İçeriğe geç

Ormandaki Avcı

Bölüm 5 · 26 dk okuma

Ormandaki Avcı

Bölüm 5

4. Bölüm | Bitmeyen Veda

Ormandaki Avcı'nın dördüncü bölümüne hoşgeldiniz umarım beğenirsiniz bol bol yorumlarınızı bekliyorum şimdiden iyi okumalar dilerim 💫

"Hiç bir yere ait olmayınca anlaşılıyor dünyaya fazlalık olduğun."

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Güneş ışığı göz kapaklarıma vuruyordu. Rahatsız edici bir his verirken daha fazla dayanamayıp gözlerimi açtım. Yatağın hemen yanında duran cam yüzünden bütün güneş ışığı yüzüme vuruyordu.

Olduğum yerde doğruldum. Salver'ın kalesindeydim. Bana gösterdiği odadaydım. Bugün hava çok güzeldi. Güneş ışığı öylece bulutların arasından sızıp üzerime düşüyordu. Vampir Krallığı hep soğuk olurdu. Güneşi genelde bulutlar kapatır, güzel ışıklarının yeryüzüne ulaşmasını engellerdiler.

Saçlarım birbirine girmiş olmalıydı. Elimi kaldırıp saçlarıma götürdüm. Kabarmıştı. Üstelik birbirine de girmişti. Elbisem ise dağılmıştı. Kırışmıştı hep.

Sessiz olmaya çalışarak üzerimdeki yorganı kaldırdım ve yatağın ucuna doğru ittirdim. Normalde hep üstüm açılırdı ama bu gece açılmamıştı.

Hala burada olduğuma inanmıyordum. O vampirlerin bana koştuğu anı gördükten sonra gerçeklik algımı yitirmiştim sanki. Onların beni öldüreceğine inanmıştım bir an. Şimdi ise buradaydım. Salver'ın kalesindeydim. Güvendeydim. Salver'a ise artık güveniyordum çünkü bana zarar verecek olsaydı çoktan zarar verirdi. Kötü biri olsaydı ve amacı gerçekten bana zarar vermek olsaydı çoktan kanımı akıtırdı. Bu yüzden ona güveniyordum.

Hayatımda ilk defa ailem dışında biriyle konuşmuştum. Hayatımda ilk defa evimden ayrılmıştım. Hayatımda ilk defa başka birinde kalmıştım. Hayatımda ilk defa kendi yatağım dışında bir yatakta yatmıştım. Bütün bunlar herkes için normal olsa da benim için normal değildi. Güzel birşeydi de. Biriyle arkadaş olup sohbet etmek çok güzeldi. Ona herşeyini anlatmak çok özel hissettiriyordu. Ailem dışında biriyle konuşmak benim için güzeldi.

Sessizce ayaklarımı uzatıp yataktan sarkıttım. Parmak uçlarım yere değince ağırlığımı oraya verip dizlerimi kullanarak doğruldum. Kollarımı iki yana açıp esnedim. Rahatladım. Olduğum oda güneş ışığı sayesinde ışıl ışılken huzur bu olmalıydı. Güneş ışığının yüzünüze hoş bir sabaha uyanmaktı huzur.

Sessizce boy aynasına doğru ilerledim. Tam karşısında durup kendime baktım. Saçım dağılmıştı. Birbirine girmişti. Yüzümde yastık izi çıkmıştı. Üzerimdeki elbise epey kırışmıştı. Üstelik yakaları da dağılmıştı. Tüm bunlara rağmen yüzümde huzur dolu bir ifade vardı. Çünkü huzurluydum.

Aklıma ailem gelince yüzüm düştü. Çok bencildim. Şuan burada huzur içindeydim ancak onlar var gücüyle beni arıyordu. Annem perişan hale düşmüş olmalıydı. Büyükannem ise kesin kendini suçlayıp duruyordu. Ne kadar da bencildim. Sadece kendi isteklerimi önemseyip onların ne kadar korkacaklarını hiçe saymıştım. Tanrım ben bu kadar vicdansız mıydım?

Hızla bağımsızlığını ilan eden saçımı düzeltip elbisemin yakalarını eski haline çevirdim. Bir an önce çiçeğimi alıp eve dönmeliydim. Biliyordum şuan burada olmak güzeldi ancak bencil olup sadece kendimi düşünmemeliydim. Bu yüzden hemen çiçeği alıp eve dönmeliydim.

Kapımı açıp koridora çıktım. Salver uyuyor olabilirdi. Bu yüzden sessizce merdivenlere yöneldim. Ancak duyduğum sesler ile arkama döndüm. Koridordan sesler geliyordu.

Sesler, odamın çaprazındaki odadan geliyordu.

Sessiz olmaya çalışarak çaprazdaki odaya doğru yürüdüm. Koridor oldukça soğuktu. Kale taştan olduğu için kış ayında daha soğuk olduğuna emindim.

Odanın kapısı açıktı. İçeriyi görünce buranın bir mutfak olduğunu farkettim. Mutfakta Salver vardı. Kapının eşiğinde durunca bana dönüp gülümsedi. "Günaydın." Gülümseyerek ona karşılık verip mutfağa girdim. Mutfak biraz küçük ama tatlıydı. Tezgahın tam karşısında kare şeklinde ahşap bir masa vardı. Masanın etrafında sandalyeler vardı. Masanın hemen üstünde küçük, yuvarlak bir cam vardı. En köşede ise küçük bir şömine vardı. Mutfak çok tatlıydı. Sıcak bir ortam hakimdi.

"Günaydın."

Yanına gidince yiyecek birşeyler hazırladığını gördüm. Önünde kesme tahtası vardı. Yeşillik birşeyler koymuş dikkatle doğruyordu. "Baya erken kalktın sanırım." dedim yaptıklarına bakarken. "Evet. Hedefim sen uyanana kadar kahvaltıyı hazırlamaktı ama sen uyandın." Gülerek ocağın başına geçtim. "Kızartma seviyor olmalısın." Önündeki kesme tahtasından gözlerini ayırmadan konuştu. "Severim." Gülümseyerek tezgahtaki kaşığı karıştırmak için aldım. Tavaya kaşığı daldırıyordum ki Salver'ın sesi ile durakladım. "Dikkat et çok sıcak." Başımı sallayıp dikkatle tavaya bakıyordum ki kaşık yere düştü.

