İçeriğe geç

OTEL GÜNLÜKLERİ

Bölüm 4 · 5 dk okuma

OTEL GÜNLÜKLERİ

Bölüm 4

4

Tekrardan temizlememiz gereken odaya döndük, içeriye girdiğinde Mert yeniden bana çevirdi bakışlarını "Şimdi, çarşafları çıkardık sıradaki görevimiz odada gördüğün tüm çöpleri toplamak. Arabanın içinde ihtiyacımız olan her şey var, sana bir çöp poşeti vereyim ve başlayalım olur mu?" Kafamı sallayarak onayladım ama hangi arabadan bahsettiğini anlamadığım için sorma gereksinimi duydum. "Hangi arabadan bahsediyoruz acaba?" Etrafımda dönüp çevreme bakındım ve herhangi bir araba var mı diye yokladım ama görünürde arabaya benzeyen hiçbir şey yoktu. Mert elini yüzüne kapatarak gülmeye başladı, gülümsemeye devam ederek bana döndü "Arabayı ofisten almayı unuttum ben." O gülerken bende söylediği şeyle ona eşlik etmeye başladım. "Hemen alıp geleyim sen bekle beni burada, kaybolma." Yanımdan geçip kapıya yöneldi, "Nereye gidebilirim ki zaten, buradayım." Herhangi bir şey söylemeden kafa sallayıp dışarıya çıktı, şimdi odada tek başıma kalmıştım ve beklemeliydim, zaten ofis çok uzak değildi o yüzden Mert'in gelmesi çokta uzun sürmez diye düşündüm.. keşke düşünmeseymişim.

Tam tamına yarım saat boyunca Mert'in gelmesini bekledim, odayı dolaşmaktan yerdeki halıda ayak izlerim belli olmaya başlamıştı neredeyse ya da benim hayal gücümün ürünlerinden biriydi o gördüğüm. Bir süre sonra ayakta dikilmekten ayaklarım ağrıdığı için çarşaflarını çıkardığımız yatağın üzerine oturdum. Bekledim, bekledim, daha fazla bekledim ve daha da fazla bekledim..

Sonunda kapı açıldı ve Mert önünde bir sürü şeyin içinde olduğu servis arabası gibi bir şeyle içeriye girdi. "Tam tamına yarım saattir seni bekliyorum, bu kadar gecikmene sebep olan şeyi çok merak ediyorum açıkçası." Sorgulamam yanlıştı biliyorum ama ben beklemekten nefret eden birisiyim ve yarım saat boyunca boş odada onun gelmesini bekledim. Yine gülüyordu, bu çocuk ne kadar çok gülüyor böyle. "Hemen açıklayayım, öncelikle özürlerimi kabul et lütfen. Ben gittim kat ofisine bir baktım araba yok, hemen resepsiyonu aradım dedim ki üçüncü katın arabası nerede.." Onun duymayacağı şekilde kendi kendime mırıldanma gereği duydum çünkü resepsiyondaki o kadının hiçbir şeyden haberi olmadığına kalıbımı basardım. "O kadın nerden bilsin üçüncü kattaki arabayı.." Duymadığını ummuştum ama bir an duraksadı "Bir şey mi dedin?" Hemen kafamı iki yana sallayarak devam etmesini bekledim. "Tabi bizim resepsiyondaki kadın bunu bilmiyormuş.." Hah.. şaşırmadım, tahmin etmiştim. Yüzüme sanki bir iş başarmışım gülümsemesini yerleştirip dinlemeye devam ettim. "Bende diğer katlara bakmak için dolandım biraz, o yüzden geciktim üzgünüm." Anlattığı şeylerin gerçek olmasını umarak oturduğum yataktan kalktım sakince, "Neredeymiş kayıp araba?" Bir an için sessizce yüzüme baktı sonra konuşmaya başladı. "Sekizinci kattaymış, çalışanlardan biri asansörle çıkarmış yukarıya merak etme ceza vereceğim ona." Yalandan kızgınlığı yüzümdeki tüm ciddiyeti alıp yerine ufak bir tebessüm yerleştirmeme neden oldu. "Hayır, hayır kimseye ceza falan yok, ne cezası ne gerek var öyle şeylere, hatadır bu yapılır böyle şeyler." Söylediklerim üzerine arabayı kapının önünden kenara doğru ittirip bana yaklaşmaya başladı, yaklaşırken sağ elini kaldırıp işaret parmağını bana doğrulttu. "Seni bekletmeme neden olduğu için ceza almalı." Bir an söylediği şeyin beynimde yankılandığını hissettim. "Şaka şaka, kimseye ceza falan vermem ben, bir kere öyle bir yetkim yok." Derin bir nefes aldım yanımdan geçişini izlerken. "Hadi yeterince vakit kaybettik zaten, başlayalım bir an önce."

Hızlıca tekrar arabaya yönelip içinden iki tane çöp poşeti çıkardı, birini bana uzattı diğerini kendi aldı ve odada gördüğü çöpleri teker teker poşete doldurmaya başladı, "ben burayı hallederim, sen banyodaki çöpleri toparla olur mu?"

