İçeriğe geç

OTEL GÜNLÜKLERİ

Bölüm 3 · 6 dk okuma

OTEL GÜNLÜKLERİ

Bölüm 3

3

Yerin dibi açılsa da girebilsem, gün boyu hatta ömrümün geri kalanında orada kalıp kimseye görünmesem diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum bir türlü. Ne diyeceğimi bilemeyerek tekrar önümde duran ve bilgisayarıyla tam odak ilgilenen Aslı hanıma döndüm, arkamda duran çocuğun güldüğünü duymamla utancım ikiye katlanmıştı. Zaten yerin dibine girme isteğim zirveyi görmüşken bir de şimdi içimden koşarak olduğum yerden kaçmak geliyordu.

"Sana stajyer sen misin diye sormuştum, keşke cevap verseydin bana şimdi bu durumda olmazdın." Küstah? kendini beğenmiş? Hakkında hangisini düşünmem gerektiğini bilemedim, bende hepsini düşündüm ve şimdiden bir sene boyunca birlikte çalışmak zorunda olduğum çocuktan hiç hoşlanmadığım ve ölümüne utandığım gerçeğine kendimi alıştırmaya başlama kararı verdim. Daha fazla bu şekilde ona arkamı dönük duramayacağımı bildiğim için sakin adımlarla dönmek için hareketlendim, önümde duran Aslı hanımın tabi ki hiç bir şeyden haberi yoktu, önündeki bilgisayarda oyun oynamakla meşguldü kendisi.

"Özür dilerim, ben aşağıda öyle aniden dalınca ne yapacağımı bilemedim, sorunuzu bile duymadım ki cevaplayabileyim." Ondan hoşlanmadığımı belli edemezdim, utandığımı da, aynı şekilde onun hakkında ne düşündüğümü de belli etmemeliydim. Bir sene boyunca birlikte çalışacağım, staj puanımı verecek olan kişiydi karşımdaki, ona iyi davranmalı ne derse onu yapmalıydım.

"Benimle çoğul konuşmana gerek yok, ayrıca aşağıdaki durumu da kafana takma, sorun olacak bir şey değildi, hadi gel benimle yapmamız gereken tonla şey var." Ellerini arkasında birbirine kenetlemiş şekilde karşımda öyle rahat konuşuyordu ki sanki az önce yarı çıplak basılan kişi kendisi değildi. Otelin lobisinde, tam ortada dikilmiş öylece bekliyorduk. Sonunda bana bakmayı kesip arkasını döndü ve takip etmem için eliyle işaret ederek yürümeye başladı.

Yürüdüğümüz süre boyunca ne ben ne de o konuşmamıştık, aslında sormak istediğim şeyler vardı, iş hakkında, otel hakkında ama soyunma odalarındaki o utanç verici an, beynimi kemirdiği için konuşma cesareti bulup soramıyordum hiç bir şey. Otelin lobisinden ayrılıp merdivenlere yöneldi, iki kat çıktık, çıkarken arada bir gözleri bana çarpıyordu. Bana baktığında yüzünde silik bir gülümseme olduğunu gördüğümü sandım ya da bu tamamen benim hayal ürünümdü, benimle alay ettiğini o olayı takmamam gerektiğini söylemiş olmasına rağmen kendisinin bunu düşünüp beni küçümsediğini düşünmeden edemiyordum.

Sonunda bir odanın önünde durdu, içimden şükürler ederek arkasında durdum bende. Aniden arkasını döndüğünde bir an göz göze geldik, ben anında gözlerimi kaçırdım çünkü içimdeki utanç karşımdaki çocukla göz göze geldiğim her an büyüyor ve yanaklarıma bütün kanın hücum etmesine sebep oluyordu. Üzerime doğru yürümeye başladı, refleks olarak geri geri gitmeye başladım bende. Bir anda aniden durup ellerini teslim olur gibi yanlarında kaldırarak gülmeye başladı, harika.. gerçekten harika.

