İçeriğe geç

OTEL GÜNLÜKLERİ

Bölüm 6 · 9 dk okuma

OTEL GÜNLÜKLERİ

Bölüm 6

6

Tam bir hafta oldu ben işe başlayalı, staj olduğu için üç gün staja gidiyor geri kalan iki günde de okula gidiyordum. Staja gittiğim o üç günde ömrümün tamamında yaptığım tüm temizlikten daha fazla temizlik yaparak kendi rekorumu kırmıştım.

Şuanda da okulda, sınıfta kafamı sıraya koyup vücudumdaki temizlik yapmaktan ağrıyan eklemlerimin geçmesi için dualar ediyorum içimden. "Nasıl rahat mısın Esma orada?" Ali hocanın sesiyle kafamı hızlıca sıradan kaldırıp düz bir oturuşa geçtim, bu adamın dilinden kurtulmak mümkün değildi böyle durumlarda. Çok seviyordum ama, benim hayatım boyunca unutamayacağım ve en iyi öğretmenlerimden birisiydi Ali hoca, hayatıma dokunanlardandı. "Hocam çok yorgunum ondan.." Gülümseyerek karşılık verdim sınıfın ortasında neşeli gözlerle bana bakan hocama. Ellili yaşlardaydı, saçlarına aklar düşmüştü ve boyu o kadar uzundu ki.. Göz göze gelmek için kafamı bir metre yukarıya kaldırmak zorunda kalıyordum konuşurken. "Hepiniz yorgunsunuz biliyorum kızım, daha ilk haftanız stajda ama lütfen derslerinize çalışmayı ihmal etmeyin, bu haftalık tolerans gösterebilirim size ama önümüzde ki hafta o sıranda kafanı değil kitaplarını görmek istiyorum, anlaştık mı?" Kafamı salladım gülümseyerek. "Anlaştık mı sınıf?" Herkes bir ağızdan "Anlaştık hocam" diye bağırdı ve Ali hoca öğretmen masasına ağır adımlarıyla geçip oturdu. "Bugün serbestsiniz, istediğinizi yapın hadi bakalım." Eline önündeki kitabını aldı ve arkasına yaslanıp okumaya başladı.

Öğretmenlerimizin değerini bir kez daha anlıyordum böyle durumlarda, Ellerinden ne geliyorsa bizim için yapmaya hazırlardı, bilmiyorum her öğretmen belki de Ali hoca gibi değildir, eminim değildir. Ama yine de öğretmenlerin yeri her zaman ayrı olmalı diye düşündüm camdan dışarısını izlerken. Bize bahşettikleri bilgiler, ömrümüzün sonuna kadar bizimle birlikte olacak olan bilgilerdi, sadece Türkçe ya da Matematiği değil, bize hayatı öğretenlerdi onlar, hayatta karşımıza çıkacak sorunlarla nasıl baş etmemiz gerektiğini öğreten yegane insanlardı. Tek bir öğretmenle bunları düşünüyor olmam belki yanlıştı ama o tek öğretmen benim hayatıma dokunan birisiyse böyle düşünüyor olmakta haklıydım bence. Ali hocanın yeri her zaman bende ayrı kalacaktı.

Dışarıda beden dersi için toplanan öğrencileri izlerken yanımdaki sıra arkadaşımın sesiyle döndüm sınıfa, Şule sınıftaki en yakın arkadaşım hatta normal hayatta da en yakın arkadaşımdı. "Kız nereye daldın gittin öyle, fazla dalma boğulursun he." Şapşal şapşal gülüyordu kendi söylediği şeye, bu kızı bu yüzden seviyordum işte içi dışı bir, benim gibi saftı. "Hiç, öyle düşünüyordum bir şeyler işte önemli değil." Dirseğini sıraya yaslayıp elini kafasına konumlandırarak bana yan dönüp oturdu ve dedikodu oturuşunu yaparak konuşmaya başladı. Hareketlerinden bile ne yapmak istediğini anlayacak kadar iyi tanıyordum onu. "Anlat bakalım, konuştuk biliyorum ama yüz yüze konuşma fırsatımız olmadı, ilk haftan nasıl geçti? kimlerle tanıştın neler yaptın?" Merakla söyleyeceklerimi beklemeye başladı. "Hepsini sana baştan sona anlattım ya, bir kaç çalışan ablayla tanıştım biri Songül diğeri Reyhan, beni ilk başta dilenci zanneden güvenlik görevlisinin adını öğrendim, Erman'mış. Sonra, Mert'i zaten biliyorsun.." Mert dediğim an Şule'nin gözleri parladı. "Bu Mert var ya çok fena bir çocuk bence, benim bir gün senin otele gelip şu çocukla bir tanışmam lazım." Birde özgüven patlaması yaşayan birisiydi Şule işte, herhangi bir şeyden çekincesi yoktu, her şeyi pat küt söyler kimin ne düşündüğünü umursamazdı.

