Kampüse döndüğümüz ilk günler Ayça’nın sessizliğiyle geçti. Engellemişti, mesaj atmıyordu, ortak arkadaş gruplarında da pek görünmüyordu. Biz de konuyu fazla açmıyorduk – Mira’yla konuşurken “Zamanla geçer” diyorduk, ama içimizde bir huzursuzluk vardı. Dedikodu zaten yayılmıştı, ama Ayça’nın sessizliği sanki fırtına öncesi sessizlik gibiydi.
Üçüncü gün Zeynep’ten mesaj geldi. Saat öğle arasındaydı, kafeteryada oturuyorduk.
Zeynep: Kızlar acil konuşmamız lazım. Ayça grup sohbetinde bir şeyler yazmış. Bana da özelden attı. Bakın.
Mesajın altına ekran görüntüsü atmıştı. Önce grup sohbeti:
Ayça (grup): Bazı insanlar arkadaşlarını arkadan vurmayı çok seviyor. Yıllarca aynı ortamda olduğun biri birden “aşk” diye bir şey uydurup seni dışlıyor. Tebrikler Mira, sen kazandın. Ama ben de kazandım: Artık gerçek yüzünüzü gördüm.
Altında birkaç emoji – kırık kalp, öfke yüzü, göz devirme. Grup üyelerinden bazıları “Ne oldu ya?” diye sormuş, ama Ayça cevap vermemişti.
Zeynep’in özel mesajı daha detaylıydı:
Zeynep: Bana da şöyle yazdı: “Zeynep sen de onların tarafındaysan sorun yok. Ama Mira ve o kız (adını bile yazmıyor) benden rol çaldı. Lila’da el ele dans ederken herkes gördü, ben ise aptal gibi kalmışım. Eğer siz de destekliyorsanız sorun yok, ama ben uzak duruyorum. Onlar mutlu olsun, ben de kendi yoluma bakarım.”
Mira mesajı okuyunca telefonu masaya koydu. Yüzü solmuştu, gözleri dolmuştu.
“Bu… çok ağır,” dedi fısıltıyla. “Ben onu incitmek istemedim.”
Elini tuttum, sıktım.
“Biliyorum. Ama Ayça şu an acı çekiyor. Acısını bize yöneltiyor. Bu onun sorunu, bizim değil.”
Ama içimde bir öfke kabardı. Ayça’nın sözleri sadece Mira’yı değil, beni de hedef almıştı. “O kız” diye bahsetmesi… sanki ben bir yabancıymışım gibi.
Öğleden sonra ortak arkadaş grubundan bir mesaj daha geldi – bu sefer Ayça doğrudan bana ve Mira’ya yazmamıştı ama grupta devam ediyordu:
Ayça (grup): Bazıları “aşk” diye bir şey uydurup yılların arkadaşlığını çöpe atıyor. Benim için bitti. Siz devam edin, ben yokum artık. Hoşça kalın.
Grup sustu. Kimse cevap vermedi. Zeynep özelden yazdı:
Zeynep: Konuşayım mı onunla?
Ben: Konuşma. Bırakalım kendi haline gelsin. Zorla olmaz.
Akşam eve döndüğümüzde Mira koltuğa çöktü. Başını ellerinin arasına aldı.
“Benim yüzümden arkadaş grubu dağılıyor,” dedi. Sesinde suçluluk vardı.
Yanına oturdum, kolumu omzuna attım. Başını omzuma yasladı.
“Dağılmıyor,” dedim. “Sadece değişiyor. Zeynep hâlâ yanımızda. Diğerleri de zamanla anlayacak. Ayça’nın öfkesi geçici. Acısı büyük, o yüzden sert konuşuyor.”
Mira başını kaldırdı, bana baktı. Gözleri nemliydi.
“Ama seni de incitti. ‘O kız’ dedi… sanki sen geçici bir şeymişsin gibi.”
Elini tuttum, parmaklarını öptüm.
“Ben geçici değilim. Ben buradayım. Seninleyim. Ayça ne derse desin, bu değişmez.”
Mira gülümsedi – hafif, ama gerçek bir gülümseme. Bana sarıldı. Sarılma uzun sürdü. Başımı saçlarına gömdüm, o da sırtımı okşadı.
Bir süre öyle kaldık. Konuşmadık. Sadece sarıldık. O sarılma her şeyden daha güçlüydü.
Akşam yemeğinden sonra koltukta yan yana oturduk. Mira telefonunu açtı, Ayça’nın profilini kontrol etti – hâlâ engelliydi. Sonra telefonu kapattı, bana döndü.
“Yarın yine el ele yürüyelim mi?” diye sordu.
“Elbette,” dedim. “Ve kim ne derse desin, bırakalım.”
Mira başını salladı.
“Tamam. Biz devam ederiz.”
O gece odalara ayrılırken Mira kapıda durdu. Bana döndü, alnımdan öptü – yumuşak, destek dolu.
“İyi geceler,” dedi.
“İyi geceler,” dedim. “Yarın görüşürüz.”
Kapı kapandı. Odama uzandığımda içimde karışık duygular vardı. Üzüntü, öfke, ama en çok Mira’ya olan güven vardı.
Ayça bizi kötülemişti. Ama bu bizi ayırmamıştı. Tam tersine, daha da yakınlaştırmıştı.
Ve bu bana yetiyordu.