İçeriğe geç

Orion

Bölüm 8 · 11 dk okuma

Orion

Bölüm 8

8. Bölüm: Elenanın Çakısı

8. Bölüm: Elenanın Çakısı

"Bazı bağlar kopmak için, bazılarıysa hiç kurulmamış olmak için vardır.

Ama bazıları… daha kurulmadan insanı içine çeker.

O gün bunun farkında değildim.

Sadece terziye gitmem gerektiğini sanıyordum..."

Terziye doğru yürürken defterim yanımda mı diye çantamı açtım ve kontrol ettim. Çantamın ikinci gözünde, mavi kapağıyla orada duruyordu. Ama çakım yoktu. Hemen yere oturdum, çantamı tekrar elime aldım ve hızlıca karıştırmaya başladım ama bir türlü annemden yadigâr çakımı bulamıyordum. Üstelik üstünde "Elena" yazıyordu; yani benim, benim adım... Nerede? Yok. Olmalıydı. Buradaydı... Hiçbir yerde yoktu. Defterin olduğu yerde boşluk vardı. Çakı yoktu. Sanki cebimden değil, dünyadan çekip almışlardı. Karnıma ağrılar girmişti. Annemden bana hatıra kalan tek şey buydu. Sahi, annem nerede kalmıştı? Haftalardır ortada yoktu. Bir yolculuğa çıkacağını anlatmıştı ama nereye olduğunu söylememişti. Bana, benim büyüdüğümü ve artık yalnız başıma ayaklarımın üstünde durabileceğimi söylemişti. O sırada aklıma birden, çakının pantolonumun arka cebinde olduğu bilgisi bir bilgisayardan girilircesine aktarılmıştı. Hemen ayağa kalktım ve yeşil kot pantolonumun arka cebine elimi götürdüm. Oh... Oradaydı. İçime bir ferahlama hissi gelmişti. Bu çakı, benim en kıymetli hazinemdi diyebilirdim. Ayağa kalkıp terziciye doğru yola devam ettim.

Sokağın başındaki o eski tabela rüzgârda gıcırdarken, Orion’un her zamanki isli havası genzimi yakıyordu. Ama bugün bir tuhaflık vardı. Şimdiye kadar isli ve kirli bir hava solusam da bugün hava fesleğen gibi kokuyordu. Birden irkildim ama yoluma devam ettim.

Terzi dükkânına yaklaştığımda, kapıdaki o aksesuarın sesini duymadan önce içeride yabancı bir nefesin varlığını hissetmiştim. Hayri Bey bu sefer yalnız değildi.

Saatime baktım; saat 13.00'tü. İşimi aceleyle bitirip eve gidip prova yapmam gerekiyordu. Hızlıca içeri atıldım. Hayri amcanın arkasında bir çocuk vardı; saçları düz, sakalları siyah, gözleri mavi renkti. Birden terlediğimi hissettim. Buna aldırış etmemeye çalıştım ama kendimi tutamadım çünkü buralı değil gibiydi ve gerçekten hakkını vereyim, çocuk çok yakışıklıydı... Şey, yani öyleydi gibi... Amaaan neyse. Hayri amcaya doğru gittim ve "Hayri amca, ben bir elbise diktirmek istiyorum, sana zahmet," dedim. Sonra biraz durdum. Hayri amca bana baktı. Söze girmeden mavi gözlü adama soru sormak için kendimi tuttum. Alnım terlemişti ama fark ettirmemeye çalışarak elimi alnıma götürüp terleri sildim. Biraz daha düşündükten sonra kendimi tutmamın bir anlamı yok diye düşündüm. Hem en fazla ne olabilirdi sanki, atomu parçalıyorum? Ağzımın kenarı istemsizce güler gibi kıpırdadı. Yüzümü ona dönüp sordum: “Siz burada yeni misiniz? Ben sizi burada hiç görmemiştim.” Ayağa kalktığında boyunun gayet uzun olduğunu fark ettim. Boğazını temizleyerek bana doğru hamle yaptı.

"Bu işe yeni başladım, buralarda da yeniyim sayılır," diye cevap verdi.

Başta gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama başaramıyor gibiydim. Sanki bir şey beni bu çocuğa itiyordu, zorla!