"Olur tabii." Kafamı sallayıp odanın banyosuna yöneldim, içeriye girmemle dehşete düşmem bir olmuştu. Ben hayatımda bu kadar pis bir banyo görmedim, Yerlerde peçeteler, lavabonun kenarlarında kullanılmış şampuan ve sabunlar dökülmüş vaziyette bırakılmıştı, bu kadar da olmaz diye düşünürken aynanın üzerine baktığımda diş macunun sürüldüğünü görmemle ikinci bir şok yaşadım, havluları kullanıp yere atmışlardı, burada kalanlar nasıl insanlardı böyle. İnsan demek doğru muydu emin olamadım bir an.

Daha fazla etrafa bakmak istemedim, midemin kaldırmayacağını düşündüm çünkü. Banyodan çıkıp odaya girdim, eldiven takmam gerektiğini söyleyecektim Mert'e, çünkü takmasam eminin oradan mikrop falan kapardım. "Eldiven varsa alabilir miyim?" İşini bırakıp elinde çöp poşetiyle bana döndü. "Tabii, arabada alt kısımda oradan alabilirsin." Dediğini yapmak için kapının yanında duran arabaya yöneldim hızlıca, biraz karıştırma sonucunda eldiven kutusunu bulup içinden iki eldiven aldım, "Yine iğrenç bir şekilde bırakmışlar değil mi?" Ben eldivenleri giymeye çalışırken sormuştu bunu. "Ben hayatımda bu kadar pis bir banyo görmedim, nasıl bir insan böyle bırakır ki kaldığı yeri?"

"Sen daha hiçbir şey görmedin, ne insanlar var, ne pislikler var göreceksin zamanla.. Alışacaksın merak etme." Bir yandan çöpleri dolduruyor öte yandan benimle konuşuyordu, aynı anda da tuvalet için gerekli olan kimyasalların hangileri olduğunu teker teker açıklıyordu bana, ne yapmam gerektiğini söylüyor, nasıl yapmam gerektiğini anlatıyordu. Eldivenleri sonunda elime geçirdiğimde teşekkür ederek yanından ayrılıp banyoya girdim. Çok fazla etrafa bakmadan gördüğüm tüm çöpleri poşete doldurup dışarıya çıkardım. Havluları yerden alıp arabanın yanına götürüp bıraktım, daha sonrası için arabada gördüğüm toz bezini, silme suyunu ve tuvaleti temizlemek için gerekli olan kimyasalları alıp yeniden banyoya yöneldim, Mert pür dikkat işini yapıyor odadaki tüm çöpleri poşetliyordu, geldiğimi görmemişti bile. Aynayı güzelce sildikten sonra lavabonun kenarlarını da temizledim, tüm banyoyu baştan aşağıya pırıl pırıl hale getirmiştim, ilk girdiğim zamandan eser yoktu.

Odaya dönüp Mert'e banyoyu temizlediğimi söylemek için hareketlendim, "Ben temizledim bütün banyoyu, yapacak başka bir şey var mı?" Odaya döndüğümde yatağa çarşafı geçirmeye çalışıyordu, hemen gidip yardım etmek için bir köşesinden tutmak istedim "Dur buna gerek yok, hallettim bunu sen arabadan yastık kılıflarını al onları tak." Kafa sallayıp dediğini yaptım. Kılıfları alıp yatağın üzerindeki yastıklara geçirdim, kısa sürede el birliğiyle yatağı tertemiz yapmıştık.

"Banyoyu hallettiysen şimdi toz alacağız sonra da odayı süpürüp buradan çıkacağız." Derin bir nefes alıp arabaya yöneldi, içinden toz beziyle silme suyunu alıp elime tutuşturdu. "Sen tozları al, ben odayı süpüreceğim." "Tamamdır Mert bey." Elime tutuşturduğu şeylerle odadaki dolaplara yöneldim "Anlaştık Esma hanım." Dedi benim hemen ardımdan yüzüne bir gülümseme yerleştirerek. Ben tozları almaya başladığımda Mert'te odayı süpürmek için hareketlenmişti. Kısa sürede tüm odayı tertemiz hale getirdik ama ben çok yoruldum, ömrüm boyunca bir anda bu kadar temizlik yaptığımı hatırlamıyorum. Mert'e döndüğümde herhangi bir yorgunluk belirtisi göstermediğini görünce yüzüm asıldı, alışkın olduğu aklıma geldi sonra ve kendi kendime kızarak tekrar önümdeki temizlenmiş odada gezdirdim gözlerimi.

"Son bir şey kaldı." dedi Mert arabaya yönelerek, içinden sabun, şampuan, havlu, terlik yani bir otel odasında olması gereken tüm şeyleri çıkararak teker teker yerine yerleştirmeye başladı, o yerleştirirken bende ne yaptığını, nereye koyduğunu deyim yerindeyse dört gözle izliyordum. Banyoya da gerekli malzemeleri koyduktan sonra bana döndü. "Burada işimiz bitti, arabanın üzerinde ki kağıttan temizlediğimiz odayı işaretleyip buradan çıkacağız, tamam mıyız?" "Tamamız." diyerek Mert'i takip etmeye başladım, dediği gibi arabanın üzerinde duran kağıtta temizlediğimiz odayı bulup işaretledi ve tekrar bana döndü "Şimdi sıra alt katta, diğer odaya geçiyoruz hazır mısın?" Dudaklarından dökülen sözcükler resmen kafama yağan taşlarla eşdeğerdi. Ben bir tane odayı temizleyip bu kadar yorulduysam ve daha günün yeni başladığını da hesaba katarsak benim burada işim bir hayli zor olacak gibi görünüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.