İçeriğe geç

OUR WORLD

Bölüm 14 · 5 dk okuma

OUR WORLD

Bölüm 14

-14-

İlk korku.

İlk yaralanma.

İlk derin nefes.

Ve ilk tedavi...

Gözetlemecinin uyarısından sonra ben dahil bir çok asker ağaçlara doğru koştuğunda, Hange'nin atının üzerinde bir başka asker ve ona yaslı olarak dinç kalmaya çalışan Hange'yi görmüştüm. Karnından bir ok ile yaralanmıştı. Bahsettiğine göre, görev dışı bir yerde gördüğü leşi ilginç bulunca dayanamamış ve iki dakika istemişti birliğinden. Sadece iki dakika.

Ve tam o anlarda olmuştu ne olduysa...

Elimdeki kanlı bezi suya yeniden daldırdığımda, artık iyice kırmızıya döndüğünü görünce yanımızdaki askere yenilemesini söyledikten hemen sonra Hange'ye döndüm. Terleyen alnına yapılan tek tutamlarını kıvırdığım bileğimle sağa, sola ittirdiğimde parmaklarındaki lekenin ona değmemesi için uğraştım. Canının yandığını görmek, canımı yakıyordu.

"Ya daha kötü olsaydı?" diye sordum alçak bir ses tonunda. Onu ilk gördüğümde, öylesine korkmuştum ki ciddi bir yarası olduğunu düşünerek...

"Hıh..." Bakışları bana döndüğünde, gülümseyen dudakları ardından tek nefesle verdi ilk tepkisini. "Hange Zoe'yi devirmek bu kadar kolay değil."

Önüme yeniden yerleşen su ve temiz beze uzanmadan önce, çıkarılan oktan sonra nihayet kanı kesilen yarasına bakındım. Şu an bunu yapabildiğime inanmıyordum. Fakat, delinen bir insan etinin sıcak kanını temizlemiştim resmen... Şimdi de ikinci bir temizlikten sonra dikiş öncesi mikrobunu kırmam gerekiyordu. "Dağlamamı mı istersin dikmemi mi?" Yüzüne bakındım.

Yorgun bakışlarını bir kez daha benimle buluşturduğunda, "Dalga mı geçiyorsun?" der gibiydi. Aralık dudakları ardından aldığı nefesini kesip, mıhladıktan hemen sonra büzüştürdü. "Bedenimde bir yanık izi olsun istemiyorum. Ama dikiş izi hiç de fena gözükmez, heh?"

Karnının ona fırsat verdiği kadar gülse de acıyla duruldu hemen sonra. Onun gibi olmasa da gülümsedim sadece. Her daim, moralleri yüksek tutacak yolu biliyor, olayların içinden olumsuz etkilenmeyi reddetmek isteyerek sıyrılıyordu. "En az dört dikiş." Yaraya değdirdiğim parmaklarımla, deliğim büyüklüğüne bakındım. Şansımız vardı ki, okun ucu, kurşun misaliydi. Bıçak kesimli olsaydı çok daha geniş bir açıklık olabilirdi.

Revirde görevli askerler gerekli malzemelerle yanımda yer aldığında, temizleme işlemini yaptık daha fazla beklemeden. Dikişe geçmeden evvel, temiz bir sopanın etrafına, temiz bir bez sararak dişlerinin arasına koyduğumda, canı çok fazla yanarsa söylemesini rica ettim.

Bana, biran önce bitirmemi komik bir ifadeyle yeniden söylendiğinde, gülmek yerine ağlayasım geldi o an. Levi gibi değildi bu yönü. Hange, acılarını tebessümüyle maskeliyordu...

Dakikalar içinde, biraz kendime hayret ederek biraz da onun dayanma gücüne alkış tutarak son dikişi de attıktan hemen sonra sargı işlerini halletmeleri üzerine kalktım olduğum yerden. Gözlerim dolu doluydu. Ve bir an önce kendimi sakinleştirmek zorundaydım...

Yaşantılarını biliyordum... Burada değil, ama izlediğim o evrende neler çektiklerini biliyordum. Bu, canımı çok daha fazla yakıyordu işte. Buradaki çoğu kişi çok güzeldi... Öyle zalimce bir hayatı hak etmiyorlardı.

Ellerimi temizleyip, birazdan döneceğimi, pansumandan hemen sonra uyuyup, dinlenmesi gerektiğini dile getirdikten hemen sonra önce odadan, sonra binadan ayrıldım. Adımlarım ilerledikçe göz yaşlarım daha da bulandırdı görüş açımı. Ellerimi yıkasam bile kanı, kına gibi bir renk bırakmıştı elimde... Ya da zihnim bana oyun mu oynuyordu?

Hafiften bir koku beni takip ediyordu inatla. Güzel şeyler düşünmek istesem de izlediğim tüm o sahneler zihnimden ayrılmak bilmiyor ve gözlerimi daha da yaşartıyordu.

Karşılaştığım birkaç kişi bana tam seslenecekken çehremi fark edip, susuyorlardı. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Sadece yürüyüp, biraz yalnız kalmayı tercih ediyordum işte. Burada olmak gerçekten çok güzeldi. Bir çok insanın başarmak istediği şeyi uzun uğraşlar sonucu başarabilmiştim. Ama hesaba katmadığım bir şey vardı ki, tüm hikayeyi bilerek onların yüzüne bakmak, çok acı veriyordu.

Bu garip dünyada titanlar yoktu, fakat düşmanlarımız ilk saldırıyı yapmıştı. Bu da benim karşılaştığımdı tabii.. Kurulan bu düzende benden öncesine de sahiptiler...