Gözlerinin içine baktım, beynime bir iğne batar gibi oldu. Rahatsız olup kafamı aşağı indirip biraz bekledim. O sırada Hayri amcanın bana doğru geldiğini hissettim.

“Bu dediğin giysi nedir?” diye sordu.

Boğazım kaşındığı için biraz öksürüp söze girdim.

"Mavi renkte, straplez." Evet, gala için bir straplez diktirmem gerekti. Maviyi neden seçtiğimi çok iyi biliyordum; annemin gözlerinin rengi de maviydi. Babamın neydi sahi? Onu hiç görmemiştim. Ben bebekken öldüğünü söylemişti annem bana ama şu an fark ettim, babam hakkında neredeyse hiç soru sormamıştım anneme. Neyse, diye düşündüm, bunları düşünmenin sırası değil; burada, bir terzide!

Hayri elini ağzına götürdü ve kaşını çattı. Elini bana doğru işaret ederek "gel" şeklinde salladı. Eline plastik bir mezura alıp benim yanıma geldi ve ölçümü aldı. Hayri amca bana ilk defa bu kadar çok yakınlaşmıştı ve ilk defa Hayri amcanın gül koktuğunu fark etmiştim. Adam yaşına göre çok titizdi; gözlükleri tertemiz, ayakları cilalı, sakalları ise diğer çocuğa göre bile keskin bir şekilde düzenlenmişti. Sanki bir simülasyonda gibiydi. Ardından etrafa baktım, gözlerimle taradım. Burası aslında bir terzi için çok büyük bir yerdi. İleride solda kilere benzer bir yer vardı. Etrafa daha dikkatli baktığımda çok temiz olduğunu fark etmiştim. Bu nedense içimi ürpertmişti. Son zamanlarda çok normal şeylere farklı tepkiler veriyordu vücudum. Bunu anlamlandıramıyordum. Sanki eski ben yok olmuştu. Bunları düşünürken Hayri amca söze girdi ve titreyerek Hayri amcaya baktım. "İki haftaya hallolur," dedi. Hayır, hayır, olmaz. İki hafta olmaz, diye düşündüm. Kaşlarımı istemsizce yukarı kaldırdım. “İki hafta olmaz, bir hafta içinde bitmesi gerekiyor. Defileye yetişmem gerek, bu benim için çok önemli,” dedim. Gerçekten bu benim için çok önemliydi. Annem sırf bu defilede bana destek olmak için üç hafta önce buraya evimizi taşımıştı. Elimi arkaya doğru sallandırdım. Hayri amca o meşhur gözlüğün üstünden bana bakış attı. Biraz bekledikten sonra, “Tamam, olur. Bir hafta sonra erkenden burada ol,” dedi. Ohh... dedim içimden, şükür bir sorun çıkmadan hallolacaktı işim. Hayri amcayı kafamı sallayarak onayladım ve dışarıya doğru adımladım.

Dışarıya çıkacakken içimden bir hisle arkama, mavi gözlü çocuğa bakasım geldi... Özellikle... Özellikle gözlerine...

Dışarı çıkınca derin bir nefes aldım. Bu his de neydi böyle?

Eve doğru giderken sağ taraftaki 2-3 katlı binalara bakıyordum. Binalar çok güzel bir şekilde fizilmişti ilk birkaç ev 3 katlı idi diğer evler 2 katıydı sanki bir armoni içindeydiler renkleri birbirleriyle çok uyumluydu ama biraz ilerideki eski püskü rengi solmuş terkedilmiş bir ev vardı orası çok dikkatimi çekmişti ve içimdeki bir şey beni o eve doğru itiyordu. Bu eski eve doğru ilerlerken genzimi yakan bir lastik kokusu geldi bu koku gerçekten çok iğrençti midem bulanmıştı. Iyy diye içimden geçirdim burnumun direkleri kırılmıştı adeta. Eve doğru yaklaşırken bu koku daha da artmaya başladı ve gözlerim yaşarmaya başladı. Elimle göz yaşlarımı sildim ve biranda beynimi birisi kontrol edermiş gibi hissettim sanki kafamı biri tutmuş zorla komut veriyordu. Elimi pantolonumun arka cebine attım not defterimi aldım ve kalemi çantamdan çıkardım. Bu kalem babamdan bana kalan tek yadigardı. Annem babamın ölümünden sonra bu kalemi saklamış bir kasara kilitlemişti. Ben 15 yaşına gelince bu durumu anlatıp kalemi bana emanet etmişti. O günden berri bu kalemi çakıda olduğu gibi hiç yanımdan ayırmazdım.

