Ertesi sabah uyanır uyanmaz telefonum titredi. Bildirim ışığı yanıyordu. Mira hâlâ uyuyordu – dün gece geç saatlere kadar konuşmuştuk, battaniyenin altında birbirimize yaslanmış, sadece sohbet ederek. Telefonu elime aldım, ekranı açtım.
Annemden mesajlar gelmişti. Birkaç tane üst üste.
Anne (07:45): Günaydın kızım. Nasılsın?
Anne (07:50): Dün gece geç mi yattın? Zeynep annesiyle konuşurken bahsetmiş, senin bir kız arkadaşın varmış diye. Doğru mu?
Anne (08:05): Eğer doğruysa anlat bana. Merak ediyorum. Kızgın değilim, sadece bilmek istiyorum. Sen mutlu musun?
Mesajları okurken kalbim hızlandı. Zeynep’in annesiyle konuşması… dedikodu o kadar hızlı yayılmıştı ki. Mira’nın odasından hafif ses geldi – uyanmıştı. Telefonu elime aldım, derin bir nefes aldım.
Mutfakta Mira kahve yapıyordu. Beni görünce gülümsedi ama yüzümdeki ifadeyi fark etti.
“Ne oldu?” diye sordu, fincanı bırakarak.
Telefonu uzattım. Mesajları okudu. Yüzü önce şaşırdı, sonra hafifçe soldu.
“Annen mi?”
“Evet,” dedim. “Zeynep’in annesi söylemiş. Artık biliyor.”
Mira elimi tuttu, sıktı.
“Ne yapacaksın? Cevap verecek misin?”
Bir an sustum. Sonra telefonu aldım, yazmaya başladım. Mira yanımda durdu, omzuma yaslandı, okudu.
Ben (09:12): Günaydın anne. Ben iyiyim. Evet, doğru. Adı Mira. Yakın arkadaşım ama artık daha fazlası. Mutluyum onunla. Çok mutluyum.
Gönderdikten sonra telefonumu masaya koydum. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Mira elimi bırakmadı, parmaklarını benimkilerle iç içe geçirdi.
Cevap 5 dakika sonra geldi.
Anne (09:17): Anladım kızım. Şaşırdım ama kızgın değilim. Sen mutluysan ben de mutluyum. Mira’yı tanıyabilir miyim bir ara? İzmir’e geldiğinizde?
Anne (09:18): Babanı da söyleyeceğim ama yavaş yavaş. O biraz zorlanabilir ama ben yanındayım. Seni seviyorum.
Gözlerim doldu. Mira mesajı okuyunca sarıldı bana – sıkıca, sırtımı okşayarak.
“Güzel cevap vermiş,” dedi fısıltıyla. “Ve annen… destekleyici görünüyor.”
Başımı salladım, gözyaşlarımı silerken.
“Evet. Korkuyordum ama… iyi geçti.”
Mira beni kendine çekti, alnımdan öptü.
“Ben de korkuyorum,” dedi. “Ailemden bahsetmedim hâlâ. Ama senin annen gibi olursa… her şey daha kolay olur.”
O gün evde kaldık. Kahvaltı yaptık, koltukta yan yana oturduk. Film açmadık, sadece konuştuk. Mira annesinden bahsetti – nasıl söyleyeceğini, ne tepki verebileceğini. Ben de babamdan korktuğumu anlattım. Konuşmak iyi geliyordu; her kelime bizi biraz daha yakınlaştırıyordu.
Öğleden sonra Mira elimi tuttu.
“Bugün dışarı çıkmayalım mı? Sadece evde olalım. Seninle olmak istiyorum.”
Gülümsedim. “Olur.”
Battaniyenin altına girdik. Başımı omzuna yasladım, o da saçlarımı okşadı. Ellerimiz iç içe geçti. Sessizlik rahattı. Ara sıra birbirimize baktık, gülümsedik.
Akşam olduğunda Mira odasına gitmeden önce kapıda durdu.
“İyi geceler,” dedi.
“İyi geceler,” dedim. Sonra ekledim: “Teşekkür ederim yanımda olduğun için.”
Mira gülümsedi, öne eğildi. Dudakları benimkilere değdi – kısa, yumuşak, destek dolu bir öpücük.
“Her zaman,” dedi.
Kapı kapandı. Odama uzandığımda içimde garip bir huzur vardı. Annem biliyordu. Ve destekliyordu. Mira yanımdaydı. Yavaş yavaş her şey yoluna giriyordu.
Ama biliyordum ki, babamın sırası gelecekti. Ve o daha zor olacaktı.
Yine de… korkmuyordum. Çünkü Mira vardı.