İçeriğe geç

𝘋𝘢𝘭𝘨𝘪𝘯 | wlw

Bölüm 3 · 3 dk okuma

𝘋𝘢𝘭𝘨𝘪𝘯 | wlw

Bölüm 3

☆

Film gecesinden sonraki sabah yine geç uyandım. Saat 11:30’u geçmişti, başım hâlâ hafif zonkluyordu ama dün gecenin hangover’u kadar kötü değildi. Battaniyenin altında yatarken telefonuma uzandım. Bildirim ışığı yanıyordu. Mira’dan mesajlar gelmişti – ama bu seferki farklıydı.

İlk mesajlar dün gece yarısı gibiydi:

Mira (00:47): Film güzeldi ama aklım hâlâ dün geceki duşta.

Mira (00:52): Uyudun mu yoksa hâlâ düşünüyorsun mu?

Sonra bir sessizlik. Sabaha karşı yeni mesajlar:

Mira (03:14): Uyuyamıyorum. Seninle o kadar yakındık ki… hiçbir şey olmamasına rağmen içimde bir şey kıpırdıyor.

Mira (03:18): Belki sarhoşluktu diye kendimi kandırıyorum ama değildi.

Ve en son, yarım saat önce gelen:

Mira (10:58): Sabah oldu. Artık susmak istemiyorum. Dün gece duşta birbirimize o kadar yakındık ki kalbim duracak sandım. Hiçbir şey yapmadık ama ben seni öpmek istedim. Hâlâ istiyorum. Eğer sen de istiyorsan söyle. Eğer istemiyorsan da söyle, en azından bilelim. Ama lütfen susmayalım.

Mesajı okurken elim titredi. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki boğazımda hissediyordum. Mira… cesur bir adım atmıştı. Benim de atmam gereken bir adımdı ama boğazım düğümlenmişti. Parmaklarım klavyede gezindi, birkaç kez yazıp sildim.

Sonunda yazdım:

Ben (11:35): Okudum. Ve… ben de aynı şeyi hissediyorum. Dün geceyi düşünüyorum, o bakışını, elinin omzumdaki sıcaklığını. Sarhoşluk değildi. Ben de seni öpmek istedim. Hâlâ istiyorum.

Gönderdikten sonra telefonumu yatağa attım, yüzümü yastığa gömdüm. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Ne yapacaktım şimdi? Odadan çıkıp mutfağa mı gidecektim? Yoksa bekleyecek miydim?

Cevap 2 dakika sonra geldi:

Mira (11:37): Tanrım… gerçekten mi?

Mira (11:37): Şu an odamda oturuyorum ve gülümsüyorum. Aptal gibi gülümsüyorum.

Mira (11:38): Gel mutfağa mı? Kahve yapayım. Konuşalım. Yüz yüze.

Yutkundum. “Tamam” yazdım, sonra kalktım. Üzerime bir sweatshirt geçirdim, saçlarımı hızlıca topladım. Aynaya baktım – yüzüm kızarmıştı, gözlerim parlıyordu. Derin bir nefes aldım.

Mutfakta Mira çoktan kahve makinesini çalıştırmıştı. Beni görünce doğruldu, fincanı elinde tutuyordu ama bırakmadı. Gözlerimiz kesiştiğinde ikimiz de aynı anda utangaç bir gülümseme attık. Ama bu seferki gülümseme farklıydı; içinde bir rahatlama, bir heyecan vardı.

“Merhaba,” dedi Mira, sesi biraz titrek.

“Merhaba,” dedim, masaya yaklaştım.

Fincanı bana uzattı. Parmaklarımız değdiğinde ikimiz de hafifçe irkildik ama çekmedik. Oturduk. Sessizlik yine ağırlaştı ama bu sefer rahatsız edici değildi. Sadece… bekleyiş gibiydi.

Mira önce konuştu:

“Mesajımı okuduğunda ne hissettin?”

Derin bir nefes aldım.

“Korktum. Sonra heyecanlandım. Sonra… mutlu oldum. Senin de aynı şeyi hissettiğini bilmek… inanılmaz.”

Mira fincanını masaya koydu, bana doğru hafifçe eğildi.

“Ben de korktum. Ama susmak daha korkutucuydu. Dün gece duşta… o an seni öpmek istedim. Yapmadım çünkü sarhoştuk, belki pişman olursun diye düşündüm. Ama bugün pişmanlık istemiyorum.”

Gözlerime baktı. O bakış yine aynıydı – derin, samimi, biraz da cesur.

“Peki şimdi?” diye sordum, sesim fısıltı gibi çıkmıştı.

Mira bir an durdu. Sonra elini masanın üzerinden uzattı, benim elimi tuttu. Parmaklarımız iç içe geçti. Sıcaklığı içime yayıldı.

“Şimdi… istersen deneyelim,” dedi. “Yavaş yavaş. Acele etmeden. Ama dürüst olalım. Ne hissediyorsak söyleyelim.”

Başımı salladım. “İstiyorum.”

Mira gülümsedi – bu sefer utangaç değil, rahatlamış bir gülümseme. Elimi sıktı.

“Tamam,” dedi. “O zaman kahve içelim. Sonra… belki biraz dışarı çıkalım. Kampüste yürürüz, konuşuruz. Normal gibi ama… artık normal değiliz.”

Güldüm. Hafifçe. “Evet. Artık normal değiliz.”

Kahvelerimizi içtik. Konuşma yavaş yavaş açıldı – dün geceden, filmden, arkadaşlardan. Ama her cümlede bir alt metin vardı. Her bakışta bir soru, her dokunuşta bir cevap.

Öğleden sonra dışarı çıktık. Kampüs bahçesinde yürüdük. Ellerimiz cebimizdeydi ama omuzlarımız ara sıra değiyordu. Her değmede içimde bir kıpırtı oluyordu. Mira bir banka oturdu, ben de yanına. Güneş batıyordu, hava serinlemişti.

Mira bana döndü.

“Bugün cesur oldum değil mi?” diye sordu, hafif gülerek.

“Çok cesurdun,” dedim. “Ve ben de teşekkür ederim. Çünkü ben söyleyemezdim.”

Mira elini uzattı, saçımın bir tutamını kulağımın arkasına yerleştirdi. Parmakları yanağımda kaldı. O an zaman durdu gibiydi.

“Öpebilir miyim?” diye fısıldadı.

Kalbim duracak sandım. Başımı hafifçe salladım.

Mira öne eğildi. Dudakları benimkilere değdi – yumuşak, tereddütlü, ama gerçek. İlk öpücük kısa sürdü. Ayrıldığımızda ikimiz de gülümsüyorduk.

“Bu… güzeldi,” dedi Mira.

“Evet,” dedim. “Çok güzeldi.”

El ele kalktık, eve doğru yürüdük. Artık utangaçlık azalmıştı. Yerine bir heyecan, bir yakınlık gelmişti.

O akşam odalarımıza giderken Mira kapıda durdu.

“İyi geceler,” dedi.

“İyi geceler,” dedim. Ama bu sefer ekledim: “Yarın görüşürüz.”

Mira gülümsedi.

“Kesinlikle.”

Kapılar kapandı ama kalbim hâlâ hızlı atıyordu. Bu başlangıçtı. Gerçek başlangıç.

Ve ben buna hazırdım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.