Not defterimin ön kabında bir sembol vardı güneşe benzer bir semboldü bu ama tam ne semböldü bilmiyordum birkaç kez anneme sormuştum ama 'defter işte çok sorgulama' diye cevap almıştım.

Not defterine anlamını bilmediğim birkaç kelime elimden dökülürcesine yazmaya başladım bu yazılar, harfler ne anlama geliyordu bilmiyordum. Biranda karnıma bir ağrı girdi, nefesim kesildi, göz bebeklerinin büyüdüğünü hissedebiliyordum donakalmıştım! Bu da neydi böyle birden titremeye başladım ve yere oturdum başım çok ağrıyordu karşımdaki evden gelen bu lastik kokusu daha da artmaya başlamıştı. İçimi bir korku kapladı tir tir titremeye başladım.

Kendime gelmeliyim diye düşündüm. Her ne oluyorsa anlam veremiyordum ama yoluma devam etmem gerekti eve gidip neler oluyor diye derinlemesine düşünmek istiyordum ayağa kalkarken arkamdan bir ses duydum, ne oluyor kim arkamdan bana yaklaşıyor derken kalbimin atış hızının hızlandığını hissediyordum sanki kalbim yerinden çıkarmasına hızlı atıyordu. Çakımı almalıyım diye düşündüm. Elimi hızlıca çalıya götürdüm ve arkamda yaklaşan her kimse birden arkamı dönüp boğazına da yamayı düşündüm bu anlar çok hızlı gelişiyordu. Arkamdaki adım sesleri daha da yaklaşmıştır içgüdüsel olarak birden arkamı döndüm ve Elimdeki çakıyı davetsiz misafirin boğazına doğru dayadım. Ne... Bu... Nasıl... Bu deminki terzide ki çocuktu!

"Şey ııı merhaba?" dedi korkmuş bir sesle. Ohhh diye çıkardım içimdeki tüm korkuyu. Kaşlarımı çattım ve sert bir sesle “Neden arkamdan gelip birden sesleniyorsun? Korkuttun.” diye biraz sesli bir şekilde çıkıştım. Sendeleyerek yanımdan birkaç adım uzaklaştı “Özür dilerim, seni korkutmak istememiştim.” dedi. Sessiz bir şekilde gözlerinin içine baktım mavi deniz gözlerinin... “Burada… bu ıssız evin önünde ne işin var, merak ettim.” diye sordu. Aslında bende bilmiyordum beni buraya bir his gitmişti Elimdeki not defterine bir şeyler yazdırmıştı bunu ona söylememeliyim sonuçta tanımıyorum ve annem bu şehirdeki kimseye güvenmemem gerektiğini yüzlerce kez tekrar etmişti. Bende yalan uydurmaya karar verdim hem tanımadığım birine yalan söylesem ne olucak ki? “Hi-i-ç… öyle, geçiyordum ve not defterime bir şey yazarken durakalmışım.” boğazımı temizlemeye çalışmama rağmen ilk kelimede biraz kekelemiştim umarım anlamamıştır diye iç geçirdim.

“Anlıyorum. Sen demin terziye gelen kızdın, değil mi?” diye sordu. Ne salak çocuk diye düşündüm bundan birkaç dakika önce göz gözeydik tan yanaydık şimdi daha yeni boğazına bıçak da yayacak kadar yakınına geldim ama tanıyamamıştı, aptal. Bu nedense sinirimi bozmuştu sert bir dille "Evet!" dedim.

