İçeriğe geç

OTEL GÜNLÜKLERİ

Bölüm 7 · 6 dk okuma

OTEL GÜNLÜKLERİ

Bölüm 7

7

Stajımın dördüncü haftasına başladım an itibariyle, sabah yine herkes mışıl mışıl uyurken ben erkenden kalkıp otel yollarına düştüm, bu düşünce her aklıma geldiğinde canımı sıkıyor olsa da buna mecbur olduğum için sesimi çıkaramıyorum maalesef, otel hayatına alışmış olmam kendimi oraya ait hissetmem ne kadar normal bilmiyorum ama sanki senelerdir bu otelde çalışıyor bu otelin kadrolu bir çalışanı olarak orada bulunuyordum. Her gün başka bir olay her gün başka bir temizlik macerasının içinde buluyordum kendimi. Mert'le birlikte iyi bir ikili olmuştuk, o bana bende ona alışmıştım kısa sürede. Oteldeki diğer çalışanlarla da samimiyetimi artırmıştım, bazıları çok tatlı bazılarıysa tam bir baş belasıydı. Güvenlik görevlileri adımı öğrenmişti artık, her gün otele girdiğimde selamlaşıyor her akşam çıkarken vedalaşıyorduk. İnsanlara çok çabuk güvenmek gibi bir sorunum vardı benim ve buradaki çalışanlara da kısa sürede güvenmiştim ama yapmamam gerektiğinin de bilincindeydim, bu yüzden samimiyet konusunda da aşırıya kaçmamaya çalışıyordum, bazıları çok canımı sıkıyor olsa da katlanmak zorunda olduğum için sesimi çıkaramıyordum.

Elimdeki kahveden bir yudum daha alıp sıkıca ellerimin arasında tutmaya başladım, sıcaklığıyla ellerimi ısıtmaya çalışıyordum çünkü genelde çok üşüyen bir insanımdır. Molaya girdiğimiz için -2'teki oturma alanlarına indim ve kahvemi de alıp birazda olsa dinlenmek için oturmaya başladım. Bugün her hafta ve her gün olduğu gibi odaları temizlemekle işe başlamıştık, Mert'le birlikte sabahtan beri beş oda temizlemiştik, mola zamanının geldiğini söyleyip yanımdan ayrıldı, ben burada diğer çalışanlarla birlikte oturuyordum ama Mert'in nerede olduğu konusunda bir bilgim yoktu, zaten neden olsun ki? Kahvemden bir yudum daha alıp yanımda dedikodunun dibine vuran ablaları dinlemeye başladım, konuşmalarına dahil olmak yerine dinlemeyi tercih ederdim ki öyle yapıyorum, zaten konuştukları konuyla da uzaktan yakından alakam olmadığı için dahil olsam da söyleyecek bir şeyim yoktu.

"Sabah 506 numaralı odada olanları duydun mu Ayşe?"

"Yok ne oldu kız, yine kavga olayımı?"

Gereksiz dedikodu yapmalarını daha fazla dinlemek istemediğim için hızlıca yanlarından ayrıldım, zaten ne beni sabahtan beri fark etmişlerdi ne de yanlarından kalkıp gittiğimin farkındalardı. Aslında hava soğuk olmasa dışarıdaki çardakta oturmayı tercih ederdim ama zaten üşüyen biriyim, dışarıda otursaydım muhtemelen donarak ölürdüm. Sakin adımlarla asansöre binip zemin katın numarasına tıkladım, biraz hava almak için çardağa çıkmaya karar vermiştim, hava o kadar soğuk değildir belki de. Kısa sürede asansörün kapısı açıldı ve zemin kata elimde kahvemle girişimi yaptım. Resepsiyondaki kadın her zamanki gibi bilgisayarına gömülmüş oyun oynuyordu, otelin lobisindeki tatlı telaş her gördüğümde çok hoşuma gidiyordu ve her gün olduğu gibi yine lobide tatlı bir telaş vardı, çıkışını yapan insanlar, girişlerini kontrol ettirenler, ellerinde valizleriyle koşturanlar.. Çok kalabalık bir otel değildi genelde ama telaşlı insanların girip çıkması oteli olduğundan daha kalabalık hale getiriyordu.