Garip.

Çok garip...

Adımlarım gittikçe ilerlediğinde, Magna Arbores'in batı kısmında olduğumu farkettim. Sınıra kadar yürümüştüm. Daha fazla ilerlemek tehlikeliydi. Arkamı döndüğümde, Fidelis'i uzaktan izlemek, garip hissettirmişti.

Askerlerin ve ticaretin bulunduğu bu yerin, Magna Arbores'e bu kadar yakın olurken çiftçilerin köyleri neden Aurum'un çevresini koruyordu ki? Zaten, bir yanı yüksek tepe olması nedeniyle düşman saldırılarına tamamen kördü.

Yönetim adeta sadece kendi canını koruyordu. Zengin kesim, şımarık bir şekilde gizliden gizliye Liber Köprüsü sonrasını köleleştiriyordu resmen.

Ağaçlardan birinin yanına oturduktan sonra acıyan gözlerimi avuç içimle sildim. Yanlış giden bir şeyler vardı. Hem de son derece.

Fidelis'in açık alanda olması, düşman kesime yem sunmaktan farksızdı.

Çiftçiler bu sınırlarda olmak zorundaydı. Ve onlarla birlikte düzen sağlayacak askeri yönetim böylece dairesel şekilde güvenlik sağlayabilecekti. Fakat buradaki evlerin hiçbirinde yaşam olmadığı gibi tamamen boştu.

"Yeni komutan?" Çaprazımdan gelen bir seslenişle evleri inceleyen bakışlarımı hemen toplayıp, gelen kişiye bakındım. Gördüğüm sima, daha ilk günümde Hange'yi yemek için beklerken bana seslenmesinin ardından yeniden önüne dönen o garip adamdan başkası değildi. Saçları biraz olsun uzamamıştı. Belli ki bunun için sürekli traş ediyordu.

"Evet?" Ayağa kalkıp, tüm düşüncelerimi ve zayıflığımı bir yere oturtarak baktım ona. "Bu ikinci kez seslenişiydi ve hâlâ garip bakıyordu. Attack On Titan'da olmadığına da emindim. Birkaç metre ötede, başına geçirdiği peleriniyle bizi bekleyen bir diğer asker, doğruca şehre bakıyordu. Kim olduğunu göremesem de bu tiple beraber olması, onu da tanımayacağım algısını kuruyordu üzerinde.

"Neden burada tek başınıza duruyorsunuz?" diye sordu. Kahverengi gözleri ağaçlardan öteye bakındığında, "Biliyorsunuz ki düşmanlarımız bu sınırın ötesinde," diye ekledi.

Bedenim içten içe titrediğinde, bir uyarı gönderdi zihnim. Sorusu mantıklı olsa bile aynı durum onun için de geçerliydi. Üstelik varış yönleri Fidelis'e doğruysa ağaçlardan geldikleri ortadaydı. "Çevreyi dolaşıyordum," diye yalan attım. "Biraz dinlenmek isteyince bu dev ağaçların en güzel gölgeyi yapabileceğini düşündüm." Kollarımı, belimin iki yanına koyduktan sonra hafiften gülümsedim. Evet... Şu anda bizzat şüphelendiğim kişi olabilirdi. Kağıdı o atmış olabilir miydi?

"Buranın misafirisiniz. Kendinize dikkat etmelisiniz."

"Hayır," dedim aniden. "Artık hep buradayım, misafir değilim," diye eklediğimde halimden memnun olduğumu göstermek adına, hissettiğimden de daha geniş gülümsedim. Benim aksime oldukça ekşi bakması, soru işaretlerinin sayısını çoğaltıyordu. "Peki ya siz...." Düşünür gibi yaptım. Bir şekilde kimliğini öğrenmeliydim. "Siz..."

"Onbaşı Roger," dedi istediğimi vererek. Yanaklarını saniyelik olarak kırıştırarak gülümsedikten hemen sonra yeniden mum olduğunda, "Burayı seven olmaz," şeklinde ekledi sözlerine. "Yakında siz de burayı sorgularsınız."

Konuşmayı reddederek sadece başımı salladım usulca. Bakışlarımız bir müddet daha bir arada kaldıktan hemen sonra birkaç adım geri giderek, burada fazla durmamam gerektiğini bir kez daha hatırlatınca, bir komutana rağmen fazla negatif oluşu daha da bir sıktı canımı. Ya birliğine de böyle ders veriyorsa? Onları yanlış şekilde eğitirse doğabilecek her türlü iç savaş için karşı bir taraf yetiştiriyor demekti bu.

Yanımdan uzaklaşana kadar onu izlesem de arladaşıyla bir araya gelip, birkaç şey mırıldandıkları sırada bana bakınışı hissederek hemen çevirdim yönümü. Olduğum yere yeniden oturduğum sırada, hayattan zevk almaya bakan bir imaj sergileyerek etrafta bakındım kocaman irislerimle.

Arada sırada göz ucuyla bakınmayla hâlâ daha ne yaptıklarını takip ederken pelerinini indiren kişi, çehresini tam açıyla serdi önüme..

Ragor'u tanımadığımı ele alıp, onu da tanımıyor olacağımı düşünmek, tamamen hataydı.

Çünkü tanıyordum.

Ve çok iyi biliyordum.

Zayıf yüzü, siyah saçları ve renkli gözleriyle o, Attack On Titan Evreni'nin Devasa Titan'ı, Bertholdt Hoover'dan başkası değildi...

Bölüm sonu

13 yorum