İçeriye girdim, girdim ama bana bakan bir çift gözle aniden durmak zorunda kaldım çünkü tam karşımda izbandut gibi dikilmiş bir güvenlik görevlisi duruyordu.
Sevimli gözükmeye çalışarak gülümsedim ama ne kadar sevimli göründüğüm konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Nedenini anlamaya çalışarak karşımdaki adama bakmaya devam ettim, ne o konuşuyordu ne de ben konuşmak için her hangi bir girişimde bulundum.
En sonunda bu saçma bakışmadan kurtulmak için sormaya karar verdim "Affedersiniz, bir sorun mu var acaba?" diyerek adama doğru sorgular bakışlarımı yollamaya başladım. "Bana zorluk çıkarmadan dışarıya çık lütfen, burada dilenemezsin." Adamın cüssesine tam oturan o kalın sesi ve dudaklarından dökülen sözcükler başımdan aşağıya kaynar suların dökülmesine neden oldu. Benim dilenci olduğumu düşünüyordu.
İnanılmaz derecede utanç verici bir durumun içine düştüm ve ne söyleyeceğimi zihnimde birleştiremeye çalışırken derince bir nefes alarak konuşmaya başladım. "Öncelikle beyefendi, ben dilenci değilim. Stajım için buradayım ve bugün ilk günüm, size buraya dilenmek için geldiğimi düşündüren etken nedir acaba çok merak ettim doğrusu." Sinirlenmiştim, aynı zamanda da inanılmaz derecede bir utanç içindeydim, yüzümün domates gibi kızardığına yemin edebilirdim şuan ama pek kanıtlama şansım yoktu.
Adamın yüzündeki o afallamış ifade ve mahcup olduğunu belli eden bakışları cüssesine oranla çok komik bir görüntü oluşturmuştu ama şuan ne buna gülecek ne de bununla eğlenecek durumda değildim. "Çok özür dilerim, sizi kapıda öyle görünce ben sandım ki.." Cümlesine devam edemedi çünkü ben sözünü yarıda kesmiştim, benden yaşça büyük ve böyle cüsseli görünen bir adamın karşımda bu şekilde mahcup duruma düşmesi kendimi çok garip hissetmeme neden olmuştu çünkü. "Sorun değil, böyle hatalar olabilir, izninizle geç kalmak istemiyorum." Gülümseyerek adama cevabımı verdim, benim bu tepkime sadece kafasını sallayarak karşılık verdi, söyleyecek bir şeyi olmadığını anladığım için hızlıca oradan uzaklaştım ve içimden kendime küfürler ederek yürümeye devam ettim.
Beni, kapıdaki o rezilliğimi kimsenin görmediğini düşünmüştüm ama birileri tarafından görülmüş yetmezmiş gibi üstüne birde dilenci muamelesi görmüştüm. Bu utanç verici anları zihnimden atmak için çabalarken gitmem gereken yere varmıştım çoktan. Kapıdaki heyecanımın geçtiğini ve yerini sadece utanç duygusuna bıraktığını fark etmem geç olmadı.
Danışman masasının önüne gelip durduğumda kendimi rahatlatmak ve bir daha rezil olmayacağıma kendimi inandırarak derin bir nefes verdim ve masanın arkasında duran görevliye bakmaya başladım. Önündeki bilgisayarıyla ilgilendiği için geldiğimi görmemişti, beni fark etmesi için mırıldanmaya başladım, "Merhaba, iyi günler.." O kadar odaklıydı ki ne beni duyuyor ne de görüyordu, bu defa daha sesli bir şekilde konuşmaya başladım. "Merhaba hanımefendi, iyi günler.." Sesim tahmin ettiğimden daha fazla çıktığı için lobideki çoğu insanın bakışlarının bana döndüğünü göz ucuyla baktığımda fark ettim, bakışlarımı kaçırarak karşımda duran kadına bakmaya başladım. Yine kendimi rezil etmiştim ve yine utançtan kıpkırmızı kesildiğime emindim.