Arka çıkış kapısının yolunu tuttum gözlerimi insanların üzerinden çekip. Sakin adımlarla elimde kahvemle dışarıdaki mola yerine doğru yürümeye başladım, otelin arkasında bulunuyordu ve yazın çalışanların molaya çıkması için yapılmıştı, koltuklar ve masalardan oluşan ufak bir çardak vardı arka tarafta ve üşümesem her gün orada oturabilirdim, sırf o çardak için bir an önce yaz gelsin istiyordum.

Çıkış kapısını ittirdim yavaşça, dışarıya çıktığım an yüzüme çarpan soğuk hava irkilmeme sebep oldu ama aşağıdaki dedikodu çukurundan çok daha iyiydi burası, hiç kimse bu soğukta, benim gibi manyak değilse tabi dışarıya çıkmak istemeyeceği için boş olurdu burası diye düşünüyordum ki, düşüncelerim kafama taş gibi yağdı. Çardak görüş alanıma girdiğinde, başka birisi daha gözüme çarptı, elinde buharı tüten bir bardakla koltuklarda oturan bir adet Mert.

Geldiğimi fark etmemişti, geldiğim yöne çapraz bir şekilde oturduğu için bu yönden gelen kimseyi de fark etmezdi zaten. Yavaşça yanına doğru ilerledim ve dikkatini çekmek için sakince mırıldandım, "Çok soğuk değil mi ya burası, üşümedin mi?" Sesimle kafasını kaldırıp bana döndü, yüzünde her zaman ki gülümsemesiyle gözlerini gözlerime kilitleyip bakmaya başladı bana, konuşmaya başlaması sanki saatler sürmüş gibi geldi o bana böyle bakarken. "Üşümedim, ben severim burayı genelde de buradayımdır zaten, sessiz sakin.." O konuşurken bende usulca karşısındaki koltuğa yerleştim. Elimdeki kahvenin dışarısının soğuğuna dayanamayıp buz tuttuğuna yemin edebilirdim şuan, o kadar soğuktu burası.

"Evet sessiz, demek aşağıya bu yüzden gelmiyorsun.." Kafasını sallayarak söylediğimi onayladı, "Aşağıdakiler kafamı şişiriyor benim, ne yapayım." Üşümediği o kadar belliydi ki sanki zannedersin yaz ayının ortasında sıcağın altında oturuyor. O böyle rahatken ben oturduğum yerde tir tir titriyordum "İşleri sadece dedikodu yapmak sanki başka konuştukları bir şey yok, bende kaçtım geldim, burada kimse olmaz diye düşünmüştüm ama yanılmışım." Titremekten sesimde düzgün çıkmıyordu ama ne kadar üşürsem üşüyeyim buradan kalkmak istemiyordum, sessizdi çünkü.

"Birazdan buz kalıbına dönüşeceksin haberin olsun." Parmağını kaldırıp benim kollarımı kendime sarmış halimi işaret etti, ısınmak için bedenimi sarıp sarmalamıştım. Zaten kahvemde buz tuttu, ısınacak başka bir şeyim kalmadığından kendime sığındım bende.

"Yok ya.. üşümüyorum ki ben." Yalan.. Çocuk zaten biliyor ve görüyor üşüdüğünü ne diye inatlaşıyorsun ki.. Daha çok kollarımı kendime sardım, neden bilmiyorum ama burada oturmak istiyordum ve şuracıkta Mert'in dediği gibi buz kalıbına da dönüşsem kalkıp gitmeye niyetim yoktu, zaten mola zamanlarımız çok uzun değildi, alt katta oturup kafamı şişirmektense burada oturup donmayı tercih ederim. Çalışanların mola saatinde otelin içinde olmaları yasaktı o yüzden ben oyumu donmaktan yana kullanarak burada oturmayı seçtim.

"Belli oluyor üşümediğin." Bu çocuk nasıl olurda böyle güneşleniyormuş gibi sakince oturuyordu burada? Üzerinde sadece gömleği vardı birde, yanına montunu almış ama hava çok sıcakmış gibi giymeyip koltuğun üzerine koymuştu. Onun nasıl üşümediğini düşünmekle vaktimi harcamak istemediğim için söylediğine karşılık vermem gerektiğini bildiğimden konuşmaya başladım.

