İçeriğe geç

𝘒𝘶𝘳𝘴̧𝘶𝘯 𝘪𝘻𝘪 | texting

Bölüm 3 · 2 dk okuma

𝘒𝘶𝘳𝘴̧𝘶𝘯 𝘪𝘻𝘪 | texting

Bölüm 3

Kurşun kadar gerçek

Sabah 07:45. Üs kantini. Hava hâlâ soğuk, ama içerisi buharlı kahve kokusuyla dolu. Alev kahve sırasına girdi. Etrafında timden birkaç kişi vardı – çoğu yorgun, göz altları morarmış. Mert masada oturuyordu, önüne bir tabak menemen koymuş, ama dokunmamıştı. Alev tepsisini aldı, Mert’in karşısına oturdu. Sessizce kahvesinden bir yudum aldı. Mert başını kaldırdı. “Gece uyudun mu?” Alev omuz silkti. “Biraz.” Yalan değildi – tam bir yalan da değildi. Mert çatalını tabağa bıraktı. “Dün hastanede... uzun kaldın.” Alev’in eli fincanda dondu. “Rapor verdim.” Mert gözlerini kısmadı, ama sesi alçaldı. “Rapor beş dakikalık iş. Sen yarım saatten fazla kaldın.” Alev kahvesine baktı. Siyah, koyu, dumanı yükseliyordu. “Komutanın durumu kritikti. Kontrol ettim.” Mert bir an sustu. Sonra öne eğildi. “Alev... biz aynı timdeyiz. Yedi senedir. Seni tanırım. Sahada kurşun yerken bile soğukkanlısın. Ama dün gece... gözlerin farklıydı.” Alev’in kalbi hızlandı. Ama yüzü değişmedi. “Ne demek istiyorsun?” Mert derin nefes aldı. “Yüzbaşı’ya karşı... fazla mı ilgili oldun?” Sessizlik masaya çöktü. Sadece kantindeki uğultu ve çatal bıçak sesleri vardı. Alev fincanı yavaşça bıraktı. “Mert. Tim için her şeyi yaparım. O da tim için her şeyi yaptı. O kadar.” Mert başını salladı – inanmış gibi değildi. “Ama dikkat et. Burası ordu. Bazı şeyler... söylentiye dönerse, ikiniz de biter.” Alev ayağa kalktı. Tepsisini aldı. “Teşekkürler uyarı için.” Dönüp gitti. Sırtı gerilmişti. Hastane koridoru. Saat 09:20. Aras odasında oturuyordu. Omzundaki sargı temizdi, serum çıkarılmıştı. Doktor “Yarın taburcu olursun” demişti. Ama Aras’ın aklı başka yerdeydi. Kapı çalındı. “Gir.” Alev içeri girdi. Bu sefer üniforması tertemizdi. Yeni yıkanmış, ütülü. Ama göz altları hâlâ hafif mor. Aras gülümsedi – hafif, kontrollü. “Rapor mu getirdin yine?” Alev kapıyı kapattı, kilitledi. Bu sefer sandalye çekmedi. Doğruca yatağın kenarına oturdu. “Hayır. Sadece... görmek istedim.” Aras’ın eli otomatik olarak Alev’in eline gitti. Parmakları birbirine değdi. Ama bu sefer daha temkinliydiler. “Timde biri bir şey mi sezdi?” diye sordu Aras. Alev baş salladı. “Mert. Açık konuşmadı ama... anladı gibi.” Aras dişlerini sıktı. Omzundaki yara sızladı. “Beklediğimden hızlı oldu.” Alev’in sesi alçaldı. “Ne yapacağız?” Aras bir an sustu. Sonra elini Alev’in yanağına koydu. Parmakları serindi. “Şimdilik hiçbir şey yapmayacağız. Açık vermeyeceğiz. Ama... durmayacağız da.” Alev gözlerini kapadı. Aras’ın elinin sıcaklığını hissetti. “Risk büyük.” Aras baş salladı. “Biliyorum. Ama seninle aynı riski almaya değer.” Alev gözlerini açtı. Aras’a baktı. Bu sefer emir veren komutan yoktu. Sadece Aras vardı. Yüzbaşı değil. Adam. Alev eğildi. Yavaşça. Dudakları Aras’ın dudaklarına değdi. Kısa. Ama derin. İkisi de nefeslerini tuttu. Sonra Alev geri çekildi. Alnını Aras’ın alnına dayadı. “Taburcu olunca... ne olacak?” Aras fısıldadı. “Yeni görev. Ama bu sefer... ikimiz de aynı yerde olacağız. Dikkatli olacağız.” Alev baş salladı. Ayağa kalktı. Kapıya yöneldi. Dönüp baktı. “Yarın seni almaya gelirim. Taburcu olurken.” Aras gülümsedi. “Bekliyorum.” Kapı kapandı. Aras yatağa yaslandı. Omzundaki yara hâlâ acıyordu. Ama kalbindeki başka bir acı daha büyüktü artık. Ve o acı... tatlıydı. Dışarıda, koridorda Alev durdu. Derin nefes aldı. Elini dudaklarına götürdü. Hâlâ Aras’ın tadı vardı. Ve o an anladı: Artık sadece bir asker değildi. Aşık olmuştu. Yasak da olsa, kurşun kadar gerçek.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.