Tahta kaşığın çıkardığı ses kulaklarımı tırmalarken Salver hemen yere eğilip kaşığı aldı. "Özür dilerim bir anda yere düştü." Gülümseyerek kaşığı bana uzattı. "Sorun değil Veronica. Özür dilemene gerek yok." Onun güzel yüzünü incelerken bileğime sıcak birşeyin değmesi ile çığlık atıp geri çekildim. Bileğime tarifi verilmez bir acı girerken bileğimi tuttum.

Salver hızla yanıma geldi. "Ne oldu?" Bileğimi tuttuğumu farkedince uzanıp bileğimi ellerinin arasına aldı. Nazik olmaya çalışarak bileğimi inceledi. Gözleri daire şeklindeki kızarıklığa takılınca kaşlarını çatıp üflemeye başladı. "Sanırım tavaya dokundum." diye fısıldadım. Bileğim çok acıyordu. Ağlamamaya çalıştım ama çektiğim acıdan dolayı gözlerimden istemsizce yaşlar aktı.

"Gel merhem sürelim." dedi. Başımı iki yana salladım. "Gerek yok. Geçer birkaç güne." Beni dinlemeden kolumdan tutup dikkatlice duvara dayanmış sandalyeye oturttu. "Sakın bir yere ayrılma." diyerek mutfaktan çıkıyordu ki arkasından bağırdım.

"Gerçekten gerek yok Salver!" Ancak beni dinlemedi ve mutfaktan çıktı.

Kısa süre içinde elinde kutu ile geldi. Kutuyu masaya koyup tam önüme geçti. Dizlerini kırıp önümde eğilince güldüm.

"İlk defa biri önümde diz çöktü." Kucağımdaki bileğimi ellerinin arasına alırken o da güldü. "İlk ve son defa birinin önünde diz çöküyorum." dedi ve bir eliyle bileğimi bırakıp kutuya uzandı. Uzun parmakları ile kutunun kapağını açıp içinden küçük bir kavanoz aldı. "Son deme bence. İlerde sevgiline nasıl evlenme teklifi edeceksin?" Omuz silkti. "Önünde diz çökmem için çok aşık olmam gerekiyor." Onun bir kadına aşık olup karşılığını almasını çok istedim. Hak ediyordu. Salver mükemmel bir kadını hak ediyordu. Çok güzel seveceğine emindim. Ve aşık olacağı kadın çok şanslıydı.

"Neden yoksa karizman mı gider?" Başını kaldırıp gözlerimin en derinlerine baktı. "Sadece hayatım boyunca tek bir kadının önünde diz çökerim. Bu da aşık olduğum kişi olur."

Merakla onu dinlerken konuşmaya devam etti. "Eğer aşık olursam da asla bırakmam." Birşey demeden yüzüne baktım. Aramızda birkaç saniyelik anlayamadığım şeyler oldu. Gözbebekleri büyüdü. Yanaklarım yanmaya başlarken o da bu durumu farketmiş olacak ki hemen başını eğdi.

Kavanozu dizime koyup kapağını açtı. İçinde beyaz bir merhem vardı. Keskin bir koku burnuma gelince yüzümü buruşturdum. "Daha iyi kokulu birşey alabilirdin."

"Söz bir dahaki sefere çiçek kokulu alacağım." diyerek merhemden biraz alıp dikkatle yanığın üzerine sürdü. "Acıyor mu?" Sorduğu soru ile yanığın acısını tamamen unuttuğumu farkettim.

Gülerek başımı iki yana salladım. "Unuttum ki." Başını kaldırıp bana baktı. Hafifçe güldü. "Tuhaf birisin." Tekrar bileğime odaklanmak için başını eğdi. "Ama hoşuma gidiyor da." diye fısıldadı. Çok sessiz bir fısıltıydı ama ben duymuştum. Belki benim duymamı istememişti ama duymuştum. Mutlu olmuştum. Kalbim küçük bir çocuk gibi neşelenmişti. Salver... Ne yapıyorsun bana?

Soğuk merhem yanığın üzerine sürülünce bir anda ürktüm. Vücudum hafiften titrerken Salver merhemin üzerine yavaş yavaş masaj yaptı. "Özür dilerim korkuttum." Gülümsedim. "Senlik birşey değil. Ben bir an korktum." Yüzündeki gülümseme ile merhemi sürdü. Kutudan küçük bir bez parçası alıp bileğime sardığı esnada onu izledim. Çok güzeldi. Tanrıların kıskanacağı, özeneceği kadar mükemmeldi. Tek bir kusuru yoktu. Salver'ın her açıdan tek bir kusuru bile yoktu. "Bir süre böyle kalırsa daha çabuk geçer." Sesi ile daldığım o güzel rüyadan uyandım ancak sesi bile beni rüyada hissettirecek kadar güzeldi.

"Teşekkür ederim. Yardım ettiğin için." Başını kaldırıp bana baktı. "Rica ederim. Teşekkür ettiğin için." Burnuma yanık kokusu gelince kaşlarımı çattım. "Birşey yanıyor." O da bunu farketmiş olacak ki ayağa kalkıp ocağın başına geçti. Bende ayağa kalktım ve yanına gittim.

Kızartma simsiyah olmuştu.

"Sanırım benim yüzümden oldu." Salver bana döndü. "Evet. Eğer dikkatimi dağıtmasaydın yanmazdı." dedi hafif sitem eder bir ses tonuyla. Ellerimi belime koyup kaşlarımı çattım. "Dikkatini dağıtmadım." Kahkaha attı. "Sakin ol. Sadece şaka yapmıştım."

Tezgahın üzerinde duran tabakları alıp masaya koydu. Masaya dönünce tabakta bir sürü yemiş olduğunu farkettim. Heyecanla yanımdaki Salver'a döndüm. "Şunları sonsuza dek yiyebilirim!" diyerek masaya yöneldim. Masaya doğru yürürken camın yansımasından Salver'ın gülümseyerek beni izlediğini farkettim. Yüzündeki o neşeli ifadeyi görünce kalbim çırpındı. Daha fazla burada durursam kalp krizinden ölebilirdim. Hissettiklerim normal değildi. Salver'ın her hareketinde heyecanlanmam doğru değildi. Daha onunla tanışalı sadece bir gün olmuştu.

Masaya otururken Salver elinde kaşık ve çatalla birlikte karşıma oturdu. Yemek boyunca sessizdik çünkü ben iştahla yemişleri yemiştim.