"Tamam belki biraz üşüyorum, birazcık.." Elimi kaldırıp işaret parmağım ve baş parmağımın arasında minicik bir boşluk oluşturarak ona gösterdim. "ama aşağıya o dedikodu çukuruna düşmek istemiyorum, burası sessiz ve çok güzel." Alaycı gülümsemesini takınıp dik dik bana bakmaya başladı, dalga geçeceğinden adım gibi emindim ama çok erken böyle düşündüğümü anladım, yanılmıştım. Yerinden usulca kalkıp eline aldığı montunu bana uzattı "Al bakalım, madem içeriye girmek istemiyorsun burada buz kütlesine dönüşmeden şunu giy üzerine." Bakışlarım elindeki montla Mert arasında gidip geliyordu, eli havada kalmasın diye ve de ayıp olmasın diye bana uzattığı montu aldım usulca, üşüdüğümden değil sadece ayıp olmasın diye..

"Teşekkür ederim.." diyebildim yalnızca, titremekten ve üşümekten sesimde içime kaçmış olabilir sanırım. Montu yavaşça üzerime giyerken Mert'in bakışları da benim üzerimdeydi "Sen üşümüyor musun ya? Bana verdin montunu ama sen üşürsün, bence al sen giy montunu benim yüzümden hasta falan olma sonra.." Yarısına kadar giydiğim montu tam üzerimden çıkaracaktım ki Mert'in hamlesiyle durmak zorunda kaldım, bana yaklaşıp çıkarmaya çalıştığım montu tekrardan üzerime geçirdi "Üşüseydim zaten bu mont yanımda değil üzerimde olurdu öyle değil mi? Ona benden daha çok ihtiyacı olan birisi var o giymeli, hasta olursa işe gelemez, işe gelemezse stajı yanar. Haksız mıyım?" Konuşurken bir yandan fermuarı kapatmayı da ihmal etmemişti, yetmiyormuş gibi montun şapkasını da kafama geçirdi. Montun içinde nerdeyse kaybolmuştum, hatta neredeyse değil montun içinde kaybolmuştum! Mert geri çekilip sırıtarak bana bakmaya başladı. Bulunduğum şu durum ve görünüşüm eminim onu çok eğlendiriyordu çünkü şapşal şapşal bana bakıp gülüyordu.

"Teşekkür ederim ama hasta olursam rapor alırım ve stajım yanmaz, işime gelirdi aslında.." Bir anda bunu staj puanımda büyük etkisi olacak kişinin karşısında söylediğim için kafamı yerlere vurma isteği doldu içime ama Mert'in gülmesiyle bu isteğim sadece alışık olduğum utanca bıraktı yerini. "Diyorsun, iyi hatırlattın bu rapor işini bana, unutturma rapora sınır getirelim böyle sürekli rapor alır alır işe gelmezsin sonra sen.." Söyledikleriyle utancım daha da arttı, az önce soğuktan tir tir titreyen bedenim şimdi utançtan alev alev yanıyordu. "Ya ben öyle demek istemedim, zaten rapor hakkımız sınırlı bizim.. Yani sen öyle deyince bende öyle ağzımdan kaçtı." Saçma sapan cümleler kurup kendimi açıklamaya çalışmama ödül verilmeli bence.

"Şaka yapıyorum, sorun değil." Utandığımı anlamış olacak ki daha ılımlı bir şekilde konuşmaya başladı benimle, yüzündeki alaycı gülümsemenin yerini samimi olan gülümsemesi almıştı. Gülüşlerini bile anlayacak kadar tanımış olmam bir miktar korkutmuştu beni ama bir o kadar da mutlu ediyordu bu durum, birisini gülüşlerini bile anlayacak kadar tanıyacağımı hiç düşünmezdim ama bu otele geldiğimden beri olmaz dediğim ve yapmam dediğim şeyleri bir bir yapıyor, her şeyin bir bir oluşunu izliyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.