İçeriğe geç

ORTAK

Bölüm 2 · 7 dk okuma

ORTAK

Bölüm 2

1.BÖLÜM

Sabah alarm çaldığında gözümü açtım ama kalkmadım. Tavana baktım. Her sabah aynı şeyi yapıyorum. Sanki tavanda farklı bir şey görecekmişim gibi. Görmüyorum.

Alarm ikinci kez çalınca kapattım ve kalktım. Yer çekimi işini iyi yapıyor, ben de mecburen uyuyorum.

Mutfakta çay koydum. Su kaynarken o ince ses mutfağı doldurdu. Sessizlikten iyidir. İnsan bazen kendi düşüncelerini bile duymak istemiyor.

Bardağı elime alıp pencerenin önüne geçtim. Dışarı baktım. Aynı sokak. Aynı insanlar. Aynı gri hava.

“Bugün farklı olacak mı?” diye düşündüm.

Cevabı biliyordum ama yine de sordum.

Okula giderken adımlarımı saymadım bugün. Genelde sayarım. Saçma bir alışkanlık ama zihni oyalıyor. Bugün istemedim. Zihnim boş kalsın istedim. Çok sürmedi zaten, yine düşünmeye başladım.

Okul kapısından girdim. O tanıdık koku… biraz temizlik malzemesi, biraz eski bina. Garip bir karışım. İnsan alışınca fark etmiyor.

Dersler başladı. Tahtaya yazarken elim otomatik hareket ediyor. Sanki ben yazmıyorum da biri benim yerime yazıyor.

“Hareket, bir cismin zamana göre yer değiştirmesidir.”

Söylerken kendi sesimi dinledim. O kadar çok tekrar ettim ki artık anlamını düşünmüyorum bile.

Öğrencilerden biri esnedi. Bir diğeri camdan dışarı baktı. Arka sırada biri defterine bir şeyler çiziyordu. Uyarabilirdim.

Uyarmadım.

Bazen her şeyi düzeltmeye çalışmak yoruyor.

Öğleye doğru kapı çaldı.

“Eflin Hoca, müdür bey çağırıyor.”

İçimden “tamam” dedim ama aslında “neden” diye düşündüm. Her zaman bir neden oluyor çünkü.

Kapıyı çaldım, içeri girdim.

Müdür dosyalara bakıyordu. Ya da bakıyor gibi yapıyordu.

“Eflin Hoca,” dedi, “sizinle ilgili bazı geri dönüşler var.”

Bu cümleyi duyunca insanın içi otomatik geriliyor. İyi bir şey çıkma ihtimali düşük.

“Nasıl geri dönüşler?” dedim.

“Dersleri hızlı işlediğiniz söyleniyor. Öğrenciler zorlanıyormuş.”

Kısa bir an sustum. Ne desem aynı yere çıkacak gibi hissettim.

“Anlamayan olursa tekrar anlatıyorum,” dedim. Sesim sakindi ama içim o kadar sakin değildi.

“Biraz daha seviyelerine inmek lazım,” dedi.

O cümleyi sevmiyorum. Hep aynı şey.

“Ben zaten iniyorum,” dedim. “Ama sürekli aşağıda kalırsak kimse yukarı çıkamaz.”

O an odadaki hava değişti. Küçük bir şey söyledim ama etkisi büyük oldu.

Müdür bana baktı. Ben de baktım.

Kimse geri adım atmadı.

Sonra klasik cümleler geldi. “Denge”, “anlayış”, “dikkat edelim”…

Başımı salladım. “Tamam” dedim.

Ama içimden “tamam değil” dedim.

Odadan çıktığımda koridor aynıydı ama ben biraz farklıydım. Çok değil. Hafif bir ağırlık gibi.

Günün geri kalanı geçti. Nasıl geçtiğini çok hatırlamıyorum. Dersler bitti, zil çaldı, insanlar dağıldı.

Ben eve geldim.

Kapıyı açtım. Işığı yaktım. Ev beni bekliyordu. Sessiz, düzenli, değişmeden.

Ayakkabılarımı çıkardım. Çantayı bıraktım. Bir süre öylece durdum.

“Bu kadar mı?” diye düşündüm.

Cevap yine yoktu.

Yemek yedim ama ne yediğimi pek hatırlamıyorum. Televizyon açıktı ama izlemiyordum. Sadece ses vardı.

Sonra mutfağa geçtim. Çöp poşetini aldım.

Kapıya yürüdüm.

Anahtarı cebime koydum.

Kapıyı açtım, dışarı çıktım.

Merdivenlerden inerken ayak seslerim yankılandı. Binada başka ses yoktu. Herkes kendi hayatında, kendi odasında.

Kapıyı açıp dışarı çıktım.

Hava serindi. Nefesim biraz görünüyordu. Sokak lambası yanıyordu. Işık sarı, zemin gri.

Çöp konteynerine doğru yürüdüm. Poşet elimde hafif sallanıyordu.

Attım.

O an tuhaf bir şekilde durdum.

Normalde direkt geri dönerim.

Ama dönmedim.