"Sakin ol, bir şey yapmayacağım." Gülümsemesi yüzüne yayılırken ellerini indirdi, yeniden bana yaklaşmaya başladığında bu defa kaçmadım ve beklemeye başladım, öne uzanıp gömleğimin cebine sokuşturduğum siyah tül fuları bir çırpıda cebimden alıp göz hizamda tutmaya başladı. "Bu fular cebinde taşıman için dolabına koyulmadı, nasıl takman gerektiğini göstereceğim." Bu defa fuları iki eliyle tutup başımın arkasından boynuma, gömleğimin yakasının altına sıkıştırdı, bana fazla yakındı ve bu istemsizce gerilmeme neden olmuştu. Ben hayatım boyunca hiç bir erkekle bu kadar dip dibe durmadım, bu da ilk defa bu otelde tecrübe ettiğim şeylerden biriydi. Fuların iki ucunu boynumda birleştirip kurdele şeklinde bağladı ve geri çekilip eseriyle gurur duyan bir sanatçı gibi bağladığı kurdeleyi izlemeye başladı. "İşte böyle yapman gerekiyor, unutma bu şekilde bağlı durmalı, gel şimdi içeriye girebiliriz, hazırsın." Arkasını dönüp kapıya iki defa vurdu, o sırada teşekkür etmem gerektiğini düşünüp arkasından seslendim. "Teşekkür ederim." Bana dönmeden sadece "Rica ederim." diyerek kapıdan seslendi bu defa. "Housekepping." Beklemeden elindeki kartı kapıya okutup içeriye girdi, içeride kimse yoktu, boştu. Önce kendi etrafında döndü, sonra kapıda hiç bir şey bilmeden bekleyen bana. "Boş odaları daha çok seviyorum, insanlarla uğraşmak ve anlaşmak zor." Bu duruma alışkın olduğunu rahat tavırlarından düşünmeden anlayabilirdiniz.

"Şimdi, ne yapacağımızı anlatıyorum iyi dinle beni, her gün bu döngüyü yaşayacağız. Her sabah geldiğinde, üzerini değiştirip beni bulacaksın, fularını bu şekilde bağlamayı unutma.." Eliyle boynumda duran fuları işaret etti, hemen ardından bende elimi kaldırıp boynumdaki fuları kavradım ve başımı sallamakla yetindim, hemen ardından konuşmasına devam etti. "Seninle birlikte, tabi yanımıza başka çalışanlarda gelecek ikimiz bu işin altından kalkamayız çünkü, her gün bize verilen listedeki odaları teker teker dolaşıp az önce benim yaptığım gibi kapıdan sesleneceksin, eğer içeride biri varsa genelde kendileri açarlar zaten, kimse yoksa sana vereceğim kartla açıp içeriye gireceksin, her zaman yanında ben olmayacağım. Dediğim gibi kapıdan sesleneceksin, içeride birisi varsa o kişiye temizlik isteyip istemediğini soracaksın, kimse yoksa zaten içeriye girip biraz sonra yapacağımız şeyleri yapacaksın, kısaca bütün odalar her gün temizlenmek zorunda ve bunu biz yapıyoruz. Anlaşılmayan bir şey?" Tane tane anlattığı şeyleri, teker teker zihnime kaydettim, soracak şuan aklıma hiç bir şey gelmediği için kafamı iki yana sallamakla yetindim.

"Harika, yatağın çarşaflarını çıkarmakla işe başlayabiliriz. Gel bakalım." Odanın ortasına konumlandırılmış yatağa doğru ilerlemeye başladı. Yatağın kenarından önce beyaz otel nevresimine geçirilmiş yorganı bir çırpıda çıkarıp yatağın ayak ucuna yere bıraktı. "Beni izleyeceksen böyle, seninle işimiz zor haberin olsun." Dakikalardır öyle dikilmiş sadece daha adını bile öğrenemediğim çocuğu izlediğimi bana seslenmesiyle afallayınca fark ettim ve yine, bu otele geldiğimden beri olduğum gibi rezil oldum. Anında gözlerimi kaçırıp dikildiğim yerden hareketlenip yardım etmek için yatağın üzerindeki yastıklara uzandım. İlk yastıktan kılıfını çıkarıp yatağın ucuna koyduğu nevresimin üzerine bıraktım, yatağın üzerinde bulunan tüm çarşaf, yastık kılıfı gibi şeyleri çıkardıktan sonra hepsini kucağında toplayıp yine bana döndü. "Rica etsem şu kapıyı açar mısın?" Hemen dediğini yapmak için öne atıldım, kapıyı açıp geçmesi için kenara çekildim. "Gel beni takip et." Arkasından tıpış tıpış ilerleyerek nereye gittiğimizi bilmeden takip etmeye başladım, yürürken gözlerimi de etrafta gezdirmekten kendimi alamıyordum. Otelin koridorları öyle güzeldi ki altın işlemeli duvarlar, odaların kapılarının kenarlarına konumlandırılmış lambalarla öyle güzel parlıyordu ki gözlerimi ayırmak için büyük çaba sarf ettim.