"İyi günler canım, problem neydi?" Kadının konuşması bile iğreti olmama neden olmuştu, sanırsın bahar candan. Yaka kartındaki isimlikte gördüğüm kadarıyla kadının ismi Aslı'ydı. "Ben yeni stajyerim Aslı hanım, bugün ilk günüm ve ne yapacağımı bilmiyorum. Yardımcı olur musunuz diyecektim." Bir çırpıda nefessiz söylediğim şeyi kadın kafasında toparlayıp, anladım dercesine kafasını sallamaya başladı.
Önündeki bilgisayarda ne vardı bilmiyorum ama bakışlarını tekrardan oraya çevirdi ve sanki atom parçalıyormuş gibi odaklanarak bilgisayara bakmaya başladı, işinin önemli olduğunu düşündüğüm için sesimi çıkarmadım ve beklemeye başladım.
Saniyeler dakikaları kovalamaya başlamıştı şimdi ve kadın henüz bana cevap bile vermemişti. Yeniden kadına döndüm, "Aslı hanım, ne yapmam gerektiğini söyler misiniz acaba?" Kadın bakışlarını sonunda bilgisayarından ayırarak bana döndü, "İsmin neydi senin?" Eline bir kalem aldı ve cevabımı beklemeye başladı "Esma, Esma Baysal." İsmimi önündeki kağıda yazarak yeniden bilgisayarına döndü, bu defa bilgisayara bir şeyleri not edip klavyeyi serbest bıraktıktan sonra arkasına yaslanıp bakışlarını bana çevirdi. "Aşağıda çalışanların soyunma odaları var, önce git -3'teki terziden kendi bedenine uyan kıyafetleri al. 18 numaralı odada senin dolabın var, oraya in 211. dolap senin, eşyalarını oraya koyabilirsin daha sonra gel beni bul tekrar, sana isim kartını vereceğim. Sonra ne yapman gerektiğini söylerim sana başlarsın." Tek tek kadının söylediklerini zihnime kaydettim ve anladığımı belirtmek için kafamı sallayarak karşılık verdim. Teşekkür ederek adının Aslı olduğunu öğrendiğim kadının yanından ayrılıp söylediklerini yapmak için alt kata inen asansöre yöneldim.
Sırtıma taktığım çantamın askılarına sıkı sıkı sarılarak, aşağıya inen asansöre bindim. Yerini utanca bırakan heyecanım yine geri gelmeye başlamıştı, ben indikçe kalp atışım hızlanıyor, çantamın askısında duran ellerim daha da sıkılaşıyordu. Heyecanlanacak hiçbir şey olmadığını bilmeme rağmen elimde olmayan duygu patlamalarına engel olamamak bir miktar canımı sıkmış olsa da bu duruma aldırmadan beklemeye devam ettim, -3'e vardığımda asansörden inip terziyi buldum hızlıca, hemen kıyafetlerimi alıp bu defa asansörsüz yukarıya soyunma odalarının bulunduğu kata çıkmaya başladım. Otelin lobisiyle karşılaştıracak olursam burası hastane koridorlarını andırıyordu, yukarıdaki o ihtişamlı, gösterişli ve oldukça lüks görünen lobinin aksine alt kat bakımsız ve rutubet kokan korku filminden bir sahneyi andıran uzunca bir koridordu. Tamam belki biraz abartmış olabilirim ama yukarıdaki lobiyi gördükten sonra, bu katı bu şekilde görmek aklıma bunları getirmişti.
