İçeriğe geç

𝘚𝘤𝘢𝘳 𝘰𝘧 𝘣𝘪𝘵𝘦 | wlw

Bölüm 12 · 4 dk okuma

𝘚𝘤𝘢𝘳 𝘰𝘧 𝘣𝘪𝘵𝘦 | wlw

Bölüm 12

bank.

Parkın en kuytu bankı, sokak lambasının ışığına bile tam ulaşmıyordu. Sude nefes nefese otururken Sena’yı gördü. Koşarak gelmişti. Saçları dağılmış, deri ceketinin fermuarı açık, göğsü inip kalkıyordu. Gözleri önce Sude’yi taradı — yaralı mı, kanıyor mu, titriyor mu diye — sonra rahat bir nefes verdi. “Tan nerede?” diye sordu hemen, sesi hâlâ keskin. “Bilmiyorum. Kaçtım.” Sude’nin sesi çatallıydı. “Kapıyı kırdım… sandalye ayağıyla.” Sena bir an durdu. Sonra yavaşça gülümsedi — o nadir, gerçek gülümsemelerden. “Sen… kapıyı sandalye ayağıyla mı kırdın?” Sude başını salladı, gözleri doluyordu ama ağlamayacaktı. “Başka çarem yoktu.” Sena bankın önüne çöktü, dizlerinin üzerine. İki elini birden Sude’nin dizlerine koydu. Parmakları sert, ama dokunuşu inanılmaz yumuşaktı. “İyi misin?” diye sordu, bu sefer sesi kırılmış gibi. Sude başını eğdi, Sena’nın ellerine baktı. Sol bileğindeki dövme, sokak lambasının altında gri-siyah parlıyordu. “Hayır,” dedi dürüstçe. “Ama… yaşıyorum.” Sena’nın boğazı oynadı. Sonra yavaşça doğruldu, Sude’nin yanına oturdu — çok yakın. Omuzları değiyordu. Dizleri birbirine değiyordu. Sessizlik ağırlaştı. Sude önce konuşamadı. Sonra fısıltıyla: “Neden peşimizden geliyor hâlâ? Neden bırakmıyor seni?” Sena derin bir nefes aldı. “Çünkü ben onu gerçekten incittim. Kaçtım. Tek kelime etmeden. O da şimdi benden intikam alıyor… ama artık sadece benden değil. Senden de.” Sude başını Sena’ya çevirdi. “Benim suçum değil ki.” “Değil.” Sena’nın sesi kararlıydı. “Ama seni incitmesine izin vermeyeceğim.” Sude’nin gözleri Sena’nın dudaklarına kaydı — istemeden. Sonra hemen kaçırdı. Ama Sena fark etmişti. Yavaşça elini kaldırdı. Parmak uçlarıyla Sude’nin çenesini tuttu — zorlamadan, sadece yönlendirerek. Yüzünü kendine çevirdi. “Bak bana,” dedi usulca. Sude baktı. Sena’nın gözleri karanlıktı. Ama bu sefer öfke yoktu. Sadece… açlık. Ve korku. İkisi birbirine karışmıştı. “Kaçmana izin vermeyeceğim,” dedi Sena. “Ne Tan’dan, ne benden, ne de kendinden.” Sude yutkundu. “Ben… kaçmıyorum.” “O zaman neden titriyorsun?” “Çünkü…” Sude’nin sesi kırıldı. “Çünkü seni istiyorum. Ve bu beni korkutuyor.” Sena’nın nefesi kesildi — gerçekten kesildi. Bir saniye dondu. Sonra eğildi. Yavaş. Çok yavaş. Sude geri çekilmedi. Sena’nın dudakları önce Sude’nin alnına değdi. Sonra şakağına. Sonra çenesinin hemen altına. Sude’nin gözleri kapandı. Nefesi titrek çıktı. Sena durmadı. Boynuna indi. Tam o noktaya — daha önce defalarca yaklaşmış ama dokunmamış olduğu yere. Bu sefer dokundu. Önce nefesiyle. Sonra dudaklarının kenarıyla. Sonra… dişleriyle. Hafif. Ama hissedilir. Sude’nin sırtı gerildi, küçük bir inleme kaçtı dudaklarından. Eli istemsizce Sena’nın ceketinin yakasına gitti, sıktı. Sena geri çekilmedi. Tam tersine, öpücüğü sertleştirdi. Boynunu emdi — yavaş, ıslak, kararlı. Dişleri