"Çiçek koleksiyonuna ilk nasıl başladın?" Salver'ın sorusu ile yemişlerden başımı kaldırıp ona döndüm. "Beş yaşlarındayken büyükannemin bana küçük bir kitap vermesiyle başladı. Kitabın ilk sayfasını açınca karşıma sarı renkli bir çiçek çıktı. Bahçede onu aradım ve buldum. Sonra diğer çiçekleri aradım. Böyle böyle neredeyse hepsini buldum." Salver'ın kaşları hayretle kalktı. "Bence çok güzel birşey." Başımı salladım. "Koleksiyonu tamamlayacağıma dair kendime bir söz verdim."

"Ve küçük Veronica'ya verdiğin sözü tutmak istiyorsun." Onu onayladım. "Çünkü küçük Veronica'nın neşesi çiçeklerdi." Tabaktaki son yemişi ağzıma attım. Yudumu tutunca dudaklarımı araladım . "Peki ya küçük Salver'a bir söz verdin mi?" diye sordum. Başını salladı. "Küçük Salver'a karanlığa alışacağıma dair söz verdim." Karanlık? Hayatım boyunca güneşin altında yaşayan bir kız karanlığın ne olduğunu bilmezdi ancak tahmin edebilirdi. Ve tahmin ediyordum. Karanlık korkunç birşey olmalıydı. Tıpkı vampirlerden korktuğum gibi küçük bir çocuğun en büyük korkusu olabilirdi.

"Tuttun mu sözünü?"

"Karanlıkla birlikte yaşamaya başladım. Sözü tutmuş olur muyum?" Olur muydu? Küçük Salver karanlıkta yaşamak istemiş miydi? Yoksa karanlığa alışmak mı istemişti? İkisi çok farklıydı. Karanlıkta yaşamaya zorunda bırakılmışsa alışırdı. Peki ha Salver? Zorunda mı kalmıştı karanlıkta kalmaya? Yoksa kendi mi istemişti?

"Küçük Salver olsaydı bunu ister miydi?" Sorumla birlikte başını iki yana salladı. "İstemezdi. Karanlıktan kurtulmak için her gece dua ederdi." Salver nasıl bir çocukluk yaşamıştı bilmiyordum ama iyi bir çocukluk değildi. Onun bana çok iyiliği dokunmuştu. Bir anlık çocukluğuma dönüp kötü zamanlarında onun yanında olmak istedim. Ağladığında yanına oturup elini tutmayı istedim. Karanlıktan korktuğunda ona ışık olmayı istedim. Kabus gördüğünde onu uyandırıp herşeyin rüya olduğunu söylemek istedim. Küçük Salver'ın arkadaşı olmak istedim. Onu dünden beri tanımama rağmen sanki yıllardır tanıyormuş gibi hissediyordum. Bu tanıdıklık belki de ilk defa biriyle sohbet etmekten geliyordu bilmiyordum ama güzel bir duyguydu. Ailen dışında biriyle sohbet etmek, hayallerini anlatmak iyi hissettirmişti.

Yemekten sonra Salver bahçede küçük bir işinin olduğunu söyleyerek yanımdan ayrılmıştı. Ben ise salona inmiştim. Salver gelince eve dönmek için hazırlanıp bu kaleye veda edecektim. Kaleyi sevmiştim. Bana evim gibi hissettirmişti. Buz gibiydi ama sıcacıktı da. Bazı yerler bize değişik hissettirirdi. Bu kale öyleydi benim için. Bana çok değişik hissettiriyordu. Somut olarak soğuk, soyut olarak sıcaktı. Sanki yıllardır burada yaşıyormuş gibi hissediyordum. Bu his neden böyleydi hiçbir fikrim yoktu ama dünden beri kendimi bambaşka hissediyordum. Sanki bir günde değişmiştim. Sanki bu kale, Salver beni bir günde değiştirmişti.

Gözlerim duvarlara asılan tablolarda gezindi.

Şöminenin hemen karşısındaki duvarda asılı duran tabloya çarptı gözlerim. Gördüğüm resim ise tüylerimi diken diken etti.

Resimde küçük bir erkek çocuğu vardı. Uzun camların önüne sinmiş, ellerini kulaklarına kapatmış ağlıyordu. Camın ardında ise çığlık atan yüzler vardı. Kimileri ellerini cama dayamıştı. Yüzleri tam belli değildi ancak ürkütücüydü. Camın ardında yağmur yağıyordu. Bunlar Salver'ın zihninde kalan şeylerdi. Ne yaşamıştı ki? Zihninde bu kadar kalan ne olmuştu ki? Salver gizemli bir kutuydu ve bu kutu nasıl açılırdı hiçbir fikrim yoktu. Salver'a asla ne yaşadığını sormayacaktım. Anlatmak istemiyor olabilirdi. Sorup da onu zor durumda bırakmak istemiyordum da. Bu yüzden sormayacaktım ancak hep merak edecektim.

Kaleden bir anda sesler gelince olduğum yerde sıçradım.

Seslerin tam olarak nereden geldiğinle alakalı bir fikrim yoktu. Arkama dönüp Salver geldi mi diye baktım ancak kimse yoktu. Salver gelmiş olsaydı beni korkutmazdı. Sesler bahçeden gelmiyordu da.

Nereden geliyordu?

Sarayda Salver'dan başka kimse yaşamıyordu diye biliyordum.

Tekrar aynı sesleri duyunca bu seslerin bir hayvandan geldiğini farkettim. Sesler alt kattan geliyordu.

Merdivenin olduğu tarafa baktım ve hemen merdivenin altında büyük bir kapak olduğunu farkettim. Sessiz olmaya çalışarak duyduğum sesleri takip ettim. Sesler aşağıdan mı geliyordu?

Kapağın tam önünde durunca seslerin buradan geldiğini kesinleştirdim.

Acaba baksa mıydım?

Bu kale Salver'a aitti. Ona sormadan birşey yapmak istemezdim ama hemen girip baksam birşey olmazdı da. Hem oraya bakmama izin vermezse meraktan ölebilirdim. Ama kızabilirdi de.

Ne yapacaktım?

Merakıma yenik düşüp kapağı kaldıracak mıydım yoksa Salver'ı mı bekleyecektim?

Bir süre kapağın başında bekledim. Meraktan delirecektim. Salver da gelmemişti henüz. Aşağıdan sesler gelmeye devam ediyordu. Merakıma yenik düşüp yere eğildim ve simsiyah, demir kapağın kulpunu tutup yukarı kaldırdım. Burnuma iğrenç bir koku gelirken bir anlık kapağı geri kapatıp vazgeçmeye karar verdim ama bu karar çok kısa sürdü.

Aşağıya doğru küçük bir merdiven uzanıyordu. Aşağıyı tam göremiyordum ama loş bir ışık vardı.

