasha önünde birleştirdiği avuçlarıyla yanıma yaklaşınca göz kırpıştırarak baktı yüzüme.

Kocaman sarılasım vardı ona, kendimi zor tutuyordum. "Efendim," dedim sadece.

"Birliğinize eğitim verdiğinizde, ok yeteneklerinizden bana da gösterir misiniz?" Öylesine masumca bakıyordu ki, dışarıdan gören Levi'nin okçu özel askeri olduğunu bilemezdi. Ama öyleydi işte.

Tebessüm eşliğinde önüme döndüğümde, "Henüz bir birliğe sahip değilim, Binbaşı Erwin bu konuda toplantı yaptı," diyerek cevapladım onu. Önden ilerleyerek yol gösteren Connie, bizi farkettiğinde, aniden durunca, şirin bir şekilde onu azarlayan Hange, yoluna devam etmesini söyledi. "Kimlerin birliğimde olacağını henüz bilmiyorum bile."

"Gerçekten mi?" Şaşırarak döndü önüne. Bir şeyleri düşünür gibi kendi kendine mırıldanırken Levi'den bahsettiğini farketsem de ne dediğini anlayamadım bir türlü.

Onun birliğinde olduğu için şanslıydı aslında. Komutan olmuş olmasaydım Levi'nin askerleri arasında yer almak isterdim.

"İşte," dedi Connie aniden. "Su kuyusunun oradalar."

Hızlanıp, Hange'nin yanında yer aldığımda, heyecanla kalbimi titreten isimler yerleşti görüş açıma. Yerdeki taşlardan birine oturan Eren, ayağa kalktığında uzunca boyuyla Mikasa ve Armin'in ortasında yer alınca, ağzımın içinde biriken tükürcüğü sertçe yutkundum. Levi, Hange, Sasha, Connie, Armin ve hatta Mikasa... Onlarla iletişim kurmakta pek fazla zorluk yaşamazdım.

Ama Eren...

Uzun saçlarını arkasında bağlayan ve artık çocuk olmayan Eren...

Gözlerim dolmadan bakabilir miydim gözlerine?

Hayat enerjisi ya emilmişse şimdi de? Ya burada da bir şeyler için kendini feda ederse? Ya parlayan gözleri sönmüş ya da sönerse?

İki yana salladım başımı.

Buraya zaten onlar içi gelmişken buna asla izin vermeyeceğimi kendime hatırlattığımda, hemen karşılarında durduk.

Askeriye selamlarıyla karşıladılar ilk önce. Sağ yumruğumu hafifçe kırıp, kalbimin üzerine koyduğumda, gülümsedim her birinine teker teker bakarak.

"Hey Aliza," dedi Hange bir anda. Duruşumu bozup, ona döndüğümde, mimiklerini değiştirerek yan yana dizili askerlere bakındı. "Seni kıskanmalı mıyım bilmiyorum. Baksana seninle tanışmak için beklemişler, seni şimdiden çok sevmiş gibiler."

Kalp atışlarımın kıyafetimin üzerinden bile farkedileceğine emindim şu anda. Tebessümüm giderek büyüdüğünde, gururlandığımı hissettim. Gerçekten onların sevgisini daha tanışmadan almış mıydım, yoksa sadece yeni olduğum için miydi? Sonuçta beni tanımıyorlardı daha.

Hâlâ daha Hange'ye dönük bakarken evlerin arasındaki hareketliliği fark ederek bakışlarımı yönelttim oraya. Pelerini içinde bize bakınarak geri çekilen kişi, ona baktığımı farketmiş olmalı ki, yönünü değiştirerek uzaklaştı. Ne hissetmem gerektiğini bile anlayamadım.

Çünkü oydu.

Kimsenin iç dünyasında neler sakladığını bilemediği, ama benim her kırıklarından öpmek istediğim Levi Ackerman.

Bölüm sonu

20 yorum