deriyi hafifçe sıktı, bıraktı, sonra tekrar sıktı. Sude’nin başı geriye düştü. “Se-na…” Sena’nın eli Sude’nin beline kaydı. Parmakları tişörtün altına girdi — ten tene değdi. Soğuk parmaklar, ateş gibi cilt. Sude irkildi ama kaçmadı. Tam tersine Sena’yı kendine çekti. Sena’nın diğer eli Sude’nin saçlarına daldı. Saçlarını kavradı — nazik ama kontrolü elinde tutan bir tutuşla. Başını hafifçe yana çekti, boynunu daha fazla açtı. Ve ısırdı. Bu sefer daha belirgin. Ağrı ile zevk arasındaki o ince çizgide. Sude’nin ağzından kesik bir ses çıktı. “Ah—” Sena hemen bıraktı, diliyle o noktayı yatıştırdı. Öptü. Emdi. Özür diler gibi ama özür dilemeden. Sonra dudaklarını Sude’ninkilere yaklaştırdı. Ama öpmedi. Sadece nefesleri karıştı. “İstiyor musun?” diye fısıldadı Sena. Sesinde hem yalvarış hem emir vardı. Sude’nin gözleri yarı açıktı. Kirpikleri titriyordu. “Evet,” dedi. Ve bu kelimeyi söylerken sesi kırılmadı. Kararlıydı. Sena beklemedi. Dudakları Sude’ninkilere kapandı. İlk temas sertti — günlerdir biriken her şeyin patlaması gibi. Aç. Açık. Kontrollü ama dizginsiz. Sude karşılık verdi. Ellerini Sena’nın ensesine doladı, saçlarını kavradı, kendine bastırdı. Dilleri buluştu — önce tanıma, sonra savaş, sonra teslimiyet. Sena’nın eli Sude’nin belinden yukarı kaydı. Tişörtünü sıyırdı, kaburgalarına dokundu. Parmakları meme altına geldiğinde Sude’nin nefesi kesildi. Ama dur demedi. Sena’nın dudakları boynundan ayrıldı, kulak memesine indi. “Durmamı ister misin?” diye fısıldadı. Sude başını iki yana salladı. “Durma.” Sena’nın eli cesaretlendi. Avuç içi Sude’nin göğsünü sardı — üzerinden sütyen vardı ama ince kumaş hiçbir şeyi gizleyemiyordu. Başparmağıyla uç noktayı buldu, daireler çizdi. Sude’nin kalçaları istemsizce havaya kalktı. Bankın kenarına tutundu. Sena diğer elini Sude’nin uyluğuna koydu. Yavaşça yukarı kaydırdı — kot pantolonun üzerinden. İç dikişe geldiğinde durdu. Sude’nin gözleri açıldı. Sena’ya baktı — yalvarır gibi. Sena gülümsedi. O yırtıcı, kendinden emin gülümsemeyle. Elini kotun düğmesine attı. Açtı. Fermuarı indirdi. Sude’nin nefesi hızlandı. Sena eğildi, dudaklarını Sude’nin kulağına dayadı. “Şimdi sıra sende,” diye fısıldadı. “Bana dokun.” Sude’nin eli titreyerek Sena’nın ceketinin altına girdi. Göğsüne dokundu. Sonra aşağı kaydı. Sena’nın kotunun üzerinden sertliğini hissetti — Sena da ıslanmıştı, kumaş bunu belli ediyordu. Sude yutkundu. Parmaklarını bastırdı. Sena’nın alnı Sude’ninkine dayandı. Küçük bir inleme kaçtı dudaklarından. İkisi de aynı anda hareketlendi. Sena’nın parmakları Sude’nin iç çamaşırının kenarına kaydı. Kumaşı yana sıyırdı. Islaklığı hissettiğinde gözleri karardı. Sude’ninse parmakları Sena’nın kotunun içine girmeye çalışıyordu. Parkın sessizliğinde sadece nefesleri ve küçük, boğuk sesler vardı. Ve ikisi de biliyordu: Bu sadece başlangıçtı. Ama bu gece… artık geri dönüş yoktu. — Devam edecek. —

Bölüm sonu

1 yorum