Kapağı iyice açıp yerdeki çubuğu kapak ile zemin arasına koyup eğildim ve merdivene adım attım. Dikkatli bir şekilde merdivenleri indim. Burnuma o iğrenç koku geliyordu. Yüzümü buruşturup yere bastım.

Loş ışığın hakim olduğu bir odadaydım. Oldukça geniş bir odaydı burası. Bodrum kat gibi birşey olmalıydı.

En köşede büyük bir çıkıntı vardı. Çıkıntıyı bir duvar kapattığı için çıkıntıda ne vardı göremiyordum ama ses gelmiyordu.

Çıkıntının hemen önünde fıçılar vardı. Sessiz olmaya çalışarak fıçılara doğru yürüdüm. Ne içindi bunlar? Bu odada fıçılar dışında birşeyde yoktu. Bu iğrenç koku nereden geliyordu? Peki sesler? Onlar neydi? Burada neler dönüyordu? Salver beni kandırmış mıydı yoksa?

Arkamdan nefes sesleri duyunca hızla arkama döndüm ve gördüğüm şey ile geri adımladım. Dudaklarımdan korku dolu bir nida koparken karşımdaki şeyin ağzını açması ile gözlerimi kapatıp kollarımı yüzüme getirdim. Kendime siper olmaya çalıştım. Çığlığım her yerde yankılanırken o an birşey oldu.

Tanıdık olduğum bir koku etrafımı sardı. Belimi bir el kavrayıp sırtımı göğsü ile kavuşturmasını sağladı. Kalbim yerinden çıkmak istercesine çarparken aynı kişi beni geriye doğru döndürüp önüme siper olmuş oldu. Etrafımızı hafif sıcak bir hava sararken arkamdaki eller beni sıkıca tutuyordu. Bu kişiyi tanıyordum. Bu hissi tanıyordum. Bu koku son bir gündür hayatımda olduğu için çok iyi tanıyordum. Ait olduğu kişi bana çok tanıdıktı. Hayatımı kurtaran, kaderi durmak olan kalbimin kaderini baştan yaratan, korkmuş ruhumu koruyan Salver'dan başkası değildi.

Belimdeki eli geri çekilecekti ki benim ona dönmemle birlikte durdu. Göğsüm onun sert göğsüne dayanınca kalbimin duracağını sandım. Çenesi tam alnımın üzerinde dururken nefesini saçlarımda hissetmem sağlığım için iyi miydi bilmiyordum. Hemen belimde duran, hafiften temas eden eli kıyafetim olmasına rağmen tenimi yakıyordu. Onunla bu kadar yakınlaşmak ikimizi de etkilemişti. Donup kalmıştık. Birbirimizin gözlerine kenetlenmiştik. Nefeslerimiz kulaklarımızdaydı. Zaman durmuştu sanki. Etraftaki herşey yok olmuştu. Bakışlarım onun dudaklarına varınca orada ölüp bitmeyi diledim. Ne olduğunu çözemediğim kokusu burnumda yer edinmişken ne yapacağıma şaşırmıştım. Bu adam benim için daha fazla tehlike oluşturmadan evime geri dönmek en iyisiydi.

Salver'ın arkasında duran canlı ses çıkarınca çığlık atıp Salver'a sokuldum. Salver belimdeki elini sırtıma koyup konuştu.

"Merak etme zarar vermez." diyerek omuzlarımı tuttu. Beni yaratığın, ejdarhanın karşısına getirdi. Tam karşımda duran canavar bana korkunç gözlerle bakıyordu. Arkamı dönüp kaçacaktım ama Salver beni omuzlarımdan tuttuğu için sabit kalmıştım.

"Adı Bam. Onunla tanışırsan sana asla zarar vermez." Adının Bam olduğunu öğrendiğim ejdarha bana bakarken dudaklarımı araladım. "Nasıl tanışacağım?" Salver'ın arkamdan güldüğünü duydum. "Başını sevip dost olduğunu ona kanıtlayabilirsin." Beni meraklı gözlerle inceleyen ejdarhaya elimi uzatıp başını okşamayı hayal ettim. Ya elimi ısırırsa?

Simsiyahtı. Benim boyumdan biraz uzundu. Devasa kanatları vardı. Kısa, sık sık dizilmiş tüyleri vardı.

"Isırmaz değil mi?"

Salver tekrar güldü ve omuzlarımdan birini bırakıp sargı olmayan koluma uzandı. Parmakları yavaşça bileğime dokundu. Yumuşak olmaya çalışarak bileğimi dikkatle kavradı ve havaya kaldırdı.

"Ona bir kere sevgiyle yaklaş." diyerek elimi kafasına doğru uzattı. "Ve o sana sonsuza dek sevgiyle yaklaşsın." Parmak uçlarım Bam'ın siyah tüylerine değdi. Bam usulca kafasını biraz daha yaklaştırınca gülümsedim. Belki de sandığım kadar korkunç bir yaratık değildi. Sadece görüntüsü korkunçtu. Salver da öyle değil miydi? Korkunç bir görüntüye sahipti ama harika biriydi. Onu görünce ürkmüştüm ama şuan ondan ürkmüyordum.

Salver bileğimi bırakınca Bam'ın başını okşadım. Ben okşadıkça sanki mutlu oluyordu. Bana zarar vermemiş olmasına sevinmiştim. Bir an öyle görünce beni öldüreceğini sanmıştım.

"Neden bizi yakmadı?" diye sordum.

"Eğer bizi yakmak isteseydi şuan kül olurduk. Sadece seni korkutmak istedi." Gülümseyerek ona döndüm. "Sanırım onu sevdim." Gülüp yanımda durdu. Elini başına uzatıp sakince başını sevdi. "O da seni sevdi sanırım." Bam'ın kafasını okşadıkça, Bam mayı

ştı. Elimi geri çekince başını eğip Salver'ın omzuna sürttü. Salver gülerek boynunu sevdi. "İsminin anlamı ne?" Salver, Bam'ı severken konuştu.

"Gece." Siyah tüylerine baktım. Siyah genelde herkese geceyi çağrıştırırdı. "Siyah rengi gece olarak mı görüyorsun?" Başını iki yana salladı. "Sadece geceyi seviyorum. Gündüze kıyasla geceleri daha çok seviyorum."