Bana iki adım atıp,

“İsmin nedir acaba? Bir de neden öyle bir elbise diktirmek istedin?” diye sordu. Gözlerinin taa içine çekiliyorum sanki bu çocukta çok farklı bir çekim gücü vardı. Birkaç saniye öylece durduk. Sonra ben söze girmeliyim diye düşündüm. Elimi kafama götürüp kaşıyarak ve gözlerinin içinden gözlerimi ayıramayarak “Adımı neden merak ediyorsun? Ve o elbiseyi diktirme amacım modellik yapmak. Bir ajansla anlaştım, beni denemek için bir hafta sonra podyuma çağırdılar. Bu benim için çok önemli bir adım.” dedim. Sanki biraz ağır kaçmıştı şey neden adımı sormasına bu kadar sert bir cevap verdim ki. Birden içim kırıldı gibi hissettim kendimi kötü hisset eye başlamıştım. Bu esmer çocuğun yüzü besbelli bir şekilde kızarmıştı bu cevaptan sonra. Birkaç saniye sessizlikten sonra

“O zaman bir hafta sonra görüşmek üzere. Ben seni daha fazla rahatsız etmeyeyim.” dedi. Utandığı ve gerildiği her halinden belliydi çünkü sesi titeemişti yüzü kızarmıştı. Bu hali çok şapşal gözüküyordu. Ağzımın kenarı yine ikonik hareketimi gibi yukarıya doğru kaydı gülercesine. Ama farkettirmemek için elimden geleni yaptım. Birazcık daha gözlerinin içine bakmak istedim hemen cevap vermek istemedim gözleri anneme çok benziyor diye iç geçirdim. Biran hayallere dalar gibi oldum ama hemen toparlandım şu an sırası değildi. Kendine gel elena diye iç geçirdim.

“İyi akşamlar.”diye kısa kestim. Normalden daha hızlı bir şekilde buradan kaçarcasına uzaklaşmak istemiştim. Bu gün çok anormal şeyler yaşadım diye düşündüm. Derin derin nefes alarak eve doğru ilerledim.

Eve doğru gidiyorken birden yavaşlatmak istedim ardından çantamda ufak bir parıltı sezdim çantamı açıp baktığımda annemden yadigâr çakım biraz da olsa parlama başlamıştı ardında gözlerim kararmaya başladı elim ayağım titredi ve birden yere yığıldım... Gözlerimi açtığımda etraf çok aydınlıktı yanıma doğru yaklaşan mavi takım elbiseli bir adam vardı elimden tuttu ve 'gel' işareti yaptı eliyle. Bende onu takip ederek yürümeye başladım. Burası çok aydınlıktı her tarafta duvarlarda çok farklı işletmeler vardı. Biraz ilerledikten sonra bir avluya çıktık burası çok daha büyük bir yerdi. Adam yanıma geldi ve bana tam göremediğim 3 - 4 adet varlık gösterdi ama bunlar neydi hala algılayamıyordum. Sonra elini cebime attı ve çakıyı çıkardı. "Bu, bu senin en büyük gücün elena bunun içinde saf karanlık var ve bu senin işine ileride çok yarayacak." birden kapkaranlık oldu etraf ve gözlerimi açmaya başladım. Neler oluyordu kalp hızım artmış nefes nefese kalmıştım gözlerimi açtığımda etraf karanlıktı yolun kenarında öylece yatıyordum. Nefesimi kontrol etmeye çalışarak ayağa kalktım ter içinde kalmıştım. Hızlıca koşarak eve doğru gitmeye çalışırken iç geçirdim ne oluyordu? Bunlar ne demekti? Kafayı yiyordum sanırım...

Eve doğru yürüken annemden yazigar üstünde elena yazan çakıma bakıyordum. Aklıma hiç ışıldayacağı gelmezdi sanki içinde birşey yaşıyor gibiydi. Yürürken aynı zamanda demin gördüğüm şey hakkında düşünüyordum. Mavi takım elbiseli adamın yüzü tam gözükmüyordu. Bu kimdi? Ve ne demeye çalışıyordu çakım hakkında. Bunları düşünürken birden aklıma hala annemin gelmediği aklıma geldi. Annem geldiği gibi bunları ona soracaktım. Hesap verecekti bana bunlar ne demek oluyordu. Burnumdan bir sıvı akıyordu bakayım derken elime kan damlası düştü hemen çantamı açtım ve bir mendil aldın burnuma tuttum.

