Motor İzmir’in arka sokaklarında kaybolurken rüzgâr Elara’nın yüzünü yaladı. Soğuktu, keskin. Ama Elara üşümüyordu. Kolları Kael’in belinde, göğsü onun sırtına yapışmış haldeydi. Bu temas tanıdıktı. Çok tanıdık. Ama artık aynı değildi. Kael virajları sert aldı. Bir ara sokağa daldı, farları söndürdü. Motorun sesi kısıldı, sadece lastiklerin asfalttaki hışırtısı kaldı. Bir apartman boşluğunun arkasında durdular. Karanlık onları yuttu. Kael motoru kapattı. Sessizlik ağırlaştı. Elara kollarını çözmedi hemen. Çözmek istemedi. Ya da çözemedi. “İn,” dedi Kael. Sesi alçak, ama emreden cinsten değildi. Daha çok yalvarır gibiydi. Elara indi. Ayakları yere değer değmez bir adım geri attı. Aralarına mesafe koydu. Küçük, ama anlamlı. “Nereye gidiyoruz?” diye sordu. Kael kaskını çıkardı. Saçları terden yapışmıştı. Gözleri Elara’nın yüzünde gezindi, sanki bir yara arıyordu. “Şimdilik… güvenli bir yere.” “Güvenli mi?” Elara’nın dudaklarında alaycı bir kıvrım belirdi. “Senin güvenli dediğin yerler genelde zincir izi bırakıyor.” Kael’in çenesi gerildi. Ama cevap vermedi. Sadece baktı. Elara devam etti: “Polisler peşimizde. Benim evimi bastılar. Seni arıyorlar. Beni de arıyorlar artık. Ve sen hâlâ ‘güvenli yer’ diyorsun.” Kael bir an sustu. Sonra yavaşça konuştu: “Onlar seni benden korumaya çalışıyor. Ben de seni onlardan korumaya çalışıyorum.” Elara güldü. Kısa. Acı. “İkisi de aynı kapıya çıkıyor, Kael. Korunmak istemiyorum. Anlamadın mı hâlâ?” Kael’in gözleri karardı. “Anladım,” dedi. “Ama sen de anlamadın. Ben seni korumak için doğmadım. Seni korumak… benim tek yolum.” Bu cümle havada asılı kaldı. Elara bir adım yaklaştı. Bu kez o mesafeyi kapattı. “Peki Mert?” diye sordu. Sesinde buz gibi bir netlik vardı. “Onu da mı ‘korudun’?” Kael gözlerini kaçırmadı. “Mert seni incitti.” “Hayır,” dedi Elara. “Mert yalan söyledi. Seni incitti. Beni değil.” Kael’in nefesi kesildi. İlk kez gerçekten sarsılmış gibiydi. Elara devam etti: “Sen karar verdin. Yine. Benim adıma. Onun adına. Herkesin adına. Ve şimdi ne? Beni de mi zincirleyeceksin? Depoda mı bırakacaksın? Kendimle baş başa mı?” Kael başını iki yana salladı. Yavaşça. “Seni bırakmam.” “Zaten bırakmadın,” dedi Elara. “Yıllardır bırakmadın. Parkta. Depoda. Arka kapıda. Bu motosiklette. Hep oradasın. Gölge gibi. Ama ben artık gölgede durmak istemiyorum, Kael.” Kael’in eli istemsizce Elara’nın koluna uzandı. Dokunmadı. Sadece havada kaldı. “Ne istiyorsun o zaman?” diye sordu. Sesinde ilk kez çaresizlik vardı. Elara derin bir nefes aldı. Geceyi içine çekti. “Seçmek istiyorum,” dedi. “Senin yerine değil. Polislerin yerine değil. Mert’in yerine değil. Kendi adıma.” Kael’in eli yavaşça indi. “Ve eğer seçimin bensiz olmaksa?” Elara sustu. Uzun süre. Sonra cevap verdi: “O zaman bensiz olursun.” Bu cümle Kael’i vurdu. Görünür şekilde. Omuzları hafifçe düştü. İlk kez yenilmiş gibiydi. Ama pes etmedi. “Bir gece daha,” dedi. “Sadece bir gece. Güvenli bir yerde kalalım. Sonra… sen karar ver. Ne istersen.” Elara ona baktı. Uzun uzun. Sonra başını salladı. Küçük bir hareket. Ama yeterli. “Bir gece,” dedi. “Ama bu gece bittiğinde… eğer istersem giderim. Ve sen beni durduramazsın.” Kael başını eğdi. Kabul gibiydi. “Tamam.” Motor tekrar çalıştı. Bu sefer daha yavaş gittiler. Şehir ışıkları geride kalırken Elara arkaya yaslandı. Kaskının içinden gökyüzüne baktı. Yıldız yoktu. Sadece bulutlar. Ama içinden bir ses fısıldıyordu: Bu son değil. Bu sadece yeni bir başlangıç. Ve bu kez, kimin av, kimin avcı olduğunu sadece zaman gösterecekti.
Bölüm 21
Seçim
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.