"Bak, her katta kat ofisimiz var içinde şut dediğimiz bir alan var, topladığımız tüm kirli nevresimleri buradan atıyoruz, tüm kirliler -3'te toplanıyor ve her akşam yıkanması için çamaşırhaneye götürülüyor." Anladığımı belirtmek için sadece kafamı salladım ve yaptıklarını izlemeye koyuldum, önce üzerinde kat ofisi yazan odaya girdi, tabi girmesi için yine kapıyı benim açmamı bekledi ve ben açtıktan sonra odaya girdi, sonrasında elindeki kirlileri kare şeklinde duvarın içine gizlenmiş olan bölmenin kapağını açıp içine bıraktı, teker teker aşağıya doğru düşmelerini izledim az önce topladığımız nevresimlerin. Hepsini attıktan sonra kapağı alttan iterek kapadı ve ellerini birbirine temizlermiş gibi çarptırarak silkeledi. "Burada anlaşılmayan bir şey var mı?" Tekrar bana dönüp bir sorum var mı yok mu diye beklemeye başladı. Ben her zaman ki gibi yine bir sorum olmadığını belli etmek için kafamı iki yana salladım. O da kafasını anladım dercesine aşağı yukarı salladı ve önümden geçerek odanın kapısını açtı.

Tekrar koridora döndüğünde bir süre yürüyüp temizlemek için girdiğimiz odanın önünde durdu bende arkasından sessiz bir şekilde onu takip ediyordum. "Esma.." Adımı duymamla aniden irkildim. "Adımı nerden biliyorsun?" Şaşkınlığımı gizleyemeyerek aklıma gelen ilk soruyu sordum, adımı nerden öğrenmiş olabilirdi ki? Yine o alaycı ifade yerleşti yüzüne, ben yine saçma sapan bir soru sorduğumu, rezil olduğumu anlayarak kafamı yere önüme eğerek kızaran yüzümü görmemesi için saklamaya başladım, her ne kadar başım yere eğik olsa da hareketlerini az da olsa görebiliyordum, elini kaldırıp göğsümün üzerinde takılı olan isimliği işaret etti. "Yazıyor, orada." Bu defa kendi göğsünü işaret etti eliyle, nereyi görmemi istediğini belli ediyordu. Bende olduğu gibi onun isimliği yoktu ve ben adını bilmiyordum. Az önce sorduğum saçma soruyu düşününce kafamı kaldırıp karşımda şapşal şapşal gülen çocuğa çevirdim bakışlarımı. Bende bu defa onun gibi yapıp gülümsemeye karar verdim, ne de olsa artık rezil olmaya alışmıştım, daha fazla kendimi küçük düşürüp utancımın beni ele geçirmesine izin vermek istemedim. İkimiz de birbirimize saçma sapan bir şekilde gülerek bakmaya başladık tabi bu kısa sürdü. "Benim adımı merak ediyorsan diye söyleyeyim.." Gülümsemesi bir an olsun silinmedi suratından. "Mert, tanıştığıma memnun oldum Esma hanım." Elini bana uzatıp beklemeye başladı, bende eli havada kalmasın diye uzanıp elini tuttum ve ona "Memnun oldum Mert bey." diyerek karşılığımı verdim.

Belki.. Bir ihtimal bu çocukla iyi anlaşabiliriz diye düşündüm içimden, belki..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.