Ellerimi cebime koydum. Sokakta birkaç adım yürüdüm.

Hiçbir yere gitmiyordum.

Sadece yürüyordum.

Sanki bir şey değişecekmiş gibi.

Ama değişmedi.

Yine de… birkaç dakika daha yürüdüm.

Ben Ayaz KORMAZ.

İsim basit ama hayatım öyle değil. İnsanlar genelde basit isimli şeylerin de basit olduğunu sanıyor, yanılıyorlar.

“Gece Vardiyası” dedik. Kimse bize öyle resmi bir isim vermedi. Biz kendimiz taktık. Çünkü gün ışığında değil, herkes uyurken hareket eden şeylerin de bir adı olmalıydı.

Bora konuşmayı sever. Alp düşünmeyi. Emir ise gereksiz detayları toparlamayı. Ben de karar vermeyi. Dört kişi, tek ritim. Çoğu zaman uyumsuz, bazen kusursuz.

Sabah erken kalktım. Erken dediğim, herkesin “hala gece mi” diyeceği saatler. Kahve yaptım. Tadı önemli değil, sıcak olması yeterli.

Telefon çaldı. Emir.

“Toplantı var,” dedi.

Zaten biliyordum. Bizde “var” kelimesi genelde “kaçınılmaz” anlamına gelir.

Toplantı yeri değişmez. Eski bir depo. İçerisi düzenli görünür ama aslında sadece kontrol edilmiş bir düzensizliktir. Kimse burayı sevmez, kimse de fazla sorgulamaz.

İlk Bora geldi. Her zamanki gibi geç ama rahat.

“Yine erken geldim sayılır,” dedi.

Alp köşeye oturdu. Az konuşur ama bakışları çok şey söyler. Emir dosyalarla geldi. Gerçek anlamda dosya değil ama o her şeyi dosya gibi taşır.

Ben ortadaydım.

Toplantıyı açtım: “Durum?”

Emir konuştu. Rakamlar, yerler, zamanlar… Hepsi dikkatle seçilmiş ama yine de gri bir dil.

Bora araya girdi: “Bazı şeyler fazla uzuyor.”

Alp baktı sadece.

Ben dinledim.

İşin garip kısmı şu: Biz “karanlık” diye anılıyoruz ama aslında her şeyimiz hesaplı. Düzensizlik bile planlı.

Bir noktada konu döndü dolaştı, risklere geldi. Her zaman gelir.

“Polis tarafı?” diye sordum.

Emir başını kaldırdı: “Dikkatli ilerliyorlar. Ama doğrudan bir temas yok.”

Ben başımı salladım. “Olmasın da.”

Kimse gereksiz kahramanlık sevmiyor. Biz de sevmiyoruz. Polis de sevmiyor. Bu ülkede çoğu şey gibi bu da karşılıklı bir saygı dengesi.

Toplantı uzun sürdü. Çünkü bazı şeyler kısa anlatılınca yanlış anlaşılıyor, uzun anlatılınca da yoruyor.

Bora bir ara esnedi: “Biz normal bir iş yapsak daha az yorulmaz mıydık?”

Kimse gülmedi. Çünkü cevap kimsenin hoşuna gitmiyor.

Toplantı bittiğinde herkes kalkmadı hemen. O anlar vardır. Konuşma bitmiştir ama zihin hâlâ içeridedir.

Ben ayağa kalktım.

“Bugün sessiz kalın,” dedim. “Gereksiz hareket yok.”

Alp başını eğdi. Emir not aldı. Bora zaten çoktan yarı dışarıdaydı.

Dışarı çıktım.

Hava gündüz gibi görünüyordu ama bizim işimiz ışıkla değil.

Arabaya bindim. Direksiyon soğuktu. Şehir normaldi. En tehlikeli şey de buydu zaten: Her şeyin normal görünmesi.

Bir an düşündüm.

Bizim hayatımızın en tuhaf yanı şu:

Dışarıdan bakan biri bizi “kaos” sanıyor.

Ama içeriden bakınca… sadece aşırı düzenli bir rutin.

Toplantılar, kontroller, sessiz anlaşmalar, geri çekilmeler.

Bir çeşit ofis işi gibi.

Sadece daha az konuşmalı.

Daha çok dikkatli.

Ve hiçbir zaman gerçekten “mesai bitmiyor.”

Kapı açıldığında içerisi ilk kez günün o ağır sessizliğinden farklıydı. “Gece Vardiyası” bir eve girdiğinde, dışarıdaki sertlik bir süreliğine kapının dışında kalırdı.

Bora ayakkabılarını çıkarırken gülümsedi.

“Bu ev daha güvenli hissettiriyor, ilginç.”

Alp montunu sandalyeye attı. Her zamanki umursamazlık.

Emir direkt mutfağa yöneldi, sanki ev değil de ikinci bir çalışma alanıymış gibi.

Ben arkalarından girdim.

“Yemek var mı?” diye sordu Bora.

“Var,” dedim. “Ama restoran değil.”

Bora güldü.

“Zaten beklentim sıfırdı, şaşırmadım.”

Emir masaya otururken dosyalarını çıkardı.