"Aksine gündüzü severim." Elimi dudaklarıma götürüp kıkırdadım. "Geceleri vampirlerin geleceğini sanardım küçükken." Bana döndü. "Korkar mıydın?" Başımı sallayıp gülmeye devam ettim. "Hemde çok. Her elf gibi vampirlerden korkuyorum." Yutkundu. Bakışları donuktu. "Dün çok korktun değil mi?" Dudaklarımın arasından onu onaylayan bir mırıltı çıkardım. "Evet. Vampirlerin kanımı sonuna kadar tüketeceğini sandım. Ama sen beni kurtardın." Hafifçe tebessüm ettiği sırada Bam kendisinin orada olduğunu hatırlatmak için hırladı.

"Merak etme seni unutmadık." diyerek tüylerini okşadım. Kanatlarını kaldırıp geri indirdi. Sanırım bu onun sevgi diliydi. Hayvanlar dilsiz canlılardı. Onlar da üzülüyordu. Canları yanıyordu ancak bunu bizler gibi dile getiremiyorlardı. Mutlu olunca ancak böyle belli ediyordular.

"Yemeğini yedin mi oğlum?" dedi Salver Bam'ı severken. Bam geri adım atıp etrafında döndü. "Onun dışarıda olması gerekmiyor mu?" Salver Bam'ın yanına gidip dağılmış tüylerini düzeltirken konuştu. "O daha çok küçük." Kaşlarım hayretle kalktı. "O mu küçük?" Benden kat kat büyük canlı küçük falan değildi.

"Daha iki yaşında bir bebek. Uçmayı bilmiyor." dedi ve yanıma geldi. Tam karşımda durdu. "Nereden tehlike geleceğini de bilmiyor." Salver'ın geniş cüssesi yüzünden Bam'ı göremediğim için yana eğilip Bam'a baktım. O da başını eğip taklidimi yaptı. Gülerek Salver'ın soluna eğildim bu sefer. O da aynısını yapınca tekrar güldüm. Salver kaşlarını çatıp arkasını döndü.

Bam hiçbir şey yapmadan Salver'a bakmaya devam etti. Salver olanlardan habersiz bir şekilde bana döndü. "Umarım benimle dalga geçmiyorsunuzdur." Gülerek merdivenlere yöneldim. "Emin ol. Artık gitsek iyi olur. Ailem epey endişelenmiştir." Salver başını sallayıp yanıma gelirken merdivenleri çıktım. O da arkamdan geldi ve birlikte yukarı çıktık.

"Cadılara rastlamayız umarım." diye mırıldandım. Salver aşağıya inen merdivenin kapağını kapatırken konuştu. "Rastlasak bile kolay atlatırız."

"Umarım." dedim.

Kapağı kapatıp yanımdan geçti ve kapının olduğu yere gitti. Bende bu sırada merdivenleri çıktım. Yukarıya varınca kaldığım odaya girip çantamı aldım. Üstüme hiçbir şey almadığım için kendimi tebrik ettim. Bugün, düne kadar biraz soğuktu. Üstelik elbisem de paramparça olmuştu. Son kez buradaki aynadan kendime bakmak için boy aynasının karşısına geçtim.

Sadece bir gün. Burada sadece bir gün geçirmiştim. Ve bugün buradan gidiyordum. Neden içimde burukluk vardı? Neden gitmek istemiyormuş gibi hissediyordum? Bu düşünce çok yanlıştı. Ben evine mahkum bir elftim. Özgürdüm ancak özgür olduğum kadar da tutsaktım.

"Veronica?" Salver'ın sesi ile kapının olduğu tarafa döndüm. "Geliyorum hemen!" Son kez aynadan kendime baktım. Herşeyimin olması gerektiği gibi olduğunu gördükten sonra çantamı boynuma asıp odadan çıktım. Koşarak merdivenlere yöneldim. Koridordaki tek tük asılmış tablolara baktım. Bunların hepsini Salver yapmıştı. Onu resim yaparken izlemeyi istedim. Bu aptal istek üzerine kafamı iki yana sallayıp yürümeye devam ettim. Hızlı adımlarım ile merdivenleri inerken ayağımın yana doğru burkulması ile çığlık atıp yere düşmeyi beklemiştim ki Salver'ın koşup son anda belimden tutmasıyla birlikte düşmedim.

Salver'ın hoş kokusu ciğerlerime dolarken kalbim delirmek üzereydi. Sanki kaburgalarımı kırıp göğsümden çıkmak ister gibi baskı yapıyordu. Nefes almayı ise unutmuştum. Vücudum diken diken olmuştu. Soğuk bir ortamda kalmış gibi ürpermiştim.

"Dikkat etmelisin." Salver'ın sesi beni daha dipten etkilerken, iri eli kolumu kavradı. Önümde duran birkaç basamağı inmeme yardım etti. Nihayet basamaksız olan düz zemine varınca Salver ellerini belimden çekti ancak kolumu bırakmadı. "Bileğinde sorun yok değil mi?" Başımı iki yana salladım. Kolumu bıraktı. Hiç bırakmasın istedi kalbim ama o bıraktı.

Tam ona dönecektim ki üzerime giydirdiği pelerin ile gülümsedim. Eğilip başımdan geçirmiş olduğu pelerine baktım. Simsiyah pelerin bana epey bol gelmişti. Pelerin Salver gibi kokuyordu.

"Hadi gidelim." Onu onayladım. "Dışarısı biraz soğuk." diyerek arkasını döndü ve yürümeye başladı. Onun üzerinde de pelerin vardı. Beline kılıcını ve okları asmıştı. Sırtında ise yay asılıydı. Omuzlarına inen siyah saçlarını pelerine sıkıştırmıştı. Bende onun arkasından ilerledim. Son kez hem hayran kaldığım hemde ürktüğüm tablolara göz attım. Salver'ın saatlerce uğraştığı tablolara saniyeler içerisinde göz gezdirmiştim. Hepsi 'bizde emek var' dercesine dururken hayran kalmamak imkansızdı.

Koridora girince yanan lambalar arasında önümde Salver ile yürüdüm. İçimdeki kız çocuğu buruk tebessüm edip bu devasa kaleye veda etti. Sadece bir hafta önceki bana biriyle tanışıp onun kalesinde kalacağımı söyleselerdi inanmazdım.

"Ne olur olmaz. Yanında bulunsun." diyerek kılıcı bana uzattı Salver. Uzattığı parlak, pürüzsüz kılıcı aldım. Muhafaza kınını verince belime takıp kılıcı kınına koydum.

Salver kapıya uzandı. "Buradan direkt cadı krallığına gideceğiz. Ne olursa olsun benden ayrılma tamam mı?"

"Ayrılmayacağım." dememle birlikte kapıyı açtı. Dışarı çıktı ve ben arkamı dönüp son kez kaleye baktım.

