İçeriğe geç

OTEL GÜNLÜKLERİ

Bölüm 8 · 6 dk okuma

OTEL GÜNLÜKLERİ

Bölüm 8

8

Moladan hemen sonra içeriye döndük Mert'le birlikte, giymem için verdiği montu otele girince üzerimden çıkarıp teşekkür ederek geri verdim ona. Dışarısı tahmin ettiğimden daha soğuktu ama Mert'in montu durumu kurtararak beni korudu, tam olarak koruduğunu söyleyemezdim tabi ama en azından buz kütlesi olmamı engellemişti. Temizlememiz gereken diğer odanın yolunu tuttum, ben asansöre ilerlerken Mert'te elindeki montu bırakmak için soyunma odalarının olduğu kata inmek için merdivenlere yöneldi. "Sen çık yukarıya, oda boş diye biliyorum. Ben gelene kadar etrafı toparlarsın yetişirim zaten sana." Kafamı sallayarak onayladım söylediklerini, o merdivenlerden inip gözden kaybolurken bende asansörün gelmesini beklemeye başladım. Kısa sürede gelen asansöre binip beşinci katın düğmesine tıkladım. Bu otelin asansörü bile bir şatafat, bir zenginlik kokuyordu. Ciddi anlamda kokuyordu hem de, insanı mest eden bir koku vardı asansörün içinde, sanırım lavanta kokusuydu bu, aynı anda çalan klasik müzik ki buda yanılmıyorsam Beethoven'den bir parçaydı, insanı kendinden geçiriyordu adeta. Kapıların açılmasıyla içinde bulunduğum huzurlu ortamdan ayrılmak zorunda kaldım, bıraksalar bütün günümü burada bu asansörün içinde geçirebilirdim ama böyle bir şansım yoktu maalesef.

Hızlıca 502 numaralı odanın olduğu kısma doğru yürümeye başladım, kat arabasını Mert getireceği için ben sadece odaya girip etrafı toparlayacaktım, odanın boş olduğunu söylemişti Mert bu yüzden daha bir rahattım. Odada birisi olduğunda hem iletişim açısından zorluklar yaşanıyor hem de birisi varken temizlik zor oluyordu, şahsen ben rahat edemiyordum birisinin yanında temizlik yaparken. Oteldeki misafirlerin çoğu yabancı uyruklu insanlardı, benimde yabancı dilim çok iyi değildi bu yüzden insanlarla iletişimim biraz zor oluyordu ama çokta kötü değildi, bunu avantaja çevirip insanlarla konuşarak yabancı dilimi geliştirebileceğimi düşünüp kendimi motive ediyordum bazı zamanlar. Tabi yarım yamalak cümleler kurup genelde kendimi rezil ediyordum ama zaten bu insanlar beni bir daha nerede görecek.. Odanın önüne geldiğimde ne olur ne olmaz diye kapıya vurdum iki kez, eğer içeride birisi varsa odaya bodoslama dalıp hem içerideki misafiri rahatsız etmek istemedim hem de kendimi rezil edip iki türlüde kötü bir duruma düşmek istemedim. İçeriden ses gelmeyince kimsenin olmadığını düşünerek odaya daldım, keşke iki saniye daha bekleyip kapıya bir kez daha vursaydım..

"Ç.. çok ö.. özür dilerim, b.. ben kimse yok sanıyordum." Aptal esma.. Odaya girdiğim gibi arkamı dönmem bir olmuştu, hem arkamı dönüp hem de ellerimle gözlerimi kapattım sanki kapatmasam bir şey görebilecekmişim gibi. Boş sandığım odada bir adam vardı, hem de tamamen çıplak bir şekilde.. Tamamen.

Arkam dönük bir şekilde defalarca kez adamdan özür diledim, adam ya bulunduğumuz durumun şokunu yaşıyor ya da bana aptal muamelesi yaparak gülüyor ya da utançtan bayılmış şuan yerde yatıyor olabilirdi çünkü ben ne kadar özür dilersem dileyeyim adamdan herhangi bir cümle duyamamıştım, cümleyi geçtim adamın sesini dahi duyma fırsatım olmadı. "I'm sorry, ı don't understand." Saniyeler sonra konuşarak aklımdan geçen bin bir türlü senaryonun son bulmasına sebep olarak derin bir nefes almamı sağlamıştı, ne kadar derin nefes alıyor olsam da yine de utançtan ölmek üzereydim şuan. Yarım yamalak İngilizcemle adamla konuşmaya çalışacaktım şimdi, ne kadar becerebilirsem tabii. "I.. I'm so sorry, I'm think.. no one.." ne dediğimi bile bilmeden saçma sapan kelimeleri bir araya getirerek düzgün bir cümle ortaya çıkarmaya çalışıyordum ama pek başarılı olduğum söylenemez bu konuda, doğru kelimeyi ararken saniyeler geçiyordu ve o saniyeler benim her an daha da utançla kızarmama neden oluyordu çünkü şuan bir adamla, çıplak bir adamla aynı odada bulunuyorum! "İnside." Doğru kelimeyi bulduğumu düşünerek kurduğum saçma cümleyi tamamladım, şuan Mert'e o kadar ihtiyacım vardı ki.. Hiç bu kadar yanımda olmasına ihtiyaç duymamıştım. İnsanın kendini anlatamaması o kadar zor bir durum ki..