Aslı hanımın bana söylediği oda numarasını hatırlamaya çalıştım, saçma sapan düşüncelerimin içinde kaybolduğum için oda numarası beynimin en ücra köşelerine itilip orada sıkışıp kaldığı için hatırlamak oldukça zordu, bir an tekrar yukarıya çıkıp Aslı hanıma oda numarasını sormak istedim ama daha ilk günden insanların gözüne batmak istemediğim için bu düşüncemden vazgeçtim. Biraz daha kendimi zorlayarak, emin olamadığım oda numarasına doğru ilerlemeye başladım. Ellerim hala çantamın askılıklarını sıkıştırmakla meşguldü, önlerinden geçtiğim kapı numaralarına teker teker bakarak kendi dolabımın olduğu odayı bulmaya çalışıyordum, işin garip tarafı bulunduğum katta hiç kimse de yoktu. Bunun benim için bir avantaj olduğunu düşündüm, kimsenin olmaması benim açımdan daha iyiydi, utanç verici duruma düşecek bir şey yapsam kimse görmezdi en azından.
Hatırladığım numaranın önüne geldiğimde bir an tereddüt etsem de odanın kapısını açmak için öne atıldım, çantamın askısını serbest bırakıp kapının kulpuna bu defa sıkı sıkıya sarıldım, sakince kapıyı açıp içeriye adım attım, odaya girdiğim an geri çıkmam bir oldu çünkü bu defa gerçekten rezilliğin zirvesini gördüm, kapının arkasında elim kapı kulpunu sıkmaktan beyazlamış şekilde beklemeye başladım, daha fazla rezil olmam derken, rezilliğin en büyüğünü yaşamakta bana yakışırdı zaten.
Gözlerimi sıkı sıkıya kapatıp tekrardan kapıyı açıp içeriye girmeden kapı aralığından kafamı uzattım "Çok özür dilerim, ben odaları karıştırdım kötü bir amacım yok, çok çok özür dilerim." Gözlerim kapalı olduğu için ne tarafa dönük olduğumu, kime karşı özür dilediğimi bilmiyordum ama gözlerimi açacak cesareti şu anlık kendimde görmüyordum. İçeriden gelen gülme sesiyle yerin dibine girmek istedim ama mümkün değildi. "Sorun değil, bende kötü bir şey yapmıyordum zaten gözlerini açabilirsin, tehlikeli bir durum yok." Sesi eğlendiğini belli edercesine neşeli geldi kulağıma. Söyledikleriyle hafifçe gözlerimi araladım, karşımda yirmili yaşlarda genç bir çocuk duruyordu, ilk içeriye daldığımda üzeri çıplak olduğu için girdiğim gibi dışarıya çıkmıştım ama şuan üzeri giyinikti, tam bir otel çalışanı gibi görünüyordu, beyaz bir gömlek ve siyah kumaş pantolon vardı üzerinde.
Yine ve yine, kendimi rezil etmeden duramadığım için artık ten rengimin kırmızıya dönmüş olmasına alıştığımdan bu duruma aldırış etmeden gözlerimi karşımdaki çocuğa diktim. "Yeniden çok özür dilerim, öyle dalmak istememiştim. Ben odayı arıyordum ama sanırım yanlış odaya girdim." Kafamı odanın kapısındaki numaraya çevirdim 19. odanın önündeydim, Aslı hanımın bana söylediği oda bu değildi anlaşılan balık hafızalı ben oda numaramı unutmuş, başkasının odasına bodoslama dalıp yine kendimi rezil etmeyi başarmıştım. "Stajyer sen misin yoksa? Senin oda numaran kaçtı? yardımcı olayım sana." Oda numaramı hatırlayabilsem söylemek isterdim ama bu soru karşısında ne diyeceğimi bilemediğim için bir kaç saniye susmak zorunda kaldım. Unuttuğumu söylesem yine rezil olurdum ve bunu şu an için istemiyorum, bugün için bu kadar rezillik yeterli bence. "Şey.. önemli değil, kendim bulabilirim. Tekrardan özür dilerim." Karşımdaki çocuğun cevap vermesine fırsat bırakmadan odanın kapısını kapatıp koridora döndüm.