Hayatımın en güzel saatlerini belkide burada yaşamıştım. Mutlu bir hayat yaşamıştım ancak kendime bir arkadaş edinince mutluluğum daha da artmıştı. Kalbim ilk defa bu kadar çok atmıştı. İlk defa biri beni bu kadar heyecanlandırmıştı. Ve ben bütün bunlara bugün veda edip eski hayatıma geri dönecektim. Sadece bir gün önceki hayatıma devam edecektim.

Salver'ın arkasından bende dışarıya çıktım. Hafif serin bir hava bizi karşıladı. Kuş sesleri uzaklardan kulaklarıma gelirken Salver'ın yanına yetiştim. "Vampirler her zaman mı elfleri avlar?" Bu sorum ile Salver başını iki yana salladı. O yıllardır onlarla iç içe yaşıyordu. Bu yüzden elbette onların nelerle beslendiğini, neler yaptıklarını biliyordu.

"Öncelikleri elflerdir. Hiçbir vampir yakaladığı elfe kıymaz. Ancak yaşamak için hayvan kanı ile de yaşamlarını sürdürürler." Elf olmaktan mutlu değildim. Bu hayattaki en şanslı canlılar vampirlerdi. Onlar fazla güçlüydü. Duyuları inanılmaz derecede fazlayken bir elfin onlardan kaçması imkansızdı.

Bahçe kapısını açtı.

"Acaba bir vampir olsaydım nasıl bir hayatım olurdu?" diye konuştum kendi kendime. Bahçenin dışına çıkınca içime ufak bir burukluk doğsa da aldırmamaya çalıştım.

"Büyük ihtimalle açlıktan ölürdün." Kaşlarımı çattım. "Neden ki?" Gülümseyerek bana döndü. "Elfleri yakalamak yerine onları kurtarırdın. Hayvanları öldürmek yerine onları beslerdin." Gözleri parladı bir anda. Sanki gözlerinde küçük küçük yıldızlar var gibiydi. Simsiyah gözleri hayatıma öyle bir ışık saçmıştı ki saatlerce şükredebilirdim.

"Fazla iyi kalplisin Veronica. Kendinden çok başkalarını düşünüyorsun. Ve bu..." diyordu ki onu ben tamamladım. "Aptallık." Hızla başını iki yana salladı. "Aptallık değil. Buna fedakarlık diyoruz Altın Kız." diyip göz kırpınca ölecek gibi hissettim.

"Yine de aptallık."

"Kendine fazla haksızlık ediyorsun."

💫

Uzun bir süre boyunca yürüdük. Salver ile sohbet etmek kadar güzel birşey yoktu. Bana fazla nazik davranmasını çok sevmiştim. Sanki en ufak birşeyde kırılacak birşeymiş gibi davranıyordu. Acaba herkese karşı mı böyle davranıyordu?

Cadı Krallığına çok az kalmıştı. İlk başlarda Salver fazla hızlı yürümüştü. Bu yüzden çok yorulmuştum. Bunu Salver'a söyleyince ise biraz dinlemişti. Şimdi ise yavaş yavaş yürüyorduk. Salver yol boyunca yorulup yorulmadığımı sormuştu. Benimle ilgilenmesi çok güzeldi. Hoşuma gitmişti ve bu güzel duygudan kurtulmak istemiyordum.

Sessizce ormanda yürürken dev bir çınarın altında gördüğüm sarımsı çiçeklerle heyecanla çınarın dibine eğildim. Sarımsı çiçeklerden birkaç tane kopardığım sırada Salver yanıma geldi.

Tam yanıma eğildi.

Çiçeklerin kenarlarındaki inciye benzer küçük topları yoldum. Topların içinde hep bal olurdu. Bu çiçekler hep yaşadığım yerde vardı. Küçükken annem öğretmişti ve o günden beri hep bu balları yiyordum.

Hemen yanımda duran Salver'a elimi uzattım parmaklarımın arasındaki içi bal dolu topu gösterdim. "İçindeki balı tatmak ister misin?" Salver dudaklarından onaylayan bir mırıltı çıkarınca Salver'ı şok eden birşey yaptım. Bunu yapmayı kendimde beklemezdim ama yaptım.

Bal dolu topu Salver'ın dudaklarının arasına bıraktım. Baş parmağım onun dudaklarına değince bütün vücudumdaki kanın çekildiğini sandım. Çok ufak bir temas olmuştu. Yine de fazla etkilenmiştim. Bütün tüylerim diken diken olurken nefes alma işlevini unuttum.

Salver da şok olmuş bir şekilde bana bakarken daha fazla onun yüzüne bakamayacağımı anladım. Bu yüzden çiçeklerin olduğu tarafa döndüm. Yanaklarım yanmaya başladı. Yüksek ihtimalle yanaklarım kızarmıştı. Bunu Salver görürse daha çok utanacaktım.

Dikkatimi başka şeylere vermek amaçlı çiçeklerin yanlarındaki küçük toplardan birkaç tane aldım. Az önce elimde duran inciye benzeyen toplar anlık heyecanla yere düşüp kaybolmuştu. Bu yüzden yenilerini aldım.

Birkaç tanesini ağzıma atıp harika bal tadını aldım. Küçükken yediğimde heyecanlandığım gibi yine heyecanlanmıştım. İçimdeki küçük Veronica gülümsedi. Bu gülümseme şuanki bedene de yansıdı.

Salver'a dönerken ağzımdakini yuttum. Salver ise tıpkı kitaplarda anlatılan prensler gibi tek dizini çimenlerin üstüne koymuş, bana doğru eğilmiş, dirseğini dizine dayamış bir şekilde bana bakıyordu. Yüzündeki çarpık gülümseme ile konuştu.

Gülüşü neden bu kadar mükemmel?

"Güzelmiş." Kaşlarımı çattım. "Ney güzelmiş?" Birkaç saniye yüzüme sorarcasına bakınca hemen kendimi toparladım. Bu kadar aptal olamazdım! Lanet olsun!

"Ha!" Hafifçe tebessüm ettim. "Küçükken bunlardan yediğim zaman dünyanın en mutlu kızı oluyordum." Salver gülüşünü bana sundu. "Seni dünden beri tanıyorum. En ufak birşeyde bile mutlu olan birisin. Bu fazla etkileyici." diyerek ayağa kalktı.

"Aslında sevdiğin bir meyveyi bile bulduğunda bile kendini dünyanın en mutlu adamı gibi hissedersen hayattan keyif alırsın." Kalkmak için doğrulacaktım ki elini bana uzattı.