“Bugün bazı hareketlilikler var,” dedi.

Alp göz ucuyla baktı.

“Her gün var zaten.”

Ben sandalyeye oturdum.

“Bugün farklı olan ne?”

Emir kısa bir sessizlikten sonra konuştu.

“Bazı bölgelerde gereksiz bir yoğunluk var. Dikkatli olunması gerekiyor.”

Bora çatalı eline aldı.

“Bizim işimiz zaten dikkatli olmak değil mi?”

Kimse cevap vermedi çünkü herkes biliyordu: dikkatli olmak teoride kolay, pratikte yorucuydu.

Yemek sırasında konu değişti. Bora eski bir olayı anlattı, Alp sadece bir kere güldü, Emir notlarını karıştırdı. Ben dinledim.

Garip bir şekilde… bu anlar bizim en “normal” anlarımızdı.

Sonra Emir bir an durdu.

“Bu akşam dışarıda görünmemiz gerekebilir.”

Bora kaşlarını kaldırdı.

“Yine mi?”

Alp başını hafifçe eğdi.

“Ne kadar az görünürsek o kadar iyi.”

Ben bardağımı masaya koydum.

“Plan değişmez,” dedim. “Sadece çevreye göre hareket ederiz.”

Oda kısa bir süre sessiz kaldı.

Dışarıdan bakınca sıradan bir gece gibi görünüyordu. Ama herkes biliyordu ki bazı geceler, sıradan görünerek tehlikeli olur.

Pencereye doğru baktım.

Sokak… normaldi.

İnsanlar, ışıklar, yürüyen birkaç siluet.

Ama bazen sorun zaten oradaydı: Her şeyin normal olması.

Bora ayağa kalktı.

“Ben biraz hava alacağım.”

Emir hemen uyardı.

“Uzun kalma.”

Bora elini salladı.

“Merak etme, kaybolmam.”

Alp kısaca baktı.

“Bazen mesele kaybolmak değil, görünmek.”

Bora cevap vermedi.

Kapı açıldı, çıktı.

Ben yerimden kalkmadım.

Sadece dışarıya baktım.

Sokak sessizdi.

Ve o sessizlik, her zamanki gibi… tamamen güvenli hissettirmiyordu.

Gece, şehir üstüne ince bir örtü gibi çökmüştü. Işıklar vardı ama sıcak değildi. Sadece varlardı.

“Gece Vardiyası” olarak dışarı çıktığımızda kimse bizi böyle adlandırmazdı. İnsanlar sadece “geç saatlerde yürüyen adamlar” görürdü. Gerisi bizim içimizde kalırdı.

Emir önde yürüyordu. Plan kafasında zaten tamamlanmış gibiydi. Bora yanında, her zamanki gibi etrafa fazla dikkat etmiyormuş gibi yapıyordu ama aslında her şeyi görüyordu. Alp gerideydi. Sessizliği bir tür zırh gibi kullanırdı.

Ben ortadaydım.

Sokaklar daraldıkça şehir daha çok susuyordu. Ankara’nın gecesi, konuşmayı seven bir gece değildi. Daha çok dinleyen bir geceydi.

Emir bir noktada durdu.

“Buraya kadar,” dedi.

Önümüzdeki sokak biraz daha farklıydı. Diğerlerinden değil, hissettirdiğinden.

Bora etrafına baktı.

“Burası normal görünüyor.”

Alp kısa bir bakış attı.

“En tehlikelisi de bu.”

Ben bir adım öne çıktım. Sokak lambasının altında durdum. Işık yüzüme vurdu.

Planı tekrar düşündüm. Emir’in söylediği detayları, Bora’nın boşluklarını, Alp’in sessiz uyarılarını.

Ve şunu fark ettim:

Biz hep plan konuşuyorduk ama hayat çoğu zaman plana uymuyordu.

Emir fısıldar gibi konuştu:

“Burada bir hareketlilik olabilir. Sadece gözlem.”

Bora omuz silkti.

“Yani bekleyeceğiz.”

Alp cevap vermedi. Ama “beklemek” kelimesini sevmediği belliydi.

Ben sokağın sonuna baktım.

Bir pencere ışığı yanıyordu. Diğerlerinden farklı değildi ama insan bazı ışıkları nedense daha çok fark eder.

“Bu sokakta normal olmayan bir şey yok,” dedim.

Emir başını çevirdi.

“Bu iyi bir şey.”

Ama içimde küçük bir rahatsızlık vardı. Sebebi yoktu. Bazen olmaz zaten.

Bora bir adım geri attı.

“Benim işim bitti mi burada?”

“Henüz değil,” dedim.

Sessizlik geldi.

O anlarda zaman uzar. Sanki saniyeler biraz daha ağır olur.

En sonunda gelme amaçlarını görmüştüler. Asır Kaya veya Asım isminden emin değildi.

Ama adamın yaptığı işler ve en sonunda gece vardiyasında laf etmesi ecelini getirmişti.

Asım Kaya görmüştü ama hareket etmedi ya da kaçmaya çalışmadı. Tek kurşun her şeyi bitirdi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.