Kapıya arkamı döndüğümde, tam karşımdaki odaya gözüm çarptı. 18 numaralı oda. Tabi ya, Aslı hanımın bana söylediği oda burasıydı, tek elimi yüzüme kapatıp derin bir nefes aldım. Karşımdaki odaya da az önce yaptığım gibi dalmak istemediğim için girmeden önce kapıya bir kaç kez vurdum, içeriden ses gelmeyince girdim ve kimsenin olmadığına emin olduktan sonra derin bir nefes alarak kendimi yere bıraktım. Sırtımı kapıya yaslayıp dizlerimi kendime çekerek az önce olanların beynime doluşmasıyla utancımın zirveye ulaşmasına müsaade ettim çünkü ben müsaade etmesem bile bir şekilde bu utanç bedenimi ele geçirecekti zaten.
Daha fazla vakit kaybetmek istemediğim için oturduğum yerden kalktım, odadaki dolapların önünden geçerek tek tek numaralarda gözlerimi gezdirdim, neyse ki Aslı hanımın söylediği dolap numarasını hatırlıyordum, 211 numaralı dolabı bulup, üzerinde bıraktıkları anahtarı çevirdim, kendi kıyafetlerimi ve sırt çantamı dolaba koydum. Üzerimi hızlıca değiştirerek, cep telefonumu pantolonumun arka cebine koyup diğer tüm eşyalarımı dolapta bıraktım. Elimde son kalan siyah tül bir fulardı, ne yapacağımı bilemeyerek gömleğimin cebine sokup, dolabı üzerindeki anahtarla kilitleyerek, anahtarı da cebime koyduktan sonra derin bir nefes alarak Aslı hanımın yanına çıkmak için odadan ayrıldım.
Kısa sürede lobiye dönüp, danışman masasının bulunduğu kısma geldim, Aslı hanım nasıl bıraktıysam o şekilde masasında oturmuş gözlerini bilgisayara dikmişti, çok merak ettiğim için beni fark etmeden hemen yanından dolaşıp önüne geçerim düşüncesiyle danışman masasının yan tarafından geçmek için yönümü o tarafa çevirdim, gözlerini ayırmadan nereye bakıyordu bu kadar dikkatli acaba. Yavaşça yan tarafa geçtiğimde bilgisayarda gördüğüm şeyle önce şaşkınlığımı gizleyemeyerek gözlerimi bilgisayara diktim, gülmemek için kendimle verdiğim o büyük savaşı kazandığım için kendimi tebrik edip masanın önüne geçtim, Aslı hanım geldiğimin farkında bile değildi, gözlerini bilgisayarındaki o çok önemli kart oyunundan kaldıramadığı için beni görmemişti. Koskoca otelde, danışman kadın oturmuş pişti oynuyordu. "Aslı hanım, sizi bulmamı söylemiştiniz." Kadın sesimle odağını bilgisayardan çekip bana çevirdi. "Ha evet, giyinmişsin güzel. Al şu isimliği yakana tak, şimdi sana öğretmesi için ve senin yardımcı olman için birisini yönlendireceğim sana, stajın boyunca onunla çalışacaksın." Bana bunları söylerken bir yandan da gözlerini bilgisayarından ayırmaya çalışıyordu, gülmemek için kendimi sıkmaktan yanaklarım ağrımıştı ama bu savaşı kaybedip gülmeyecektim. Sadece kafamı sallamakla yetindim, "Hah bak, sana yardımcı olacak kişi de geldi, hadi kolay gelsin sana." Aslı hanımın kafasıyla işaret ettiği yere döndüğümde yüzümdeki gülmemek için kendimi sıktığım ifadenin kaybolduğuna ve yerini dehşet ifadesine bıraktığına yemin edebilirdim.
Tam karşımda az önce yarı çıplak şekilde bastığım çocuk duruyordu ve ben tam şu an yerin dibine girmek için elimden ne geliyorsa yapmaya hazırdım.