Elini tutup ayağa kalkmam için uzatmıştı.

Kalbim göğüs kafesime baskı oluşturmaya başlarken elimi kaldırdım ve onun bana uzanmış eline bıraktım. Başta ikimizin birbirine değen eline baktı. Gözlerinin içinin parladığını farkettim. Kalbim daha fazla baskı yaparken elimi kavradı ve kalkmama yardım etti.

Sevgili kalbim, sakin ol lütfen!

"Sen hep böyle misin?" diye sordu yürümeye başlarken. Bende onunla birlikte yürüdüm. "Nasıl?" Önümüzdeki uzun yolu izledi. Sert gözüken ademelması yutkunduğu için hareket etti. Gecenin karanlığına benzeyen siyah saçları hafiften esen rüzgarla uçuşurken dudaklarını araladı.

"Hayat sana ufak bir ışık verince, o ufak ışığı birer güneşe çeviren..." Onun bu hoş cümlesi beni derinden etkileyip mutlu ederken yavaş adımlarımla onun yanında devam ettim. Cevap vermedim çünkü bu kadar güzel bir cümleye cevap verecek kadar başka bir güzel cümle kuramazdım. Aslında Salver hayal gücümün epey fazlasına sahip bir adamdı. Salver'ın içinde iyi kalpli bir adam yatıyordu. Ben o adamı sanırım ortaya çıkarmıştım. Ve sonsuza dek o adamın ortada kalmasını istedim.

Yolumuza uzun bir süre daha devam ettik.

💫

Çiçeğin olduğu bölgeye epey yaklaşmıştık. Yol boyunca Salver benim için yavaş yürümüştü.

Öylece yürürken Salver bir anda durakladı.

Kaşlarımı çatıp bende durdum. Merakla etrafa baktığım sırada etraftan sesler geldi. Birileri vardı ve yakınımızdaydı. İçimdeki korku iç güdüsü ile Salver'a yaklaştım. Korktuğumu hissetmiş olacak ki kolumdan tutup kendine çekti. Vücutlarımız birbirine değerken kalbim hem korkudan hemde heyecandan çarpıyordu. Kolumu sıkıca tutmuştu. Sanki her an beni çekip alacaklarmış gibi tutmuştu.

"Korkma." diye fısıldadı. Salver'a güveniyordum. Ama korkuyordum. Her yerden birşey çıkabilirdi.

Salver dikkatle etrafı incelediği sırada Salver'ın arkasında, epey uzakda bir silüet görünce gözlerim yuvalarından çıkacaktı. "Salver..." diye mırıldandım. Nereye baktığımı görünce baktığım yere döndü. Ancak silüet anında kayboldu.

"Lanet olsun eşkıyalar." Salver'ın bunu demesi üzerine kaşlarım daha da çatıldı. Eşkıyalar korkunçtu. Tek birine zarar gelirse, zarar veren kişiyi öldürmeye yemin ederlerdi. Ormanda gezerlerdi genelde. Gördükleri kişi kim olursa olsun eğer alt edebileceklerini düşünüyorlarsa anında saldırıya geçerlerdi.

"Sekiz kişi." diye fısıldadı Salver. "İki arka tarafımızda, ikisi ön tarafımızda." Sağımıza ve solumuza baktım. "Ve diğer ikisi de yanlarda." Yutkundu. Gözlerini kısıp etrafa bakmaya devam etti. Bir tepki vermeden incelemeye devam ederken bir anda elini başıma koyup göğsüne çekti. Gözlerim korkuyla kapanırken başımın hemen arkasından hızla birşeyin geçtiğini hissettim. Titremeye başlayınca Salver sırtıma koyup beni koruma altına aldı.

Başımı dikkatlice kaldırıp sağ tarafıma bakınca ise yere saplanmış oku gördüm. Eğer Salver beni çekmeseydi şuan bu ok beynimi paramparça yapmıştı.

"Fazla açıklıktayız. Ağacın arkasına geçip seni güvende tutacağım." Eli tekrar koluma gitti. Bileğimi sıkıca kavrayıp ağaçlardan birinin gövdesinin ardına saklandık.

"En ufak birşey hissedersen bile çığlık atman yeterli. Saldırıya geçtiler." Başımı sallayıp sırtımı ağacın kalın gövdesine yasladım. Nefes nefese kalmıştım. Her yerimden terler akarken Salver belimde asılı duran kılıcımı bakışlarıyla işaret edince kılıcımı çıkardım. Son kez bana baktıktan sonra ağacın diğer tarafına geçti. Ona zarar gelmemesi için dua ettim. Buraya benim için gelmiştik ve ona zarar gelirse asla kendimi affetmezdim.

Etraftan kılıç sesleri yükselince derin nefes alıp sesin kaynağına baktım. Ses, hemen arkamdan geliyordu. Biraz uzakta Salver tam tamına dört adamla dövüşüyordu. Adamların hepsinin sadece gözleri görünecek şekilde yüzlerine kumaş parçası bağlamışlardı. Dördünün de kıyafetleri yıpranmış, uzun süre yıkanmamış gibiydi. Salver'ın etrafını sarmışlardı. Arada bir atak yapıyorlar, Salver ise ustaca karşılık veriyordu.

Adamlardan biri Salver'ın göğüs kısmına kılıcını hızla uzattı ama Salver kendi kılıcını adamın kılıcına vurup eğildi ve kolundan tuttu. Adamı az önce olduğu yere çekip adamın yerine geçti. Diğer adamlar ona doğru atak yapmak için hazırlanınca ise Salver kılıcını kaldırıp adamın sırtına sapladı. Önce iğrenç bir ses duyuldu, ardından adamın acıyla bağırmasına ve yere düşüp kan kusmasına tanık oldum. Yere düştüğü sırada Salver kılıcını çektiği için kılıç Salver'da kalmıştı. Adamın sırtında büyük bir delik açılmıştı ve bu fazla iğrençti. Bütün her yer kan içinde kalırken daha fazla dayanamayıp elimi dudaklarıma bastırdım. Bu korkunç dünya bana göre değildi.

Ben yerdeki adama bakarken Salver iki adamı daha etkisiz hale getirmişti. Üstü dağılmış, saçları birbirine girmişti. Karşısındaki maskeli adam oldukça güçlü duruyordu. Kolay rakibe benzemiyordu da.

Kan kokusu burnuma gelince daha fazla bakmak istemedim. Bu yüzden sırtımı geri ağacın gövdesine yasladım. Ancak bunu yaptığıma pişman oldum.