Kanama durunca tekrar eve doğru adımlamaya başladım. Ev çok da uzak değildi terziciden 1 bilemedin 2 km ötedeydi. Etrafa baktığımda kimse gözükmüyordu. Etraf iyice kararmaya başlamıştı içimde açıklayamadığım bir karamsarlık vardı.

Eve yaklaştığımda karşımdaki yola baktım bir ev vardı etraftaki diğer evlerden ayrılacak derecede eskiydi. Deminki mavi gözlü çocukla karşılaştığımız ev gibiydi. İçine girip bakmak istediğimi farkettim. İçindeki bu hislerin kaynağı neydi bilmiyordum ama bu durum beni üsrkütüyordu.

Eve girmeden önce çantamdaki çakıyı çıkardım ve elime aldım. Yavaş yavaş bu eski eve doğru yürürken birden ayaklarım durdu ve beynim zonklamaya başladı. Çok acı veriyordu bu durum ahhh diye bağırdım. Beynim sanki kafatasımın içinden çıkmak istiyordu hemen bu kararımdan vazgeçip evime doğru hızlı adımlarla ilerledim. Evime her yaklaştığımda daha doğrusu deminki eski evden her uzaklaştığım beynimdeki o baskı azalıyordu. Arkama dönüp baktığımda çok uzaktaymış gibi geldi bu ev bana ve camına birazcık daha konsantre baktığımda içinde birşey olduğunu hissettim. Hatta hissetmekten başka görmüştüm sanki içinde birşey hareket ediyordu. Birden önüme dönmek bakmamak istedim ve aynen de öyle yaptım. Bunlar da ne böyle ne oluyor aman tanrım korkuyordum!

Evimin dış kapısına ulaşınca şükür etmek için ellerimi kaldırdım ve kapıyı açtım. Kafamda sanki filler tepişiyordu ve çok yorgun hissediyordum. Merdivenleri birer ikişer hızlıca çıkıyordum. Bu ev çok da eski bir ev değildi yani oturduğum ev. Çok daha yeniydi etraftaki evlere kıyasla. Bunları düşünürken sonunda kaldığım daireye gelmiştim. Anahtarları çıkardım ve anahtarın gireceği deliğe anahtarını sokmaya çalıştım ama... ne... ne oluyor... Anahtar girmiyordu! Birdaha denedim, biraz bekledikten sonra tekrar denedim... Yok girmiyordu. Ters çevirip denedim ama nafile. Anahtarım sanki değişmişti evime giremiyordum. Aşağıdan silah sesine benzer çok şiddetli bir ses duydum ve gözlerim kararmaya başladı. Ne okuyor ya? Diye düşündüm. Tenim solmuş nefesim hızlanıyor kalp atışlarımı duyacağım kadar sessizlik olmuş sanki kalbim yerinden fıtlayacaktı. Demin çıkan o silah sesi neyin nesiydi? Gözlerim iyice kararmaya başlamıştı. Hemen olduğum yere çöktüm ve çantamı açtım. Kulağımı sağır edecek derecede tiz bir ses çıkmaya başladı iyice korkmaya ağlamaya başlamıştım. Ne olur birşey olmasın lütfen diye yalvarıyordum kendi kendime. Çantamı hemen çıkarıp baktığımda çakım kıpkırmızı parlıyordu bu kırmızılık siyaha çok yakın bir kırmızılıktı. Onu eline alır almaz birden herşey sustu. Deminki duyduğum silah sesi daha az korkutucu geldi baş dönmem ve gözümün kararması sonlandı. Kendine gelmiştim. Elimde tuttuğum çakı birden patlamayı bırakmıştı. Birden irkildim ve ayağa kalktım. Anahtarlarını geri aldım ve evin kapısına taktım. Bu sefer çevirdiğimde şükürler olsun ki açıldı ve eve direkt daldım. Başımın ağrısı dışındaki herşey geçmişti ve çok uykun vardı doğru dürüst düşünemiyordum. Hemen hızlıca odama gittim ve yatağa yığıldım. Gözlerimi kapatırken içimden "iyi olacağım" diye fısıldadım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.