Kulübenin tahtaları rüzgârda gıcırdadı ama asıl ses dışarıdan geldi:
Uzakta, sahil yolunun kıvrımından motor homurtusu.
Bir değil, iki. Belki üç.
Kael anında ayağa kalktı.
Elini beline götürdü – tabanca hâlâ oradaydı.
Elara da duydu.
Pencerenin kırık camından dışarı baktı.
Gece hâlâ karanlıktı ama ufukta far ışıkları yanıp sönüyordu.
Yavaş, sistematik.
Arama yapar gibi.
“Polisler,” dedi Elara. Sesi düzdü, panik yoktu.
Kael kapıya yöneldi, dışarıyı taradı.
“Üç araç. Işıklar sönük ama motor sesi net. Bizi buraya kadar takip ettiler.”
Elara çantasını omzuna attı.
“Nasıl buldular?”
Kael bir an sustu.
“Telefonum. Ya da senin eski konum log’ları. Ya da… Mert konuştu.”
Elara’nın yüzü gerildi.
“Mert.”
Kael başını salladı.
“Depodan çıkalı beri iz bırakmadım. Ama o… kırılmıştı. Polisler onu bulup konuşturmuş olabilir.”
Dışarıdan sesler yükseldi – telsiz cızırtısı, ayak sesleri kumda.
“Alan çevrildi! Çıkın elleriniz havada!”
Bir megafon. Resmi, soğuk.
Elara Kael’e döndü.
“Şimdi ne yapacağız?”
Kael’in gözleri karanlıktı.
“Kaçabiliriz. Arka taraftan sahile ineriz, teknelerle açılırız. Ama yakalanma ihtimali yüksek.”
Elara bir an düşündü.
Sonra başını salladı.
“Hayır.”
Kael şaşırdı.
“Ne?”
“Kaçmayacağız,” dedi Elara.
“Bu sefer değil.”
Kael’in kaşları çatıldı.
“Teslim mi olacağız?”
Elara derin bir nefes aldı.
“Ben teslim olacağım. Sen git.”
Kael’in yüzü değişti.
“Hayır.”
“Dinle,” dedi Elara, sesi sertleşti.
“Senin peşinde yıllardır. William dosyası hâlâ açık. Beni yakalarsa en fazla sorgu, belki kısa hapis. Ama seni alırlarsa… biter. Sonsuza kadar.”
Kael bir adım yaklaştı.
“Seni bırakmam.”
Elara elini Kael’in göğsüne koydu. Durdurdu.
“Bırakacaksın.
Çünkü bu sefer benim kararım.
Git.
Ve bekle.
Bir gün… belki ben de gelirim.”
Dışarıdan ses tekrarlandı:
“Son uyarı! Çıkın yoksa zorla giriyoruz!”
Kael’in gözleri doldu – bu kez gerçekten.
Ama başını salladı.
Yavaşça.
Elara kapıyı araladı.
Ellerini kaldırdı.
Işıklar yüzüne vurdu.
“Teslim oluyorum!”
Polisler ileri atıldı.
Kalkanlar, silahlar, bağırışlar.
Kael arka kapıdan çıktı.
Sahile doğru koştu.
Deniz karanlıktı.
Ama o karanlıkta kayboldu.
Elara kelepçelenirken başını çevirmedi.
Sadece içinden geçirdi:
Git.
Ve bu sefer… gerçekten dön.
Polis arabasına bindirilirken sirenler yükseldi.
Ama Elara’nın yüzünde korku yoktu.
Sadece bir gülümseme vardı – küçük, kararlı.
Çünkü biliyordu:
Bu son değil.
Bu sadece ara.
Ve ara bittiğinde…
O karar verecekti.