"Okey, no problem.." Adam gülerek kurmaya çalıştığım saçma cümleyi anlamış gibi cevapladı ama ne anladığından tam olarak emin olmamakla birlikte ben bile kurduğum cümleyi anlamazken adamın nasıl anladığını düşünmekle zihnimi meşgul ettim şuan hiçbir problemim yokmuş gibi. Adama hâlâ arkam dönük bir şekilde duruyordum ve içimden giyinmiş olması için dualar etmekle meşguldüm, kapıyla bir kaç saniye süren bakışmamın hemen ardından Mert'in kapıda belirmesiyle ciddi anlamda rahatlayarak derin bir nefes aldım. O içeriye girdiğinde benim neden bu şekilde durduğumu anlamaya çalışarak bir bana bir de arkamda duran adama bakıyordu.. Umarım giyinmiştir..

"Bir sorun mu var, neden böyle duruyorsun?" Cevap beklercesine gözleri üzerimde dolaştı, adamın Türkçe bilmediği aklıma gelince bir bir her şeyi bir anda söyleyiverdim Mert'e. Artık ona ve onun yanında yaptığım tüm rezilliklere alıştığım için ondan bir çekincem kalmamıştı. "sen oda boş deyince ben geldim odanın önüne, ne olur ne olmaz diye de kapıya vurdum iki kez ama içeriden ses gelmeyince bir de senin söylediğin şeyle de kimse yoktur diye düşündüm sonra içeriye girdim, keşke girmeseydim.. Adam çıplaktı, adamı çırılçıplak bastım odasında.." Yine aklıma gelen o görüntüyle ellerimi yüzüme kapattım, o kadar utanıyordum ki bu otele geldiğimden beri çok rezilliğim ve çok utanç verici ânım olmuştu ama bu şu ana kadar yaşadığım en utanç verici andı. Mert anlattıklarımla birkaç saniye bir şey demedi, ellerimle yüzümü kapattığım için onun yüz ifadelerini de görme şansım yoktu ama az çok tahmin edebiliyordum. Saniyeler sonra gülme sesi doldu kulaklarıma ve hemen ardından yüzümdeki ellerimi çekip bana bakmaya başladı sırıtarak. "Seni bu odaları basma huyundan vazgeçirmemiz lazım.." Kendi söylediğiyle daha çok gülmeye başlayıp benimde daha çok utanmama neden oldu, onu ilk gün odasında yarı çıplak bastığım günden bahsediyordu.. "Zaten utanıyorum ben, daha çok beni utandırmasanız mı Mert bey?"

"Tamam canım bir şey demedim, özür diledin mi bari? Garip garip bakıyor buraya." Kafasıyla arkamda duran adamı işaret etti ama benim dönüp bakmaya cesaretim yoktu o tarafa. Hafifçe kafamı sallayarak onayladım söylediğini "Diledim ama adam yabancı, önce beni anlamadı sonra ben saçma sapan cümleler kurup kendimi açıklamaya çalıştım ama ne kadar başarılı oldum bilmiyorum, sana hiç bu kadar ihtiyaç duymamıştım. Benim yerime özür diler misin ondan, odada kimsenin olmadığını sanıyormuş falanda der misin lütfen?" Tane tane açıklamamı yaparak istekli gözlerle Mert'e bakmaya başladım, beni kırmayacağını biliyordum ki zaten açıklama da yapması gerekiyordu. Gülerek karşılık verdi bana her zamanki gibi, ellerimi bırakıp adamın bulunduğu yere ilerlemeye başladı. O ilerlerken kafamda dönen şeyle yerimde çakılı kaldım bende, az önce ellerimi bırakana kadar tuttuğunun farkında bile değildim, biz az önce dakikalarca Mert'le el ele tutuşmuştuk ve ben ellerimi bırakana kadar bunu fark etmemiştim bile.

Arkamda konuşulanları duymuyor, duysam bile anlamıyordum zaten. Sakince durduğum yerde korkarak onlara doğru döndüm, adam gülümseyerek bana bakıyordu. Hiç utanmışa benzemiyordu benim aksime çok rahat bir tavrı vardı, bu erkekler sanırım hep böyle. Çırılçıplak basılsalar bile hiç kimseden utanmaları yok. Mert sonunda konuşmasını bitirip bana doğru yürümeye başladı, kolumdan tutup beni de kendisiyle birlikte kapıya doğru yürütmeye başladı, tam kapıdan çıkacakken kafamı arkaya çevirip içerideki adama "I'm so sorry!" diye bağırarak tekrardan özür diledim, adam sadece gülümsemekle yetindi. Kapının önüne çıkıp kapıyı da arkamızdan kapattıktan sonra içeride ne konuştuklarını anlatmaya başladı bana Mert, bir bir benim söylediklerimi adama söylediğini, adamın duşta olduğu için kapıyı duymayıp cevap veremediğini falan söyledi, odasında temizlik istemediğini bugün otele girişini yeni yaptırdığını, otelin yeni misafiri olduğunu da ekledi, o konuşurken neden bilmiyorum ama benim tek düşünebildiğim ve kafamda dönen şey az önce dakikalarca el ele tutuşmuş olmamızdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.