Karşımda eşkıyalardan iki tane daha vardı. Biri tam önümde, diğeri ise onun çaprazında duruyordu. Tam çığlık atacaktım ki önümde duran adam elini dudaklarımın üzerine kapattı. Diğer elini kolumu tutup hareket etmemi kısıtladı. Arkasındaki adam uzanıp elimdeki kılıcı aldı.

"Uslu bir kız ol güzel bayan bize lazımsın." Arkasındaki adam iğrenç bir şekilde gülerken boşta kalan elimdeki tırnaklarımı dudaklarıma kapadığı eline sapladım. Elinin üstüne sapladığım sivri tırnaklarım onun derisini parçaladı. Eli ne kadar acımış olsa da bırakmadı.

Diğer elini boynuma doğru uzattı. Mide bulandırıcı parmakları tam tenime değecekti ki arkasındaki adama saplanan ok ile durakladı. Adam yere yığıldı. Daha ne olduğunu ikimiz de anlamamıştık ki boynuma uzanmış kolunu tanıdık olduğum başka bir el kavradı. Sertçe sıkıp kolunu tersine çevirdi. Adam feryat ederek kolumu bıraktı. Kırılma sesleri kulağıma ulaşırken Salver'ın dilinden çıkan o cümleleri duydum.

"Ona dokunmayı aklından bile geçirme." Salver adamın kolunu sırtında birleştirip benden uzaklaştırdı. Adamın dizine tekmesini geçirip yere düşmesini sağladı.

"Gözlerini kapat." diye emretti. Dediğini yapıp gözlerimi kapattım. Adamın acı dolu seslerine birkaç iğrenç ses daha eklenmişti ama gözlerimi açmadım. Gözlerim kapalı bir şekilde Salver'ın yanıma gelmesini bekledim.

Adamın iniltileri sona erince gözlerimi açtım. Bakışlarım direkt Salver'ı bulunca ise korkum geçti. Vücudumu bir anlık terk eden adrenalin Salver'ın arkasına geçen beden ile geri geldi.

Salver da hissetmiş olacak ki arkasını döndü. Elindeki kılıcı adama doğru savurdu ancak adam kendini korudu.

Havaya tekrar kılıç sesleri hakim olunca yere düşmüş olan kılıcımı ellerimin arasına alıp doğruldum.

Adam fazla güçlüydü. Salver da güçlüydü ama Salver gücünü kaybetmiş gibiydi. Yine de direniyordu. Her an kaybedecekmiş gibi duruyordu. Bu yüzden ona yardım etmeliydim. Adamın sırtı bana dönüktü. Dolayısıyla görmezdi.

Kılıcımı sıkıca tutup yavaş adımlarım ile onlara yaklaştım. Adam tekmesini Salver'ın karnına geçirince Salver inleyerek yere düştü. Sırtı sertçe yere çarptı. Adam kılıcını gülerek Salver'a saplayacaktı ki koştum. Salver'a zarar veremezdi! Kılıcı ters çevirip uç kısmını adamın sırtına vurdum. Adamın nefesi birkaç saniyelik kesildi. Elindeki kılıç darbenin etkisiyle yere düşerken sağ dizimi kaldırıp dizine geçirdim.

Adam yere düştü. Salver, adam onun üstüne düşmeden hemen önce yana kaçıp ayağa kalktı. Yere düşen kılıcını alıp yere yığılan adamın sırtına sapladı. Adam acı içinde bağırırken yüzümü buruşturdum.

Salver kılıcını geri çıkarıp yanıma geldi. Yüzümü buruşturduğumu görmüş olacak ki dudaklarını araladı. "Özür dilerim uyarmayı unuttum." dedi ve vücuduma baktı. Tek bir kan damlası bile sıçramamıştı bana ama onda epey vardı ve ürkütücü görünüyordu.

"Birşey olmadı dimi? İyisin?" Başımı salladım. "İyiyim ancak bir kişi daha kaldı."

"Kalmadı. Onu diğerleriyle dövüşürken öldürdüm." İçim rahatlamıştı. Sağ salim atlatmıştık.

Derin nefes alıp yüzümü inceledi. Benim bakışlarım ise sol bileğinden sızan kana takıldı. Kaşlarımı çatıp kanın kaynağını aradım. Bulmam uzun sürmedi çünkü tam bileğinde bir kesik vardı ve kanıyordu.

Beni korumaya çalışırken olmuştu!

Yarası acıyor olmalıydı. Ayrıca biraz fazla kanıyordu. Bir bez parçası ile sıkıca sarıp kanamasını durdurmam gerekiyordu. Mikrop kapmaması için güzelce temizlenmesi gerekiyordu. Şuanki imkanlarla hiç birşey yapamazdık. Ancak yarasını sarabilirdim.

Üzerimdeki elbise zaten paramparça olmuştu. Delik deşik olan elbisemin eteklerine uzandım.

"Ne yapıyorsun?" Salver'ın sorusuna aldırmadan eteklerimden bir miktar parça yırttım. Beyaz tülü avuçlarım arasına alıp doğruldum. Salver merakla beni izlerken bileğini tutup kendime çektim. Üzerindeki siyah uzun kolu dirseğine kadar sıyırdım. Bez parçasını bileğine dolayıp hafiften sıktım. Bez parçasının düşmemesi için iki ucunu bağladım. Gözlerim Salver'ı bulunca yüzümü izlediğini farkettim. Hafifçe tebessüm etmiş bir şekilde beni izliyordu.

"Sen direkt kalene, ben ise evime dönüyorum Salver." Daha fazla benim yüzümden zarar görmesini istemiyordum. Bu yüzden kalesine dönmesi herşey için en iyisiydi.

"Seni bırakacağımı mı sanıyorsun? Hem çiçek?" Yutkundum. Koleksiyonumun son parçası olan çiçek Salver'dan önemli değildi. Onun için başka bir çözüm üretebilirdim. Ancak Salver'ın yaşaması için başka bir çözüm üretemezdim. Tek amacı bana yardım etmek olan bir adamın başına benim yüzümden birşey gelirse kendimi affetmezdim.

"Çiçek senden önemli değil Salver. Devam edersek zarar görebilirsin." Elim hala onun bileğini tutuyordu. Bunun farkında mıydı bilmiyordum ama farkedene kadar bırakmak istemiyordum. Sanırım bırakmayacaktım da. Ona dokunmak bana sebepsiz yere iyi hissettiriyordu.

"Ama senin hayalini gerçekleştirmek istiyorum Veronica." Başımı iki yana salladım. "Lütfen Salver. Geri dönel

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.