"Sakın ha, zaten çocuğa sürekli rezil oluyorum ben birde sen gelip rezil etme beni." Söylediğim şeyle bir an yüzü düştü ama bunun yalandan olduğunu biliyordum, ne de olsa en yakın arkadaşımdı. "Aşk olsun Esma, seni rezil edecek bir insan mıyım ben?" Düşünmeden cevapladım. "Evet." Bu defa daha da yüzünü astı ama çok uzun sürmedi, oda kendini tanıyordu çünkü. "Evet, rezil edebilirim." İkimizde aynı anda gülmeye başladık, "Ee sen anlat bakalım, senin otelde işler nasıl?" Dünden razıydı zaten konuşmaya, sorduğum an bir bir dökülmeye başladı her şeyi. "Anlattım ama bir daha anlatayım, ben senin gibi atraksiyonlu şeyler yaşamadım, sıradan normal bir şekilde gidip geliyorum, bir tane çirkef bir şef var başımda beni ona verdiler Şengül'müş adı yeni öğrenebildim, ay bir görsen öyle gıcık bir kadın ki üstüne atlamamak için kendimi zor tutuyorum bazen, ben bu kadınla bir sene nasıl çalışacağım yahu." Söylediğiyle aniden sesli bir kahkaha kaçtığı için ağzımdan tüm sınıfta sesim yankılandı, Ali hoca elindeki kitaptan kafasını kaldırıp bir an bana baktı ama gülümseyerek tekrar kitabına döndü hemen. Bende ağzımı elimle kapatıp sessizce güldüm bu defa.

Sınıftan birisinin "Neye güldün söyle de bizde gülelim." demesi üzerine daha da gülmeye başladım, aklınca öğretmen taklidi yapıyordu. Ali hocada bana katıldı bunun üzerine ve oda gülmeye başladı. Sınıfımız böyleydi bizim, herhangi bir sorunumuz yoktu kimseyle, herkes birbiriyle iyi anlaşıyordu. Zaten sınıf mevcudumuz da çok fazla değildi, okulda diğer bölümlerde okuyan öğrenci sayısı daha fazla olduğu için bizim bölümümüzün öğrenci sayısı çok azdı.

"Çocuklar bir oyun oynayalım mı sizinle birlikte?" Diyerek oturduğu yerden kalktı Ali hoca, bizim bütün odağımız Ali hocaya kaçtı ve pür dikkat dinlemeye başladık. "Nasıl bir oyun bu hocam?" dedi Yeliz. "Şöyle bir oyun, ben bir cümle söyleyeceğim ve siz sırayla benim cümlemi devam ettireceksiniz, böylelikle ortaya tüm sınıfın dahil olduğu bir hikaye çıkacak. Birlikte bir hikaye yazacağız, nasıl fikir var mısınız?" O kadar hoşuma gitti ki bu fikir, aniden "Varız." diye bağırdım ve tek bağıran kişi ben olduğum için tüm sınıf yine gülmeye başladık. Diğerleri de benden sonra homurdanarak Ali hocaya bu fikri sevdiklerini ve kabul ettiklerini söylediler ve Ali hocanın cümlesiyle oyuna başladık. "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken.." Hocanın kelimeleri hepimizin yüzünde ufak bir tebessüme sebep oldu, pür dikkat hikayenin başını söylemesini bekliyorduk.

"Çok eski zamanlarda bir ormanın ortasında tek başına yaşayan bir adam varmış, bu adam öyle normal bir Dünyada yaşamıyormuş tabii.." Sustu ve sağ taraftaki sıraların önüne geçip devam etmesi için en önde oturan Yeliz'e söz verdi, "Adam büyülerin, yaratıkların, kralların, kraliçelerin ve aklınıza gelebilecek tüm sihirli varlıkların yaşadığı bir Dünyada yaşıyormuş, ormanın ortasında kendisine yetecek ufak bir kulübesi varmış, yemeğini topladığı bitkilerle yapıyormuş, avlanmayı sevmez ve asla da hiç bir canlıya zarar vermezmiş.."

Ali hoca Yeliz'in yanında oturan Gökçe'ye döndü bu defa, "Avlanmak yaşadığı bu diyarda yasakmış zaten, diyarın kralı canlılara zarar verecek her türlü olayı yasaklamış ve yapamamaları için diyarın büyücüsüne bir büyü hazırlatarak tüm canlıları koruma altına aldırmış, aynı zamanda ormanda yaşayan bu adam diyarın en güzel kadınına aşıkmış ama hiç bir zaman söyleyecek cesareti kendinde bulamamış.."

Bu defa Yeliz'in arkasında oturan İrem'deydi söz, "Adam çarşıya her çıktığında aşık olduğu kadını görmek için kurduğu tezgahına gidiyor, ihtiyacı olmasa bile kadından bir şeyler satın alıyormuş, bir gün yine çarşıya gitmiş ve sevdiği kadını görmek için tezgahının yolunu tutmuş.."

Sıra Nur'daydı, "Tezgahın önüne geldiğinde hızlanan kalp atışlarını kontrol etmek için derin nefes almış ve bakışlarını kadına çevirmiş ama sevdiği ve aşık olduğu kadının yerinde başka birisi duruyormuş, orada duran kadına sormuş buranın asıl sahibi nerede diye; kadın ne dese beğenirsiniz.."

Hikayenin devamı için söz Zeynep'e geçmişti, "Burada ki kadının tezgahı devrettiğini ve hayatını sürdürmek için diyarın öteki ucuna taşındığını söyleyip bizim deliler gibi aşık kahramanımızın kalbinin parçalanmasına neden olmuş, kahramanımız eli ve kalbi boş çarşıdan evine dönmüş, yatağında yatarken geceleyin alacaklı gibi kapısı çalmaya başlamış.."

Söz Özlem'indi, "Gelenler diyarın muhafızlarıymış, ormanın içindeki köyleri dolaşıp yaşayan köylüleri uyarıyorlarmış yaklaşan tehlikeden korunmaları için, ormanın derinliklerinde yaşayan eşi benzeri bulunmayan orman elfi köyleri talan edip köylülere zarar veriyormuş.."

Sıra Esra'daydı, "Muhafızlar teker teker tüm köyleri gezmiş herkesi uyarmışlardı, orman köyleri tahliye edilmiş kimseler kalmamıştı köylerde, evlerinden çıkarılanlar çarşıya inmek zorunda kalmış çünkü gidecekleri yerleri yokmuş, çarşı meydanında yaşayan insanlar dışarıda kalanları evlerine alıp onları kendi ailelerinden birileri gibi sahiplenip sıcak yataklar ve sıcak yemekler vermişler.."

Ali hoca yüzünde tebessümle sırası gelenin ne söyleyeceğini meraklı gözlerle bekliyordu, onun böyle bekleyişi benim de yüzümde bir tebessümün oluşmasına neden oldu, insanların ufacık şeylerle böyle samimi gülüşleri içime dokunurdu her zaman. Merakla sırası gelenin ne anlatacağını beklemeye başladım bende, sıra Yasemin'deydi, "Evsiz kalmamış kimse, evlerinden ayrılan herkes başka birisinin yanına sığınmış, bir süreliğine onlarla yaşamaya mecbur kalmışlardı ama hiç kimse bulunduğu durumdan da şikayetçi değilmiş, İnsanlar gerçek sevgiyi biliyormuş o zamanlarda, birbirine güvenmeyi ve misafirperverliğin ne olduğunu bildiklerinden memnuniyetle yaşıyorlarmış birlikte.."

Sıra yanımdaki arkadaşımdaydı Şule'de, "Kahramanımız meraklı olduğundan yanında kaldığı kişilerin evinden bir gece yarısı çıkmış ve ormanda kendi yaşam alanından neden ayrılmak zorunda olduğunu bulmak için yollara düşmüş, gece karanlığında yolları aydınlatan tek şey gökyüzündeki devasa dolunay ve etrafa ışık saçan yusufçuk kuşlarıymış.."

Sıra bana gelmişti, ne diyeceğimi, hikayeyi nasıl devam ettirmem gerektiğini tam olarak bilmediğim için aklıma ilk gelen şeyleri söylemek ve doğaçlama gitmek istedim, içimden nasıl geliyorsa öyle olsun, hikayenin gidişatı doğal ve samimi olsun istedim, "Gece karanlık ormanın içinde sakin adımlarla ilerliyormuş kahramanımız, hiçte korkusu yokmuş çünkü bu diyardaki canlılar diğer canlılara zarar vermezmiş, adamın sadece orman elfi dedikleri o canlının derdini öğrenmekmiş amacı ve evlerinden ayrılan köylüleri yuvalarına döndürmekmiş niyeti, ormanın derinliklerine ilerledikçe sesler duymaya başlamış, daha da ileriye gitmeye başlamış ve seslerde aynı anda yükselmeye devam etmiş.."

Önümde oturan Ayşegül'e geçti sıra ve hiç beklemeden devam etmeye başladı, oda sanırım benim gibi düşünmeden konuşuyordu, zaten böylesi daha eğlenceliydi, "Biraz daha ilerlediğinde karşısına çıkan manzarayla gözleri irileşmiş, karşısında sevdiği kadın ve yanında devasa orman elfi duruyormuş, adamın geldiğini fark etmemiş kadın ve yanında duran elfle konuşmaya başlamış ona burada yaşayan köylülere zarar vermemesi gerektiğini çünkü hiç bir canlının başka bir canlıya bile isteye zarar veremeyeceğini bunun kötü bir davranış olduğunu anlatıyormuş, bir bebek gibi elfle konuşuyormuş.."

Sıra şimdi Feyza'daydı ve sınıftaki öğrencilerinde, hikayenin de sonuna gelmiştik böylelikle, "Adam kendini belli ederek yanlarına doğru yürümeye başlamış ikisinin, dönüp baktıklarında kadın önce şaşırmış ama sonra mahcup şekilde adama bir bir anlatmış olanları; aslında kadın kralın canlıların korunması için yaptırdığı büyüyü yapan orman koruyucularındanmış ve orman elfi onun himayesindeki bir orman muhafızıymış normal şartlarda, orman elfi köylüleri ve canlıları her türlü tehlikeden korumak için ormanda yaşarmış ama diyarın kötü cadısı ormanın canlılarına büyü yaparak onların zihnindeki tüm iyilik duygusunu yok ederek onları kötü yapmaya çalışmış, tabi orman elfi tüm canlıların korunmasından sorumlu olduğu için tüm kötü büyüyü üzerine alarak canlıları korumuş ama kendini koruyamadığı için iyiliği silinmiş zihninden.. Hocam siz devam edin hikayenin sonuna benden bu kadar daha fazla bir şey gelmiyor aklıma, teşekkür ederim." Hikayenin sonu için hepimizin gözü Ali hocaya çevrilmişti, herkes pür dikkat hocayı dinliyor hikayenin sonu için merakla bekliyordu.

"İyiliği her ne kadar unutturmaya da çalışsa kötü cadı, her canlının içinde bulunan o iyilik kırıntısı, iyiliği yapmak için destek olan sevgi oldukça asla unutulmaz sonsuza dek canlı kalırmış zihinde, sevgiyle iyilik birdir sevgi oldukça iyilik, iyilik oldukça sevgi çoğalırmış. Orman elfi koruyucusunun sevgisini yeniden yüreğinde hissettiğinde zihninden silinen iyilik duygusu yeniden içine dolmuş, yeniden tüm köyü korumak için ormanın derinliklerinin yolunu tutmuş, kahramanımız köyünü ve aşkını kurtarmış ve upuzun sevgi dolu iyilik dolu bir hayat yaşamış, mutlu son."

Hep birlikte, tüm sınıfla böyle güzel ve anlamlı bir hikaye ortaya çıkarmış olmak öyle güzel bir durumdu ki, utanmasam şuracıkta ağlardım şimdi ama tabi sınıfın ortasında durup dururken böyle bir şey yapmam garip kaçabileceği için düşüncelerimi zihnimden atarak Ali hocaya odaklandım. "Çocuklar ben çok eğlendim, hepinize çok teşekkür ederim böyle güzel yüreklere ve düşüncelere sahip olduğunuz için, boş derslerimizde sizde isterseniz oynarız böyle oyunlar ne dersiniz?" Tüm sınıf hep bir ağızdan onaylayan kelimeler söyledik, Ali hocada bize gülümseyerek cevabını verdi ve yeniden masasına yöneldi, sınıftakilerde tekrardan zil çalana kadar serbest bir şekilde vakit geçirmeye başladı, bende her zaman olduğu gibi Şule'yle bol bol sohbet ettim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.